DOĞAN AKÇA NIN İNSAN AĞAÇLARI 9/18

Doğan-Akça-14.jpg

KİTABIN BAŞINA DÖNMEK İÇİN BURAYI TIKLAYINIZ.

Doğan Akça, İçel Sanat Kulübü başkanlığından ayrıldıktan sonra da “kulübü” için çalışmaya devam edecektir, ama resim escort bayan çalışmalarına artık daha çok zaman ayırabilecektir. 14 Ocak 1999 Destek Reasürans Koleksiyon Sergisi Destek Reasürans Sanat Galerisi –Maçka – İstanbul 158 adet resimle açılan bu sergiye Doğan Akça tek resimle, “Mersin Deniz Feneri” ile katılır ve o resim satılır. 7 Nisan – 7 Mayıs 1999 Doğan Akça Resim Sergisi Destek Reasürans Sanat Galerisi – Maçka – İstanbul …………………. 9 Nisan 1999 Karma Resim Sergisi Bahariye Sanat Galerisi – İstanbul Başkanlığı döneminde İçel Sanat Kulübü yeni bir galeriye kavuşmuş, ilk galeri olan Teoman Ünüsan Galerisi’nde de çok escort bayan başarılı sergiler düzenlenmişti. Şimdi de yeni bir özel galerinin açılmasına girişecekti: “O (Gazanfer Uğural), Doğan Akça, Ahmet Yeşil ve Bülent Akbaş, birlikte bir sanat galerisi açmaya karar verdiler. Uzağa gitmelerine de gerek kalmadı; Sanat Sokağı üzerinde bir eski Mersin evi buldular. Ciddi bir onarımdan sonra, Altamira adını verdikleri galeri açılmaya hazırdı. Açılış 28 Ekim 1999 günü, ‘Türk Resminin Büyük Ustaları Karma Sergisi’ ile yapıldı.” (Meriç Alkan, Gökkuşağı Gibi-Gazanfer Uğural’ın Yaşam Öyküsü, s. 137, 2007) Galerinin yöneticiliğini de daha önce İçel Sanat Kulübü sanat galerisini başarıyla yönetmiş olan Sühendan Şimşek üstlenmişti. 28 Ekim – 20 Kasım 1999 Altamira Sanat Galerisi Açılış Sergisi – Mersin Nuri Abaç, Bektaş Ağaoğlu, Ezel Ağaoğlu, Avni Arbaş, Mustafa Ayan, Turan Erol, Zeki Faik İzel, Gencay Kasapçı, Hayati Misman, Mustafa Pilevneli, Adnan Turani, Jale Yılmabaşar Altamira Sanat Galerisi, Mersin için yeni bir soluk olur. Türk resminin önde gelen pek çok sanatçısı Altamira’da sergi açar ve bu sergiler Mersin’de ciddi bir koleksiyoner kitlesinin oluşmasına escort bayan büyük katkıda bulunur. Galeri, Şair-Sanat Eleştirmeni Celâl Soycan’ın yönetiminde, sanatın her dalını ilgilendiren yazılar içeren “Altamira Sanat” adlı bir de dergi çıkarmaya başlar. Doğan Akça da bu derginin yazarlarındandır. Celâl Soycan, Altamira Sanat yayınları kapsamında Doğan Akça için sergilerine eşlik eden kitaplar da hazırlayacaktır. Bunlardan ilki, 1999 yılında yayımlanır. Kitaptaki “Ak Saçlı Çocuğun Yitik Düşleri” adlı başyazı Celâl Soycan’a aittir. Doğan Akça da, “Kendi Masalımı Boyuyorum” başlığı altında resim serüvenine ağırlık vererek öz yaşamını, yani Ressam Doğan Akça tarihini, yani kendini anlatır. Renkli olarak basılmış, 50 sayfalık ve 21X 29 cm boyutundaki kitapta Doğan Akça’nın ilk karalamalarından başlayarak 1999 yılına kadar yaptığı resimlerden örnekler verilmiş. Ön kapakta ise “İnsan Ağaçlar”ı var. Doğan Akça 2000 yılının başında, İstanbul’daki Ümit Çamaş Sanat Galerisi’nde üçüncü kez sergi açacaktır. Hemen ardından da Ankara’daki kişisel sergisi gelir. 23 Şubat – 11 Mart 2000 Doğan Akça Resim Sergisi “Toroslar’dan Akdeniz’e Dört Mevsim” Ümit Çamaş Sanat Galerisi-Göztepe – İstanbul 25 Mart – 12 Nisan 2000 Doğan Akça Resim Sergisi Artium Sanat Galerisi-Çankaya – Ankara Ankara sergisi sırasında Şefik Kahramankaptan, Hürriyet Gazetesi’ndeki köşesinde sergiyle ilgili bir yazı yazar: …Naiflere Merhaba – Naif resmin kadıköy rus escort çoğunluğa sempatik gelmesi evrensel bir gerçek… Büyük kentlerde tüm eğitimsel olumsuzluklara rağmen resme olan ilgiye paralel olarak naif ressam sayısında da giderek bir artış oluyor. Naif’i “safyürek” olarak nitelendiriyoruz. Resim eğitimi almamış kişilerin içten gelen duygularla, samimiyetle yaptıkları çalışmalar bunlar. Dolayısıyla akademik perspektif anlayışından uzak, kural tanımaz işler olabiliyor. Kimileri çıktıkları bu yolda “safyürekliklerini” koruyarak kendilerini geliştiriyorlar. Bugünlerde Artium sanat galerisinde Akdeniz’den, Toroslar’dan esintileri Ankara’ya taşıyan sevgili Doğan Akça gibi. Bir Mersin beyefendisi olan, Mersin’de Sanat Kulübü’nün kurulup, Sanat Sokağı’nın düzenlenmesinde büyük emeği bulunan Doğan Akça, yöneticilikten emekli olduktan sonra, çocukluk merakı resmi kendine iş edinen bir naif. Başta Nuri Abaç olmak üzere, Hasan Kavruk, Ercan Gülen, Gazanfer Uğural gibi dostlarının yüreklendirmesiyle kendini kısa sürede öylesine resme verdi ki; şu anda Mersin’deki iki özel atölyeden biri Ahmet Yeşil’in, diğeri Doğan Akça’nın. (Şefik Kahramankaptan, Ustalardan Safyüreklere Sergilerde Küçük Bir Gezinti, Hürriyet Gazetesi, 30 Mart 2000) O arada bir de farklı bir yöreye, Ege’ye uzanır resimleriyle. 1 Eylül – 17 Eylül 2000 Doğan Akça, Kişisel Resim Sergisi Merve Art Galery – Bodrum Davetiye arka yazısı Celâl Soycan’ın. Bu sergi, Ege yerel basınında “Yaşlı ressamın genç resimleri” olarak yer alır. 23 Şubat – 25 Mart 2001 Karma Resim Sergisi – Dört Sanatçı Ahmet Yeşil, Doğan Akça, Fevziye Öksüz, Rafet Van. Bahariye Sanat Galerisi – İstanbul Mersinli dört ressamın sergisidir bu sergi ve İstanbul’daki Mersinli dostları her zaman olduğu gibi açılışa gelmişlerdir. Ressam Hasan Kavruk ve Mersinli heykeltıraş Prof. Dr. Hüseyin Gezer de konuklar arasındadır. Davetiyenin arkasındaki yazıyı, Sanat Eleştirmeni Ümit Gezgin yazmıştır. Dört Sanatçı Her biri kendi sanatsal açılımının özgün modellerini tanımlanmış endişelerle ortaya koyan bir açılıma sahiptir. Özellikle Doğan Akça ve Ahmet Yeşil, kendi resimsel varoluşlarını özgün biçem kalıbıyla oturtmuş ressamlar olarak varoluyorlar sergide. Yine Fevziye Öksüz ve Rafet Van da aşama kaydedilmiş resmi gün be gün oluşturduklarını bu karma sergideki resimleriyle göstermiş oluyorlar. Resim, estetik olduğu kadar içe işleyen bir güzel duyarlılığa gerek Doğan Akça’nın naif, usta, derinlemesine bir doğa sıcaklığını, giderek de insan duyarlılığını gösterir anlatımlarında ve gerekse de Ahmet Yeşil’in sabırla örgülenmiş ip-halat kompozisyonlarında ve resimlerinde azmin estetik bir bileşen şekline dönüşmüş modelleri olarak karşımıza çıkıyor. Bu modeller aynı zamanda “güzel”i bir sanatsal kategori olarak da yeniden var ediyor. Ve konumlandırıyor. Bütün bunları, üslupsal bir realite topluluğu şeklinde konumlandırarak yapıyor. Ayrıca Fevziye Öksüz’ün hayalle kurgulanmış fantastik kompozisyonları atılım içindeki bir resmin ana durakları olarak duruyor karşımızda. Ve disiplinli bir kompozisyon ve giderek de fantastik figür mekân ve olguların hayali zorlayan ve ona yön veren sıralanışı olarak yer alıyor resmin içinde. Bir başka farklılık ve orijinallik yine Rafet Van’ın resminde ortaya çıkıyor. Onun resmi şiirsel bir duyumsamanın ileri atılmış, içinde pentürel atraksiyonları da barındıran düzenekleri gibi oluşuyor. Pentür kalmanın sorumluluğunu taşıyor, başından itibaren bu resimler. Sonuç olarak sergideki her dört ressam özgünlüğü bir kulvar estetiği biçimine dönüştürerek plastik sanatlar dünyasında yer alıyorlar, giderek de bu özgünlüğün ve estetik sorumluluğunu taşıdıklarını belirgin olarak da gösteriyorlar . (Ümit Gezgin, Sanat Eleştirmeni) Doğan Akça’nın bu sergi nedeniyle İstanbul’da olduğu tarihte Mersin Liselileri Derneği’nin Yeni Merkezi’nin açılış kutlaması vardır. Kuruluşunun on altıncı yılına ulaşmış olan Dernekteki arkadaşları onun da aralarında olmasından çok mutludurlar. O neşeli ve adeta kendiyle eğlenen tarzıyla lise anılarını dile getirdiğinde, tüm konuklarla birlikte bir başka zaman dilimine giderler sanki; çocuklaşırlar, gülerler, eğlenirler. İstanbul’a gelmeden önce Ankara’da, ÇAĞSAV’ın düzenlediği I. Ankara Sanat Fuarı’na katılmıştır. 22 Şubat 2001 ankart – Karma Sergi I. Ankara Sanat Fuarı Çağdaş Sanatlar Merkezi – Kavaklıdere Ankara İzlenmesi güç bir tempoda geçiyordur günleri. Sırada kişisel sergisi vardır. 16 Mart – 4 Nisan 2001 Doğan Akça Kişisel Resim Sergisi “İNSAN AĞAÇLAR” Dam Galeri – Kavaklıdere-Ankara Bu serginin davetiyesinin arkasını şiirsel bir dille kendisi yazar: Nuri Abaç, resmimi geliştirmem için bol bol desen çizmemi önerdiğinde, önce büromdaki bütün eşyaları bıkıp usanıncaya kadar defalarca çizmiştim. Sonra pencerenin dışındakileri çizmeye başladım; İşte o zaman ağaçlar dikkatimi çekti. Şehirde bahçede, dağlarda yalnız yaşayan hüzünlü ağaçlar; Güzelliğinden kasım kasım kasılan şımarık, narsist ağaçlar; Yaşlanmış, beli bükülmüş ama gözü hâlâ çöplükte ağaçlar; Kışın soyunup yazın giyinen , baharda inanılmaz renklere bürünen ağaçlar; Gülen, ağlayan, âşık olan, sevişen ağaçlar… İNSAN AĞAÇLAR Ama dayanılmaz bir arzu, bir sergimde hep ağaçları boyamamı fısıldıyordu kulağıma “İnsan Ağaçlar” yeter artık; bundan sonra hep bizim masalımızı anlat, diyordu. Bu tümüyle ağaçları anlattığım ilk sergim olacak. 20 sergiden sonra artık onları kırmam, gücendirmem imkânsız. Her şeye dayanırım da “Ağaç” dostlarımın gücenmesine dayanamam. Doğan AKÇA Sanat Çevresi dergisinin Nisan 2001 sayısında Sanat Eleştirmeni Ümit Gezgin, Doğan Akça ile ilgili bir yazı yazar. Kâzım Kılınçlar da bu yazıyı kendi yazısı içinde Mersin’e duyurur:

Doğan Akça 7111

BİR İNSAN Ramazan Bayramı dolayısıyla bir tebrik geldi, İstanbul’dan. Kocaman bir zarf, içinde çok güzel bir kartona basımlı, Etem Çalışkan’ın Anafartalar’daki Atatürk’ü ve Gençliğe Hitabesi. Ayrıca kaliteli bir kâğıda yine Atatürk portresi büyüklüğünde başka bir Etem Çalışkan çalışması konulmuş. Kağıdın bir yanında Fatih Sultan Mehmet’in tababetle ilgili vasiyetnamesi, diğer yanında Atatürk’ün bir söylevi. Şaşkınlıkla okuyorsunuz, bu iki büyük devlet adamının sözlerini. Fatih’in kurduğu vakıfla temizliğe, tıbba ve fakir insanlara yapılacak yardımların onların gururuyla oynanmadan nasıl yapılacağını anlatan sözlerine hayranlık duyarken, Ulu Önder’in 1930’larda 1990’ları nasıl gördüğüne ve Sovyetler Birliği’nin bir gün mutlaka dağılacağını ve ta o zamanlardan itibaren bu birliğin içine girmiş Türk ülkeleriyle ilişkilerimizi her gün artacak bir hızla sürdürmemiz gerektiğini, çünkü bir gün mutlaka bağımsızlığını kazanacak bu ülkelerle birlik içinde olmamız gerektiğini anlatan sözlerini şaşkınlıkla okuyorsunuz. Hele bugünkü, yarını bile göremeyen liderleri düşününce 60 yıl sonrasını bile bu kadar net gören Atatürk’ün dehasını bir kez daha anlıyorsunuz. Peki çok büyük masraflarla hazırlanmış bu bayram tebriğini kim düşünmüş, kim yollamış? Tabii ki Gazanfer Uğural, değil mi? Çoğunuz adını duyuyor, bu tebrik gibi bir çok güzel çalışmanın arkasında onun fikir ve desteğinin olduğunu biliyorsunuz. Ben orta birde ve ikide Gazanfer’le okudum. Sonra ikinci ve üçüncü sınıfta çakınca o fırladı gitti. Hep çok çalışkan bir öğrenciydi. Ama top da oynuyor, sosyal çalışmalara da katılıyordu. Sonra ipler koptu. Sadece İstanbul’dan gelen arkadaşlardan güzel haberlerini alıyor, Teknik Üniversite’yi bitirdikten sonra hızla yükseldiğini, iyi bir iş adamı ve varlıklı bir insan olmaya başladığını öğreniyordum. Ve 1980’li yılların başında adını daha çok duymaya başladık. İstanbul’daki Mersinlileri bir araya geti¬recek çalışmaları büyük bir heyecanla destekliyor ve bürosunun bir bölümünü dernek çalışmalarına ayırıyor, hızla etkinlikler düzenlenmesini sağlıyordu. İçelli sanatçıları, Mersin Lisesi’nin öğretmenlerini, ünlü kişilerini bir araya getiren “Evlerinin Önü Mersin” kitabı ilk önemli çalışmasıydı. Sonra sık sık Mersin’de etkinlik düzenlemeye başladılar. İstanbul’la doymamış, Mersin’de de birbirinden kopmuş Mersinlileri bir araya getirmeye başlamışlardı. O’nu artık insanlarla tek tek ilişkilerinde de görüyor, duyuyor ve yaptıklarını hayranlıkla izliyorduk. Ahmet Yeşil’in güzel bir sanat ve yaşam evinde çok daha iyi eserler üreteceğini görüyor ve bunun sağlanması için Ahmet’i, yakın dostlarını harekete geçiriyor, sonuçta bugünkü güzel ortamın doğmasını sağlıyor. Hüseyin Sevim Hocamı İzmir’de buluyor, etkinliklerin içine çekiyor, yeniden resim yapmasını sağlıyor, sonra sevgili Hocam yalnız kalınca Mersin’e taşınması için ısrar ediyor, hepimizi harekete geçirip Hocamın Mersin’e gelmesini ve resim yapmasını sağlıyor. Bana resim yapmaya başladığım ilk günden itibaren destek veriyor, her sergimden bir çok resim alıyor ve çevresine aldırtıyor, hep daha iyisini üretmem için kamçılıyor. Kısacası, her Mersinli sanatçıya destek oluyor. Geçen yıl İstanbul’da bir Mersin Evi yapmayı düşünmüşler. İçinde öğrenci yatakhane ve yemekhaneleri, lokali, sanat galerisi, konser salonu olan bir Mersin Evi. Gelip Mersin’de de anlattılar. İşin lokomatifi yine Gazanfer’di. Mersin’deki dostlar hayranlıkla izledik ve elimizden geleni yapmaya söz verdik. Şimdi 22 Nisan’da yine geliyorlar, yine bir dizi etkinlik var. Sevgili Suna ve Erdoğan Tanaltay’ın söyleşileri, Renan Koen konseri, şiir ve sohbet günleri. Ama en önemlisi 25 Nisan’da Hilton Oteli’nde düzenlenecek kokteyl. Çünkü artık arsası belirlenmiş, neler yapılacağı kesinlik kazanmış olan Mersin Evi bu kokteylle Mersinli iş adamlarına, derneklere, resmi kurum ve banka yöneticilerine, dostlara, Belediye Başkanımıza ve Valimize anlatılacak ve tanıtılacak. Ben işin başında Gazanfer olduğu için çok kısa zamanda Mersin Evinin yapılıp, hizmete açılacağına yürekten inanıyorum. Bazan düşünüyorum. Gazanfer, bütün bilgi donanımıyla sadece işini ve para kazanmayı düşünse idi, herhalde şu anda olduğundan çok daha varlıklı bir işadamı olurdu, diyorum. Öyleyse vaktini, parasını, enerjisini niye insanlar için harcıyor? Niye yüzlerce öğrenciye burs verilsin diye çırpınıyor? Niye Ahmet Yeşil’lerin, Hüseyin Sevim’lerin, Doğan Akça’ların daha mutlu olması için maddi ve manevi güç veriyor? Niye Mersinli şair ve yazarlar ansiklopedisi, yapacağım, diye koşturuyor? Ve niye MERSiN EVİ gibi büyük maddi destek, emek ve zaman isteyen bir iş için uğraşıyor. Bence dünyada nesli tükenmekte olan bir yaratık olduğu için, yani İNSAN olduğu için. Evet Mozaik’in bu sayısında da kapak resmi benim. Oturup, Kapaktaki Resim, diye bir yazı yazmam lazımdı. Ama resim, kendini anlatıyor zaten… O nedenle bir İNSAN’ı anlatmak bana daha önemli geldi. (Doğan Akça, Bir İnsan, Mozaik, Nisan 1994) Doğan Akça, 2002 yılının ilk sergisini İstanbul’da açacaktır. Sergi öncesi yoğun bir kar yağışı başlar; yolların kapanma olasılığı vardır, ama o yola çıkmaya kararlıdır; çünkü o güne kadar hiçbir sergisinin açılışını kaçırmamıştır. Bu kez de kaçırmaz; neredeyse bir gün süren bir otobüs yolculuğundan sonra, eşi Ayfer Hanım’la birlikte İstanbul’a varırlar. Serginin açılış günü İstanbul’da da diz boyu kar vardır. Yürüyerek ulaşmayı başaran birkaç Mersinli arkadaşının dışında pek gelebilen olmamıştır, ama o oradadır. 5 – 25 Ocak 2002 Doğan Akça Resim Sergisi Bakraç Sanat Galerisi – Kozyatağı – İstanbul Hakimiyet Gazetesindeki köşesinde Rafet Van, o kış kıyamette İstanbul’a giden Doğan Akça’yı anlatırken, “Sanatını, izleyicilerini bu derece önemseyen kaç kişi gösterebilirsiniz?…” diyor. “…Sayın bakanın (bile) ‘hava muhalefeti nedeniyle’ Mersin’e gelememeleri…” diye de devam ediyor yazısına. Bir sonraki sergisi bir karma sergidir: 18 Nisan 2002 “Gazanfer’in Arkadaşları” Sergisi Altamira Sanat Galerisi – Mersin Can dostu Gazanfer Uğural’ın ölümünün birinci yılında, Altamira Sanat Galerisi ve Mersin Liselileri Derneği, Mersin’de ortak bir anma toplantısı düzenleme kararı alırlar. Toplantıyla birlikte bir de sergi açılacaktır. Gazanfer Uğural’ın eşi ve çocukları da katılırlar bu anma etkinliğine. Onun ise, toplantının yapılacağı gün açıklayacağı bir sürprizi vardır: Gazanfer Uğural anısına “Altamira Sanat Galerisi Yayını” olarak bir kitapçık hazırlamıştır. Kitapçıkta, Gazanfer Uğural’la Dr. Erdoğan Tanaltay’ın “Sanata Su Verenler” kitabı için yaptığı bir söyleşiye ve kendisinin “Altamira Sanat” için yaptığı ve derginin Ocak 2001 sayısında yayımlanan bir söyleşiye yer vermiştir. Kitapçıkta bir de Gazanfer Uğural’ın ölümünden kısa süre önce ona gönderdiği ve hiç kimsenin bilmediği “65 Yaş Şiiri” vardır. Ön kapakta, Hüseyin Sevim Hoca’nın sulu boya Gazanfer Uğural portresi, arka kapakta, henüz bir resim öğrencisi olan genç ressam Yahya Bağcı’n yaptığı bir yağlı boya portre … Yani, geçmişi gelecekle birleştiren bir Gazanfer Uğural… Altamira Sanat Galerisi’ndeki anma toplantısında ilk konuşmayı o yapacakken sözler boğazında düğümlenir, başlayamaz; yanında duran Meriç Alkan’a dönüp açış konuşmasını yapması için işaret verir. Bir türlü alışamıyordur arkadaşının ölümüne. Ertesi hafta ÇAĞSAV tarafından düzenlenen II. Ankara Sanat Fuarı’na katılmak üzere Ankara’dadır. Birincisinde bir karma sergiye katılmıştır, bu kez kişisel bir sergi ile katılır. 26 Nisan – 5 Mayıs 2002 DOĞAN AKÇA Resim Sergisi Ankart – II. Ankara Sanat Fuarı ÇAĞSAV- Kavaklıdere Ankara Doğan Akça, bu serginin davetiyesinin arka sayfasında Altamira’yı anlatır. Ön yüzünde de Altamira’nın açılış sergisinin davetiyesindeki resim görülmektedir:

ALTAMİRA SANAT GALERİSİ  Mersinli beş arkadaş, Ahmet Yeşil, Gazanfer Uğural, Bülent Akbaş, Doğan Akça ve Sühendan Şimşek’in kurduğu ve 28 Ekim 1999’da kapaktaki davetiye ile açılışını yaptıkları ALTAMİRA SANAT GALERİSİ’nin oluşumunda ilk neden Mersin’e borçlarını ödemeye çalışan bu insanların bir taksiti daha ödeyebilme istekleriydi. Çünkü Mersin’de belirli bir sanat çıtasının üstündeki sanatçıların eserlerini sergileyebilecek özel bir galeri yoktu. Oysa Mersin böyle bir galeriye layıktı. Çünkü Mersin’de Güzel Sanatlar Lisesi, Güzel sanatlar Fakültesi, kendi atölyesinde resim üreten bir çok ressam ve iyi resim almak isteyen birçok koleksiyoner varken maalesef Türk Resmi’nin büyük ustalarının neler yaptığını, sanatın hangi özgün çizgisini yakaladıklarını gösteren bir mekân yoktu. Altamira, bu eksikliği tamamlamaya çalışırken Süleyman Saim Tekcan, Devrim Erbil, Hasan ve Şükran Pekmezci, Işıl Özışık, Haşim Nur Gürel, Ekrem Kahraman, Gencay Kasapçı, Muzaffer Akyol, Funda Karadağ, Mürşide İçmeli, Devabil Kara, Serap Demirağ, Kasım Koçak, Sema Boyancı, Zeki Serbest gibi birçok değerli sanatçının kişisel sergisini yaptığı için gururlu… Doğan Akça bu sergide, “90 dereceden bakılan resimler” diye isimlendirerek bir yenilik tanıtır. Davetiyenin arkasındaki, Doğan Akça’yı anlatan yazıda şöyle iki paragraf dikkat çekmekte: * Bu sergiye birlikte katılmayı teklif ettiğimiz Akça, o günden beri “Doksan dereceden bakmak” sergisini yapacağını söyleyip çalışmaya başladı. * Olaylara tam doksan dereceden bakmak, portakal bahçelerini, balıkçıları, çiçekçileri, kestanecileri, seyyar satıcıları, evleri, apartmanları, insanları doksan dereceden görmek, safyüreği ve inanılmaz sabrıyla. 14 Mayıs – 1 Haziran 2002 Doğan Akça Resim Sergisi Dam Galeri– Kavaklıdere-ANKARA Sanat Fuarı’nın hemen ardından yine Ankara’da bir kişisel sergi açar. Öte yandan da sonbaharda, Almanya’da katılacağı karma serginin heyecanını yaşamaktadır. Eylül 2001’de Mersin-Yenişehir’in kardeş şehri olan Almanya’nın Neustadt kentinden gelen sanatçılar sanatsal etkinlikler yapmışlar, Doğan Akça da o vesileyle, iki kenti bir sanat köprüsüyle birleştiren sürecin başlangıcını, “Sanatta Evrensel Adımlar” başlıklı yazısında anlatmıştı: “Çalışmalar yıllar önce başlamıştı. Önce Almanya’da Neustadt-Hassloch’ta yaşayan bir arkadaş Mersin’e gelmiş, yaptığı çalışmaları, ulaşmak istediği hedefi anlatmıştı. Doğrusu inanmamıştık. Hatta deli mi bu adam, demiştik. O zaman ülkelere, şehirlere en güzel işleri böyle delice koşan, uğraşan, çalışan insanların yaptığını düşünememiştik. O yüzden de Faruk Özdüzenciler’i belki de yarım kulakla dinlemiştik. Sonra, yani yıllarca süren bir çalışma sonunda Faruk’un ilk hayali gerçekleşmiş, Neustadt, Yenişehir belediyemizle; Hassloch da Silifke ile kardeş şehir olmuştu. Yani ülkemizin, Avrupa Birliği’ne girmesi için birçok zorluğu aşması gerekirken Mersin galiba AB’ye girmişti. İlk önemli etkinlik Başkan Fazıl Tütüner ile değerli ressam Cemal Turan’ın, Bülent Akbaş slaytlarıyla Neustadt’a gitmeleriyle başladı. Neustadt’taki sanat kulübü Fördergemeinschaft Herrenhof-Mussbach e.V.’nin mekânlarında açılan sergi, yapılan konuşmalar ve slayt gösterileri büyük ses getirdi. Tarih, 29 Nisan 1999’du. 29 Mayıs 2000 tarihinde bu sefer Neustadt’tan bir konuğumuz vardı. Aslen Slifkeli olan, ama uzun yıllardır Almanya’da yaşayan değerli sanatçı Ergül Ertem konuğumuz olarak Mersin’e geldi ve Teoman Ünüsan Sanat Galerimizde çok güzel bir sergi yaptı. Ve 6 Ekim 2000 tarihinde Kulübümüzde bir protokol imza töreni yapıldı. Bu protokolle Fördergemeinschaft Herrenhof Mussbach e.V. Başkanı Sayın Gustav Adolf Baehr ile İçel Sanat Kulübü Başkanı Ertuğrul Karaoğuz iki kulübün kardeş kulüp olduğunu ve iki şehrin insanlarına barış, dostluk, özveri ve kardeşlik duygularıyla hizmet etmenin en büyük dilekleri olduğunu söylüyorlardı. Faruk Özdüzenciler’in yıllar önce anlattığı hayali gerçek olmuştu artık. Şimdi, yani Nisan 2001’de Almanya’dan gelen altı değerli sanatçıyı karşıladık ve kulübümüzün iki galerisinde bu değerli sanatçıların eserleriyle ve kendileriyle birlikte olduk. Biz onların eserleriyle sanatın evrensel dünyasında gezerken, onları Mersin’in antik zenginliklerinde gezdirdik ve Şehrimizin güzelliklerini yaşattık. Artık ip koptu; bundan sonra Avrupalı sanatçıları Mersin’e getirip, Mersinli sanatçıları Avrupa’ya götürerek Avrupa Kültür ve Sanat Birliğimizi her gün biraz daha zenginleştireceğiz. Aslında bu çalışmaların ülkemizin her yerinde yapılması ve böyle sanatçı etkinliklerini Devletin desteklemesi lazım. Mesela bir ressamın Avrupa’da açacağı bir sergiye götüreceği resimler için var olan birçok engelin, zorluğun süratle kalkması lazım. Çünkü bu zorluklar nedeniyle birçok sanatçı yurtdışına çıkmak istemiyor. O zaman da değerli Türk Sanatçılar yurt dışında tanınmıyor, dünya sanat literatürüne giremiyor. Oysa şu anda dünyanın her yerinde eserleri alkışlanacak yüzlerce Türk sanatçısı var. Evrensel sanatın en güzel örneklerini, hem de Türk kokan eserleriyle veriyorlar. Avrupa’ya da dünyaya da çağdaş Türkiye’yi, ülkemizin aydınlık yüzünü göstermenin en önemli yolu, Türk sanatçılarına kapıları sonuna kadar açmak ve onlara gerekli her desteği vermektir. (Doğan Akça, İçel Sanat Kulübü Bülteni, Haziran 2001) (Mersin’deki etkinlikle ilgili olarak Alman basınında çıkan yazılar da Davut Oğuzcan’ın çevirisiyle İçel Sanat Kulübü Bülteni dergisinde yayımlanmıştı.) Alman sanatçıların 2001 yılında, Mersin’de konuk edilmesinden bir yıl sonra bu kez Mersinli sanatçılar Almanya’da konuk ediliyorlardı. 8 – 14 Eylül 2002 Karma Resim Sergisi Herrenhof Binası – Neustadt / Mussbach ALMANYA Bu sergi haberine Türk basınında da yer verilir: “Almanya’nın Neustadt kenti ile kardeş şehir olan Mersin-Yenişehir arasındaki dostluk ilişkileri güçleniyor. Kardeş kent, kardeş dernek, kardeş kuruluş ve kardeş okulların yanı sıra , kültür alanındaki ortak çalışmalar da çeşitli etkinliklerle sürdürülüyor. Bu çalışmaları daha da genişleteceğini belirten kent yöneticileri, diğer kentlerin de bu ilişkileri kendilerine örnek almalarını istediler. Neustadt’ın Mussbach semtindeki Herrenhof Binasında açılan resim sergisine, Mersin’den geniş bir heyet katıldı. …Neustadt’da, Türkiye’de yaşayan sekiz sanatçının 70 eserinin yer aldığı bir resim sergisi açıldı. Türk Kültür ve sanat etkinlikleri haftası çerçevesinde yapılan bu resim sergisinin açılış gecesine çok sayıda davetli katıldı.” (Hürriyet Gazetesi, 11 Eylül 2002) Sergi, Doğan Akça, Ethem Aydın, Ömer Anamur, Fevziye Öksüz, Mehmet Ali Meriç, Cebrail Ötgün, Veli Mert ve Ergül Ertem’in resimleriyle açılmıştır. Açılışın ardından Prof. Chiristiane Maether’in de katıldığı bir sohbet toplantısı düzenlenir. İki kent arasındaki bu kültürel ilişkinin mimarı olan, ama bir yıl önce, hayata veda eden Faruk Özdüzenciler’in hayali gerçek olmuş, bu serginin yanı sıra Vorderpfalz Türk Kültür Derneği’nin de desteklediği görkemli bir Türk-Alman Kültür Haftası gerçekleştirilmiştir. Hafta, 13 Eylül 2002 tarihinde verilen bir “Veda yemeği” ile sona erer. Sergi, Alman basınında iyi yankı bulur. Çıkan yazılar, önceki yıl olduğu gibi Davut Oğuzcan tarafından çevrilip İçel Sanat Kulübü Bülteni dergisinde yayımlanır. Keyifli geçen bir kültürel olayın ardından Mersin’e döndüğünde Doğan Akça kenti yeni bir etkinliğin hazırlığı içinde bulur; bu kez müzik alanında… Kendisi müzikle doğrudan uğraşmamıştır, hatta ortaokuldayken müzik dersinden geçer not almak için ne kadar uğraştığına dair gülerek anlattığı anıları vardır. Ama çok iyi bir dinleyicidir. Zengin bir plak koleksiyonu vardır ve eşiyle birlikte Mersin’e gelen hiçbir klasik müzik konserini kaçırmazlar. Lisedeyken okul korosunda olan Ayfer Akça kendisinin resim serüvenine başlamasının ardından, Mersin’de kurulan Polifonik Korolar Derneği’nde çalışmaya ve koroda şarkı söylemeye başlamıştır. Kendisi de yeri geldiğinde yardımcı oluyordur bu derneğe. 2002 Yılı’nın Ekim ayına gelindiğinde Mersin’de, I. Uluslararası Müzik Festivali’nin heyecanı yaşanmaktadır. Yıllar önce İrfan Solmazer, Hanri Atat, Semihi Vural, Kudret Ünal gibi Mersin’in kültür ve sanat yaşamına hep katkıda bulunmuş olan kişilerin girişimiyle kurulmuş olan Kültür Merkezi Derneği’nin çatısı altında bu kez, Hanri Atat’ın başkanlığında ve belediyelerle birkaç sivil toplum kuruluşunun katılımıyla bir müzik festivali hazırlanmıştır. Aynı zamanda, Mersin Devlet Opera ve Balesi’nin kuruluşunun onuncu yılı da kutlanacaktır. Doğan Akça, yalnızca ressam olarak değil, kentini düşünen bir Mersinli olarak da kültür ve sanat yaşamının içindedir ve kültürel etkinlikler için Mersin’e gelen konukları ağırlayanlar arasındadır hep. Müzik Festivali nedeniyle, arkadaşı Özdemir İnce ile birlikte Mersin’e gelmiş olan Doğan Hızlan, Kulübün bahçesindeki lokantada büyükçe bir grup olarak yenilen bir akşam yemeğinden sonra Hürriyet Gazetesi’ndeki köşesinde şöyle yazar: “….İçel Sanat Kulübü’nün bahçesinde, ılık sonbahar akşamının mayhoşluğunu yaşıyoruz. Ressam Doğan Akça, Mersin’in, Mersinlinin sanata düşkünlüğünü, insanı etkileyici, inandırıcı bir üslupla anlatıyor. Emeklerinin bugün vardığı noktaya bayrak dikenlerden…” (Doğan Hızlan, Şantiyeler Arasında Portakal Çiçekleri – Hürriyet, 6 Ekim 2002) Mersin Uluslararası Müzik Festivali, ertesi yıldan itibaren Tülay Bardakçıoğlu’nun başkanlığında başarıyla gerçekleştirilecek ve altıncısının ardından da Avrupa Festivaller Birliği’ne kabul edilecektir. Doğan Akça da Festivalin son üç yılında artık yalnızca dinleyici değil, aynı zamanda Mersin Borsası’nın temsilcisi olarak Festival Yürütme Kurulu Üyesi’dir. Doğan Akça’nın sanatın başka dallarında da çalışmaları olmuştur. Örneğin, lise yıllarındaki edebiyat merakından hiç vazgeçmemiştir. Ayrıca, çok iyi şiir okur, iyi bir konuşmacıdır. Yine bir eski Mersin Liseli olan Mersin Polifonik Korolar Derneği Başkanı Selma Yağcı ile birlikte yerel televizyon kanalı SUN-TV’de bir edebiyat programı yaparlar. İlgiyle izlenen bu program uzunca süre devam eder. Bir de oyunculuk denemesi olmuştur. Sinema Yönetmeni Atıf Yılmaz Mersinlidir ve “Bir Şehir, Bir İnsan” adlı bir yarı belgesel Mersin filmi çekmek için kente gelmiştir. Baş rolünü Sinema Oyuncusu Lale Mansur ve TRT- Sunucusu ve aynı zamanda Mersinli olan Ekrem Tamer’in oynadıkları bu filmde diğer roller için de Mersin’den oyuncular bulunur. O oyunculardan biri de Doğan Akça’dır. Bir arkeoloji profesörünü canlandırdığı bu rolde bayağı da başarılı olmuştur. “Yazmayı da seviyordu Doğan Akça…. Çalışma hayatının başlarındayken, 1960’da edebiyata meraklı birkaç lise öğrencisi ile birlikte çıkardıkları ‘Elek’ dergisinde yazıları ve hatta bir şiiri yayınlanmıştı. Doksanlı yıllara gelindiğinde yeniden yazmaya başladı. İçel Sanat Kulübü dergisinin hemen hemen her sayısında bir yazısına rastlanıyordu artık.” (Meriç Alkan, Gökkuşağı Gibi, s.136, 2007) Yalnız “İçel Sanat Kulübü Bülteni” dergisinde değil, Mersin’de yayımlanan “Mozaik” dergisinde çeşitli yazılar, “Altamira Sanat”, “Polifonik Sanat”ta ve Mersin Ticaret Borsası’nın yayımladığı sektör dergisinde sanat yazıları yazar, Mersin’in sanat profilini çıkardığı yazılarıyla, sanatın her türlüsünün yaygınlaşmasına destek olur. Yine Hürriyet’ten bir yazı; bu kez onun Altamira Sanat Galerisi’nde açılacak olan sergisiyle ilgili… Biz haberini verdik. Doğan Akça’nın sergisini ziyaret edin diye de önerdik. Ancak Sühendan Şimşek’ten aldığım bir mektupta anladım ki, biz Doğan Akça’dan hiç bahsetmemişiz. …Çok renkli bir hayatı var. Kesinlikle Mersin’e gidip bu değerli sanatçımızla tanışacağım ve sizlere konuştuklarımızı aktaracağım. Doğan Bey’in eserleri şu an Altamira Sanat Galerisi’nde gösterime sunuldu. Elimdeki kataloğa bakıyorum da eserlerin tamamı muhteşem. Zevk alacaksınız, keyifleneceksiniz. Hatta resimlerin büyük bir bölümünde kendi çevrenizi, hayatınızı, geçmişinizi göreceksiniz… (Sinan Tanyıldız, İçimizden Biri-Doğan Akça, Hürriyet, 13 Aralık 2002…) 29 Kasım-18 Aralık 2002 Doğan Akça Resim Sergisi Altamira Sanat Galerisi-Mersin Peki ya sıkıntıları, gülen yüzünün yanında yansıtmadıkları… Bir mektubundan alıntılar: “…Sergi bitiminden 4-5 gün sonra sana bir faks çekmiş ve isteklerimi, hesapları ve hesap numaramı falan yazmıştım. Hiç okumadan bir kenara attığını düşünerek yeniden yolluyorum …bana …öde demiştim. Bir de eski hesaba mahsuben tuval yollamanı istemiştim. Bugün 18 Haziran …herhalde ben istemezsem daha üç ay bir lira bile yollamazsın.. Kısacası…bu işlerden, böyle bir yığın emekle yaptığım resimlerin parasını sadaka gibi almaktan bıktım. …hemen parayı ödemezsen… tuvallerle, sandıkları yollamazsan…bu oyunu artık oynamayacağım. Seni de artık hiç arayıp sormayacağım. …Değil galeride sergi açmak, sokaktan bile geçmeyeceğim…” Doğan Akça

KİTABIN DEVAMI İÇİN BU SATIRI TIKLAYINIZ

Ziya Aykın

Ziya Aykın

Biyografik Bilgi

scroll to top