ATATÜRK’ÜN MERSİN’İ 7. ZİYARETİ – SEMİHİ VURAL

Gülcemal-Vapuru.jpg

ATATÜRK’ÜN MERSİN’E 7. GELİŞİ
28 OCAK 1933 CUMARTESİ
Şeker Bayramının ikinci günü Adana’dan ve Mersin’den gelen heyetler tarafından Yenice’de karşılanan ve saat 18.00’de trenle Mersin’e gelen Mustafa Kemal’in yanındaki heyette İktisat Bakanı Celal (Bayar), Meclis Grup Başkanlarından Ali (Çetinkaya) vardı. Mersin’e kadar içme suyu, narenciye bahçelerinin gelişmesi ve hayvan sayım vergisi konularında bilgi aldılar. M. Kemal, “Mersin içme suyunu temin eder, portakal bahçelerini de çoğaltırsa en önemli iki şeyi yapmış olur” demiştir.
Geç vakitte ve karanlıkta istasyonda kalabalık tarafından coşkuyla karşılanan Mustafa Kemal’e ve yanındakilere çiçek buketi yerine üzerinde nefis portakallar bulunan dallar takdim edildi. Gazi içlerinde Nevit Kodallı’nın da bulunduğu çocukları birer birer okşadı.
Mustafa Kemal ve yanındakiler limanda bekleyen Gülcemal vapuru ile gece saat 2.00’de İzmir’e hareket etmiştir.
Efsane gemi Gülcemal PTT pulu üstte

Nevit Kodallı’nın Atatürk anısı İçel Sanat Kulübü Bülteni Kasım 2007 Sayı: 155 s.9–10
BİR ATATÜRK ANISI
Prof. Nevit Kodallı Devlet Sanatçısı
Atatürk’ü nasıl gördüm:
4–5 yaşlarındaydım. Düşünün Atatürk geliyor diye herkes bayramlık elbiselerini giydi. Mersin’de, mahallede herkes sanki gidip görecekmiş gibi üstüne temiz elbiselerini giydi. Sanki Atatürk gelip de onları görecekmiş gibi… Bu kadar saygı ve sevgi var. Maarif Müdürü bizim mahallede oturuyordu. Annem de beni giydirmişti. Bir bahriyeli elbisem vardı. Evin önünde oynuyorum kendi kendime. Baktı ki kıyafetim müsait, o senelerde harpten yeni çıkılmış, millet perişan vaziyette. Kimsenin doğru dürüst bir şeyi yok. “Nevit gel seni Atatürk’e götüreyim.” dedi. Aldı götürdü, elimden tutarak. Gittim, baktım 10–12 tane de kız var orada. Bir ip üstüne portakalları dizmişler, bir de kocaman portakal dalı… Üstünde portakallar… Kızlar ay yapacak, ben de ortalarında yıldız olacağım.
Atatürk gelince ben bu dalı vereceğim ve öğrettikleri sözleri söyleyeceğim. Ben müthiş sevindim tabii. Atatürk bir türlü gelmez… Bizim evdekiler korkmaya başlamışlar. Arıyorlar, denize gitti çocuk öldü diye… Ben de çok küçüğüm demek ki otuz senesinde gelmiş olsa gerek. Neyse Atatürk nihayet geldi. Biz hemen “ay-yıldız”ı tamamladık. Önüne çıktım ben; “Hoş geldiniz.” dedim, elini sıktım. O da benim yüzümü okşadı. Döndü dedi ki:
“Bunu alın, ben akşam bu portakalları yiyeceğim.”
Atatürk’ü gördüğüm an gözlerim kamaştı. Bir kere nasıl saçları vardı biliyor musun, altın sarısı… Kuyumcu dükkânındaki ışıklarla aydınlatılmış altınlar gibi parlıyordu. Müthiş güzel bir insan. Tertemiz giyinmiş, insan çarpılıyordu. Ondan, ben uzun müddet elimi yıkatmadım evde. Çünkü Atatürk’ün elini tutmuştum. Evet, bizim kuşağımız işte böyle yetişti. Onun için de biz hâlâ öyleyiz.

ATATÜRK MERSİN’DE “Hayali Cihan Değer”  kitabının sonraki bölümü için bu satırı tıklayınız.

Top