ERDAL AKALIN İLE SÖYLEŞİ – Ebru LALEDEMİR

Erdal-AKALIN-Ebru-LALEDEMİR.jpg

Ebru Laledemir- Erdal Akalın kimdir?
Erdal Akalın – 1945 Antakya Kırıkhan doğumluyum. İlk ve ortaokulu Antakya’da okudum. Lisenin Edebiyat Bölümü’nden mezun oldum. 1962 yılında girdiğim Ankara Tıp Fakültesi’ni 1968 yılında bitirdim. İhtisasımı Gülhane’de iç Hastalıkları dalında yaptım ve altı ay Başasistan olarak çalıştım. O günün koşullarında kadrom olamayınca geçici görevle Adana’ya geldim. Ancak yine kadro alamadım. 1979 yılında şakayla karışık Ataş’a başvurdum ve ordudan Binbaşı rütbesiyle istifa ettim ve Tıbbi Direktör olarak Ataş’ta çalışmaya başladım. 1995 yılında emekliliğimi isteyerek Ataş’tan ayrılıp kendi özel muayenehanemi açtım. 2003’te eşimin rahatsızlığı artınca onu yalnız bırakmamak için muayenehanemi kapattım. Eşimin yaşadığı son yedi sekiz ayı onunla geçirmiş oldum. Diabet Vakfı’nın talebi üzerine Mersin Diabet Hastanesi’nin yönetiminde on sekiz ay meccanen çalıştım. İyilik Vakfı Huzurevi’nde gönüllü olarak iki yıl doktorluk yaptım. Sonunda bütün alet edevatlarımı, kitaplarımı Diabet Hastanesi’ne bağışlayarak mesleğimi bıraktım

Doktorluğunuzun yanında sizi yazar olarak da tanıyoruz. Bu konuda bize söyleyecekleriniz neler olabilir?
E. Akalın – Yazı yazmak konusunda enteresan bir heyecanım olduğunu söyleyebilirim. Liseden beri kompozisyonu çok beğenilen bir öğrenciydim. Edebiyat hocalarım hep çok beğenirlerdi ve hatta yazdığım kompozisyonları yerel gazetelere götürürlerdi. Tıbbiye’de de hatırlıyorum Erzurum’daki bir gazeteye bir gazeteye bir arkadaşım vasıtasıyla Doğum Kontrolü hakkında dört serilik bir yazı yazmıştım. İhtisasım bitinceye kadar toplam 17 tane yayınım olmuştur. Buna ATAŞ dönemindekileri de eklerseniz bazıları İngilizce olmak üzere 30’u aşkın tıbbi makalem vardır. Hatta bir tanesi 1977 ‘deki sanıyorum Amerika’da Nefroloji Dergisi’nde yayınlanan ilk Türk makalesi idi. Gazete yazılarıma ne zaman başladığımı pek hatırlayamıyorum ama şunu söyleyebilirim bugüne kadar 26 tane sivil toplum örgütünde kurucu, yönetici, başkan ve üye olarak yer aldım. Oralarda da çeşitli yazılarım çıktı. Mesela Rotary Dergisi’nde. 1991 yılında Mersin Rotary Kulübü Başkanı’ydım. Rotary dergilerine ve bültenlerine de yazılar yazdım. Hatta 1988/1989 da Kazanlı’daki Yeşil Kaplumbağa Koruma Projesi’nde ailece çalıştık. Ben, rahmetli eşim ve oğlum… O programda çektiğimiz fotoğrafları ve yazıları “Yeşil Kaplumbağa Suyu Arıyor” başlığı altında hem Türkiye Rotary Dergisi’ne hem de International Rotarian Dergisi’ne gönderdim. Türkiye’den The Rotarian Dergisi’ne giden ilk makale idi. Sanat Kulübü Bültenlerinde yazılarım var. 200’ü aşkın sayının herhalde 40 ya da 50 tanesinde benim yazım vardır. Yazı yazmanın benim için paylaşmak demek olduğunu düşünüyorum. 90’lı yıllarda devamlı olarak gazetelerde yazmaya başladım. İlk yazı yazdığım gazete Mersin Gazetesi idi. Üç-beş yıl orada yazdım. Benim köşem “Akşaka”dır. Biraz kara mizah yazarım. Daha sonra uzun zaman Hakimiyet Gazetesi’nde yazdım. 7-8 yıldır da Mersin İmece’de yazıyorum. Bu arada internet gazetelerine yazılar yazarım. Toplamda yaklaşık 50-60 bin kişiye hitap eden Antakya Atayurt Gazetesi’ne Adana Fikir Platformu’na, Türkiye İçin Elele ve Erzincan Kemaliye mail grubuna, Mersin Fotohabernet Mersin internet grubuna, Demokrat Mersin Haber grubuna, Güncel Mersin internet grubuna da yazılar yazıyorum. Düzenli olarak haftada beş gün yazıyorum. O zamanki Genel Sekreter Selami Gedik arkadaşımın ricasıyla Akdeniz İhracatçılar Birliği’nin Bülteni’nde yazı yazmaya başladım. 3 yıl kadar on beş günde bir siyasi olmayan kara mizah yazılar yazdım. Üç yıl sonra Selami Gedik bana bir jest yaptı ve ilk kitabımı bastılar. İlk kitabım deneme olarak çıktı. Kendi üyelerine dağıttılar ama bir miktar da bana verdiler, ben de eşe dosta verdim. İkinci deneme kitabımı ben bastırdım. “Akşaka” adıyla çıktı. Bir hata yaptığımı sanıyorum. 1000 kitabın 800 tanesini İçel Sanat Kulübü’ne, Çağdaş Yaşam Derneği’ne, Atatürkçü Düşünce Derneği’ne, Tabip Odası’na ve Hataylılar Derneği’ne hediye ettim. Satılsın ve eğitim için kullanılsın diye ama şanssızlık oldu. Üçüncü kitabım ise 2000 yılında İçel Sanat Kulübü’nde “Sultan Ana’ya Ağıt” diye yazdığım beş sayfalık bir öykünün kitap haline gelişiydi. Ancak bu kitap biraz fazla otobiyografik bir roman haline geldi. Çok tuttuğunu sanmıyorum ama piyasada var. Kanguru Yayınevi sattı. Mersin’de de alıp okuyanlar oldu. Kalemim biraz düzgündür, o romanı ben de beğeniyorum ama bunun dışında iyi bir romancı olduğumu söyleyemem. Ondan sonra da hikaye ya da roman yazmaktan şimdilik vazgeçtim.

İçel Sanat Kulübü ile ilişkileriniz neler oldu. Anlatır mısınız?
İçel Sanat Kulübü üyeliğim ne zaman başladı bilmiyorum ama üyelik numaram 126. Dolayısıyla oldukça erken zannediyorum. Kulüpte çeşitli görevlerde bulundum. Tüzük ve yönergelerde hizmetim çoktur. Danışma Kurulu tüzüğü ve yönergesi benim eserimdir. Onu da Galatasaraylılar Derneği’nin tüzüğünü örnek alarak yazmıştım. O da kulübe benim katkımdır. Yapı olarak çok ön planda olmayı sevmeyen bir kişiyimdir, yaylacı tipi. Konferanslarda bile en arkada otururum, çok göze görünmem. Yönetimde görev aldım. Çeşitli komitelerde görev aldım. Aksatmadan on küsur sene genel kurullarda divan başkanlığı yaptım. Sonunda üstüme kalmasın diye genel kurullara gelmemeye başladım. Böylece yeni divan başkanlarına kavuştuk. İyi de oldu. Kulüpte en büyük sorunum yönetimlerin gençlere sırayı vermemelerinden ötürü bozulmam olmuştur. Bunu rahmetli Sudi Abaç başkanlığında yönerge olarak da tüzüğe koymaya çalıştım. Yönetimin 7 kişiden 3’ü belirli bir yaşın altında olmalıdır diye bir madde koymuştum. Sudi Abaç bunu beğenmişti ama bu yürümedi. Yönetimin gençlere yer vermemesine tepki olarak 7-8 yıl önce yönetime bir dilekçe verdim. Bundan sonra beni aday göstermeyin, hiçbir kurula seçmeyin, hiçbir şekilde bana görev vermeyin diye yazmıştım. Burada amacım hiç olmazsa benim eksikliğimde bir genç bu işe girsin idi. Ne derece başarılı oldu bilmiyorum ama doğru yaptığımı düşünüyorum. Bunu yapmasaydım ben halen genel kurullarda divan başkanı olara kalacaktım. Oysa bu yıl bir hanımefendinin divan başkanlığında genel kurul gayet başarılı yürüdü Kulübümüzün bir eksiği bence doksanlı yılların başında 30-40 kadar gencin fazla dikkate alınmamaları ve kulüpten küskün olarak uzaklaşmalarıydı. Bunu hiç içime sindiremedim. Halbuki bugün onlar işbaşında olacaklardı. Onların arasından bir tek şu anda kulübümüzün başkanı olan Eyüp Dinç kaldı.

İçel Sanat Kulübü’nün sizce önemi nedir?
İçel Sanat Kulübü’nün benim için tartışılmaz bir önemi var. Kulüp Mersin’e sanat kavramını getirmiştir. Resimle yaşamayı öğretmiştir. Müzik aşkını getirmiştir. Özellikle felsefe ve arkeoloji heyecanını getirmiştir. Ancak üniversitenin açılması, Opera ve Bale’nin kuruluşu, kulüp üyelerimizden bazılarının polifonik korolara geçmesi ile eski etkinliğini nispeten yitirmiş olsa da İçel Sanat Kulübü ilklerin yeri olarak çok önemli görevler icra etmiştir. Bunların biraz daha ivme kaybederek devam edeceğine inanıyorum. Şu anda İSK yerine koyabileceğimiz başka bir sivil toplum örgütü Mersin’de maalesef yok gibi geliyor bana.

Kent sanat ve kültürü ile ilgili düşünceleriniz nelerdir?
Kent kültürü konusunda sıkıntılarım var. Türk insanı konusunda sıkıntılarım var. Biz bugüne kadar alfabe bilen okuryazar cahiller yetiştirdik diye üzülüyorum. Bugün Türkiye’mizin içinde bulunduğu sosyal ve siyasal darboğazın da altında, düşünmeyen, sorgulamayan, araştırmayan insan grubu yetiştirmemizin ülkemiz adına olduğu kadar Mersin için de bir sorun olduğunu düşünüyorum. Son yıllarda özellikle eğitim programlarının altüst oluşunun bütün ülkemizi etkileyeceği gibi Mersini de çok olumsuz etkileyeceğine inanmakta ve üzülmekteyim. Bunun savaşını günlük yazılarımda zaman zaman veriyorum. Kim okuyor derseniz hiç kimse beni okumasa da ben yazılarımda bunun kavgasını da yapıyorum.

Bu söyleşi ŞÇEL SANAT KULÜBÜ AYLIK BÜLTENİ OCAK-ŞUBAT-MART 2015 SAYI 206 dan alınmıştır.

Öğretmen. İçel Sanat Kulübü Başkan Yardımcısı. Bir çok Sivil Toplum kuruluşunda aktif üye.

scroll to top