AKKAHVE ‘nin SANATÇILARI : ABİDİN SUBAŞI – (Doğan AKÇA – 11/16 )

Galeriye girer girmez, hatırlamıyorum ama belki de el sıkışıp, sarılmadan, cüzdanından iki küçük fotoğraf çıkardı “Al işte Akkahve” dedi. ihtiyar gözlüğümü takmadan çok insanın olduğu fotoğraftakileri seçmem mümkün değildi ama diğer fotoğraftaki beş kişinin dördünü hemen tanıdım. ….Sırasıyla Teoman Karahun, Güngör Danışman, (Arıbal) Cahit Öztelli ve Abidin Subaşı idi. Peki beşinci, yani o masada oturmuş bir şeyler yazan kişi kim. Abidin Subaşı hatırlatıyor. O yılların değerli Valisi Şakir Canalp.
Ve bu sohbet ve fotoğraflar karışıklık içindeki Akkahve anılarımı bir düzene sokuyor. Akkahve sanatçılarının o zaman dilimindeki yeri bir düzene giriyor. (Bunu Gündüz Artan Hocam bu sayıda yazıyor)
Peki bu fotoğraf niye çekilmiş? Çünkü Güngör, Teoman’la Abidin’in şiirlerini resimlemiş ve bir şiir-resim sergisi açmışlar. Nerede? Akkahve’de.  Üçünün de edebiyat öğretmeni, ülke çapında değerli bir araştırmacı yazar olan Cahit Öztelli hoca da öğrencilerini yalnız bırakmamış. Vali Şakir Canalp ise işte bu sergiye ait deftere izlenimlerini yazıyor.
Yıl 1952, Yani Güngör 18, Abidin’le Teoman 20 yaşlarında ve üçü de lise öğrencisi. Güngör kişisel resim sergileri açıyor, Abidin’in Teoman’ın şiirleri Varlık’ta, Yeditepe’de yayınlanıyor. Üstelik Abidin “Çevre” adında bir sanat dergisi çıkarıyor.
“Peki o güzel şiirleri nasıl yazardın ki bu kadar önemli sanat dergilerinde yayınlanırdı ” dedim. Güldü ve anlattı. Bir seferinde Akkahve’de otururken bir şiir yazmış. Ali Püsküllüoğlu yanındaymış. iyi şiir olduğuna karar vermişler ve eve gitmeden postaneye uğramış, yani yazıldığından bir iki saat sonra Varlık’a postalamış. ilk çıkan sayıda şiir yayınlanmış. işte 1952 yılında Varlık’ta yayınlanan bu şiiri yazımın ekinde sunuyorum.
Son zamanlarda veya Akkahve’nin sanatçılarını yazmaya başladıktan bu yana aklıma bir şey takılıyor. Mersin Lisesi’nin bir döneminde, 1948/57 yılları gibi sekiz, dokuz yıllık kısa bir dönemde bu kadar iyi şair ve yazar nasıl yetişti? Acaba o kadar yetenekli insan bu kısa dönemde aynı Lisede rastlantı sonucu mu bir araya geldi? Bence değil. Çünkü hiç bir sanat dalında sanatçı, ürettiği sanat türünde iyi bir altyapıya sahip değilse, yani mesela şiir yazmaya çalışan biri şiirin geçmişini, bu gününü, geçirdiği evrimi ve Dünya şiirini iyi bilmiyorsa, bütün sanat dalları hakkında iyi bir birikimi yoksa, okumuyorsa, iyi şiir yazması ne kadar yetenekli olursa olsun mümkün değil.
İşte Mersin Lisesi’nin o döneminde şans, sanatçı yanı ağır basan öğrencilere iki büyük imkan sağladı. Biri öğretmenlerdi. Resimde nasıl Hüseyin Sevim ve Ethem Aydın gibi iki büyük ressam öğretmen aynı anda orada idiyse, müzikte Hikmet Hazar gibi bir dev, edebiyatta da Ziya Arıkan, Cahit Öztelli ve Aytekin Yakar gibi çok değerli üç yazar öğretmen aynı anda oradaydılar ve gencecik öğrencilerin sanatçı yanlarını ortaya çıkardılar. Okumayı, okuduğumuzu anlamayı, sanatın her dalında birikim kazanmamızı sağladılar. Desteklediler, hep yanımızda oldular.
İkinci şans da Akkahve idi. Çünkü Akkahve’de 1948 yılından itibaren bir sanat platformu oluşmuştu. Herkes ürettiği eseri orada sergileyebiliyor, eleştiriyor, eleştiriliyor, tartışılıyor ve yeni ufuklara koşması sağlanıyordu. Maalesef şu anda bile Mersin’de böyle bir sanat platformunun oluşturulamaması acıdır.
İşte Abidin Subaşı da bu iki şansı yakalamış ve son damlasına kadar kullanabilmişti. O nedenle çok önemli bir şairdi. Ama Mersin Lisesi’ndeki bu şans, çalışma hayatında yoktu ne yazık ki. Eğer şairseniz size iyi bir yönetici olma şansı tanınmıyordu. Bu nedenle ülkemizin çok önemli şairleri olmaya namzet bir çok insan ekmek parası için şiiri bıraktı. Veya yazdığını gizledi, yayınlamadı. Ve maalesef bunlardan biri de Abidin Subaşı’ydı.
Subaşı liseden sonra hem çalışıp hem Ankara iktisadi ve Ticari ilimler Akademisi Sanayi ve Ticaret İşletmeleri bölümünü bitirmiş, 29 yıl Bayındırlık, Köy işleri Bakanlığı, Kara Yolları Genel Müdürlüğü ve İmar İskan Bakanlığı’nda muhtelif görevlerde bulunmuştu. 1982 yılında Bakanlık Müşaviri iken emekli oldu.
Abidin Subaşı belki şiir yazmayı bıraktı ama okumayı, sanatı izlemeyi, yazmayı, sanat sohbet ve tartışmalarını hiç bırakmadı. Şu anda Çağdaş Türk Dili Dergisi’nin yazı kurulu’nda ve Dil Derneği’nin önemli bir üyesi.

ŞİMDİ
Şimdi denizi tanıyamazsınız
Şimdi deniz boz-bulanık.
Kocaman dalgalar üst üste
El uyur, ben uyanık.

Ben, hiç mi hiç sevemedim
Denizi bu haliyle.
Düşünüp sersefil insanları mavnalarda
Öyle garip, mahzun böyle.

Sanki şu kış kıyamette
Be miskin köpür demişim.
Sanki allak bullak et mavnaları
Süleyman götür demişim.

Şimdi denizde kürek sesleri yok
Deniz bitirdi işini.
Duyuyor musun Süleyman’ın çocuklarının
Denize küfredişini?

Şimdi denizi tanıyamazsınız
Şimdi deniz boz-bulanık.
Kocaman dalgalar üst üste
El uyur, ben uyanık.
Abidin SUBAŞI – Varlık 1952

Bu yazı  “İçel Sanat Külübü” Aylık Bülteni “Şubat  1996 – 44. Sayı” sından alınmıştır.

Biyografik Bilgi

scroll to top