DÜNYA ÇEVRE HAFTASI’NDA MERSİN’İN DÜNÜ, BUGÜNÜ – H. Şinasi DEVELİ

Güneykent.jpg

Dünya Çevre Günü ve Haftasını, 5-11 Haziran günleri arasında kapsamlı törenlerle kutladık. Yıl içerisinde birçok haftalar ve günler için özel kutlamalar yapılır. Ancak Çevre konusu, bütün bir kâinatın ve doğal zenginliklerin korunmasını ve huzurlu yaşamı öngördüğü için diğer kutlanan günlerden farklılık arz eder.
Çevre korunması fikri çok eski sayılmaz. Sanayinin gelişmesi, nüfus artışı ve daha birçok etkenler doğanın dengesini bozunca, insanlık çare aramaya koyuldu.
Atalarımızın bizlere bıraktığı pırıl pırıl doğayı, yılların ihmali ve duyarsızlığımız yüzünden gelecek nesillere yaşanması güç bir doğa teslim edecek duruma getirdik.
Anadolu’dan enteresan bir örnek vermek isterim. Çok eski yıllarda Ege taraflarında bir ağaca çıkan bir sincap hiç yere inmeden Erzurum’a kadar gidebilirmiş. Bunda belki biraz mübalağa vardır, ancak hakikat payı da haylidir.
Ben Dünyanın herhangi bir yeri veya Anadolu’dan değil, bu konuda Mersin’den bahsetmek istiyorum.
Mersin’in 70 yılını rahat hatırladığımı yazılarımda zaman zaman tekrarlarım. O yıllarda Nisan-Mayıs aylarında bütün Mersin, üzerine esans serpilmiş gibi kokardı. Narenciye bahçeleri Çamlıbel’in hemen yanında, Mersin’e adını veren Murt ağaçları eskiden Hıristiyan Köyü dediğimiz Osmaniye Mahallesi civarına kadar inmişti. 159 Sokak, Hastane Caddesi, 67 Sokak ve Çakmak Caddesi’nin Kuzeyde sona erdiği alan, zeytin bahçeleri ile doluydu. Zeytinlibahçe Caddesi adını buradan almıştı. Bahçe Mahallesi’nde ana caddeye paralel olarak buz gibi bir ırmak akardı. Yumuktepe’den sonra denize karışan, bahçeler içerisinden geçen şimdiki Soğuksu Caddesi’ne adını vermiş olan bu ırmak o gün ailelerinin piknik ihtiyaçlarını gidermişti.
Mersin’in her yönünden denize girilirdi. Deniz suyu pislik tutmaz gibi batıl bir düşünce ile ne bulduksa atmak suretiyle denizlerimizi girilmez hale getirmişiz. Şimdilerde deniz kıyısındaki tesislere sitelere havuz yapılıp, ondan yararlanılıyor. Çünkü denizler mikrop yatağıdır.
Gözne’ye çıkarken dönüp Mersin’e bir baksanız. Sadece taş yığını görürsünüz. Yeşili olmayan gri renklerin hakim olduğu bir kitle. Bu duruma nasıl geldik, nasıl kurtuluruz?
Mersin’e aşırı göç ve bunu tevlit edenlerden birisi olan sanayi tesislerinin kurulması, alt yapı noksanlığı.
Aşırı göçü karşılayacak Mersin’in hiçbir tedbiri yoktu. Gelen insanlar özel parselasyonlarla imar hududu dışında satın aldıkları yerlere gecekondular yaptılar. İmar dışı belediye hizmetinin gitmesi kanunen yasak. Bunlar su, elektrik ve kanalizasyon hizmetlerinden bir süre yararlanamadılar. Kurulan bu tür mahalleler kirlenmenin öncüsü oldu. Aşırı nüfus araziye ilgiyi arttırdı, kat karşılığı inşaatlar cazip hale gelince narenciye ve zeytin bahçeleri sökülüp apartmanlara dönüştürüldü. Gerek sanayi tesisleri ve gerekse kanalizasyon suları ve diğer pis sular olduğu gibi denize yollandı ve deniz kirlendi. Rafineri nedeni ile limana gelip giden gemiler petrol atıklarını denize boşalttılar, liman içerisinde tutulan balıklardan zehirlenmeler olduğu gibi, balık nesli tükenmeye başladı.
Mersin’in daracık yolları, motorlu araçların saçtığı zehirle, insanlarımızı etkilemeye başladı. Daha buna benzer nedenlerle, pırıl pırıl Mersinimizi sağlıksız bir mekan haline getirdik. Şimdi yasal tedbirler de dahil birçok tehirlerle kirlettiğimiz doğayı eski haline getirmeye çalışıyoruz.
1983 yılında kabul edilen 2872 Sayılı Çevre Kanunu düzenleme tedbirleri yanında birçok yasaklar getirmiş, ağır para cezalan tazminatlar ve hapis cezalan ile birlikte büyüklüğüne bakılmaksızın sınai müesseselerin kapatılmasına kadar varan cezalar yasada öngörülmüştür. Çevreye Mersin’den başladığımıza göre bu konuda Mersin’de ne tür tedbirler alındığına göz atacağız.
Akdeniz’de kıyısı olan nüfusu 100.000 den fazla kentlerin kanalizasyon ve sair atıkları tasfiye etmeden denize akıtılmaması hususunda Akdeniz’e kıyısı olan ülkeler bir sözleşme imza etmişlerdir…….Gemilerin ve deniz taşıtlarının kirletmeleri de önlendiği takdirde artık pırıl pırıl bir Akdeniz’e sahip olacağız demektir.
Şehir kirliliğinin diğer bir nedeni de, motorlu araçlardır. Motorlu araçlardan vazgeçemeyeceğimize göre, bunun doğurduğu kirliliği önlemek için çare, raylı sistemle toplu taşımacılık sistemini gerçekleştirmek olmalıdır…….
1888 yılında bir İrade-i Şeniye ile Mersin’e tramvay yapılması kararlaştırılmış ve Mersin Tramvayı 1910 yılında çalışmaya başlamıştır Müftü Köprüsü ile Gümrük Meydanı arasında sefer yapan bir tramvay hattı Fransız işgali sırasında sökülmüş ve sadece eşya taşımak için Uray Caddesi’nden geçmek üzere İstasyon ve Gümrük İskelesi arasında hizmete konulmuş tur. İşgalden sonra bu da sökülmüştür. Bundan 100 küsür yıl önce gerçekleşmiş olan raylı sistemin hala gerçekleşmemiş olması hayli düşündürücüdür……
Bütün bu gayretler Mersin’imizi kolonya serpilmiş gibi kokan bir duruma getirecek mi? O günler geçti. Biz kentimizi yaşanır hale getirebilirsek, bu yeterli sayılır.
İÇEL SANAT KULÜBÜ BÜLTENİ TEMMUZ/AĞUSTOS 1998 – 72. Sayısından alınmıştır.

Top