ARAP ALEVİLERİ NE ZAMAN VE NEREDEN GELDİLER? – MEHMET KAYADELEN

Huğdan-Gökdelene-234.jpg

1. Giriş

Mersin tarihine ilişkin görüşlerin irdelenmesi ile sonuçta oluşan kanaatin paylaşılmasını amaçlayan toplam beş yazıdan dödüncüsü olan bu yazıda, Mersin’deki Arap Alevîlerin Mersin’e ne zaman, nereden ve hangi amaçla geldikleri ya da getirildikleri sorularına bugüne kadar verilmiş cevaplar ele alınmaktadır.

Mersin’in kurucu öğelerinden/etnik gruplarından olan Arap Alevîsi hemşehrilerimizin Mersin’e ne zaman yerleşmeye başladıkları, nereden ve niye geldikleri konusu, Mersin tarihinde karmaşanın egemen olduğu konulardan biridir. Bu konuda karmaşa egemendir çünkü Mersin tarihi ile ilgili yayınlarda/yazılarda Arap Alevîler ile ilgili olarak verilen bilgiler, hem kendi aralarında, hem 19. yüzyılda Bölge’yi gezen Avrupalı araştırmacıların/gezginlerin notlarını ya da bilimsel araştırmaları içeren yayınlarla, hem de alandaki gerçeklikle çelişebilmektedir. Mersin tarihine de yansıyan bu karmaşanın nedenlerinden bazıları şunlar olabilir: 1) Bölge’ye ve Mersin’e ilişkin resmi kayıtların çeşitli nedenlerle imha edilmiş olması. 2) Çukurova tarihinin yeterince aydınlatılamamış olması. 3) Arap Alevîlere ilişkin bilgilerin Osmanlı resmi kayıtlarında fazla yer bulmaması. Örneğin önde gelen tarihçilerimizden Prof. İlber Ortaylı, Abdülhamid devri boyunca Alevîlerle ilgili bir tek kayda rastladığını belirtir.[1] 4) Yakın geçmişte ve günümüzde bazı yazarların da Mersin tarihi ile ilgili araştırmalarında ya da makalelerinde, nedense, bu etnik grubu yok saymaya devam etmeleri. Örneğin, bir önceki yazıda[2] da belirtildiği gibi Edwin Jhon Davis’in notlarındaki önemli bir cümleyi yazısına aktarırken bu etnik grup ile ilgili bilgileri sansürleyen (?) yazarlar/bilim insanları var. Örneğin, Tarih İçinde Mersin belgeseli hazırlanırken görüşüne başvurulan çeşitli etnik gruplardan 26 kişi arasında anılan etnik gruptan bir kişi bile yok.[3]

Arap Alevîlerin Mersin’e ne zaman geldikleri konusu, Mersin’in ilk sakinlerinin kimler olduğu konusu ile de doğrudan ilişkili olduğundan, hassasiyetle araştırılmaya değer bir konudur. Ancak erişilebilen kaynaklarda genellikle Arap Alevîlerin Bölge’ye (Çukurova’ya/Kilikya’ya) gelişleri ele alınmış, Mersin’e ne zaman geldikleri üzerinde özel olarak durulmamıştır. Bu nedenle Arap Alevîlerin Mersin’e ne zaman geldiğine ilişkin bilgiler sınırlıdır. Mersin’e gelişleri, Bölge’ye gelişlerinden bağımsız olmadığından bu iki konu burada birlikte ele alınmaktadır.

Ama öncelikle konumuzla doğrudan ya da dolaylı ilgili bazı hususların altını çizmekte yarar var:

a) Mersin’deki/Çukurova’daki Arap kökenli Müslümanların hepsi aynı etnik gruptan/mezhepten değildir. Her grubun geldiği yer, gelmeye başladığı zaman ve Mersin’de yoğunlaştıkları mevki farklıdır. Bazı yazılarda Arap kökenli Müslüman hemşehrilerimiz, hatta Arap kökenli Hristiyan hemşehrilerimiz de din, mezhep ya da etnik köken ayrımı yapılmadan birlikte ele alındığından bu durum bazı ayrıntıların/farkların gözden kaçırılmasına ve dolayısıyla da bazı konularda muğlaklığa yol açabilmektedir. Bu yazıda yalnızca Arap Alevîleri konu edilmektedir.

b) Arap Alevîleri, farklı biçimlerde adlandırılabilmektedir. Fellah, Nusayri, Bahçeci, Güney Alevileri, Akdeniz Alevileri, Nusayri-Aleviler, Alevi Nusayriler, bu inanç grubu için kullanılan diğer adlardır.[4] Aşağılayıcı bir adlandırma olan ve son yıllarda kullanımı azalmış olduğu düşünülen “Arap uşağı”nı kategori dışı tutmak gerekir. Fellah sözcüğü “sebze bahçesinde çalışan kişi” anlamına gelmekte imiş.[5] Nusayri sözcüğünün kaynağına ilişkin farklı görüşler bulunmaktadır. Ancak bunlardan iki görüş öne çıkmaktadır. Biri, Alevîlerin Suriye’de yoğun olarak bulundukları, ana yurtları olarak da nitelenen, Nusayra Dağı’ndan geldiği görüşü. İkincisi de, mezhebin kurucusu olduğu öne sürülen Muhammed ibn Nusayr’dan geldiği görüşü. Günümüzde bazı yazarların da kullanmayı tercih ettiği “bahçeciler” adlandırmasının Osmanlı belgelerinde kullanıldığı; örneğin, Adana Şer’i Mahkeme Sicillerinde adlarının “bahçeciler” olarak geçtiği, resmi kayıtlarda Nusayri veya Fellah deyimlerine rastlanmadığı belirtilmektedir.[6] Bu yazıda, esas olarak, bu inanç grubunun kendileri için kullanılmasını tercih ettiği Arap Alevîsi adı kullanılmakla birlikte bazı yayınlardan yapılan alıntılarda geçen Fellah, Nusayri, Suriye Alevîsi ya da Alevî adları da kaçınılmaz olarak kullanılmaktadır.

c) Çukurorova’daki bu inanç grubu mensuplarının etnik kökenleri hakkındaki gerçeği yansıtmayan bir görüşe, bu inanç grubunun köken olarak Arap değil “Eti Türklerinden” olduğu görüşüne, bu yazının konusu ile doğrudan ilgili olmasa da, değinmeden geçmemek gerekir. Bu tür görüşler, 1930’lu yıllarda revaçta olan, ama gerçekle hiçbir ilgisi olmayan bir “resmi tarih kurgusu” idi. Bu kurguyu “içerden” yazarların kendi tarihleri ile ilgili yazdıkları da, “dışardan” ciddi araştırmacıların çalışmalarındaki bilgiler de yanlışlamaktadır.[7] Bir dönem, bu etnik grubun asilimasyonunu amaçlayanlara malzeme oluşturan bu tür kurguların şimdilerde hiçbir bilimsel süzgeçten geçirilmeden gerçekmiş gibi yeni yayınlarda tekrarlanması, gerçeklerin üstünün örtülmesine ve bilgi kirliliğine yol açmaktadır.
Arap Alevîlerin Bölge’ye/Mersin’e ne zaman, nereden ve hangi amaçla geldikleri ile ilgili görüşler ve bunların irdelenmeleri aşağıda yer almaktadır.

1) Arap Alevilerin Bölge’ye/Mersin’e ne zaman geldikleri ile ilgili görüşler
Mersin tarihini konu edinen yayınların nerede ise hepsinde yazarlarımız, Arap Alevîlerin Mersin’e ve Bölge’ye Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa’nın oğlu İbrahim Paşa kumandasındaki güçlerin Bölge’yi işgal ettiği dönemde (1832-1840) geldiklerini/getirildiklerini belirtmektedir.[8] Ancak Arap Alevîlerin Bölge’deki varlıklarının İbrahim Paşa işgali öncesine uzandığını belirten pek çok yayın var. Erişilebilen kaynaklardaki görüşler ve alandan edinilmiş bazı bilgiler özet olarak şöyledir:

a) Hakan Mertcan[9] ve İnan Keser[10] Arap Alevilerin Bölgeye ilk gelişlerinin 10. yüzyılda başladığını belirtir. Kasım Ener de, 15. yüzyıldan itibaren Çukurova’da mevcut olduklarını ifade eder.[11]

b) Mensubu olduğu Arap Alevilerinin tarihi konusunda kapsamlı bir araştırma yapmış olan Muhammed Emin Galib et -Tavil[12] Arap Alevîlerin Kilikya’daki varlıklarının tarihteki dört önemli olayla önemli ölçüde arttığını ve iki önemli olayla önemli ölçüde azaldığını belirtir. Yazara göre, ilk önemli artışları 11. yüzyılda Abbasilerin zulmünden kaçtıklarında olmuş. Bu dönemde Tarsus, Adana, Misis, Haruniye ve Ayas yörelerine de yerleşmişler. Haçlı/korsan selindeki saldırılar nedeniyle ölmeleri ve Bölge’yi terk etmeleri sonucu Bölge’deki nüfusları azalmış. Öylesine ki, 13. yüzyıl ortalarında Lazkiye sahilleri, Samandağ, Antakya ve Adana Ovası’ndan Silifke’ye kadar olan yerler kimsenin yaşamadığı bomboş bir araziye dönmüş. İkinci önemli artış, 13. yüzyıl sonlarında Memlûk Sultanı Baybars’ın Bölgeyi ele geçirdiği yıllarda, Baybars’ın ordusunda yer almaları ve sonrasında Ramazanoğulları Emirliği döneminde kalabalıklar halinde Adana ve Tarsus’a dönmeleriyle olmuş. Bunu, Yavuz Sultan Selim’in emriyle Ramazanlı Mahmud Beyin Adana, Tarsus ve Misis’teki Alevileri 1516 yılında öldürmesiyle, yine azalması izlemiş. (Et Tavil’e göre, Alevîlerin geçmişinde iki büyük felaket vardır. İlki Haçlı Seferleri. İkincisi Yavuz Selim’in katliamı.). Arap Alevîlerin Bölgedeki nüfuslarının üçüncü önemli artışı, Hicri 1174 (M. 1760/61) yılında, o sırada ıssız olan Kilikya’ya, biri Süleyman Paşa’nın Nusayra Dağı’na yönelik katliamları olmak üzere çeşitli nedenlerle başlayan göçleriyle olmuş. Dördüncü önemli artış da Mısır Valisi Mehmet Ali Paşanın oğlu İbrahim Paşa’nın Çukurova’yı (ve Suriye’yi) işgal ettiği dönemde olmuş. Et-Tavil üçüncü önemli artış öncesinde Adana’da olan Alevîlerin “inanışlarını korumuş olsa da Arapça’yı ve Alevi Târikatını unutmuş” olduklarını da belirtir. Et Tavil’in baba tarafından bir büyük dedesi Hicri 1200 (M. 1785/86) yılında ve anne tarafından bir büyük dedesi de Hicri 1218 (M. 1803/04) yılında Adana’ya göç etmiş.

c) Kilikya Arap Alevîleri üzerinde kapsamlı bir araştırma yapmış olan Gisela Prochazka-eisl ve Stephan Prochazka adlı Macar çiftin, adı “Azizler ve Peygamberler Ovası, Kilikya’nın (Güney Türkiye) Nusayri Alevî Topluluğu ve Kutsal Yerleri” olarak Türkçeleştirilebilecek kitabında yer alanların bir bölümü şöyle:[13] Alevîlerin çoğu Kilikya’ya 19. yüzyıl boyunca geldi. Bununla birlikte, bulgular 18. yüzyılda Kilikya’da küçük bir Alevî grubunun varlığını göstermektedir. 15. yüzyıldan beri Kilikya’da sürekli Alevî var olduğu yönündeki hipotezin geçerliliği, bütünüyle imkânsız olmasa da, uzak ihtimaldir. 1749 yılındaki Osmanlı vergi kayıtları, Adana’nın güneyinde, bugünlerde Alevîlerin yaşadığı mahallelerde bir grup “bahçeciler”i listelemiş. Elde somut delil olmamakla birlikte, bu bahçecilerin Alevîler olduğu düşünülmektedir. Öyle görünüyor ki, 18. yüzyılın ikinci yarısında artan sayıda Alevî son derece bereketli ve görece meskün olmamış Çukurova’ya taşındı. İbrahim Paşa 1832’de geldiğinde Kilikya’da Alevî vardı. Ancak onun faaliyetleri Bölge’ye Arap göçünü kesinlikle hızlandırdı.

d) Evliya Çelebi, (1671 yılında) Tarsus ve Adana’daki etnik gruplardan söz ederken, ikisinde de Arap Fellahların da var olduğunu belirtir.[14]

e) Sakinleri Arap Alevîsi olan Mersin’in doğusundaki -eskinin ova köylerinden şimdilerin-mahallelerinden özellikle Karaduvar ve Kazanlı’dan, 19. yüzyıl başlarında Bölge’ye gelen Avrupalı gezginlerin/araştırmacıların notlarını içeren yayınlarda söz ediliyor. Örneğin, Jhon Lewis Burckhardt 1809’yılındaki mektubunda bir vesile ile Mersin çevresindeki bir Arap kabilesinden de söz eder.[15] William Burckhardt Barker da, 1851 yılında yayımlanan Kilikya adlı kitabında Kazanlı’dan bahsederken çoğu Suriye’den gelmiş Arap asıllı 100 ailenin yaşadığını yazar.[16] Bu ova köylerinde Arap Alevilerî varlığının, olasılıkla 19. yüzyıl öncesine uzanabildiği Avrupalı bazı gezginlerin/araştırmacıların notlarından çıkarılabilmektedir.

f) Barker’ın Kilikya adlı kitabında, 1840 yılı dolaylarındaki nüfus yapısından söz edilirken, Kilikya’da çoğunluğun Türkmen olduğu, sonra açık ara ile Fellahların geldiği; Tarsus nüfusunun o yıllarda 6000 ve bunun üçte birinden fazlasının Nusayri (ya da deist) olduğu; ovada 300’den fazla köy bulunduğu, bunların her birinde 200’den fazla kişinin yaşadığı ve bunların sakinlerinin çoğunlukla Nusayri olduğu belirtilir.[17]

g) Mersin’deki Arap Alevîlerin Mersin’e aynı zaman aralığında gelmedikleri alandan edinilmiş bilgilerdendir. Mersin’e gelişlerinin, kesin tarihi henüz bilinmemekle birlikte, büyük olasılıkla Mersin’in ilk kuruluş yıllarında başladığı ve kesintisiz olarak devam ettiği düşünülmektedir. Bölge kentlerindeki nüfuslarının zaman içinde yalnızca doğum ile açıklanamayacak artışları bu uzun yıllara yayılan göçün bir göstergesi sayılabilir. Nüfus sayımlarında Arap Alevîler Müslüman nüfus içerisinde sayıldığından, bunların nüfusunun zaman içindeki değişimi için nüfus sayımlarına değil, başka kaynaklara bakmak gerekir. Arap Alevîlerin bazı kentlerdeki nüfuslarının zaman içindeki değişimi konusunda bir fikir verebilecek bazı bilgiler şöyledir:[18] Adana’da 1872 yılında 5 bin iken 1924 yılında kırları ile birlikte 37 bin; Tarsus’ta 1840 dolaylarında 2 binden biraz fazla iken 1920’lerin başında kırları ile birlilkte 30 bin olmuş. 1850’li yıllarda Mersin’in tüm nüfusu 2 bin dolayında iken, 1920’li yılların başlarında Mersin’deki yalnızca Arap Alevîsi nüfusu, kırları ile birlikte, 12 bin dolayında olmuş.

2) Arap Alevîlerin nereden geldiği ile ilgili görüşler
Mersin tarihini konu edinen neredeyse her yayında Mersin’deki ve Bölgedeki Arap Alevîlerin Suriye, Mısır ve/veya Lübnan kökenli oldukları görüşleri yer alır. Aşağıdaki alıntılarda da görülebileceği gibi, Arap Alevîlerin Mısır’dan geldikleri görüşüne güçlü itirazlar bulunmakta, Suriye’den ve Lübnan’dan geldikleri görüşü kabul görmektedir. Bu durum, alanda geniş sayılamayacak bir çerçevedeki gözlemleri doğrulamaktadır. Erişilebilen kaynaklardaki konuya ilişkin görüşler ve alandan edinilmiş bazı bilgiler şöyle özetlenebilir:

a) Et-Tavil’e göre, “Adana Alevîlerinin çoğunluğu Antakya’dandır. Mersin Alevilerînin çoğunluğuysa Lazkıye sahilleri kökenlidir. Tarsuslu Alevîler ise iki taraftan oluştu. Kilikya Alevilerînin aşiretleri yoktur, tek kitledirler.”[19]

b) İlber Ortaylı Mersin mıntıkasındaki Alevî Nusayri topluluğunun Lâzkiye’den göç etiğini belirtir.[20]

c) Ehud Toledano, başlığı, “Nereye gitti (ya da Nerede) bütün bu Mısır’lı Fellahlar?” olarak Türkçeleştirilebilecek makalesinin sonuç bölümünde özet olarak, tersi yeni belgelerle kanıtlanmadığı sürece, şu gözlemlerin geçerli olabileceğini belirtir:[21] i) İbrahim Paşa’nın işgal yıllarında [1832-1840], büyük miktarda Fellahın Mısır’dan Çukurova’ya taşınmış olması olası değil. ii) Çukurova’daki Fellahların çok büyük çoğunluğu Mısır’dan değil, Kuzey Suriye’den (esas olarak da Nusayri Dağları’ndan ve Lazkiye’den, çoğunlukla Alevî) geldi. Bu insanlar önemli ölçüde kendi özgür iradeleri ile iş aramak için geldi. Bu, düzenli fakat zaman içinde azalıp çoğalan bir göçmen akımı idi ki, bunların arasında az miktarda Mısırlı da olabilir. iii) 19. yüzyılda Çukurova’da köle işçiler değil özgür işçiler çalıştırıldı. Kronik işçi kıtlığı vardı ve arazi yeterince ekili değildi. İşçileri çekebilmek için, işverenler, özellikle hasat zamanı, başka yerlerdekilerden daha yüksek ücret ödediler.

d) Prochazka çiftinin konu ile ilgili yazdıklarının bir kısmı da dilimize özet olarak şöyle aktarılabilir:[22] 19. yüzyıl başlarında ya da ortalarında Mısır’da, Kilikya’ya nakledilmiş olacak kadar Alevî topluluğu olduğuna dair tarihsel bulgu yok. Ayrıca, Alevî olan ya da olmayan Arapların şivesi, Suriye sahil kesimindeki şivenin bir kolu ki bu durum onların o bölgeden olduğuna kuşku bırakmıyor. Çukurova’ya gelmiş Mısırlılar büyük bir grup değil, küçük, yalıtılmış bir grup olabilir. (…). Arap Alevîleri için ziyaretlerin/türbelerin özel önemi var. Çukurova’daki ziyaret/türbe isimleri, Suriye’dekilerle aynı (…). Peki, Kilikya’daki Alevîlerin kendileri dahil pek çok kaynağın öne sürdüğü, Alevîlerin Mısır’dan geldikleri görüşü nereden geliyor? Bir Alevî aşiretinin (Mahariza) İslamın ilk yıllarında Mısır’a yerleşmiş, sonra, önce Suriye’ye daha sonra da Kilikya’ya göç etmiş olmasından kaynaklandığı belirtiliyor. Ayrıca bazı kaynaklar da Fellah sözcüğünü hatalı olarak Mısır ile ilişkilendirmiş.

e) Barker’ın, Kilikya adlı kitabında Kazanlı’dan söz ederken, Suriye’den yükleme ve boşaltma için gelen 100 ailenin yaşadığına ilişkin bir ifadesinin bulunduğuna yukarda değinilmişti.

f) Şu bilgi, alandan edinilenlerdendir: Arap Alevîleri arasında Mersin’e doğrudan Suriye’den ve Lübnan’dan gelenler de var, önce göç ettikleri Mersin’in yakın köyleri (Kazanlı, Karaduvar, Adanalıoğlu, Karacailyas vd), Tarsus merkez ve köyleri ya da Adana ve Hatay illerinin ilçe ve köyleri gibi yerleşim yerlerinde çeşitli sürelerde kaldıktan sonra gelenler de var.

3) Arap Alevîlerin Çukurova’ya geliş nedenleri ile ilgili görüşler?
Mersin tarihi kapsamında Arap Alevîlere değinen yazarlarımızın belki de hepsi, Çukurova’daki/Mersin’deki bu topluluğu İbrahim Paşa’nın getirdiği konusunda hemfikir. Kimi yazarlarımız Arap Alevîlerin İbrahim Paşa’nın ordusu ile getirildiklerini, sonra da, ordu ile dönmeyip Mersin’de/Bölgede kaldıklarını; kimi yazarlarımız da, ordu ile birlikte değil, daha sonrasında, Paşa’nın Çukurova’yı işgalinde tuttuğu yıllarda, pamuk tarımını bildikleri için getirildiklerini belirtir. Kimileri ise bunların sayılarının 2 bin olduğunu bile iddia eder. Erişilebilen yayınlarda, Arap Alevîlerin İbrahim Paşa ordusunda yer aldıklarına ilişkin bilgiler muğlak. Ancak, ordu ile gelip dönmeyenlerden Mersin’e yerleşenler olduğunu söyleyen de yok. Tarımı bildikleri için getirildikleri görüşüne ise güçlü itirazlar var. Bu konu ile ilgili olarak derlenen ve bir kısmı tartışmalı olduğu anlaşılan bazı görüşler şöyle özetlenebilir:

a) Et-Tavil’in bu konu ile ilgili yazdıklarının bir bölümü şöyle: “… [İbrahim Paşa] o sırada kuvvetlerinin büyük bölümünü Lübnan Dağı ve Alevi topraklarında[n] topladı. Gülek Geçidi’ne iki istihkâm kurdu. Geçit Tarsus kentine bağlı olunca, kente gelen askerler nedeniyle Alevîler çoğaldı, hatta o sıralar kent nüfusunun çoğunluğunu oluşturuyorlardı. (…)./ Mısır askerleri dönüş sırasında bir süre Akdeniz kıyılarında konakladılar. Bu amaçla sahile bir belde kuruldu, burası halkının çoğunluğu Alevî olan Mersin’di. (…) / Tarsus ve Adana’da çok sayıda Alevî olması, İbrahim Paşa’yla asker olarak gidenlerin dönmeyip oraya yerleşmesi nedeniyledir.” Buna göre, İbrahim Paşa ordusu ile gelip dönmeyenler arasında Mersin’e yerleşmiş olanların bulunmadığı anlamı çıkmaktadır.[23]

b) İbrahim Paşa’nın Suriye ve Çukurova’yı işgali döneminde, Paşa ile Arap Alevîlerin -en azından bir bölümünün- ilişkisinin sorunlu olduğu konusunda bazı yazarlar hemfikir görünüyor. Et-Tavil’e göre, “İbrahim Paşa onları kendi tarafına çekmek için kurnazlığını kullandıysa da, Alevîler Osmanlı Devletine ihanet etmedi. (…). Ama daha sonra, Adana’da kaldığı 6 yıl süresince Nusayra Dağı, askeri kuvvetlerinin kaynaklarından biri haline geldi.”[24] Hakan Mertcan da şunları yazar: . “… Arap Alevîleri önemli ölçüde etkileyen bu işgale [Mısırlı işgali, mk] karşı, ortak bir görüş ve tavır içinde olmadıkları Arap Alevî kaynaklarından görülmektedir. Genel olarak, İbrahim Paşa’nın Dağdaki Arap Alevîleri yanına çekme çabasında başarılı olamadığı, Alevîlerin Osmanlı’ya “ihanet” etmediği kaydedilir. İbrahim Paşa kendisini desteklemeyen birçok Alevîyi silahsızlandırmış, sürgün etmiş, kalelerini yerle bir etmiş ve liderlerini öldürmüştür. (…). Osmanlı arşiv belgelerinde de Alevîlerin İbrahim Paşa’ya karşı güçlü bir direniş sergiledikleri görülmektedir. / (…)… Arap Alevîlerin Paşa’ya ilişkin tutumu farklı olduğu için, gördükleri muamele de farklı olmuştur. Arap Alevîlerin geniş kesimi İbrahim Paşa’ya direnmiş ve bunun karşılığında büyük çaplı şiddetle karşılaşmışsa da Paşa’nın karşısına çıkmayan kesimler açısından bu sürecin bir zulüm dönemi olarak görülmemesi anlaşılır bir durumdur.”[25]

c) Prochazka çiftinin yazdıklarından konu ile ilgili olanların bazıları şunlar: İbrahim Paşa askerlerini esas olarak Batı Suriye ve Lübnan’dan topladı. Dolayısıyla Alevîlerin de askere alınanlar arasında olduğu varsayılabilir. Paşa’nın Kilikya’daki yönetimi görece kısa da olsa, yaptıkları bir ekonomik sıçramaya neden oldu. Bu da daha fazla Alevî’nin Suriye’deki ana yurtlarını terk edip verimli ve nispeten huzurlu Çukurova’ya yerleşmesini özendirdi. Yeni gelenler daha önce gelenler gibi bahçecilik ile uğraştı ki üç büyük kentin etrafındaki koşullar ve akarsu kenarları bu iş için idealdir. Bununla birlikte, çok sayıda Suriyeli Alevînin İbrahim Paşa tarafından Kilikya’ya planlı yerleştirildiğine ilişkin hiçbir bulgu yok. Aslında, Paşa’nın Çukurova’ya karşı asıl ilgisi şeker ve pamuk üretme potansiyeli nedeniyle idi. Bunların hiç birinde Alevîlerin deneyimi yok. Şeker potansiyeli, 19. yüzyıl ortalarında bazı tarımcıların Mısır’dan Kilikya’ya transferi ile sonuçlandı; fakat yalnızca görece küçük ölçekte ve yalnızca şeker kamışı tarımı için Mısır ve Sudan’dan getirilen siyahi nüfusu içerecek biçimde. İbrahim Paşa tarımcı getirmemiş mi? Getirmiş ama Alevilerden değil. Güney Mısır’dan ya da Sudan’dan pamuk yetiştirmede deneyimli görece küçük ölçekte Afrikalıları Adana’ya yerleştirmiş. Adana’nın güneyinde halen Afrika kökenlilerin bulunduğu bir köy var. Bunların yaşlıları bile Arapça konuşmuyor, yalnızca Türkçe konuşuyor.[26]

d) Aleviler yüz yıllar boyunca bulundukları topraklardan niye göç etmek istedi ve niye Çukurova’ya geldiler? Bu soruya hem insanlar neden bulundukları yurtlarından kopup başka diyarlara göç eder genelinde, hem de Alevîlerin neden yurtlarından ayrıldıkları ve neden Çukurova’ya göç ettikleri özelinde cevaplar verilebilmektedir. Bu cevaplar da şöyle özetlenebilir:
i) İbrahim Sirkeci genel olarak göçlerin nedenine ilişkin şöyle der: “…[D]ünyanın neresinde kim bir yerden bir yere göç ediyorsa bunun altında bir çatışma, bir gerilim, bir rahatsızlık, bir yoksulluk veya bir yoksunluk algısı yatar.”[27]
ii) Suriye Alevîlerinin bulundukları topraklardan göç etmelerinin nedeni olarak öne sürülen bazı gerekçeler şöyle:[28] Alevîler arasında süregiden iç savaşlar göçün büyümesine neden oldu, her kan davasında zayıf olan göç ediyordu. Alevîlerin Suriye’deki asıl yerleşim yerleri olan dağlık kesimde 18. yüzyılda nüfus patlaması olması, gıda yetersizliği, huzursuzluk, 1822 yılında Lazkiye’de büyük bir deprem olması, toprak ağalarının yanında çalışan fakir köylülerin daha iyi bir yaşam isteği, Osmanlı’nın Alevîlere uyguladığı ağır vergiler ve Abdülhamit dönemindeki asimilasyon politikalarından kaçış. Prochazka çifti de şunları yazar: Suriyeli Alevîlerin Kilikya’ya gelişleri, herhangi bir otoritenin sistematik bir ithali değil, bireylerin, ailelerin ve belki küçük klanların tedrici göçüdür. Temel motivasyonun ekonomik olduğuna dair hiçbir kuşku yok. Fakat Suriye’deki Alevîlerin ana yurdundaki istikrarsız ve güvensiz koşullar da oradan Kilikya’ya göçü özendirdi.[29]
iii) Niye Çukurova’ya göç ettikleri ile ilgili olarak yazılanlardan erişilebilenler de şunlardır: Çukurova’da nüfus azlığı ve yeni geleceklere yer olması, iş alanının olması, pamuk hasadı zamanı ücretlerin yüksek olması vb nedenler. Et Tavil buna ek olarak şöylesi bir argüman da öne sürer: “Milletlerin göç sürecini incelemiş biri göçün çoğu zaman asıl vatana geri dönme özlemiyle gerçekleştiğini bilir. Alevîler de aynı kurala uyarak göç sırasında atalarının yurduna dönme şuuruyla hareket ettiler. Göçün (başka yere değil de, anılan yerleşim yerlerine doğru olmasının-çn) anlatılan öykülerden doğmuş daha büyük bir nedeni bulunmuyor. Adana ve Antakya sevgisi dedelerinin oralara yönelik özleminden doğmuştu.”[30] Lazkiye tarafından Adana, Tarsus ve Mersin’e deniz yolu ile ulaşımın görece kolay olması da Çukurova’ya göçte önemli bir etken olmuş olmalı.
iv) Yanlış anlamaları önlemek için şu bilgileri de eklemekte yarar var: Alevîler yalnızca Çukurova’ya göç etmemiş. Çeşitli dönemlerde, dünyanın pek çok yerine de göç etmişler. Örneğin halen dördüncü kuşağın yaşadığı Şili, Bolivya, Arjantin, Brezilya, Venezuela’da üç milyon dolayında Arap kökenli Alevi olduğu tahmin ediliyor.[31]

Bu bilgilerden şu sonuçlar çıkmaktadır: 1) Arap Alevîleri en azından 18. yüzyılın ikinci yarısından beri Bölge’de bulunmaktadır. Yani, 1800 yılı dolaylarında Mersin’de ilk kulübeler yapıldığında, bir başka ifade ile İbrahim Paşa işgalinin çok öncesinde, Bölge’de Arap Aleviler vardı. Paşa’nın icraatı onların ve başka etnik grupların Bölge’ye ve Mersin’e göçlerini özendirmiştir. 2) Bölge’deki Arap Alevileri Suriye ve Lübnan kökenlidir. Mısır kökenli olan varsa bile çok çok azdır. Mersin’deki Arap Alevîleri esas olarak Suriye kökenlidir, Lazkiye sahillerindendir. 3) İbrahim Paşa ordusundan olup Adana ve Tarsus’a yerleşenlerin var olduğu ancak Mersin’e yerleşenlerin olmadığı belirtiliyor. 4) Pamuk üretme konusunda Alevîlerin deneyimi olmadığından pamuk tarımını bildikleri için İbrahim Paşa tarafından getirildikleri tezi gerçekle bağdaşmıyor. 5) Suriyeli Alevîlerin Çukurova’ya gelişleri, herhangi bir otoritenin sistematik bir icraatı değil; bireylerin, ailelerin ve belki küçük klanların tedrici göçüdür. Temel motivasyonun ekonomik olduğuna dair hiçbir kuşku yoktur. Ana yurtlarındaki çatışmalar, baskılar, yoksulluk vb sıkıntılar Çukurova’ya göçlerini özendirmiştir.

 

Teşekkür: Yazı konularını araştırma sürecinde zaman ayırıp sorularıma sabırla cevaplar veren değerli dostum Burhan Özacun’a; bu yazıların yazılmasına/yayımlanmasında önemli destekleri olan sevgili kardeşlerim Yılmaz Şanlı ve Ziya Aykın’a ve hiçbir desteği esirgememekle kalmayıp yazılardaki kusurların azaltılmasına da çok önemli katkıları olan sevgili eşim Azize Eser’e içten teşekkür ederim. MK.

Bu konuda yazılan dört yazıdaki irdelemelerle oluşan kanaatler ile Mersin tarihinin aydınlatılması için yapılması gerekenlere yönelik bazı önerileri içerecek beşinci yazı İçel Sanat Kulübü Nisan Mayıs Haziran 2017 – 215 nolu Bülteni’nde yer alacaktır.

Bu dizinin ilk yazısına ulaşmak için bu satırı tıklayınız………… 

Notlar

[1] İlber Ortaylı, Alevîlik, Nusayrîlik ve Bâb-ı Âlî, https://ismailhakkialtuntas.com/2015/01/18/alevilik-nusayrilik-ve-bab-i-ali/. Erişim Tarihi: 15.01.2017.
[2] Bkz. Mehmet Kayadelen, Mersin’in ilk sakinleri ve adı, Yumuktepe.com.
[3] Bkz.: https://www.youtube.com/watch?v=je7INLi35xI. Erişim Tarihi 12.04.2017.
[4] İnan Keser; Kentsel Dinamikler ve Kamusal Alan Farklılaşması: Adana Nusayrileri, Ank. Ü. SBE Yayımlanmamış Doktora Tezi, Ankara, 2006, s.105, 255-256.
[5] Resul Bağcı ve Songül Karahasanoğlu, Türkiye’de Yaşayan Arap Alevilerinin Etnik Ve Müzikal Kimliği, Elektronik Sosyal Bilimler Dergisi, Bahar-2015 Cilt:14 Sayı:53, s. 57. http://dergipark.ulakbim.gov.tr/esosder/article/view/5000079027. Erişim Tarihi: 21.12.2016.
[6] Kasım Ener, Tarih Boyunca Adana Ovasına (Çukurova’ya) Bir Bakış, Adana, Hürsöz.,1990, s. 294, 297. Aktaran İnan Keser, age, s. 105.
[7] Hakan Mertcan, Türk Modernleşmesinde Arap Aleviler (Tarih Kimlik Siyaset) Karahan Kitapevi 3. Baskı, 2015, s. 200.
[8] Bakınız: i) Şinasi Develi, Mersin Halkı, Pamuğun Çocuğu Mersin ve Mersin İskeleleri, 26. Bölüm, MTSO Yayını, yumuktepe.com. ii) Semihi Vural, Pamuğun Çocuğu Mersin…, Mezitli, 30. Bölüm. iii) Tülin Selvi Ünlü, 19. Yüzyılda Mersin’in Kentsel Gelişimi, Mersin Ü. SBE Yüksek Lisans Tezi, Mersin, 2007, s. 49. iv) Şerife Yorulmaz, Doğu Akdeniz’de bir Cemaat Serüveni: Liman Kenti Olma Sürecinde Mersin’de Gelişen Marunî Taifesi, Tarih İçinde Mersin, Kolokyum II, Mersin Üniversitesi Yayınları, Mersin,2005, ss. 68–95. Aktaran T. Selvi Ünlü, agt, s. 232. v) İbrahim Oğuz; Tarsus Şer’iye Sicillerine Göre Mersin Kentinin Kuruluş Öyküsü, Yüksek Lisans Tezi, MTSO, 2005, s. 75.
[9] Hakan Mertcan, s. 36 ve İnan Keser, age, s. 104.
[10] İnan Keser, age, s. 104.
[11] Kasım Ener, age, Aktaran İnan Keser, age, s. 105 dipnot 28.
[12] Muhammed Emin Galib et-Tavil, Arap Alevileri Tarihi, Çeviren: İsmail Özdemir, Karahan Kitapevi, 3. Baskı, s. 113, 207, 215, 251-254, 320-321.
[13] Gisela Prochazka-eisl ve Stephan Prochazka, The Plain of Saints and Prophets The Nusayri Alawi Community of Clicia (Saouthern Turkey) and its Sacred Places, 2010, s.51- 57, https://books.google.com.tr/.
[14] Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman ve Robert Dankof, Evliya Çelebi Seyahatnamesi 9. cilt, Yapı Kredi Yayınları, 1. Baskı: İstanbul, 2005, s. 156 ve 159. 4. https://www.academia.edu Seyahatname 9. Cilt.
[15] John Lewis Buckhardt, Travels in Nubia, Published by the Association for Promoting the Discovery of the Interior Parts of Africa, London, 1819, s. iv. https:/books google.com.;
[16] William Burckhardt Barker, Cilicia: Its Former History and Present State, London and Glasgov (1862?) s. 115.
[17] William Burckhardt Barker; age, s. 7 ve 113.
[18] Bu bilgiler şu kaynaklardan derlenmiştir: 1) Gisela Prochazka-eisl ve Stephan Prochazka, age, s.55. 2) Muhammed Emin Galib et Tavil, age, s. 254. 3) William Burckhardt Barker, age, s.113
[19] Muhammed Emin Galib et Tavil, age, s. 254.
[20] İlber Ortaylı, agm.
[21] Ehud R. Toledano, Where Have all the Egyptian Fallahin Gone to? Labor in Mersin and Çukurova (Second Half of the Nineteenth Century), in Mersin, the Mediterranean, and Modernity: Heritage of the Long-Nineteenth Century, Mersin, 2002: 21-28. https://www.academia.edu/…
[22] Gisela Prochazka-eisl ve Stephan Prochazka ; age s. 51-55 ve 318.
[23] Muhammed Emin Galib et Tavil, age, s.253, 254, 260.
[24] Muhammed Emin Galib et Tavil, age, s. 259.
[25] Hakan Mertcan; age, s. 75-76. Atıfta bulunduğu kaynaklar: i) Muhammed Emin Galib et-Tavil, Arap Alevileri Tarihi, Çeviren: İsmail Özdemir, çiviyazıları, 2000, s. 288. ii) Sabahittin Samur, İbrahim Paşa Yönetimi Altında Suriye, Erciyes Üni. Y., Kayseri, 1995, s. 75-76. iii) BA, HAT, 451/22354-C (Osmanlı Arşiv Belgelerinde Nusayriler ve Nusayrîlik (1745-1920), Haz. A. Sinan Bilgili vd, Ankara, GÜ Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Veli Arş. Mrk., 2010, s. 37.
[26] Gisela Prochazka-eisl ve Stephan Prochazka ; age s. 51-55.
[27] Birgün Gazetesi, 31.10.2016.
[28] Bkz.: i) Muhammed Emin Galib et Tavil, age, s.249. ii) Ehlen Dergisi 2. Sayı. Aktaran https://www.facebook.com/1391989494393239/photos… Erişim Tarihi: 22.02.2017.
[29] Gisela Prochazka-eisl ve Stephan Prochazka, age, s. 54.
[30] Muhammed Emin Galib et Tavil, age, s. 249.
[31] http://onedio.com/haber/osmanli-dan-kacip-guney-amerika-ya-goc-eden-alevilerin-hayati-belgesel-oldu-638425 ve http://onedio.com/haber/osmanli-dan-kacip-guney-amerika-ya-goc-eden-alevilerin-hayati-belgesel-soldu-638425.

MEHMET KAYADELEN

MEHMET KAYADELEN

Maden mühendisi. Ankara’da yaşıyor. Mesleki örgütlerde etkin görevler üstlendi. Çeşitli konularda yayımlanmış yazıları var.

scroll to top