BELEMEDİK – Abdullah TÜRKOĞLU

Belemedik-2.jpg

Belemedik Çakıt vadisinde, Pozantı’nın güneyinde etrafı dağlarla çevrili, yemyeşil, doğa harikası bir yer. Bir tren İstasyonu, bir mezra. Kır kahvesi görünümünde, alabalık yiyebileceğimiz, ağaçların arasında köhne bir de lokantası var. Eskiden karayolu ile ulaşılmıyor, sadece trenle ulaşım sağlanıyormuş. Bu nedenle İsminin bulamadık veya bilemedik’ten geldiği söylenir.
Ekim ayının son Cumartesi günü öğleden sonra aynı zevkleri paylaşan on beş kişi burada toplandık. Çadırlar kuruldu. Akşama verilen sipariş İçin lokanta, balıkları ve uzun bir masayı hazırlarken bizler de çadırlarımızın önünde oturmuş, İçeceklerimizi yudumlarken batmakta olan güneşin ışıkları ile kızaran Akdağı seyrediyoruz, sohbet ediyoruz. Mevsim sonbahar olduğu İçin çevremizdeki ulu çınarların yaprakları sararmış, sanki hüzünle kış bekliyorlar.
Akşam balıklarımızı yedikten sonra, çadırlarımızın ortasına yaktığımız kamp ateşinin etrafına oturarak çember oluşturdük. Ahmet gitar çalıyor, Sınav güzel sesi ile ona eşlik ediyor, hele Bilgin’in gür sesinden çökertmeyi dinlemek! Nefis bir ortam! Bir de kampımızın hemen yanından arada bir gümbür, gümbür geçen trenler de olmasa… Gece yarısı olduğunda hepimiz aynı oranda eğleniyoruz, gülüyoruz, şarkı söylüyoruz. Yani hepimiz çok mutluyuz. Bu kadar eğlence yeter diyerek çadırlarımıza giriyoruz. Çünkü sabah 06:30 da kalkıp yedi trenini kaçırmamamız gerekiyor.
Ertesi gün çadırları bırakarak İçinde öğle yiyeceğimiz olan küçük sırt çantalarımızı alarak tren İstasyonuna yürüyoruz. Koltuklarda uyuyan veya yarı uyanık Anadolu insanlarının şaşkın bakışları altında sırt çantaları, şapkaları, gözlük, fotoğraf makineleri ile kendimi turist zannediyorum. Yer olmadığı İçin ayakta gidiyoruz. Yarım saat yol aldık ama her halde beş dakika ancak gün ışığında gittik. Hep tünel. Tüneldeki pencerelerden arada bir gün ışığı birkaç saniye görüldüğünde anlıyorum ki vadinin bir yamacını oluşturan dağın orta yüksekliğinden gidiyoruz. Bizden aşağı var iki minare boyu, bizden yukarı var iki minare boyu, müthiş bir manzara! Neyse Torosların güneyine, Çukurova tarafına Hacıkırı’na varıyoruz.
Hacıkırı İstasyonunda yarım saat kadar bekledikten sonra Adana tarafına geçecek İkinci tren de gelince, biz geldiğimiz İstikamette dalıyoruz 2100 metrelik tünele! Başka bir tren gelmeden öbür tarafa çıkmamız gerekiyor. Tünele girince arkadaşlarımızdan biri korktu. Tek başına dağın üzerinden kampa dönmeyi göze aldı ve tünelden geri çıktı. Oysa ben o korku İle karışık heyecanı hissettikçe zevkten dört köşeyim. Tünelde her elli metrede bir, sağlı sollu, herhangi bir tehlikede korunmak İçin kaçamaklar (odacıklar) yapmışlar ama yine de tehlikeli ve karanlık olduğu için ürkütücü! Birkaç arkadaşdaki küçücük el fenerleri ışığında herkes birbirinin çantasından tutarak, tek sıra halinde, o heyecanla on sekiz dakikada tüneli çıktık. Çıktık ama birbirimizin çantasına öyle asılmışız ki hepimizin boynu kaz boynu gibi uzamıştı.
Aşağısı uçurum yukarısı sarp dağ! Yamacın ortasındayız. Peşinden İkinci tünele (1 50mt) girip çıktıktan sonra rehberimiz Dr. Sabahattin’in açıklamalarını dinliyoruz: Bu tren yolu 1890 – 1910’larda Alman’larla işbirliği ile yapılmış. Çakıt suyunun Çukurova’ya çıktığı Kapıkaya’dan neredeyse Belemedik’e kadar, vadinin tabanında kayalara yapılan yolda kontrol mühendisi jeeple gidip gelerek, tren yolunun kontrollüğünü yapmış. Bu tren yolu yapılırken o tarihlerde çok İnsan çalışmış, çok paralar harcanmış. Türlü zorluklar, sıkıntılar, yaşanmış. İnsanlar bir günde ancak yediği ekmek büyüklüğünde taş kırabilmişler. Tarihte kalmış nice olaylarla zorlukla bitirilmiş.
Buradaki moladan ve oradaki bir çeşmeden suyumuzu içtikten sonra bir patikadan yanlamasına, vadinin tabanındaki eski Alman yoluna İniyoruz. Vadinin içinden Belemedik’ e doğru, nehrin bazen bu tarafından bazen karşı tarafından beş altı kilometre yürüyoruz. Tabi çağıldayan sudan ip gererek ve ipten tutunarak geçiyoruz. Arkadaşlarımızdan Nalan düşüyor ve kolunu incitiyor, kolunu sarıyor ve askıya alıyoruz. Bundan sonra yukarı doğru tırmanarak bizi Belemedik ‘e götürecek yola çıkıyoruz. Saat öğleden sonra 03:30. Ve İki saatlik sıkı bir yürüyüşten sonra kampa varıyoruz.
Herkes çadırları topluyor, arabalara yerleştiriyor. Vedalaşarak, güzel bir gezinin ardından ve tatlı bir yorgunlukla evlerimize dönüyoruz.
Belemedik, korunması gereken güzel, yeşil bir vadi. Yürüyüş İçin en uygun mevsim Ekim -Kasım ayları. Çünkü bu aylar, ırmak suyunun rahatlıkla geçit verdiği bir mevsim ve çınarların yaprakIarı sararıp nefis bir sonbahar görüntüsü oluşuyor. Bilhassa fotoğraf çekmek isteyenler bulunmaz bir fırsat yakalayabilirler.
Trenle Belemedik’ e bir gezi ümidiyle!..
İçel Sanat Kulübü 1999 Temmuz- Ağustos Aylık Bülteni 82. Sayısından Alınmıştır.

Semihi Vural’ın başka bir Belemedik Gezi yazısı için bu satırı tıklayınız. 

Hale Dinç’in başka bir Belemedik Gezi yazısı için bu satırı tıklayınız. 

Biyografik Bilgi

scroll to top