AŞK ve SEVGİ TANRIÇASI APHRODİTE ( AFRODİT ) – Şahin ÖZKAN

Afrodit.jpg

Sümer aşk ve bereket tanrıçası İnanna, İştar olmuş Babil ve Asur’dan sonra, Astarte, Astoreth olmuş Suriye’de.
İnsanlığın varolduğu günden beri varolan aşk, daha sonra gökyüzünde bir yıldız olmuş, İstor, İstare (Star) İngilizce’ye yıldız olarak geçmiş. Arapça Sitare ve Farsça Ahter Olmuş. Sonunda da Aphrodite Afrodit adı Venüs’le özdeşleşmiş.
Bazı tanrılar ve tanrıçalar bir ulustan başka bir ulusa geçerken ayırdedici özelliklerini, kimliklerini değiştirdikleri gibi bazen cinsiyetlerini de değiştirdikleri ifade edilmektedir.
İ.Ö. II. yüzyılda yaşamış olan Apileius’a göre, tanrıçanın adları, tapınıldığı yere ve o yerde konuşulan dile göre değişiyordu.
Kybele, Rhec, Leton, Artemis, İsis, İştar, İnanna, Mylitta, Mitra, Afrodit ve daha başkalarının, başka başka adlarla çağrılan hep aynı tanrıçalar olduğu belirtilir.
Kaldeliler’in en büyük dini töreni Belsa, tanrıça için yapılırdı. Belsa’nın Arapçası Zühre’dir. Zühre ak parlak anlamındadır.
Türkçe’de Çoban Yıldızı derler bu aşk, sevgi ve bolluk tanrıçasına. Mitolojik söylencelerde bu yıldızın bir adı da “Nahid”dir ki, “turuç memeli” “memeleri henüz belirmeye başlayan kız” anlamındadır. “Çulpan” adı da verilir bu parlak, aşkı simgeleyen yıldıza.(1)
Söylenceye göre Zühre dayanılamayacak kadar güzel, bilge bir kadındı. Allah’ın gönderdiği Harut ve Marut adlı melekleri baştan çıkararak gökyüzüne yükselmiş, fakat Allah tarafından cezalandırılarak gökyüzünde yıldız haline getirilmiş. (Bakara Suresi: 102)
Yunus Emre, Zühre’den şöyle söz eder dizelerinde;
“Gökleki Harut, Marut aşk için indi yere,
Zühre yüzün görücek unuttu rahmanını”
Türkçe Sabah Yıldızı, Akşam Yıldızı ve Çoban Yıldızı hep odur. Kış ve yaz mevsimine göre akşam ya da sabah doğduğuna göre ad değiştirir.
Halikarnas Balıkçısı Venüs’ü şöyle anlayabileceğimizi anlatır;
“Gece denizde bir parlak yıldız görünce elimizi kayık güvertesine tutardık, eğer elimizin gölgesi güverteye düşerse o yıldızın Venüs olduğunu anlardık. Çünkü gökte yalnız üç şey gölge salar, Güneş, Ay ve Venüs. Tanrıçaların en güzeli olan Venüs böylece sabah yıldızı gibi, Doğu Akdeniz’in kaymak lülesi gibi bembeyaz köpüklerinden doğdu. (2)”
“Bu ışık hayatın başlangıç gülümsemesidir. Bu en büyük saflıktır. Gerçekte sanat ve şiir evreninin herkese, çevreye aşk ilan edişidir bu..” (Halikarnas Balıkçısı 6. Kıta Akdeniz)
Balıkçı aşk sarhoşluğuyla coşkun ifadelerini sürdürür: “ İşte ötekilerden daha yakın ve daha parlak bir yıldız! Onu ve öteki yıldızları yakalamak İçin kollarınızı sevinçle açma İsteği uyanır içinizde. Bu, göklerin ve Akdeniz’in Afrodit’i, Venüs”üdür.
İlk Aphrodite tapımına göre O, bir Işık tanrıçasıydı, göğün kızıydı, onun İçin ona Urania Ahprodite-GökseI Aphrodite, göğün kızı dediler. Platon Şölen diyaloğunda buna değinir. Diğer Afrodit’ten Aphrodit Pandemos (Popüler Aphrodit) Halkın Afroditi, kısacası ‘Orta mal” olarak söz eder.
Afrodit göğün kızı olduğu İçin ona yüksek tepelerde tapınılır, tapınağı yüksek yerlere yapılırdı.
Anadolu’nun birçok yerlerinde evlenme çağına gelen genç kızlar yüksek yerlere çıkarlar ve “Ahtım! Kocaya gidecek vaktım” diye bağırırlardı. İslami dönemde de bu gelenek kırsal kesimlerde yaşam bulmuştur.
Afrodit bütün eğlencelerin, düğünlerin, zevk ve içki törenlerinin tanrıçası olduğu İçin bizzat düğünlerde bulunurdu. Afrodit evlenmelerin çoğalmasına yardım ederdi. Eski İnanca göre evlenme ve aile İşleriyle yakından ilgilenirdi. Evlilikten önce ve sonra kadınları korurdu. Evlenme çağına gelen genç kızlarla dullar, isteklerinin olması İçin Afrodit tapınaklarında dua ederlerdi. Anadolu’da Afrodit tapınaklarında kesinlikle hayvan kurban edilmezdi.
Aşk denildiğinde insanın aklına sevinç, sevgi, güzellik ve mutlulukla birlikte Afrodit ile Eros gelir. Tabii ki Kahkaha’lar, Himeros’lar (arzu), Hora’ lar (mevsimler), Hymenoios (Hymen) (düğün ve evlenme tanrısı), üç güzeller denilen Kharit’ler (aglaie: parlaklık, Işıltı, Euphrosyne: sevinç, neşe, Thalia: komedya) aşkın yani, Afrodit’in ayrılmaz varlıkları sayılırlardı.
Hesiodos’a göre Afrodit deniz dalgalarının köpüğünden doğmuştur. Homeros’a göre ise, Tanrılar tanrısı Zeus İle Dione’den doğmadır.
Çok önemli olan Eros (Kupido – Amor) Hesiodos’ta Kaos’tan hemen sonra ortaya çıkar. Başka söylencelerde İse Afrodit’in oğlu olarak anlatılır. Eros, ölümsüz tanrıların en güzelidir, oku, yayı elinde kanatlı bir çocuk olarak betimlenir. Okunu sapladığı ölümsüzler ve ölümlüler âşık olmaktan kurtulamazlar. Eros, yuvasını erkeklerin kalbine kurar; her kalbe kurmaz ama!. Katılığın bulunduğu yerlere girmez, hiç yanlışlık yapmaz, yapılmasına da izin vermez. En büyük üstünlüğü de budur zaten. Zor onun yanına bile yaklaşamaz, çünkü bütün erkekler kendi istekleriyle buyruğuna girerler onun. Aşkın dokunduğu insanlar karanlıkta yürümezler. Aşkın gözleri de kör olduğu için kendi gözleri de örtülüdür. (3)
Etrafımızda gördüğümüz her güzel şey, İnsan ya da hayvan tarafından yaratılmış olan her güzel şey, her yararlı nesne, insanı insan yapan her özellik ya da yapıt Eros’un sonucudur. (4)
Bir Miletos söylencesi olan Psykhe söylencesinde Eros’un söylediği söz, her zaman çok önemlidir ve geçerliliğini korur: “Güvenin olmadığı yerde aşk yaşayamaz.”
Afrodit sevgiyi ve sevişmeyi simgeler, İnsan toplumlarını çoğaltmaya çalışan bir tanrıça olduğunu İfade etmek İçin, mersin ağacı, elma, nar gibi çekirdekli meyveler ile güvercin, tavşan, serçe, kuğu gibi kuşlar da ona adanmıştır.
Güzellik örfü kabul etmediği için Afrodit her zaman çıplak olarak gösterilir.
Homeros’un İlyada’da sözünü ettiği büyülü bir memeliği vardır. O memeliği takan kadına istediği her erkek sürüne sürüne gelir. Hiçbir kimsenin o büyüye dayanması mümkün değildir. Tanrıça Hera, Troya Savaşı’nda Afrodit’ten bu büyülü memeliği ödünç İster, amacı Tanrıların kralı Zeus’la sevişip, onu gaflete düşürecek ve savaşı Akhalar lehine çevirecektir.
Ozanların babası Homeros dizelerinde bu sevişmeyi şöyle anlatır:
Böyle dedi, aldı karısını, koynuna sarıldı,
Tanrısal toprak yumuşak bir çimen saldı.
Taptaze lotos bir halı serdi toprakla aralarına
Safranlardan, sümbüllerden tatlı bir halı,
Uzanıverdi ikisi de halının üstüne
Sardı onları güzel bir altın bulut
Buluttan çığ damlaları akıyordu pırıl pırıl
(ilyada XIV-283 – 351) (5)

KAYNAKLAR
1 – i.H. KONYALI -Afrodit S. 18 (1940)
2 – Harikarnas Balıkçısı- Merhaba Anadolu S. 202 – 203
3 – E. HAMİLTON – Mitologya S.20
4 – Dr. Kriton Dinçmen – Psikiyatri ve Mitos S. 52
Bu yazı İçel Sanat Kulübü Aylık Bülteni 84. Sayısında da yayınlanmıştır.

ŞAHİN ÖZKAN

ŞAHİN ÖZKAN

Öğretmen. Mitoloji konusunda bir çok makalesi var, Belgesel araştırmacısı. Amatör olarak gezi rehberliği yapıyor.

scroll to top