1 – F2 – HALKEVİ BİNASI’NIN YERİNDE NE VARDI;

Mersin-Vali-konağı.jpg

Vali Konağı yeni yapıldığı sıralarda. Atatürk caddesi nin adı henüz Kışla caddesi. Tevfik Sırrı Gür henüz görevde değil… Ali Merzeci Koleksiyonu

MERSİN HALKEVİ / MERSİN KÜLTÜR MERKEZİ – Sayfa 34-43    “Kitabın başına dönmek için bu satırı tıklayınız…

O GÜNLERDE MERSİN …
ZEFİRYUM ANTİK KENTİ
Mersin kenti antik dönemde kurulmuş Zefiryum kentinin üzerinde yapılanmıştır.
“Sırtı Dağ, Yüzü Deniz: Mersin” kitabının ilk bölümü Prof.Dr. Mustafa Hamdi Sayar’ın ‘Kayıp Kentlerden Bugüne Mersin’ bölümünün birinci ara başlığından: …”Ovalık Kilikya’da bugünedeğin belirlenebilen en eski yarleşme yerlerinden biri olan Mersin-Yumuktepe’nin birkaç kilometre güneyinde bugün Mersin Devlet Opera’sınıve Mersin Müzesi’ni de içinde barındıran binanın bulunduğu tepede Zephyrion yerleşmesinin bulunduğu tahmin edilmektedir”.
* Daha önce de hatırlattığımız gibi, Mersin Halkevi binasına kıyıdaki yoldan yükselen basamak sayısını değerlendirerek : 3.50 m. Lik bir tepeye oturduğunu anlıyoruz.
* Bu alan çevresinde yapılan kazılarda antik Zefiryum şehrine ait kalıntılardan kısaca söz etmek gerekir.
* Vali Konağı, Halkevi, Kız Enstitüsü ve çevre binaların temel kazıları sırasında sur kalıntıları, sütunlar, sütun başlıkları, pişmiş toprak sandık sarkofaj ve bazı plastik formlu mermer parçaları gibi bir çok tarihsel buluntu ele geçmişti.
* Ali Merzeci’ye göre, Halkevi’nin bulunduğu tepe büyük olasılıkla eski bir tapınak kutsal alanı olmalıdır.
* (Vali Konağı inşaatı temel kazılarında bir gömü bulunduğu, çıkan ihtilafta, bir kişinin de bu nedenle öldürüldüğü anlatılır).
* Bekir Uluğ’un “Tarih Boyunca Çukurova” kitabının ikinci cildinde Vali Konağı inşaatı sırasında bulunan gömüden söz ederek küp içindekiler hakkında bilgi verilir.
Bunların arasında, Halkevi’nin kazan dairesi hafriyatı sırasında kuzey duvarının yaklaşık 3.50 m derinliğinde mermer bir heykel bulunmuştu. M.Ö. 500’lere tarihlenen Pers imparatoru Kuruş (Kyrus) ‘un bu heykeli o tarihlerde Mersin’de müze olmadığından Adana Müzesi’ne kaldırılmıştı. Şimdi Mersin Müzesi’nde görülebilir.

Mersin Müzesi arkeolojik eserler salonu. Fotoğraf : Mustafa Eser

Mersin Müzesi arkeolojik eserler salonu. Fotoğraf : Mustafa Eser

MERSİN, 1940′ LARDAN BUGÜNE
Mersin kenti henüz 100 yaşına basmış, pamuk ekimi ve ticareti dolayısıyla dünyanın ilişki kurarak tanıdığı, onbir ülkenin konsolosunun yaşadığı bir dünya kentidir. Korular ve geniş bahçeler içinde taş evler arasında uzanan toprak yollar, şoseler görülür. Kent, kıyıyı izleyen caddeyi kesen paralel dar sokaklarla denize açılan iskelelere bağlanır. İşte bu çekirdeğin kuzey kısmında mahalleler kurulmuştur. Demiryolu nedeniyle, doğu tarafında sanayi yapıları, depolar, ticarethaneler yer alırken, batısında kıyı boyunca bahçe içinde sıra evler uzanır.
Sözün yanında, o dönemi en iyi anlatan belgeler, görsellik taşıyan eski kartpostallar ve fotoğraflardır.
1940 yılında nüfus Mersin Merkez 30 000 kişidir.
1945 yılına gelindiğinde 33bin 148 kişi sayılır. 1950 yılına gelindiğinde Mersin nüfusu 37bin 153 kişi olur.
Mersin Limanı yapılırken (1955-1961) kıyı boyu yaklaşık bir kilometre kadar doldurulmuştu. Dolgu ile sağlanan, kıyı boyunca uzanan alanda oluşturulan yeşil alana Atatürk Parkı adı verildi. Park’a paralel yapılanan yeni cadde, İsmet İnönü Bulvarı oldu. Dolgu alanı ve Atatürk Parkı bitiminde oluşturulan küçük balıkçı barınağı bir dalgakıranla çevrildi.
Eskiden kayıkların süslediği kumsal, çoğu hobi amaçlı küçük teknelerin “balıkçı barınağı” oldu. Yitirdiğimiz kumsalın üst yanı Millet Bahçesi’ydi. 17 Mart 1923 tarihinde Atatürk Mersinlilere burada hitabetmiş, ünlü mesajını vermişti.

17 Mart 1923 Mustafa Kemal Paşa Millet Bahçesi’nde Mersinlilere hitabediyor:  - Memleketinizin hakiki sahibi olunuz!  Bu bahçe şimdiki Mersin Kültür Merkezi’nin önündeki Cumhuriyet Alanı’dır. Fotoğrafta görülen sarıklı kişi Hafız Emin Efendi, Av. Şeref Gökçel’in dedesidir.

17 Mart 1923 Mustafa Kemal Paşa Millet Bahçesi’nde Mersinlilere hitabediyor:
– Memleketinizin hakiki sahibi olunuz!
Bu bahçe şimdiki Mersin Kültür Merkezi’nin önündeki Cumhuriyet Alanı’dır. Fotoğrafta görülen sarıklı kişi Hafız Emin Efendi, Av. Şeref Gökçel’in dedesidir.

Denize sırtınızı döndüğünüzde önünüzdeki alan 2000 yılına kadar Atatürk Caddesi’nin Kışla Caddesi’ne kadar uzanan devamıydı. Resmi günlerde cadde araç trafiğine kapatılır, ağaçları çoktan kesilmiş beton alanda Atatürk Anıtı’nın önünde resmigeçitler yapılırdı. Şimdi yine törenler, trafikten arındırılmış, zemini granit kaplanmış yeni Cumhuriyet Alanı’nda yapılıyor.

ÇARDAK MAHALLESİ
Günümüzde Kültür Mahallesi olarak anılan Kültür Merkezi’ni de içine alan mahalle, 1930’larda “çardak mahallesi” olarak hatırlanıyor. Özellikle şimdiki Kültür Merkezi’nin önünde yüksekçe tepecik üzerinde, bugünkü tabirle gecekondu dediğimiz derme çatma yoksul kulübelerinin oluşturduğu mahalle görünümündedir.

NECATİ TÜTÜNER
1924 yılında beş yaşında iken Girit’ten gelen Necati Tütüner ilk gençlik yıllarında bu alandaki gözlemlerini anlatıyor:

1940’lı yılların başında yeşil dokusu, Belediye Parkı ve özgün yapılarıyla Mersin harika görünüyor. Fotoğraf yeni yapılan Vali Konağı’nın üstünden çekilmiş olmalı. Ali Merzeci Koleksiyonu

1940’lı yılların başında yeşil dokusu, Belediye Parkı ve özgün yapılarıyla Mersin harika görünüyor. Fotoğraf yeni yapılan Vali Konağı’nın üstünden çekilmiş olmalı. Ali Merzeci Koleksiyonu

“Silifke Caddesi’nden denize kadar uzanan arazi içinde iki önemli yapı vardı. Arap Ortodoks Kilisesi ve doğu yönündeki Vali Konağı. Bu iki yapı arasında, Arap Hıristiyan ailelerine ait, birkaç basamakla girilen tek katlı taş evlerin sıralandığı görülüyordu..”. Bugün de Arap Ortodoks Kilisesi ön bahçesine, dış kapıdan sonra 10 basamaklı merdivenle çıkılır. Kiliseden Vali Konağı’na doğru, 90 metre uzunluğundaki basamaklar uzanır.
“Bu sıra evlerle Silifke Caddesi arasındaki toprak alan üzerinde bazı seneler “bayram yeri” kurulurdu. Daha sonra buraya havuzlu bir park yapıldı.
Evlerin önünde ağaçlıklar içinde kulübe tarzı derme çatma küçük çardaklar denize kadar yayılırdı. Sıra evler ile, kulübelerin oluşturduğu Çardak Mahallesi’nin arasında cadde boyunca bir dekovil hattı vardı…

Mersin Millet Bahçesinin denizden görünüşü

Mersin Millet Bahçesinin denizden görünüşü


Şeref Gökçel anlatıyor: “Halkevi yapılmadan önce Vali Rüknettin Nasuhioğlu, Kilise’nin yanından ve Vali Konağı’nın yanından birer yol açarak, buralardan Atatürk caddesi ile Silifke caddesi arasındaki bağlantıyı (Jansen Planı’na uygun olarak. S.V.) sağladı.
Babam Ahmet bey çarşıdan eve dekovil arabasıyla gider gelirdi; üstü açık dekovil vagonu üzerinde, elinde şemsiye ile güneşten korunduğunu anımsıyorum…
Mersin Halkevi inşaatı sürerken bu büyük yapı için, herkes hayretle bakardı. Zeliha halamın kocası, (sallabaş Ahmet derlerdi), ‘Dört dönüm üzerine bir bina yapıyorlar’ deyip, şaşkınlığını dile getirirdi…

1 – F3 – MERSİN’E CUMHURİYET DAMGASI
Mustafa Kemal 5 Kasım 1918 tarihinde, o dönemde Karaman-cılar Konağı olarak bilinen deniz kenarındaki büyükçe bir evin konuğu olur ilk kez. Mondros (Mütarekesi) Ateşkes Andlaşması’ nın (30 Ekim 1918) yapılmasından bir hafta geçmeden 7. Ordu komutanı Mirliva Mustafa Kemal, karargâhı Adana’da olan, “Yıldırım Orduları Grup Kumandanlığı”na atanmıştır. Mustafa Kemal, eski bir silah arkadaşını ziyaret etmek için trenle Mersin’e gelir. Mersin o dönemde Adana Vilayeti’ne bağlı mutasarrıflıktır. 23. Tümen Komutanı Albay Bahaettin Bey, şimdiki Uray Caddesi üzerindeki Karamancılar Konağı’nda kiracı olarak bulunmaktadır. Evin denize bakan bir odası kendisi için hazırlanır. Akşam yemeğini Mersin Mutasarrıfı Galip Bey, Jandarma Tabur Komutanı Yüzbaşı Talat Bey ve diğer erkân ile birlikte yiyen Mustafa Kemal ülkenin durumunu gözden geçirirken:
“Bizim için savaş henüz bitmedi, asıl Kurtuluş Savaşı’na bundan sonra başlayacağız, demişti… Ona göre hazırlıklı olmamız gerekir”…
Bu sözler yakında başlayacak Kurtuluş Savaşı’nın örgütlenme ilkeleridir.

Mersin Kültür Merkezi ve Çevresi 2006

Mersin Kültür Merkezi ve Çevresi 2006

Geç vakitlere kadar konuştuktan sonra odasına çekilir, geceyi burada geçirir. Sabah Adana’ya döner… 44 gün sonra Mersin işgal edilir… Karamancılar Konağı bugün metruk, oturulamaz haldedir…
Cumhuriyet öncesinde Mustafa Kemal’in ikinci kez Mersin’e gelişi 17 Mart 1923’te bir “bayram” havasında olmuştur. Bu büyük coşku ve sevinç içinde halkla birlikte şehir içinde yaya olarak ilerleyip (eski) Mutasarrıflık Konağı’nı, (eski) Tahinciler Konağı’nı inceleyen Mustafa Kemal’in diğer düzgün kesme taş yapılar da dikkatini çeker. – Bu binalar kimlere aittir? sorusuna aldığı –Ermenilere, Rumlara aittir… cevabına canı sıkılıp: – Bu binalar yapılırken siz neredeydiniz? demesi üzerine, kalabalıklar içinden gelen: –Yemen’deydik Paşam… cevabı O’nu derinden etkiler…
Meclis’te Mersin’le ilgili bir konuşma sırasında – “Hayatta karşılığını bulamadığım sözlerden biri de bu olmuştu” diyerek içtenliğini ifade eder.
Mustafa Kemal Atatürk ile yapılan söyleşilerde, bunun altı çizilir. O’ nu konuk ettikleri evler, kesme taş güzel evler hep yabancı asıllı, daha doğrusu gayrimüslim kişilerin mülkleridir. Atatürk bir Türk evinde konuk olmak ister.
İşte bu noktadan değerlendirirsek, Türkiye’nin hiçbir kentinde vali için henüz bir ev yapılmamışken, neden ilk kez Mersin Valisi için “görkemli bir konak”, hem de şehrin ortasına yapılmıştır? Vali’den önce burada Atatürk kalmıştır.
Bu, Atatürk’e bir lütuf, nazire, yanıt mıdır? Zımni vasiyetinin gerçekleştirilmesi olabilir mi?
Mersin’de Vali Rüknettin Nasuhioğlu ile başlatılan planlamada çağdaş sivil yapılardan ilki, Mersin Vali Konağı, Atatürk’ün Mersin’de kalabildiği tek Cumhuriyet yapısı olmuştu.
Binanın önündeki toprak meydan, Cumhuriyet Alanı’na dönüştürülmüş, ortasından geçen Kışla Yolu iken, çevre düzenlenmesi yapılarak Atatürk Caddesi adı verilmiştir. Alanın tam ortasına dikilen Atatürk Anıtı’nın aksında, Vali Tevfik Sırrı Gür’ün girişimiyle yapılan Mersin Halkevi Binası ile birlikte buraya “Cumhuriyet Damgası” vurulmuştur. Kentin peyzajına ve kimliğine bir damga.
Bu terimi yıllar sonra 1996 yılında Demir Çağları Sempozyumu’na katılan yabancı hocalar da kullanmışlardı. Bir ramazan gününde, Atatürk Evi ve Müzesi bahçesinde Deniz Kuvvetleri Bandosu’nun klasik müzik dinletisinde, aperatif alınıyordu ve o dönemde Erbakan başbakandı…Yaşlı bir Alman arkeolog müstehzi bir gülüşle Türkçe şöyle dedi:
“Burası Mersin Cumhuriyeti”…

Şimdiki Arap Ortodoks Kilisesi’nin çan kulesinden çekilmiş olan fotoğraf 1900’lerin başı. Kilise ile Vali Konağı arasında sıralı, kiremit çatılı kesme taş evler var. Burası Çardak Mahallesi. Av. Şeref Gökçel’in babası Ahmet bey, işinden Müftü Deresi yanındaki evine, elinde açık şemsiyesi ile dekovil vagonunun üzerinde gider gelirmiş.

Şimdiki Arap Ortodoks Kilisesi’nin çan kulesinden çekilmiş olan fotoğraf 1900’lerin başı. Kilise ile Vali Konağı arasında sıralı, kiremit çatılı kesme taş evler var. Burası Çardak Mahallesi. Av. Şeref Gökçel’in babası Ahmet bey, işinden Müftü Deresi yanındaki evine, elinde açık şemsiyesi ile dekovil vagonunun üzerinde gider gelirmiş.

ŞİNASİ DEVELİ
Şinasi Develi’nin çeşitli yazıları ile Halkevi’nin yeri:
…” (şimdi) Vali Konağı’nın bulunduğu yer Kilise’ye kadar boş alandı. …. Gümrük Meydanı ile Müftü Mahallesi arasında çalışan Mersin Tramvayı da arsanın yanından geçmekte idi”.
Türkiye’nin ilk Vali Konağı Binası, (Aslında Atatürk Evi olarak düşünülmüştü) Vali Rükneddin Nasuhioğlu zamanında (1936-1939) yapılmıştı. 19.11.1936 yılında (tarihinde) Atatürk Mersin’e geldiğinde, Vali Nasuhioğlu’na “ Vali bey, Konağı çabuk düzenleyip, noksanlarını tamamlayınız, her sene Nisan ayını burada geçirmek istiyorum,” demişti. Ancak son defa, 1938 yılında burada kısa süre kalabilmiş, tekrarına ömrü yetmemişti.
Şimdiki Kültür Merkezi’nin oturduğu arsa, Belediye Başkanı Mithat Toroğlu’nun desteği ile Vali Burhanittin Teker zamanında (1939-1941) düzenlenmiş, çok güzel görünümlü havuzlu bir park haline getirilmişti. Kilisenin önünde geniş bir bahçesi bulunuyordu. Sırrı Gür bahçenin tamamını yola kaydederek (açarak) caddeyi genişletmişti.
(şimdiki Arap-Ortodoks) Mihail Anhengelos isimli kilisenin yerini Dimitri ve Tannus Nadir isimli kişiler bağışlamışlardı. Kilise 1870’li yıllarda inşa edilmişti. İlk yapımındaki çan kulesi bir fırtına sırasında yıkılmış, tekrar yapılamamıştı…

Vali Tevfik Sırrı Gür, her bulunduğu yerde evvela bir Halkevi Binası yaptırmayı prensip edinmişti. Bunun kültüre olan büyük hizmeti yanında o tarihte tek parti olarak iktidardaki Cumhuriyet Halk Partisi de Halkevleri’ne büyük önem veriyor ve bu tür faaliyette bulunan valileri tutuyordu. Tevfik Sırrı Gür’ün Mersin’deki ilk gerçekleştireceği eserler arasında Halkevi vardı. Şimdiki Halkevi binasını aslında daha geniş bir alan içersinde düşünüyordu. Ancak, halen Halkevi güneyindeki Mihail Arhengelos Ortodoks Kilisesi genişlemeye engeldi. Tabii buna el sürmesi Lozan Antlaşması hükümlerini ihlal sayılırdı. Ortodoks Cemaati’ne bir teklif götürdü. Eğer bu kiliseyi yıkmalarına izin verirlerse, kendilerine çok daha mükemmel bir ibadethane verecekti. Halen Bit Pazarı olan yerde Mersin’den kaçan Rum Cemaati’ne ait bir kilise vardı. Cemaati kalmadığı için boş duruyordu. Ahios Georgios isimli bu kiliseyi zamanın Rum zenginlerinden Mavromati yaptırmıştı. Çift çan kuleli, her tarafı mermer bir ibadethaneydi. Tevfik Sırrı Gür kiliseyi yeniden onaracak, eksiklerini giderecekti. Fakat Cemaat, Vali’nin bu teklifini kabul etmedi. Bu red tamamen hissiydi. Zira, Tevfik Sırrı Gür Atatürk Caddesi’ni genişletmek için Kilise Bahçesi’nin oldukça büyük bir bölümünü caddeye katmış ve kiliseye herhangi bir para da ödememişti. Söylendiğine göre onların rızasını da almamıştı. Cemaat bu nedenle Tevfik Sırrı Gür’e gücendi. Ancak sonradan böyle güzel bir teklifi geri çevirdikleri için pişmanlık duydular”…

Yeni tamamlandığında Vali Konağı ve gerisindeki Halkevi’nin yapılacağı boş alan görünüyor. Resmin ortasındaki duvar üzerinde şimdi Halkevi önündeki basamaklar oturuyor.

Yeni tamamlandığında Vali Konağı ve gerisindeki Halkevi’nin yapılacağı boş alan görünüyor. Resmin ortasındaki duvar üzerinde şimdi Halkevi önündeki basamaklar oturuyor.

(Yukarıda söz edildiği gibi) Halkevi binasının yapılacağı yer boştu. Sadece geniş bahçesi içinde Arap-Ortodoks Kilisesi vardı. Bu kilisenin yıkımı için daha önce Belediye Meclis Kararı da alınmıştı:
“Karar tarihi 11.04.1939 Atatürk Parkı içindeki Arap Ortodoks Kilisesinin yıkılarak arsasının parka ilavesi için mezkur kilisenin müsamere salonu ile (Rum Kilisesi, Yani Aya Yorgi Kilisesi) mübadelesine karar verildi.” (Bu karar uygulanamadı.)
Eski fotoğraflarda denize kadar uzanan alanda derme-çatma kulübelerin oluşturduğu “Çardak Mahallesi” görünmektedir. Doğudan batıya Şinasi Develi’nin Mersin Tramvayı olarak tanımladığı bir raylı sistemin uzandığını görüyoruz.

Fotoğrafın üzerindeki kazıma yazı olmasa Belediye Havuzlu Parkı olduğunu bilen olur mu? Mersin Halkevi Binası tam bu havuzun üzerinde yükseldi.          Ali Merzeci Koleksiyonu

Fotoğrafın üzerindeki kazıma yazı olmasa Belediye Havuzlu Parkı olduğunu bilen olur mu? Mersin Halkevi Binası tam bu havuzun üzerinde yükseldi.
Ali Merzeci Koleksiyonu

HERMAN JANSEN’İN MERSİN ŞEHRİ İMAR PLANI
Halkevi’nin planlandığı yıllarda Avusturyalı ünlü şehir plancısı Prof. Herman Jansen “Mersin Şehri İmar Planı”nı bitirmişti. Halkevi’nin bulunduğu yer “rekreasyon alanı ve yeni yönetim merkezi” olarak planlanmıştı.

2005 yılında Mersin Üniversitesi’nde yapılan “Tarih içinde Mersin Kolokyumu”nda şehir plancıları Tolga Ünlü ve Tolga Levent, Jansen Planı’nın etkileri konulu çalışmaları yayımladılar. Bu çalışmanın “rekreasyon alanları ve yaya koridorları” bölümünde şöyle denilmektedir:

Batıdan doğuya 1950’li yılların başı. Deniz daha doldurulmamış. Halkevi ile Akdeniz arasında bakımlı yeşil alan ilgi çekici. Bu görüntü Mersin’e, Akdeniz’de bir “İnci kent” unvanını kazandırmış olmalı. Şimdiki Barbur Apartmanı’nın yerindeki evin üst katından çekilmiş. Fatih Arlı Koleksiyonu.

Batıdan doğuya 1950’li yılların başı. Deniz daha doldurulmamış. Halkevi ile Akdeniz arasında bakımlı yeşil alan ilgi çekici. Bu görüntü Mersin’e, Akdeniz’de bir “İnci kent” unvanını kazandırmış olmalı. Şimdiki Barbur Apartmanı’nın yerindeki evin üst katından çekilmiş. Fatih Arlı Koleksiyonu.

(Jansen’in “Mersin Şehri İmar Planı”nında görülen) “Rekreasyon sisteminin bir diğer parçası da “yeni yönetim merkezi”dir. (civic center). Bu alanda Atatürk Parkı, olarak adlandırılan bir park ile, birlikte bir Tiyatro binası, Halkevi, Vali Konağı, (günümüzde de Vali Konağı olarak kullanılmaktadır), Belediye Binası (günümüzde Atatürk Müzesi olarak kullanılan bina) ve Halk Fırkası binaları yer almaktadır. Günümüzde Atatürk Müzesi ve Kültür Merkezi arasında kalan bu alan, yeni “yönetim merkezi” olarak belirlenmiş, böylece kamusal hizmet veren kullanımlar Uray Caddesi’nin batısına doğru taşınmıştır. Bu alanda bulunan Arap Ortodoks Kilisesi’nin de kütüphaneye dönüştürülmesi öngörülmektedir. Bu alana verilecek servisler kuzeyindeki taşıt yolundan sağlanacaktır. Ve bu yol kesinlikle yayalara kapalı olacaktır. Bu alan içinde öngörülen kullanımlardan bazılarının hayata geçmemesine rağmen alanın günümüzde de benzer yönetimsel ve kamusal işlevler tarafından kullanıldığı görülmektedir.

XX. yüzyılın başlarından bir kartpostal. Sağdaki bina Belediye Taş Binası’nın “bakir hali”.  İlerdeki çan kuleli Arap Ortodoks Kilisesi görülüyor.

XX. yüzyılın başlarından bir kartpostal. Sağdaki bina Belediye Taş Binası’nın “bakir hali”. İlerdeki çan kuleli Arap Ortodoks Kilisesi görülüyor.


Bu alansal kullanımların yanı sıra bunların da birer odak noktası olarak kullanıldıkları denize dik ve yatay yeşil koridorlar tasarlanmıştı. Bu koridorlar bir yönüyle rekreasyon sisteminde süreklilik sağlarken, diğer yönüyle kentin hemen hemen her noktasının deniz ile ilişkilenmesini sağlamaktadır.”
Kentin diğer taraflarındaki olumsuz değişimler ve plansız yapılanmalar dikkate alındığında, Mersin Halkevi Binası’nın, çevresi ile bir denge oluşturduğunu görüyoruz……………..Kitabın devamı için bu satırı tıklayınız……………

ME.Ü.Arş.Gör. Tolga Ünlü tarafından yeniden renklendirilen Jansen Planı

ME.Ü.Arş.Gör. Tolga Ünlü tarafından yeniden renklendirilen Jansen Planı

1980’li yıllara ait bu fotoğrafta Millet Bahçesi’nden son kalan yeşil doku önünde yaratılan “rekreasyon” alanında kurulan Mersin Fuarı görünüyor.

1980’li yıllara ait bu fotoğrafta Millet Bahçesi’nden son kalan yeşil doku önünde yaratılan “rekreasyon” alanında kurulan Mersin Fuarı görünüyor.

 

 

 

Biyografik Bilgi

scroll to top