3 – H – I – J MERSİN ULUSLARARASI MÜZİK FESTİVALİ

Bilkent-Senfoni-Ork.jpg

MERSİN HALKEVİ / MERSİN KÜLTÜR MERKEZİ – Sayfa 105 – 112   “Kitabın başına dönmek için bu satırı tıklayınız…

III-H – I. MERSİN ULUSLARARASI MÜZİK FESTİVALİ
1 – 13 Ekim 2002 tarihleri arasında gerçekleştirilir. … Ve dört yıl daha geçer…
Aşağıdaki haberi yorumsuz aktarıyoruz:

Mersin Festivali Ödüllerle Başlıyor

Kadın Vizyon Haber Servisi
21/09/2005
4. Mersin Müzik Festivali, 23 Eylül Cuma günü saat 20:00’de, “Ödül Töreni” ile başlıyor. Mersin Kültür Merkezi’nde düzenlenecek gecede, “Hanri Atat Özel Ödülü” Emre Elivar’a, “Festival Özel Ödülü” ise Fazıl Say ve Melih Fereli’ye verilecek.
Hanri Atat Özel Ödülü, 22 Temmuz 2003 tarihinde hayatını kaybeden Mersinli hayırsever işadamı ve Mersin operasının ve festivalimizin kuruluşunda maddi manevi büyük hizmetleri olan Hanri Atat’ın hatırasını yaşatmak amacıyla veriliyor.
“Hanri Atat Müzik Ödülü Seçici Kurulu”; Nevit Kodallı, Evin İlyasoğlu, Işın Metin, Melih Fereli, Remzi Buharalı, Tülay Bardakçıoğlu, Ayla Atat, Kudret Ünal’dan oluşuyor.
Bu özel ödülün sahibi, yetenekli piyanist Emre Elivar
Avrupa’nın çeşitli kentlerinde ve Türkiye’de verdiği çok sayıda resital ve konserleri, radyo ve TV kayıtları övgüyle karşılanan, geleceğin parlak bir piyanisti olarak değerlendirilen Emre Elivar, şu an Berlin’deki “Hans Eisler” Müzik Akademisinde Prof. Georg Sava ile virtüözlük doktorasını tamamlıyor. Emre Elivar’ın Necil Kazım Akses’in piyano yapıtlarından oluşan bir CD kaydı bulunuyor.
Ülkemize ve Mersin Uluslararası Müzik Festivali’ne üç yıldan bu yana yapmış oldukları değerli katkılardan dolayı Festival Özel Ödülleri ise bu yıl ünlü sanatçılar Fazıl Say ve Melih Fereli’ye veriliyor.

Mersin Kültür Merkezi Hakkında
1946’den bu yana hizmet veren Mersin Kültür Merkezi, özel sahne ve ses donanımıyla o yıllarda Türkiye’nin en modern tiyatro ve sinema salonlarından biriydi… Büyük salonlarında balolar, düğünler yapılan mekan, 1977 yılında bina Kültür Bakanlığı’na devredilmiştir.
Uzun yıllar mali sıkıntılardan dolayı harap halde olan ve kullanılamayan bina, Mersin halkının desteği ile kullanıma açıldı.
1989 yılında Hanri Atat, İrfan Solmazer, Kudret Ünal ve Semihi Vural’ın öncülüğünde, Mersin Kültür Merkezi’nin onarımını sağlamak amacıyla Mersin Kültür Merkezi Derneği kurulmuş, Mersinlilerin ve Kültür Bakanı Fikri Sağlar’ın da destekleri ile bina 1992 yılında, ilk açılışında olduğu gibi Madam Butterfly operasıyla tekrar hizmete açılmıştır. Şu anda bina Devlet Opera ve Balesi ve Kültür Müdürlüğü’nün bir bölümü olarak hizmet vermektedir.

OPERA BALE’NİN GELİŞİMİ ve  BİNALARI 

Bu bölüm için Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın internet sitesi ile Muzaffer Evci’nin çeşitli yazıları ve Mümtaz Soysal’ın Görkemsiz Opera yazısından yararlanıldı.
Cumhuriyetimizin ilk yıllarında, Mustafa Kemal Atatürk’ün isteği doğrultusunda Opera ve Bale’ye zorunlu olarak önem verilmeye çalışılmış, ancak ne yazık ki Türkiye Cumhuriyeti temelden çatıya bir Opera Bale binası yapamamıştır.
1930’lu yıllarda İstanbul için açılan uluslararası konservatuvar ve tiyatro proje ihalelerinde “opera”nın adı yoktur.
Atatürk’ün sanatın toplum yaşamındaki yerine verdiği önemle başlayan devlet tiyatro ilişkisi, Devlet Konservatuvarı’nın açılması ve Devlet Tiyatrosu’nun kurulmasıyla sonuçlanmıştı. 1936 yılında Devlet Konservatuvarı Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı olarak kuruldu. Konservatuvar’da Müzik ve Temsil ana bölümleri bulunuyor, Temsil ana bölümü, tiyatro, opera, bale bölümlerini içeriyordu. Devlet Konservatuvarı Yasası uyarınca Konservatuvar’a bağlı bir opera ve tiyatro “Tatbikat Sahnesi” kurulması öngörülmüştü.
Konservatuvar son sınıf öğrencileri için kurulan “Tatbikat Sahnesi” ile opera çalışmaları ilerledi. Tatbikat Sahnesi tıpkı “halkevleri” ve “köy enstitüleri” gibi Cumhuriyet’in özgün buluşlarından biriydi. Hem bir eğitim kurumu oluşturulmuş, hem de öğrencilerin profesyonel birer sanatçı gibi uygulamaya yönelik çalışacakları bir ortam yaratılmıştı. Eğitim kurumları aynı zamanda icracı kurumlar olarak sanatlarını topluma tanıtmak, yaymak işlevini de üstlenmişlerdi.
16 Mayıs 1940 tarihinde yürürlüğe giren yasa, Musiki Muallim Mektebi içinde “idareten” kurulup faaliyete geçirilmiş olan “devlet konservatuvarı” sınıflarının, zaman içinde Müzik, Opera, Bale ve Tiyatro bölümlerini de içine alan bir Devlet Konservatuvarı’na dönüşmesini sağlamıştır.
Yöneticiliğine Alman tiyatro sanatçısı ve yöneticisi Carl Ebert’in getirildiği Devlet Konservatuvarı ilk mezunlarını 1941 yılında verdi. Carl Ebert’le tiyatro ve opera alanında büyük bir atılım yaşandı. Ebert, hem tiyatroda hem operada Anadolu’nun, Türk insanının potansiyelini ortaya çıkarıyordu. Yokluk yıllarının konservatuvarında amaç, opera atılımına batılı anlamda bir kimlik kazandırmaktı.
Temsiller 1941-1947 yılları arasında Carl Ebert yönetiminde, Devlet Konservatuvarı Tatbikat Sahnesi adı altında seyirciye sunuldu.
Bazı kaynaklara göre, Türk operasının öncüleri Ankara Halkevi sahnesinde, 21 Haziran 1940 tarihinde ilk temsillerini verdiler.
Puccini’nin “Madama Butterfly” operası Türk opera tarihinde bir dönüm noktası oldu. Dekorunu Turgut Zaim’in hazırladığı eserde soprano Mesude Çağlayan, mezzo soprano Necdet Demir, tenor Aydın Gün, bariton Süleyman Tamer, bariton Orhan Günek ve tenor Nuri Turkan görev almışlardı. Avrupa’da öğrenim görmüş profesyonellerin de katılımıyla 1941 yılında “Madam Butterfly”ın tamamı sahnelendi.
Bilindiği gibi 1-2-4 Mart 1947 tarihlerinde Madam Butterfly operası Mersin Halkevi binasında sahnelendi.
1947/48 yılları arasında Ankara’da, ünlü Alman mimar Bonatz tarafından yapılan Sergievi binası, tiyatro ve opera binasına dönüştürüldü. Büyük Tiyatro, 2 Nisan 1948 Cuma gecesi törenle hizmete girdi. “Türk Beşlileri” olarak nitelenen bestecilerin eserlerine yer verilen bir programla açılışı yapılan “Büyük Tiyatro” da o gece Ahmet Adnan Saygun’un “Kerem” operası da ilk kez seslendirilmiştir.
1949 yılında Devlet Tiyatro ve Opera Yasası’nın yürürlüğe girmesiyle Devlet Tiyatrosu kurulmuş, yönetimine, 1947 yılında ülkesine dönen Carl Ebert’in yerine Muhsin Ertuğrul getirilmiştir.
Bu yasa ile çalışmalarına başlamış olan Ankara Devlet Opera ve Balesi ile bu kurumun kolu halinde kurulan İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nin çeşitli kadro ihtiyacını, Devlet Konservatuvarı’ndan mezun olan sanatçılarla karşılayabilme imkanı elde edilmiştir.
Türk operasının kendi yıldızlarına ise artık Ankara sahneleri yetmiyordu. 1950’li yılların başlarından itibaren soprano Leyla Gencer, bariton Orhan Günek, soprano Ferhan Onat gibi sanatçılar başta İtalya olmak üzere çeşitli ülkelerde Türkiye’yi başarı ile temsil ettiler. Leyla Gencer’in 1954’de Napoli’deki ünlü San Carlo Tiyatrosunda “Madam Butterfly” ile başlayan uluslararası başarısı 1957 yılında Milano’da La Scala’da kazandığı başarı ile doruğa çıkmıştır.
Ankara Devlet Operası’nın kuruluşunda önemle yer alması gereken opera orkestrası ile korosu ve balesinin de 1950/53 yıllarından itibaren organize edilmelerine başlanmış olması, bu üç ayrı ünitenin zamanla üstün düzeyde bir bütün oluşturmasına imkan sağlanmıştır. Bunlardan bale okulu, 1947 yılında İngiltere’den davet edilen ünlü bale uzmanı Dame Ninette de Valois’in katkısıyla, önce İstanbul’da Yeşilköy’deki pansiyonlu bir ilkokulda kurulmuş ve değerli bale uzmanlarının eğitimi altında yetiştirilen ilk baleciler, üç yıllık bir eğitim ve öğretimden sonra, öğrenimlerini 1950 yılında, Ankara Devlet Konservatuvarı’nda kurulan bale bölümünde sürdürmüşlerdir. Bu bölüm ilk mezunlarını 1956/57 yılında vermiştir.
1958’de Tiyatro ile Opera ayrılıp iki farklı Genel Müdürlük olunca, Ankara Devlet Opera ve Balesi’nin ilk genel müdürlüğüne de Necil Kazım Akses getirilmiştir.
Artık operayı Ankara dışına taşımak zamanı gelmişti. Turne temsilleriyle İstanbul’da operanın tanıtımı yapılmıştı; ikinci bir opera oluşturmak için en uygun yer İstanbul’du. Operamıza daha başından beri damgasını vuran kişilerden biri olan Aydın Gün, yöneticiliğinin yanında birçok eserde başrolleri üstlenmiş ve eserler sahneye koymuştu. Aydın Gün bu birikimini İstanbul’a taşımış; İstanbul Belediyesi Şehir Operası’nı açmak için bütün hazırlıkları tamamlamıştı.
22 Mart 1953’de Adnan Saygun’un “Kerem” operası, üç perdelik haliyle sahnelendi. Aralıklarla beş yıl bestesi süren “Kerem” operasını ilk ulusal opera olarak sayabiliriz. Yine aynı yıl, Atatürk’ün kurduğu Devlet Konservatuvarı’nın öğrencileri, O’na olan borçlarını bir oratoryo yaratarak ödediler. Librettosu Cahit Külebi’ye, bestesi ise Nevit Kodallı’ya ait olan “Atatürk Oratoryosu”, Atatürk’ün naaşının Anıtkabir’e nakli nedeniyle, 9 Kasım 1953’de Ankara Opera binasında seslendirildi.
1959/60 yılında İstanbul’da opera kurma çalışmaları sonuçlandı ve Aydın Gün, Tepebaşı Dram Tiyatrosu’nda İstanbul Şehir Operası’nı kurdu.
19 Mart 1960’ta Tepebaşı Tiyatrosu’nda “Tosca”yı seslendirmek için perde açıldı. Dönemin Belediye Başkanı Kemal Aygün’ün de desteğiyle sanat hayatımıza İstanbul Operası kazandırıldı.
İstanbul Şehir Operası, 12 Nisan 1969’da büyük bir açılış programı ile İstanbul Devlet Opera ve Balesi adı altında çalışmalarını sürdürdü.
Ankara ve İstanbul Operaları, 14 Temmuz 1970 yılında 1309 sayılı yasayla tüzel kişilik kazanan Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü çatısı altında toplandı ve Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlandı. Kurum daha sonra kurulan Kültür Bakanlığı’na devredildi.
1946 yılında yapımı planlanan ve 23 yıl süren inşaatın ardından kazanılan İstanbul Kültür Sarayı iki yıl hizmet verdikten sonra 1971 yılında bir yangın sonucu haraboldu. Yanan o binada Ferit Tüzün’ün “Midas’ın Kulakları” operası dahil birçok opera oynanmıştı. Daha sonra geçici bir sahne oluşturmak için ödenek bulunarak Maksim Sahnesi 38 gün gibi kısa bir sürede Aydın Gün’ün olağanüstü çalışmaları sonucu tamamlandı. İstanbul Operası daha sonra Şan Tiyatrosu’nda da temsiller vermeye başladı.
1977’de onarım bittiğinde İstanbul Kültür Sarayı, yeni adıyla Atatürk Kültür Merkezi olmuştu. Opera Bale kuruluşu ise bina içinde bölüm olabildi. Binaya ironik bir kısaltmayla AKM deniyor. Bütün “Gazi” bulvarlarına “G M K” denildiği gibi.
1981 yılında Atatürk’ün yüzüncü doğum günü nedeniyle çıkarılan özel bir yasa ile, Ankara’nın büyük Adliye Sarayı’ndan başlayarak Gençlik Parkı, 19 Mayıs Stadyumu, Hipodrom Alanı ve Ulus semtinin bir bölümünü kapsayan bölge, “Atatürk Kültür Merkezi” olarak ilan edildiği için, Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Milli Komite, bu alanda bir opera binasının yapılmasını kararlaştırmıştı. Proje için beş yıl süresince bir milyon dolar harcanmış, ihale aşamasına gelinmişti.
Atatürk’ün 125. yaşını kutladığımız bu günlerde, söz konusu proje için adım atılmazken, Çin benzeri özenti “yeni” projelerle yine zaman kaybediliyor..
Ankara ve İstanbul’dan sonra 1982’de İzmir Operası açıldı. İzmir’in ünlü Elhamra Sineması tadilattan sonra opera binası olarak İzmirliler’e hizmet ediyordu. Aslında İzmir’de operanın açılması bir hayli gecikmişti. Çünkü operanın açılmasından önce İzmir Konservatuvarı öğrencilerini yetiştirmişti. Bugün donanımlı bir kulisi olmayan Elhamra Sineması’nda Türkiye’nin üçüncü Opera ve Balesi programlarını sürdürüyor.
1989 yılında 16 -18 Mayıs günlerinde İstanbul’da Atatürk Kültür Merkezi’nde “I. Opera ve Bale Kongresi” yapıldı. Bu kongrede değişik kesimlerden kişiler bir araya gelerek operanın sorunlarını ve geleceğini tartıştılar. Ne yazık ki ilerleyen yıllarda kongrenin yenileri yapılamadı.
Antalya Devlet Opera ve Balesi bir gala konseri ile 5 Nisan 1999 tarihinde açıldı. Ülkemizin beşinci opera kurumu Antalya Devlet Operası, Antalya Kültür Merkezi’nde çalışmalarını sürdürmektedir.
Antalya Kültür Merkezi Aspendos Salonu’nda temsiller veren Türkiye’nin beşinci Antalya Opera ve Balesi, kendine ait binası olmadığından sürekli sorunlar yaşamaktadır.
Bugün Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü bünyesinde 1800’ü sanatçı olmak üzere yaklaşık 2500 kişi çalışıyor. Beş ilde yaklaşık 4500 koltuk sayısıyla, Ankara ve İstanbul Müdürlükleri’nin ayda ortalama 20 opera ve bale temsiliyle çalışmaları sürüyor. 1990’ların başında yıllık toplam seyirci sayısı 250,000 iken bugün iki katına ulaştı. Yine 1990’ların başında ortalama 30 olan yıllık turne sayısı bugün 80 civarında… Devlet Opera ve Balesi yıl boyunca sahnelediği eserlerle yüz binlerce kişiye opera sevgisini ulaştırmaya çalışıyor. Şu anda beş ilde onlarca operayı sahnelemek için açılıyor her gece perdeler…

MERSİN KÜLTÜR MERKEZİ 

Mersin Kültür Merkezi bina olarak iki sanat kurumuna ev sahipliği yapar. “Mersin Devlet Opera ve Balesi” ile binanın aynı çatı altında olmasına karşın, tamamen yalıtılmış ikinci bölümünde “Mersin Müzesi” yer alır.
Mersin Kültür Merkezi Müdürlüğü binanın yaşatılması için bakım, onarım, temizlik, denetim gibi hizmetleri verir. Binanın fiziki mekanları, ağırlıklı olarak opera ve bale örgütünün yönetim ve sanat çalışmalarına ayrılmıştır. Ancak ana salon, Mersin Kültür Merkezi Müdürlüğü’nün tasarrufundadır. Yine de Opera ve Bale’nin prova ve temsil için talepleri ön plandadır. Opera ve bale çalışmalarının olmadığı günlerde salon yoğun olarak kullanılmaktadır. Özellikle turne tarzında Mersin’e gelen “tiyatro” etkinlikleri yoğundur. Talepler doğrultusunda programlanan etkinlikler arasında, valilik, belediye veya sivil toplum kuruluşlarının anma günü, seminer, konser gibi toplantıları sayılabilir.
Ayrıca “Şeref Salonu” bir saray salonu kadar görkemlidir. Bu salonda her ayın son cuma akşamı programlı olarak halka açık “ücretsiz” klasik müzik dinletileri yapılır. Defileler, sergiler, kokteyller düzenlenir.

Binanın "Şeref Salonu" gerçekten bir saray görünümündedir...Fotograf Mustafa Eser

Binanın “Şeref Salonu” gerçekten bir saray görünümündedir…Fotograf Mustafa Eser

MERSİN DEVLET OPERA VE BALESİ 

Mersin Devlet Opera ve Balesi açılışından itibaren önemli olabilecek eserleri sahneye koymuştur.
Açılışında “Boş Beşik” balesiyle çıkış yapan kurum pek çok dünya eserini sahneye koymuştur. Bunların yanında Mersinli devlet sanatçısı Nevit Kodallı’nın da Van Gogh, Gılgameş ve Hürrem Sultan gibi eserleri Mersinli izleyicilere sunulmuştu.
Ocak 2003’te Mersin Devlet Operası’nda prömiyeri yapılan “Aşk-ı Memnu” için yapılan bir röportajdan bölümler aktarıyoruz:
Selman Ada, “Aşk-ı Memnu, Halit Ziya Uşaklıgil’in 1900 yılında yazdığı ciddiye alınan ilk Türk romanlarından biridir. Şimdiye kadar tiyatroya ve televizyona uyarlanarak halka sunuldu. Opera olması ise şair librettist Tarık Günersel’in katkı ve çabalarının sonucudur. Rejisör Çetin İpekkaya’nın desteği ve özverisiyle sahnede hayat bulmuştur. Romanın yazılışının 100. yılında opera olarak sahnelenmesinden büyük mutluluk duyuyorum. Mersin’de başlangıçta bazı maddi sıkıntılar yaşandı. Fakat Çetin İpekkaya hızır gibi yetişti, son zamanlarda sıhhatinin pek iyi olmamasına aldırmadan hayati riske girerek Aşk-ı Memnu’yu alın terinin karşılığını da almadan sahneledi. Aşk-ı Memnu, Türk operasına büyük bir katkıdır. Çetin İpekkaya bu çalışmasıyla Mersin Operası’na sanatsal anlamda çağ atlatmıştır. “Aşk-ı Memnu” Mersin Operası’ndaki prömiyerinden sonra İstanbul’daki Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda da sahnelenmiştir.”
Mersin Devlet Opera ve Balesi zaman zaman siyasilerin gazabına da uğrar. Bir ara Adana Belediye Başkanı Mersin Devlet Opera ve Balesi’ni Adana’ya taşımaya davranmıştı. Kemal Küçük bu olayı, hoş bir dille “Andante” dergisinde anlatır.. Aktarıyoruz:
Çukurova Devlet Senfoni Orkestrası’nın konserlerine gelmeyen kentin Belediye Başkanının, Orkestranın taşınması gündeme geldiğinde, “Kültürel değerlerimiz bir bir elden gidiyor. Orkestramızı kapattırmayacağız” sözleri çok şaşırtıcıdır. Aynı başkanın târihî, son derece güzel bir döner sahneli salona sahip Mersin Opera ve Balesini, salonu bile olmayan Adana’ya taşıtma “kahramanlığına” girişmesi daha da şaşırtıcıdır.

Son günlerin en çok tartışılan orkestrasını barındıran Adana’ya gelince… 1992’de 32 kişilik kadroyla kurulan Çukurova Devlet Senfoni Orkestrası, “fiilen” Adana’ya “hapis olsa” da, birçok yapıtı Mersin Operası’ndan müzisyen takviyesi almadan seslendiremiyor.

Mersin  Opera ve Balesi için yerel kurumlardan destek var. Palmiye Koleji öğrencilerinden Mersin  Devlet Opera ve Balesi için tasarlanan tanıtım broşürü.

Mersin Opera ve Balesi için yerel kurumlardan destek var. Palmiye Koleji öğrencilerinden Mersin Devlet Opera ve Balesi için tasarlanan tanıtım broşürü.

BUGÜNE GELDİYSEK

Mersin Halkevi binasının restorasyonunun tamamlanması, Mersin Kültür Merkezi’nin oluşturulması ve Mersin Devlet Opera ve Balesi’nin kurulmasının altında üç önemli kişi vardır.
Turgut Özal, Namık Kemal Zeybek, Erol Gömürgen. Özellikle Gömürgen ve Özal’ın kişisel gayretleri gözardı edilmemeli.
Öne çıkmadan, reklam yapmadan, önemli görevini sükunet ve bilgelikle yerine getiren Devlet Opera ve Balesi eski Genel Müdürü Erol Gömürgen için Devlet Opera ve Balesi Temsilcisi Mehmet Ergüven’in sözleri önemlidir:
– Mersin Devlet Opera ve Balesi Sayın Erol GÖMÜRGEN’le başlayıp, Hüseyin AKBULUT’un da katkılarıyla bugüne kadar gelen Türkiye’nin dördüncü opera kurumudur.

25 km ötesinde Tarsus’da yeni bir opera binası yapılmıştır. …bu bina tiyatro ve bale için elverişli bir yerdir. İki sahnesi vardır. Bugün İzmir’de bile bir opera yokken Tarsus’ta ne mutlu ki böyle güzel bir yapı vardır. Ama onu da öğrendim ki bu kuruma sadece bir kişi tayin edildiği için, kapı önünde durduğundan kısa sürede bozulan otomobil gibi, açılışını izleyen iki yıl içerisinde tek kişilik kadrosuyla bina çürümeye terk edilmiştir.

Erol Gömürgen

Mersin Devlet Opera ve Balesi’nin kurulmasında büyük katkıları olan kişi dönemin genel müdürü Erol Gömürgen’dir.
Korno sanatçısı olan Erol Gömürgen, 15 Aralık 1988 tarihinde Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü görevine atanmıştı.
2000 yılında Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuvarı’ndaki görevinden emekliye ayrılan Gömürgen, Sevda Cenap And Vakfı Danışma Kurulu üyesidir. Türkiye’deki müzik adına yaptığı başarılı çalışmalardan ötürü, Vakfın “altın madalya” onur ödülü sahibidir.

III-I – 2005 YILINDA YENİ BİR SOLUK

2005 yılında Mersin Devlet Opera ve Balesi Müdür V. Kenan Korbek, birkaç yıldır bekleyen, Altay Bayram’ın librettosunu yazdığı, öyküsü yöreye ait bir bale eserini sergilemeye karar verir. Özgün müziklerini Ferhang Hüseyinof’un bestelediği Kraliçe Aba Balesi‘nin, 13 Ekim 2005 günü dünya prömiyeri yapılır.
MDOB Müdür V. Kenan Korbek program kitapçığında: – İşte bugün, Mersin Devlet Opera ve Balesi sanatçıları, dansın estetik motifleriyle ince ince bezeyerek bu tarihi karakterlerin günümüze ulaşmasına öncülük ediyor.
Mersin Devlet Opera ve Balesi sanatçıları, gerçekleştirdikleri “Dünya Prömiyeri” ile bale literatürüne yepyeni bir eser armağan ediyor.
Sevgiyle, dansla…
Sonsuz gurur ve heyecanla…
İşte huzurlarınızda Kraliçe Aba!..

Prömiyer gecesi Şeref Salonu’nda bir resepsiyon verildi. Bu toplantının, eserin gerçekleşmesinde emeği geçen insanları bir araya getirme gibi anlamlı bir amacı da vardı.
Ama 30 yıl önce, “Kimin Olacaktı Aba?” isimli bir sahne yapıtı olan Mersin’li yazar Bedii Demirseren, Aba rölyefi olarak tanınan kabartmayı, “Kayalara Vurmuş Suretin” diye dillendiren Arslanköy’lü Osman Şahin, yine 15 yıl önce “Yalnız Kadın” şiiriyle Aba’yı anlatan Berdan Karagöz’ü de gözümüz aradı. Onların da çorbada tuzu vardı. Bu temsili görmeleri onları da mutlu ederdi.
20 yıllık sürede ortaya çıkan oyunun tarihsel danışmanı Arkeolog Prof.Dr. Serra Durugönül, durumu bir “Aba sendromu” olarak değerlendirip pek çok insanın bu tarihsel oyuna verdiği uzun soluklu emeğe hoş bir tanı koydu.
Eser yine bir Mersin imecesi ile yaşam bulmuştu. O akşam salonda bizi izleyen Mustafa Kemal Atatürk ’ün ruhu da mutlu olmuştur; istediği doğrultuda “Kraliçe Aba” balesi, “Anadolu’dan Dünya’ya” verilen bir mesajdır.

Hürrem Sultan Balesinden

Hürrem Sultan Balesinden. Fotograf : Mustafa eser

Şeref Salonu tavanından

Şeref salonu tavanında Türk motifleri ile dekoratif malzemeler. Fotograf: Mustafa Eser

Türk üçgeni

Şeref salonundaki kartonpiyer detayında “Türk Üçgeni”. Fotograf : Mustafa Eser

MERSİN KÜLTÜR MERKEZİ 2000

Mersin Kültür Merkezi 2000 yılında yeniden dekore edildi, iyileştirildi; dönemin parasıyla bir trilyon TL harcanarak yeni bir çehre kazandırıldı.
MKM Müdürü, Kerim Kıcıman’ın verdiği bilgileri aktarıyoruz:
1) Çatı genleşmesinden doğan kiremit kaymalarını önlemek amacıyla kiremit astarı olarak bilinen Ondülin (sıkıştırılmış asfaltlı kağıt ve kiremit profili verilmiş levhalar) döşenerek kiremitler bu astar üzerine döşendi.

Kartonpiyerden başka detay

Kartonpiyerden başka bir detay.Mukarnaslar örnek alınmış. Fotograf: Mustafa Eser

2) Kalın sıvaların çatlamaları, görüntü bozukluğu ve su ve ısı izolasyonu için polystren levhalar ile “mantolama” yapıldı.
3) Kafeterya, tuvaletler, duşlar, soyunma odaları ve bale salonu yenilendi.
4) Bale salonu tabanına bale sanatına uygun çağdaş bir zemin döşemesi kaplandı.
5) Bale salonu havalandırma sistemi yapıldı.
6) Binanın tüm kapıları “amerikan kapı” denilen kapılarla yenilendi.
7) Kalorifer kazanı yenilendi.
8) 80 kişilik prova salonuna akustik sistem yapıldı.
9) Şeref salonuna split sistem yeni klima cihazları monte edildi.
10) Salon sahne perdesi yenilendi.
11) Bina iç avluları, ve çevre peyzajı mimari çalışmalar yapılarak yeniden bitkilendirildi.
12) Çocuk koro salonu, Koro salonu, Şan odaları iyileştirildi.
13) Çatı merdiven sistemi yapıldı
14) Yangın perdesi onarılarak işlevsel hale getirildi.
15) Orkestra çukuru genişletildi, elektrikli asansör sistemi konuldu.
16) Kulisler yeniden planlandı, iç avlulara erişim sağlandı.
17) Sanatçılar için dinlenme salonu yapıldı.
18) Panolar yenilendi.
19) Ana salonun koltukları yenilendi. 588 koltuk sayısı 638 sayısına ulaştı.

Şeref Salonundaki abajur

Şeref Salonundaki mermer kolonlu saray abajuru.

III-J – AÇILIŞINDAN GÜNÜMÜZE OPERA BALE ve TİYATRO ETKİNLİKLERİ

Mersin Kültür Merkezi Ana Salonu, açılışından günümüze geçen süre içinde çok yoğun kullanıldı, kullanılıyor. Salon adeta dinlenemiyor. Yeterli temizlik, bakım ve onarımlar için çaba gösteriliyor.
İstatistik değerlere boğulmadan genel bir bakışla:
Bir yılda sahnelenen ortalama Tiyatro oyunu sayısı = 93 gösteri/Yıl
Opera, Bale temsili = 63 gösteri/Yıl
a- Ana salonun kullanımı opera ve bale temsilleri kadar, hatta daha fazla tiyatro gösterileri için kullanılıyor.
b- Bu demektir ki, Mersinliler tiyatro oyunlarına opera ve bale temsillerinden daha fazla ilgi gösteriyorlar.
84 – Hürrem Sultan balesinden. Fotoğraf: Mustafa Eser
c- Özel geceler, söyleşiler, devlet toplantıları, törenler, türkü, alaturka konserler, orkestra konserleri ve resitaller dikkate alındığında Mersinliler Mersin Kültür Merkezi’ne yoğun ilgi gösteriyorlar.
d- Ayrıca, Ahad Askerov’un 15 yıldan beri kesintisiz sürdürdüğü ücretsiz klasik müzik dinletileri ana salon yeterli olmadığı için Şeref Salonu’nda gerçekleşmektedir. Polifonik Korolar’ın sistemli çalışmaları, MKM Müdürlüğü’nün desteği ile prova salonunda yapılmaktadır. Çocuk Koroları çalışmaları gibi, Şehir Tiyatrosu çalışmaları, halk oyunları ve dans çalışmaları gibi, salon yeterli olmadığından özel girişimle çalışan gönüllü topluluklara salon tahsis edilememektedir.
e- Mersin’de gelişen çeşitli kurumlarca üretilen etkinlikler büyük salonlara olan gereksinimi artırmaktadır. Konser, konferans, gösteri, v.s. gibi etkinlikler için Mersin’deki salonlar yetersiz kalmaktadır.
Sonuç: Mersin Halkevi binası 60 yıldan beri Mersinliler’in salon ihtiyacını karşılamaya çalışıyor. Artık nüfusu milyona yaklaşan Mersin için yeni salonlar yapılmalı, büyük, çağdaş, kapsamlı Kültür Merkezleri için projeler üretilmelidir.
85 – Salon iç görünümü – Mustafa Eser

Eski bir kartpostaldan binanın genel görünüşü.

Eski bir kartpostaldan binanın genel görünüşü.

60 yılın değişimleri
Halkevi yapıldığında Yıl 1946, Mersin Merkez Nüfusu: 40 000 kişi
Mersin Kültür Merkezi Yıl 2005, Mersin Merkez Nüfusu: 400 000 kişi..……………Kitabın devamı için bu satırı tıklayınız…………………………….

Ziya Aykın

Ziya Aykın

Biyografik Bilgi

scroll to top