Eski Kilikya – Viktor Langlois

Halkevi.jpg

ÇEVİREN : RAHMİ BALABAN

MERSİN HALKEVİ YAYINLARI -1947

YENİMERSİN BASIMEVİ

İÇİNDEKİLER

1- Ön söz
2- Bu eseri niçin yayınlıyoruz ?
3- Tabi’î arızalar
4- İklim
5- Madenler
6- Bitki ve hayvanlar
7- Ahali – Halk
8- Kilikyanın tarihçesi
9- Eski eserler
10- Toros dağları ve Kilikya
11- Silifke ve havalisi eski eserleri
12- Silifkeden Korİkosa
13- Korikostan Lamasa
14- Ova Kilikya – Batısı
15- Tarsus tarihi
16- Yollar – Köprüler
17- Romalılardan sonra Tarsus tarihi
18- Tarsus çevresi
19- Adana ve Seyhan nehri
20- Doğu Kilikya
21- Çiftehan ve Ramazanoğlu
22- Adana – Sis – Zeytun – Hacına
23- Doğu Kilikya – Ayas
24- Anavarza
25- Misis
26- Misis – İskenderun

ÖN SÖZ
Adana Öğretmen Okulu Müdürlüğünde bulunduğum zaman (1910 – 1913), bu kitapta yazılı yerlerin bir kısmını gezip gördüm. Sonra İsviçre – Cenevrede tahsilim ve talebe müfettişliğim esnasında, Cenevre Üniversite kütüphanesinde (V. Langlois) nin 1861 de Paris’te basılmış olan (Kilikyada gezi) kitabına rastlayarak 1919 Kasımında tercüme etmiştim. Tercüme 1923 Mayısında Adana’da (Türk Sözü) gazetesinde neşredildi.
Meslek hayatımda otuz üç yıldır, kalbimde hiç sönmeyen derin hatıralarını taşıdığım Çukurova’nın gürbüz, keskin zekâlı, sağlam karakterli, vefakâr çocuklarına bu tercüme ile (Çam sakızı, çoban armağam) kabilinden bir hizmet etmek istedim. Eser, Çukurova okullarında tarih derslerini, çevredeki antikitelere bağlamağa hizmet eder ümidindeyim.
Bana bu hizmeti edaya fırsat veren Mersin Halkevine ve evin değerli Başkanı Fikri Mutlu’ya çok teşekkür ederim.
Mustafa Rahmi Balaban
İzmir Kız Öğretmen Okulu Müdürü

BU ESERİ NİÇİN YAYINLIYORUZ ?
Bu eseri, 86 sene önce Fransızca olarak Patiste yayınlayan (Viktor Langlois) gezdiği Anadolu’da ve bilhassa (Kilikya) da daha çok Yunan, Roma ve bunların devamı olan Bizans eserlerini ve bunlar arasında, Kilikya’da bir nevi türedi bir beylik kuran ve doğuya, batıya, kuzey ve güneye uyar yüzlülük göstermek suretiyle hakimiyetlerini bir yüz yıl kadar devam ettiren Ermeni eserlerini araştırmıştır.
Yunanilerden,Romalılardan çok ön senelerde buralara (Kızvatna – Kilikya)ya hakimiyetlerini getiren (Hitit) lerin ve bunların müttefiklerinin eserlerinden, halen ayakta duran ve tarihce de malûm olan Saimbeylideki, Ceyhan yakınındaki – Sirkeli – den ve Mersin’deki (Pitura – Yümüktepe) şehir ve tahkimatından, Silifkedeki (Olba – Vulvara Uzunca Burç) tan bilgi ekleyememiştir. Gerçi o zamanlarda (Hititoloji) bu günkü kadar aydınlanamamıştı. Bununla beraber, Eski Kilikya’da yaşayan milletlerin bir kısmından ve eserlerinden önemli bilgi mevcut olduğu için, bu tarihi bir kıymet ve memleket kültürüne de bir hizmet sayarak Langluva’nın yayınına ilâveler yapmak suretile bu eseri yayınlayarak eksiklikleri tamamlamak istedik.
Halkevi Başkanı
Fikri Mutlu

TABİ,İ ARIZALAR
Eski Yunanlılar ve Romalılar, Adana ve Tarsus havalisine Kilikya derler. Kilik, (camuz) demek olup Tarsus’un timsalidir. Kilikya da bilhassa Tarsus çayı- Sidnos ile Seyhan – Sarbus’un teşkil ettiği deltada pek çok camuslar vardır. Herodot ise buraya bu namı veren Fenikeli Ajenor’un Oğlu Kilik’tir, diyor.
Orta zamanda Ermeniler; büyük Ermenistan’dan buraya göç ederek küçük Ermenistan namını verdiler. Sonra Kilikya, Karaman oğullarının bir beyliği oldu.
Kilikya’nın dağlık yerine eskiler Traşe derlerdi ki Silifke havalisidir. Kilikya dağlıktır ve yalnız (Gülek Boğazı) geçidi vardır. Dağlardan akan sulardan bir çok çaylar olur.
Dağlık Kilikya’da Silifke’de: Galikadnos – Göksu, Ova Kilikya’da Sidnos- Tarsus çayı, Seyhan ve Ceyhan nehirleri vardır.
Kilikya’nın sahillerinde dört büyük burun ve körfez vardır. Bunlar: Anamur, Zefiryom, Saryedon ve ova Kilikya’da Megaros – Karataş burnu.
Dağlık Kilikya’nın körfezleri— ehemmiyetsizdir; fakat Ova Kilikya’da (Soli) körfezinin genişliği 27, İskenderun veya (İsos) körfezinin genişliği 12 mildir.

İKLİM
Kilikya’nın iklimi, öteden beri sıcaktır, Yazın bazen şiddetli sıcaklar olur. İskender, Tarsus çayında suya girmesinden ziyade, havasının o zaman ağırlığından hasta düştü. Orta zamanlarda buranın iklimi yine fena idi. Bunu, Saliplilerin muharebeleri zamanındaki eserler bildirmektedir. Burada havayı bozan Seyhan ve Ceyhan nehirleri arasındaki bataklıklardır. Bunlar kurutulsa, iklim güzelleşir ve sıtma kalmaz.

TABİAT
Toros’un birinci mıntakası: Granit, Gnayis, Mikaşist’den mürekkep olup bunlar kireçli taşlar ile beraberdir. Yamaçlar, killi ve kömürü ihtiva eden maddeler İle doludur. Tarsus ile Suriye arasındaki arazi (Piroksanokildaspat) lı suhurdan müteşekkil olup Maraş ve Ayintap havalisi de öyledir.

MADENLER
Bulgar dağı maden ocağı: 3000 metre yükseklikte bulunan Kızıltepe madeni vardır. Kozan havalisinde başlıca madenler:
1- Aladağ’da, Manzerli civarında (Hidroksit de fer) madeni.
2- Görünce’de, Seyhan’ın bir saat batısında (Peroksit de fer) madeni yüzde 62.
3- Sis’in yedi saat kuzey batısında İnektepesinde (Peroksit de fer) ki, hemen kâmilen halis olup yüzde 75 iyi kısmı vardır.
4-Pozantıda Peroksit de fer madeni, Kozan dağında başka bir demir madeni vardır. Yüzde 60. Cebeli nur- Amanos dağlarında toprak yüzünde yüzde 63 terkipli (Peroksit de fer) madeni görülmektedir. Ayasın üstünde demir taştan eskiden işletilmiş olan demir madeni ise yüzde 61 terkiplidir.
Bulgar dağı şubelerinden biri olan Alatepe’de Gümüşlü kurşun madeni vardır ki, terkibinde yüzde 42 kurşun, binde iki gümüş vardır.
Görümce civarında Kükürtlü Bakır, Karbonlu bakır madenleri vardır. Terkibi yüzde 13 bakır, binde bir gümüştür.
Sisin dokuz saat kuzeyinde Manga köyü civarında kükürtlü Demir ve Bakır madeni vardır. Terkibi yüzde 25 Bakır ve biraz altın izleri.
Maden ihracı için Kilikya’nın coğrafi mevkii pek müsaittir. Arzın teşekkülatı daha birçok madenlerin mevcudiyetini hissettirecek surettedir.

NEBATAT (Bitkiler)
Tarsusun kuzey batısında, Bulgardağı üstünde olan Namrun yaylasında Toros dağları nebatat mütehassısı (Koçi) tarafından nebatat fosilleri bulunmuştur ki, bunlar doktor (Anjer) tarafından Viyana Akademisi tarihi tabi’ i muhtırasında 1853 Aralık ayında tasvir edilmiştir. Bu havzada gene üçüncü devreye ait ve evvelceden bilinen nebattan sekiz nebat mütehassesi bulunmuştur.
Kilikya’nın nebatatı, Elcezire’ninkilere pek benzer. Bu iki kıt’anın iklimi biribirlerine pek müşabihtir. Jöber, Sipah, Bovasya, Labilardiyer’in ve General Şesney’in ve Hoferin tasvir ettiği nebatata, ekseriyetle Toros dağlarında ve Adana, Tarsus ovalarında tesadüf olunmaktadır. (Bovasyef Floraoryantal. Cilt 5.)

HAYVANAT
Kilikya’nın hayvanları, kezalik Mezopotamya’nın aynıdır. Geneyal Şesney maiyetinde İngilizlerin gönderdiği fen heyetine iltihak eden (Helfer) bura hayvanlayım pek güzel tasvir etmiştir.
Torosların başlıca hayvanları; Memeliler, Karaayı, canavar, çakal, kırmızı tilki, yabani domuz’dur. Türkmen bargirleri, iki türlü deve, koyun, keçi, ehli ve yabani sığır… benzerleri. Kilikyada vardır.
Yırtıcı kuşlar: Karakartal, Akbaba, Atmaca, Baykuş, Karga.., benzerleridir.

AHALİ – Halk
Mevcut hüyüklerden anlıyoruz ki, burada ilkevvel Hitit Türkleri oturmuştu. Sonra Fenikelilerin oturduğu zannolunmaktadır. Fenikeliler, Torosların (Sedir) çamağaçlarından gemilerini yaparlardı. Milâdi İsa’dan sekiz asır evvel Ninva Suriyelileri, Fırat’ı geçerek Yuda’nın üst tarafındaki bütün memleketleri zaptettiler. Babil’deki Gildaniler Suriyelileri mağlup ile, Suriyelilerin aldıkları memleketlerin sahibi oldular. Ve Akdenizin batısındaki memleketleri elde ederek fütuhatı tamamladılar. Gildani’lerden sonra Kilikya’yı İrani’ler ve İrani’lerden sonra Yunanlılar, daha sonra İskender aldı.
İskender’in İmparatorluğu paylaşılırken Kilikya Suriye krallığı parçasına terk edildi. Ve bundan sonra Kilikya korsanları Akdeniz’de Romalılara rahat vermemeğe başlayınca Roma, Pompe kumandasında asker ve gemi göndererek Kilikya’yı zapt etti. Roma imparatorluğu, Arkadyos ve Honoryos taraflarından taksim edildiği zaman Kilikya Kostantin’iye imparatorluğuna dahil edildi. Bundan sonra Fatimi’ler, Emevi’ler burada Bizanslı’lara hücum ettiler. Asya yaylalarından inen Ermeniler Bizanslılardan Kilikya’yı aldı. Ermenilerden Moğollar, Türkmen’ler aldı. Bundan sonra burada Mısır Memlükleri yerleşti. Sonra Timurlenk aldı ve Nihayet Osmanlı Türkleri geldi.

Ramazanoğlu ailesi, esasen Horasanlı olup 15 inci asır da Anadolu’ya gelmişler ve birçok yerleri almışlardı. 1. Sultan Murat zamanında, Ramazanoğlu’nun dedesi, Karamanoğlu Ali bey, Küçük Ermenistan’dan yani Kilikya ve Mezopotamya’dan bir çok yerler zaptetmiş idi. Ramazanoğlu; birçok kereler Ermenileri mağlup ederek yavaş yavaş Kilikya’da yerleşti ve nihayet buranın derebeyi oldu.
Ramazanoğlu kabilesi, böyle Kilikya’da tamamen yerleşince, o zamana kadar hayvan sürüleri İle oradan oraya dolaşırken şehirlerde yerleştiler ve eskiden yerleşmiş Türklerle karıştılar. Göçebe halinde dolaşırken, onlara (Yörük) denilirdi. Şehirlerde, köylerde yerleşince bu Yörükler diğer Türkler gibi ziraat ile meşgul olmağa başladılar.
Adana ve Tarsus havalisinde daha o zamana kadar 19 göçebe kabile vardı. Adana: Melemenci, Tekeli, Sortan ye Göçoğlu, Karakayalı, Söroğlu aşireti, Hacıhasanoğlu, Karatekeli, Poran ve Mustafa bey, Kal’a önlü kabileleri.
Tarsus: Karahacılı, Döndarlı, Sarkantlıoğlu, Kerimoğlu, Kartınlı, Kozanoğlu, Bozdoğan, Tacirler, Faraş kabileleri.
Bu Türkmen kabileleri Toros dağlarında Çukurova meydanlarında koyunlar ile, develer ile, çadırlar ile dolaşırlardı.
Bünlardan başka dört kabile daha vardı. Bunların Kışlağı Kayseri havalisi ve yaylağı Maraş tarafları idi. Karalar, Lık aşireti, Afşar, Karsantılı. Adana vilâyetinde Suriyeden gelmiş – Nuseyri – biraz Arap da vardır.
KİLİKYA’NIN TARİHÇESİ
Tarsus havalisinin eski tarihi, karanlık içindedir. Eski müellifler bu bapta açık bir şey yazmıyor. Eskiler; Kilikya’ lıları ikiye ayırırdı:
1— Homerin, bundan sonra İstirabon’un zikreylemiş olduğu (Mizi) deki Kilikya’lılar.
2— Akdeniz sahilinde, Toros dağlarındaki Kilikyalılar.
Kilikyalılar, Kayseri’ye kadar uzanan kavi bir millet İdi.
Kilikya Suriyeliler tarafından alındıktan sonra Midyalıların idaresine geçti ki bunları Satrap’lar temsil ederdi. Herodot, Lidya kralı Alyat ile Midya kralı Kiakser arasında Kilikya kralı veya Satrapının hakemlik ettiğini zikreyler. Kilikya, Midyalıların Fırat’ın üzerindeki beş eyaletinden dördüncüsü idi. Senevi beşyüz (Talant) vergi verirdi.
Yunanlıların başında genç Siros, biraderi Artakserhas’a karşı yürüdüğü zaman Kilikya Satrapı idi ki, bunun sarayı Tarsus’ta idi. Bu satrap Yunanlıların istediği mühim bir parayı vermediği için Yunanlılar Tarsus’u ve Sarayı yağma ettiler.
İskender, Iran hükümdarı Dara üstüne yürürken Gülek boğazından geçip Tarsus üstüne yürüdü. Sonra İsos’da İran ordusu ile çarpışarak mağlup etti, ve Suriye’ye girdi. İskender Tarsus çayında suya girdikten sonra sıtmaya tutularak bir kaç gün Tarsus’ta kaldı ve öldü.
İskender’in vefatından sonra Kilikya merkez idaresi olan Tarsus ile beraber Antikos’un eline düştü. Buna oğlu Diditripoliporşet halef oldu. Bu esnadadır ki, Suriye kralı Selvikosnikatör Kilikya ve Anadolu’yu zaptetti ve buralar (Silifke Selösit) imparatorluğuna ilhak edildi.
Dördüncü Antihosepifans isyan eden Tarsus ve Mallus şehirlerini uslandırmak İçin ordu ile Kilikya’ya geldi.
Bundan sonra büyük Ermenistan tarafından kaçan Ermeniler, buralara yerleşti. Kilikya ahalisi Selösit’leri sevmiyordu. Bu sebeple Ermenilerin başında olan Dikran kolayca yerleşti. Ve onuncu Antikosu tahtından koğdu. Roma kumandanlarından Lösellaş bir ordu ile Dikrana hücum edince Diban Kilikya’dan çekildi.
13 üncü Antikos Kilikyaya girdi. Löküllas seslenmedi. Fakat (Pompe) Selösit prenslerinin kovarak Kilikya, Milâttan evvel 64 de Romalıların eline düştü.
Selösit’ler zamanında Kilikyanın bir çok yerleri Selösit prenslerinin boyunduruğunu atmışlardı. Kilikyayı, Tarkondimotos adında biri idare ediyordu. Romalılar bunu yukarı Kilikya beyi tayin ettiler. Tarkondimotos’den sonra yerine Filobator geçti. Bundan sonra da İkinci Tarkondimotos geçti.
Romalıların fethinden çok zaman evvelinden beri Kilikyanın bir kısmını yani, Konya’nın güneyine gelen İzori’ yi başka bir sülâle idare ediyor İdi. Bunlar Rahip – Kralllar olup Jüpitere ibadet ederlerdi.
Tarkondimotos ve Ülya prenslerinden başka Kilikyada Komhajyien prenslerinden dördüncü Anitoş adında aslen Selösitlerden bir prens daha var idi ki dağlık araziye hakim idi. Bu prensliğin arazisi, Romalıların eline düştü. Milâdın 21. senesinde Kaposkalinola dördüncü Anitoşa arazisini verdiyse de Vespansiyen geri alıp Anitoşu Romaya aldırdı ve orada öldü.
Pompenİn zaferinden sonra, Kilikya, Pizidi, Konya, İzori, Firikya ile beraber Romanın bir eyaleti oldu.
Roma cumhuriyeti, Kilikya’ya (Prokonsül) ünvanİle valiler gönderdi. Meşhur Çiçeron Roma hesabile 703 senesinde Kilikya valiliğine geldi.
Milâttan evvel 48 de Jül Sezar, Pompei mağlup ederek Mısırı itaatına almış ve Pont’u geri alan Roma generallerine İtaat etmeyen Farans’lar üstüne yürümek üzere Suriyeye geçip Tarsusa gelmişti.
Tarsusta her beldeden meb’uslar toplayıp işleri düzelti. Sezarın vefatından sonra vukua gelen dahili muharebelerde Tarsus çok sıkıntı çekti

Sezarın katillerinden biri olan (Tolliyos) u, Kassiyos’un imdadına yürürken dağlarda Tarsuslular tevkif etti. Fakat bu kaçıp kurtuldu. Kassiyos İntikam almak için Tarsusun gelip muhasara etti ve şehri aldı. Alnnca şehre İ500 Talant harp vergisi saldı. Tarsuslular, bu parayı verebilmek İçin mabetlerinin zinetlerini sattılar. Ve hattâ hür insalar köle gibi satılarak bu para tedarik edilebildi.
Bundan sonra Kassiyos Romalılara yine mağlup oldu.

Öğüstp İmparatorluğu Sena ile kendi arasında taksim ederken Kilikya Öğüste düştü ve Kilikyayı idareye bir kumandan gönderdi. Bundan sonra bir müddet böyle kumandanlarla İdare edildi.
Diyoklesien Roma imparatorluğunu vilâyetler idaresini tekrar tanzim ederken büyük eyaletleri parçalara ayırdı ve bunu Kostantin de tatbik etti. Kilikya, bir asırdan fazla bir Konsül’ün idaresi altıda verildi. Bu Konsül Tarsusta oturdu.
Genç Teodos zamanında İse Kilikya iki eyalete ayrıldı. Birinci eyaletin merkez idaresi Tarsus, İkincinin Anazavar oldu. Bu iki eyalet (Şark Kontluğu) memleketlerden idi. Ve Adliyece Antakya Patrikliğine tabi idi.
İmparator (Heraklieos) şark İmparatorluğunu yeniden muhtelif eyaletlere ayırdı. Ve Kilikya eyaletine ilhak edildi, ki 13 üncü eyalet idi. O esnada Tarsus şehri Abbasi Halifeleri elinde İdi. Harun Reşit, babası Mehmed Mehdi zamanında, Kilikyanln bir çok yerlerini terketti. Harun Reşit, Tarsus kale duvaçlarını tamir ettirdi. Ve Tarsus çayının yatağını kazdırdı. Abbasiler, zaif düşünce Tarsusu yine 7 nci Kostantin II nci Romen geri aldılar. (965 Milâd,) Bizanslılar, Kilikyaya bir asırdan fazla bakim oldular. Bundan sonra Selçuki Türkleri gelip Bizanslıların elinden aldı. (1087. M.)
Kudüs üstüne yürüyen Salipliler Selçukilerden Tarsusu, 1097 Ağustosunda aldı. Ondan sonra Doğu Kilikyanın diğer memleketlerini de aldılar. Bu sırada yukarı Ermenistandan gelen Ermenilerde Kilikyada göründü. İlk prensleri olan Ropen, Kostantin, birinci Leon zamanlarında Ermeniler, Bizanslılardan Tarsus, Adana, Misis, Anazavarı aldılar. İkinci Leon ve birinci Herson zamanında Ermeniler en yüksek noktalarına vasıl eldular. Üçüncü Leondan itibaren ise inhitatları başladı ve Lozinyan sülâlesi zamanında Toros dağlarında bir kaç kale ve şehirden ibaret kaldı. 1375 de dördüncü Leon Mısırlılara, muhasara ettikleri -Kiyen- kalesinde esir düştü. Mısır memlukleri, Karaman beyleri ve Türkmen beyleri ile uylaşarak üç asırdan beri buralara sokulmuş olan Ermeni prensliğini kaldırdı.
13 üncü asırda yine Asyadan gelen Türkmenler, Kilikyanın evvelce istilâ edilmiyen yerlerini de zaptederek tamamen yerleştiler. Karaman beyleri ise dağlık Kilikyaya (Silifke havalisi) ne hakim idiler. Bu asır içinde Fatih Sultan Mehmet, Karaman oğulları memleketlerini zaptetti 1482 de Bayezit ise son Karaman oğlunu esir alıp İstanbula götürdü. Onbeşİncİ asır nihayetlerinde Kilikya, Osmanlı imparatorluğunun oldu.
İkinci Mahmut zamanında, Mısır valisi Mehmet Ali Paşa İsyan etti ve oğlu İbrahim paşa kumandasında olan Mısır ordusu Suriyeyi feth ederek Gülek Boğazından Konya ovasına vardı. İstanbulu tehdit ediyordu. İbrahim paşa Kilikyayı askerî işgali altına aldı. Ve halen harabeleri mevcut olan Gülek Boğazındaki (İbrahim paşa tabiyeleri) ni inşa ettirdi. İbrahim paşa Londra muahedesi mucibince 1840 da Adanayı boşalttı.

ÂSARI ÂTİKA – ESKİ ESERLER
Tarsusta, Serdanapal mezarı: Uzunluk 115, genişlik 45, yükseklik 8 metre olup bir çevirme diyarı arasındadır, Tarsuslular (Dönüktaş) derler.
Gözlük kale: (Langlois) buranın civarında bir yerde bir çok vazolar çıkarılarak Pariste (Luvvur) müzesine gönderilmiştir.
Mersinin batısında iki saatlik mesafede (Ponpeipolis) harabeleri vardır. Bunu, Ponpe, eski Soli harabeleri üstüne yapmıştı. Pompe buraya mağlup ettiği Kilikya korsanlarını hapsetmişti.
Pompeipolis’den Lamas’a kadar deniz kenarları Bizans harabeleri ile doludur. Eskilere göre Kilikya’nın hududu burada Lamas çayı imiş. Lamas harebeleri üzerinde şimdi bir Türkmen köyü vardır. Lamas çayı kayalardan aka aka çağlayanlar teşkil eyler. Menbaının yanında kaya, sanki insan elile yapılmış gibi yaya benzer; bundan bu kayaya (Tüfenk kalesi) derler. Lamas’dan Korikos’a kadar sahil, şehir ve şato harabeleri ile doludur.
Neapolis – Kanlıdeli, Elozarsebast ve adları bilinmiyen şehir harabeleri vardır. Gene geniş Bizans kiliseleri harabeleri vardır ki divarlarında Sen Dimitriyos, Sen Sese, Sen Jorç, Sen Nikola’nın resimlerinin parçaları görünüyor. Etrafındaki mezarlar açılmıştır.
Lamas civarında eski Korikos şehri harabeleri vardır ki Strabonun rivayetine göre burada en iyi zağferan çıkardı. Orta çağda buranın adı Korikos oldu. Ermeniler burada iki şato yaptılar. Ve İkincil Leonun en mühim derebeyliği idi.
Korikos’u bir vakit Kıbrıs kralı, Lozinyan sülâlesinden Piyer’den aldı. Ermenistanın en mühim mevkilerinden olan bu yeri, Ermenilerin zayıf düştüğü zaman, Karamanlı İbrahim bey zaptetti. Buna Korfo kalesi derler ki sahildedi. Buranın kilise yerleri de bellidir, kolonları henüz ayaktadır.
Korikos’dan Silifkeye: Yolda Perşenbe, yani eski Kalor Korase Ziyom şehri harabeleri vardır. Burada görülen Yunanca bir kayde göre, şehir Valantin’in saltanat zamanında İzori eyaleti valisi Filavyos Oraynos tarafından tamir edilmişti. Silifke önünde Silanos – Göksu vardır. Burada Alman imparatoru Fi rederik Barbaros, Suriyeye, Salibliler muharebesinde giderken bu ırmaktan geçerken boğuldu. Silifke kalesi harabeleri henüz mevcuttur.
Silifke tiyatro harabeleri, dağlara, denize hakim güzel manzaralı yerdedir. Eskiler tiyatroda İki manzara görürlerdi: Biri oyun, diğeri uzaklarda denizin Güneş ve Ay ziyaları altında dalgalanışı, yeşil dağlar, ince rüzgârlar.
Tiyatro harabelerinden, aşağıdaki liman iskelesi ve Holmi harabeleri görülmektedir. Silifke harabelerinde mezarlar var ki, bunlara bu gün Tekir Ambar deniliyor.
Adanadan Sise. Adanadan vaktile Ermenistanın paytahtı olan Sis – Kozan’a yayan 18 saattır. Sis bir tepenin yamacındadır. Kozanoğlullarının yeridir. Ve eski Ermeni patrikhanesi geniş bir manastırdadır. Anavarza ile Sis arasında Tumlu kalesi vardır.
Misis Mopsos’un yurdudur. Misisten Yasa’ a giderken Ayas civarında İpos harp meydanında İskender Dara’yı mağlup etmişti.
TOROS DAĞLARINDA VE KİLİKYA’DA
Eskiler, Kilikya’yı ikiye ayırırlardı:
1- Tranşe ki: Batıya gelen dağlık Silifke havalisi.
2- Etrafı Toros dağlariIe çevrilen ova Kilikya ki: Adana ve Tarsus ovaları.
Dağlı Kilikya; Batıdan Pamfili’den Lamas çayına kadar.
Bu çay iki Kilikyanın arasında hudut idi. Ve kuzeyde fzvar ile hem hudut Pizidi’ye kadar idi. Sitrabo’nun coğrafyasına nazaran:
Pamfı!iye girince ilk eski şehir harabeleri: Alaiye Koraseziyon’dur. Burada korsanlarına karşı muharebelere ait Romalılar tarafından yaptırılmış yüksek bir tepe üstünde bir kale vardır. Bu tepenin etrafında şehir harabeleri görünmektedir. Bu harabelere Sitrabo, Hamaksiya namını; vermektedir. Bu gün pek güzel bir mevkide olan Alaiye orta çağda Gandelör veya Eskandelör namı verilirdi. Kıbrıs krallarına vergi veren müslüman Emir’in Alaiyye merkez idaresi idi.
Alaiyye’nin İki mil doğusunda bir şehir harabesi vardır ki, Sitrabon’un zikrettiği Lets şehir harabeleri olduğu zanedilmektedir. Daha doğuda Sidera şehri harabeleri vardır.
Alaiyyeden sonra sahilde dikkate en değerli yer Selintidir. Burası sarp ve pek güzel bir burundur. Burada Selinont şehri harabeleri vardır ki, bu şehir de Roma imparatorlarından Trajan ölmüştür. Ve o zamandan itibaren bu şehre (Trajen polis), adı verilmiştir. Selinti denizden iki mil uzakta ve çayın seviyesinden, suların taşmasından kurtulsun diye yüksek bir mevkide yaptırılmıştır. Eskiden bu şehir buraların İdare merkezi İdi. Bofor adındaki yazar bu şehirde Tarajanın mezarını bulduğunu iddia etmektedir. Şehrin; hamam; tiyatro ve su bentleri harabeleri görülmektedir. Buradan doğuya doğru giderken NefiIis şehri harabeleri, bundan sonra ayni İstikamette bir çok harabeler daha gördükten sonra daha ileride Antiyosdorakos harabeleri vardır. Ropen sülâlesinden olan Ermeni kralları burada bir kale yaptırmışlardı. Burada bir kaç su bendi görülür. Hemen karşısında İki küçük ada vardır ki bunla rın Akonezya adaları olduğu zan edilmektedir. Anamur un biraz önündedir.
Antoyosdekrokos’dan Strabonun zikrettiği Karataş çayı vardır. Sonra Anamur burnu gelir.
Anamurda: Bir su kemeri harabesi, su hazinesi ve iki tiyatro harabesi görülmektedir. Kezalik mezar harabeleri de vardır. Bu mezarlar içerden İki kısma ayrılmış olup biri ölü için, diğeri kurbanlar ve ölüye yapılacak merasim içindi. Bu mezarların hiç birisinde kaydiye yoktur.
Silavplin’İn beyan ettiği Anemoryom harabeleri, yani bu günkü Anamur taşlık bir tepede olup iskeleye nazırdır. Bu tepenin üstünde bir şato harabesi vardır ki, Kıbrıslılar bunun Frank’ler tarafından yapıldığını iddia ediyorlar. Kıbrıs ve karaman ilinde Loziyak’ların hakimiyeti esnasında bu şato yakınında 150 ayak genişliğinde bir çay akmaktadır ki, bu çay Batlamyos’un beyan ettiği çaydır.
Anamurdan İki mil uzakta bir tepenin üstünde bir şehir harabesi vardır ki bu da Sitrabonun beyan ettiği şehir harabeleridir. Bu harabelerden biraz ötede küçük körfez ve liman vardır ki buraya (Şovuksu) limanı denmektedir. Soğuksu çayı buradan denize döküldüğü için burası eski (Ars noe) iskelesidir. Bu limanın giriş yerinin batısında bir şehir ve bir şato harabeleri görülmektedir. Anamur ile Selvideris arasında diğer bir şehir harabesi daha vardır ki bu, İstirabonun beyan ettiği Melanya şehri harabeleridir.
(Gilinderi – eski, Silinderis) Silifkeden 18, Anamurdan 12 saat mesafededir. Kuytu bir iskelesi vardır; halen küçük bir köydür.
Evvelden Silindris şehri pek meşhur İdi. Bu şehrin kemerleri harabeleri ve bir şato harabesi görülmektedir. Bu şatoyu Jermanikos zamanında hücum ile Pijon, Sektiyosu burada muhasara etmişti. Buralarda bir çok mezar harabeleri vardır ki çoğu yıkılmamış ve el sürülmemiş bir haldedir, Bunlardan yirmi kadar ve yalnız ikisi üstünde Yunanca kaydiye bulunmuştur.
Bu harabelerden sonra Afarodizpas harabeleri gelir. Deniz kenarında olan bu harabelerin kuzeyinde denizden uzak mahallerde (Sannat) denilen kavim otururdu kip bunların oturdukları ayaletlere Lalasit denilirdi. Hülâsa, dağlık Kilikyanın şehirleri İlzori’nin bir kısmı ile Filadelfi Jermanikopolis, Ermenak, Kıladipolis, Diyozera, Alba idi.
İzori küçük Asyadan Kilikyaya giren bir kapu idi. Romalıların Kilikyayı istilâsında İzor’liler az çok istiklâllerini muhafaza etmişlerdi. İzori’nİn hududu üzerinde Alba şehri vardır. Bu şehir Kıbrıstan Kilikyaya gelen Yunanlı Ajaks tarafından tesis olunmuştur. Burada jübiter namına bir mabet yaptırılmıştır. Bu havalide Olba, Sekna, Lalasa şehirleri vardır. Bu Yunan kolonisi ile beraber Kıbrıslı Argoslerin de geldiği zan olunmaktadır. Çünkü bu Olba krallığı sikke – paralarında Argos’un semboli görülmüştür. Bundan başka bu havalide evveldenberi Argos şehri de zikredilmektedir. Kavalye burununun teşkil ettiği körfezde Mille şehri harabeleri vardır. Bundan sonra bir yamaçta kırmızı ve yeşil mermerli ankazı olan bir şehir harabesi vardır ki, burası Holmi şehri harabeleridir.
Eski yazarlardan Plin burayı Hormiya diye yazar. Hormiya o sahilde balık avı ile meşhur bir yerdir. Eskiden Kavalya burunundan Lamas’a kadar pek güzel balık avlanırdı. Selvisi kıta’sının İlk sakinleri Holmi şehrini terk ederek. Göksu kenarında yeni tesis ettikleri Silifke’ye çekildiler. Holmi harabeleri kırmızı, yeşil mermerlerdir. Bazı ev divarları henüz sağlamdır. Holmi, Selvisi’nin iskelesi İdi.
Romalıların İnşa ettiği Pamfili’den gelen bir yol, bütün bu sevahili takip İle Holmi’de küçük Asyadan Suriye ye geçen bir yol ile birleşirdi. Bu yolun izleri, henüz görülmektedir. Holmi harabelerinin yarım saat doğusunda, bu gün Sirhoran denilen bir şato harabesi vardır. Salonu henüz iyicedir.
Silifkenin bu günkü iskelesinin adı: Liman iskelesidir. Bizanslıların buralara hakim oldukları zamanlarda yine bu iskele vardı. Liman iskelesinin yakınında bir çok mezar harabeleri vardır. Tam deniz kenarında bir Bizans Şapel’i harabeleri görülmektedir. Ve liman iskelesinde deniz boyunca bir çok lahıtlar ve hattâ kayalar arasına oyulmuşu da görülmektedir. Üstlerinde de bazı kayıtlar görülmektedir.
Liman İskelesinin doğusunda İstrabonun beyan ettiği Sarpeton burunu vardır ki, Gipert haritasında (Lisan burnu) diye yazılıdır. Bu burun Lisi krallığı olan Sarpedon sülâlesinin memleketinin hududu idi. Burada kâhini ile meşhur bir mabet vardı.
Bu burunun doğusunda İstrapo’nun zikrettiği Zefiryum vardır ki, Berjadon nam müellif, buraya – Zebari – namını verir, – Selvisi – nin iskelesi idi der. Göksu, bu Zebari’nin hemen kıyısında denize karışır.
SİLİFKE VE HAVALİSİ ESKİ ESERLERİ
(Meryemlik – eski selvis – Silifke harabeleri, bu gün Gâvur kalesi denilen mabet, gâvur kalesi ve tekir ambar mezarları, Silifke şatosu, Göksu çayı, diğer harabeler..)
Silifke civarında, Bizansın Kilikya’ya hakim olduğu zamana ait kilise harabeleri, yazılı lahıtlar, kubbeli kiliseler vardır, mozaiklidir.
Buraya – Meryemlik – denilmektedir. Meryemliğin yanıbaşında biribirine muvazi dört köşe İki sahrınç vardır ki, araları İki metre kalınlığında bir dıvarla ayrılmıştır. Pamfilya’dan Silifkeye gelen Romalıların yolu bu harabeler İçinden geçmektedir. Bu yerlerin çok yerleri halen pek bozuktur.
Selensi şehri, Holmi ahalisi için Seleucusnikotar tarafından tesis edilmişti. Romalılar zamanında bu şehir istiklâlini muhafaza etmiş idi. Dördüncü asırda buraya Selencİ İzorie namı verildi. İzorililer almışlı.
Ermeniler, Bizanslıları Kiliyadan kovunca Silifke Ropen süIâlesinin mühim bir şehri oldu. Konya Selçukilerine karşı Ermeniler burada mühim bir kale inşa etmişlerdi. On üçünçü asır iptidalarında, Ermeni kralı ikinci Leon Silifkeyi muhafaza edemiyeceğini anlayarak burayı kendi memleketinde sakin olan Kudüs Senjan Hospitalyalarına beylik gibi verdi. Bunlar; Leona, Türklerle muharebelerde çok yardım etmişlerdi. İkinci Leon’un kızı Zapel birinci zevci ölünce Silifke kalesine iltica etmiş ve fakat sonra avdete mecbur olmuştu.
Silifkenin sekiz dakika şarkında 2 kilise harabesi var dır ki; buraya bu gün – Gâvur kalesi – denilmektedir.
Bu kiliselerden başka altı gözlü bir Roma köprüsü, bir tiyatro ve kapı harabeleri vardır. Silifke şehrinde inşaatta kullanılan bir mermer ocağı kıyısında büyük bir su hazinesi vardır. 25 ayaklı bir merdiven ile İnilir. Bu harabelerin güneyinde kayalar arasında yapılmış lahıtlar vardır. Bunların doğusunda başka bir mezarlık daha var ki, burada Yunanca bir kaydiye, Silifkede hıristiyanllk namına ilk ölen (Afrodis) İn mezarı olduğunu anlatmaktadır.
Silifkedeki Ermeni şatosu, Bizans şatosu harabeleri üstüne kurulmuş olup çifte hendeklidir. İkinci Leon’un Hospitalyalılara (1210) da verdiği şato bu idi. Bir takım şartlarla vermişti ki, bu şartlar papa 3. üncü İnussana yazılan bir mektupta münderiç idi.
Silifkeden geçen Göksuyun menbaı Ermenek tarafların da Cetide dağındadır. Alman imparatoru (Frederik Barbaros) bu çayda boğuldu.
Silifkeden İki gün mesafede Ermenek vardır. Buralar hep şehir harabeler ile doludur,
SİLİFKEDEN KORIKOS’A
Silifke ile Korikos arasında deniz kıyısında bir tepede Bizans şehri harabeleri vardır. Burası Manoida’ların Promontoir’ıdır. Eski Coğrafyacıların eserlerinde bu şehirden bahsetmediklerine bakılırsa bu o kadar eski değil. Amiral Buford bu harabelerde Yunanca bir kaydiye bulmuştur. (Prenslerimiz Valantin, Valans, Grayten zamanlarında İzori eyaleti arhundu. Filaius Uranius kendi masrafile çöl halinde olan bu yere, bu günkü şeklini verdi).
Amiralin seyahatnamesinde naklettiği bu İbareyi İlk evvel Setronne tercüme etmiştir. Mumaileyhe göre bu şehrin kuruluşu 367—375 milâdi senelerdir.
Bu gün Perşembe namİle Cals Corucesiuse harabeleri aralarından kamışlı bir dere geçen bir tepenin yamacındadır. Dere, denize ulaşır. Burada kilise harabeleri, kapılar, su yolları, mezar harabeleri, dıvar harabeleri vardır. Bu şehri, yukarıda işaret edilen üç prens namına buraların valisi olan Flavius tesis etmiştir.
Bu gün tatlı su denen bu havalide, deniz kenarında bir tatlı su kaynağı vardır, Bu kaynağın yakınında dıvarlar görülmektedir ki, bunların sular hamisi Mabut namına yaptırılmış mabet olması muhtemeldir. (Varoon) – suyunu içenlerin a!çılları artar – dediği meşhur Nus Çesmesi bu civarda idi. İhtimal ki bu günkü tatlı su kaynağı, eski Nus çeşmesidir. Tatlı sudan üç saat mesafede “Korikos„ harabeleri vardır.
(Burada iki Ermeni şatosu harabesi de görülür).
Korikos, bu İsim Yunanca olup Yunanistandan gelen koloniler tarafından tesis edilmiştir. Esasen Yunanistanda Delfe civarında ayni adla bir şehir vardı. Korikos, Zağferan demektir. Bu havalide en güzel zağferan yetişmektedir.
Romalıların istilâsından evvel, Korikos o derece mühim değildi. Koloni olunca, müstakil idi ve kendi namına sikke (Para) kesilmişti. Bu şehrin ahalisi ticaret mabudu (Merkür) e ibadet ederlerdi. Paraları üzerinde Merkürün ayakta sağ elinde bir (Patere: Romalıların dini ayinlerinde kullandıkları madeni bir kadeh.) sol elinde (Caduse: Merkürün yılana sarılmış asası.) tutan resmi vardır. Bu sebeple bu şehre (Merkür şehri) de derlerdi.
Romalılar, Kilikyayı bir eyalet yapınca Korikos şehri ehemmiyet kazandı. Çiçeron buranın valisi olmuştu. Sonra Korikos (Solöysi) nin iskelesi oldu.
Bizanslı Etyenin yaşadığı devirde bu şehir en mühim İskelelerden biri İmiş.
Orta çağda Korikos, Sis sarayına tabi Ermeni beylerinin merkez İdaresi ve Tarsustan sonra en mühim şehir İdi.
1448 de Korikosu Karaman oğulları aldı. Korikosta Bizans ve Ermenilere ait harabeler vardır. Bizans harebeleri, kayalar arasına yapılmış mağara mezarlar, lahıtlardır. Romalıların yaptığı Suriye yolu buradan geçmektedir, Mağaralardaki mezarlıklara bir çok İnsanlar gömülürdü. Lahıtlar İse aile mezarlığı idi. Buralarda lahıtlara daha çok tesadüf edilmektedir. Bunlar, Romalılar yolunun İki tarafındadır. Bunlarda Bizans zamanına ait kaydiyeler vardır. Bu mezarların ortasında bir bizans Kilisesi harabeleri görülmektedir. Mezarlığın diğer taraflarında da bir çok kilise harabeleri vardır. Bu mezarlıklar İçinden, kayalar arasından geçen, Roma yolu takip edilince, yarım saat sonra şehrin harabelerine varılır. İlk evvel nazara bir İslâm türbesi çarpar ki kapısının Arabca kaydiyesi okunamamıştır. ( Yazı okunmuştur, Aynen şöyledir: “Mate Sinan İbni Aktaş İbni İsrail İbniAhmet. sene: Seb’a miyye ve aşıra „ Türkçesi: “Ahmedin oğlu İsrail oğlu Aktaş oğlu Sinan, Hicri 710 senesinde öldü„ – F. M. – ) Şehirde çeşme harabeleri, üç su yolu, ak mermerlİ bir mâbet harabesi, ev harabeleri vardır. Romalılar yolu, şehrin ortasından geçer ve iki tarafta lahıtlar vardır.
Ermenilere ait eserler: İki şato ki orta zamanlarda divarları pek kalın olmakla yıkılmaz ve zapt edilmez telakki edilirdi. Bu kaleler Selçuklulara karşı idi. Sis Ermeni prensliği yıkıldıktan sonra bu kaleler bir müddet Kıbrıs krallarına bağlı kaldı. Ve nihayet 1448 de Karaman oğlu İbrahim beyin eline düştü. Bu şatolardan biri karada, biri denizde küçük bir kara üzerindedir. Adadaki şatonun dört köşe olan kulesinde şu iki ermenice kaydiye vardır:
(Ermeni tarihile hesabta yedi yüz senesinde 1251 milâdi senede Dindar kral – Hetum – tarafından bu şato İnşa olunmuştur. Hertumun oğlu büyük prens.
İkinci kaydiye :
Ermeni tarihinin 637 senesinde, Yani 1206 milâdi senede; Âdemin, İskenderin, Ermenilerin, 160 “Selvisit’in„ 1078 tarihinde Kral Leon bu şatoyu yaptırdı. Pare’ nin oğulları.)
Şato avlusunun ortasında bir sahrınç vardır. Bu küçük adayı ilk evvel harita üstünde gösteren – Kibert – dir. Buranın kuzey doğusunda “Delisu„ vardır. Dağlardan inerek deli deli aktığı için Delisu denmiştir.
Yine bu civarda, eskilerin içine çekilerek kehanet ettiği (Korikos mağarası) vardır. Bu mağaranın giriş yeri karşısında bir Bizans kilisesi harabeleri vardır. Mağaranın üzunluğu 231, yüksekliği 31 metredir.
Korikos’dan Lamas’a dağdan giderek Korikos’dan (Kanlı deliğe) yol eski “Neapolis„ harabeleri, kiliseler, lahıtlar, mezarlar, kabartma işlemeler, muhtelif kule ve abideler.
Kanlı deliden Lamas’a Romalılar yolu, Romalıların Tağsir âletleri, Bizans ve Ermeni şatoları, eski bir kapı.
Korikosun kuzey doğusunda, bir günlük mesafede bir tepenin güney yamacında bir Bizans şehri harabeleri görülmektedir. Bu harabelere, dar bir Roma yolu ile gidilir. Bu harabelerin ortasında, bir kaç çadır vardır ki buraya “Kanlı Deli” denilmektedir.
Burası “Neapolis„ şehri harabeleridir. Bu şehir, ikinci Teodos zamanında kurulmuş olup sekizinci ve dokuzuncu yüzyıllarda pek mamuridi. Kiliselerinin mimarisi, sekizinci aşıra ait üslüptür. Ermeniler, Kilikya’yı on birinci asırda Bizanslılardan alırken bu şehir harap olmuş ve bundan sonra terkedilmiştir.
Harabeler: Yazı, Rölyefler, Lahıtlar, Kiliseler, Manastırlar Kilikyadaki Bizans kiliselerinin hepisi ayni uslûpta yapılmıştır. En iyi muhafaza olunmuşu.. (Alatca) daki kilisedir.
Neapolis’den Romalılar yolunu takip ile Lamas’a gelirken kayalar arasındaki yemyeşil çam ağaçları buraya başka bir manzara vermekte, tepelerde kale harabeleri görülmektedir. Yol üstünde kale harabeleri vardır ki bunlara ahali Azılı köy ve (Sonurane) kalesı demektedirler. Yolun bazı noktalarında lahıtlar vardır. Kezalik yolun kenarlarında Romalıların Tasır âletleri görülmektedir. Bu gün buralarda eski bağlardan eser olarak yalınız şurada burada bazı ağaçlara sarılmış asmalar kalmıştır.
Bu havalide en mühim eser (Azılı köy) şatosu yanındaki yüksek kemerdir. Bunun yüksekliği 4 metredir. Bu kapının üslup mimarisi (Plâj) olup Yunan sanatları geçit devresine aittir. Üstündeki resimler, plâjların ibadetine aittir.
Soldan sağa doğru o dinin mabutlarından (Kabir – Dİyoskür) ların birer serpuşu altında bir sapan demiri, bir vazo, bir de ortasından yarılmış olan başka bir şey, iki serpuş, Diyoskür’leri temsil eder. Malakadaki Fenikelilerin paraları üstünde kerpeten vardır. Vazo mabut namına dökülen şarap sembolü yahut tabiat anasırından su, sembolüdür. Diğer bir unsuru yani toprağı da sapan demiri temsil ediyor. Böyle alırsak bu resimler; çiftçinin mabudu demek olan su ve toprağı temsil ediyor demektir.
KORİKOS’TAN LAMAS’A DENİZ KIYISINDAKİ YOLDAN
Eski (Elozasebasti) harabeleri, Akkale, Lamas Kalesi, Lamas harabeleri, Tüfenk Dağı, bir kaya üstünde – Lisi – harfleri.

Korikos’dan yarım saat mesafede deniz kenarında bir tepe dibinde Eloza şehri harabeleri vardır. (Eloza – Zeytunluk toprağı demektir.)

İstraponun rivayetine göre, şimdi karada olan Eloza veya Sebasta şehri evvelden sahile pek yakın bir adada imiş. Altıncı asırda Eloza adası bir yarımada halini aldı. Bu gün ise deniz kenarında bir burundur. Deniz, kumları çıkarmış ve kumlar üstüne seller killi topraklar getirmiş ve bu suretle dolmuştur. Esasen (Kavalya burnundan İskenderun körfezine kadar olan ve bu gün Çukurova denilen arazi hep bu suretle teşekkül etmiştir.)

Bu hâdise Jeolojiya, bilhassa Ceyhanın denize karıştığı yerde pek aşikârdır. Her sene Ceyhan denizden bir miktar yer doldurmaktadır. İstraponun zikrettiği eski bir kâhin (Bir gün olacak ki Ceyhan Kıbrısa kadar denizi dolduracak) demiş.

Eloza harabeleri üzerinde bu gün (Ayaş) vardır. Bu harabeler, bir tiyatro ve bir mabet ve Lamasa doğru giden su bentleri, sahrınç ve lahıtlar, ev harabeleri, işte bu lahitlardan bir kaydiye: “Hijinos’un oğlu Plütinos, sağlığında – Sebasta – mezarlığında lahtı kendisi için inşa ettirdi. Öldükten sonra oraya yalnız kızı defnolunacak.. Eğer buraya başka biri de defnolunursa veresesi maliyeye altı yüz, Belediyeye üç yüz – Dinar – ödeyecektir„

(Sebasta harabeleri arasında orta çağa ait hiç bir şey olmayıp tamamen Roma devrine aittir,)

Sebasta’dan Lamas’a kadar deniz kenarı hep harabelerle dolu. Buralar Sebasta’ya bağlı köy harabeleridir.

Bu harabeleri geçince, su bentleri, şato harabeleri gelir ki Ak Kal’e ve Lamas Kal’esi diyorlar. Bu kaleler şehrin bir kaç saat batısında olan şehir ile aralarında Lamas çayı vardır.

Eskiden bu çay, İki Kilikya’nin hududunu teşkil ediyordu. Buradan ötesi Artık Tarsus, Adana, Misis taraflarına doğru uzanan ovadır.

Lamas denize yakın düz bir yerde bu gün küçük bir köydür. Eski devirde Lamas, (Lamotis) in merkezi İdi. Ve Septiemsever’den Karakılla zamanına kadar bu şehrin halkı vardı. Bu gün, harabeleri görünmüyorsa da paralarından anlıyoruz ki burada bir Jüpiter mabedi vardı. Bu gün henüz sağlam  olan  harabesi su  bendidir.  Orta çağda burada o havaliye hakim bir şato vardı. Bu şatonun dıvar harabeleri görülmektedir.

  1. Asırda Lamas, henüz Selvisiye bağlı bir baş papaslık idi. Lamas harabelerinin civarı hakikaten şayanı temaşadır. (Bu gün burası Limon bahçelerile süslendi ve limon deposu halindedir. F. M. )

 

Irmağı takiben kuzey batıda kayalar üstünde bir şato harabesi vardır. Lamas çayının, çağlayanlar teşkil ederek geçtiği bu kayaların altında Romalılara ait bir su bendi vardır. Bu su bendi vasıtasile sular bendlerine bitişiyordu.

Lamas suyunu geçince ileride kayalık ortasında üç şey görülüyordu ki, bunları silâh ve kılıca benzetiyorlar. Bundan dolayı buraya ahali (Tüfenk Kalesi veya Tüfenk Dağı) derler.

Lamas suyunun sağ tarafında bir tepede bir (Bazrolyef) de çıplak bir insan resmi vardır. İhtimalki burası bir kâhin yeri idi. Lamas köyünü yarım saat güney doğusunda bir kaya var ki üstüne Polemon ve  Ajaks’ın paralarının resimleri kazılmıştır, İhtimal ki burası (Rahip Kral) ların hududu idi. Bunlara buraları Romalılar vermişti.

OVA KİLİKYA  BATI TARAFI

Bölüm I

Lamas’tan Tarsus çayının  denize katıldığı yere kadar olan eski eserler:

(Eski devirde Ova Kilikyanın hududu – Akkale ve Erdemli şatoları – Klanta harabeleri – Elbur ve Çayır boğaz şatoları – Soli ve Pompeipolis harabeleri – “Artos”un mezarı – Kilikya korsanlarına karşı harp – Pompe’nin zaferi – Pompeipolisin kolanları – Tiyatrosu ve köprüsü – muhtelif vkaydiye ve harabeler – Liparis çayı – Bitom kaynakları  –  Mersin ve Zefiryum harabeleri – Direkli taş – Bizans şatoları – Karaduvar, Kazanlı köyleri – Mozayikler, Kaydiyeler, Sittar kalesi – Tarsus çayının denize karıştığı yer Kükürtlü eşme kaplıcaları… )

Eskiler, Ova Kilikya’ya Petya veya Kampesetris ki’ ova manasınadır, derlerdi. Çünkü burası büyük bir ova olup batıda Lamas çayından doğuda Re’sülhınzir, kuzeyde  Toroslardan güneyde denize kadar uzanır. Dağ ve Ova Kilikyanın hududu olan Lamas çayından geçip bir buçuk saat kadar yürüyünce deniz kıyısında Akkale ve Erdemli kalesi vardır. Erdemli, denizden yarım saat uzak bir kaya üstündedir. Bu kayanın dibinde eski Kalanta harabeleri üstünde bir köy vardır. Burada bir de Erdemli çayı vardır. Erdemli çayının sol tarafında Mısırlı Mehmet Ali Paşa oğlu İbrahim Paşa tarafından yaptırılmış hudut tabyesi de vardır. Bu tabyenin biraz Ötesinde Elbor ve Çayırboğazı şatoları harabeleri vardır. Çayırboğazı şatosu, Pompeipolis’den üç saat mesafededir. Pompeupolis, korsanların Romalılara itaatından sonra Soli şehri harabeleri üstünde yaptırılmış bir şehirdir.

Soli şehri Kıbrıstan gelen (Arjiyen) kolonisi tarafından kurulmuştu.

Bundan sohra Rodos ve Atinadan gelen Koloniler tarafından yenilenmişti. Atinalı hatip ve kanunlar nazımı (Solon) un Soli şehrini olumpiad senesinın – 55 – inde tesis ettiği de rivayet olunur.

İranlı (Satrap) lar zamanında Soli pek mamur bir yer olup namına Tarsus ve Mallos gibi para yaptırıldı.

Soli harabeleri Pompeipolis dıvarları ile yan yana ve deniz kenarındadır. Hamam, su bentleri, ev harabeleri görülmektedir.

Pompeupoli’nin doğusunda – Liparis – çayının hayli geniş yatağı, tuğla vazo parçalariyle doludur— Soli harabelerinde Yunanilere ait gümüş bir para bulunmuştur ki Adanada doktor (Orta) nın kolleksiyonunda idi. Kadınbaşı, Altınküpe ve Gerdanlık başında bir kasket, paranın diğer tarafı: Güneşi temsil eden (Bail) mâbudu, bir tahta oturmuş sağ elinde bir âsa vardır. Arkasında tarla, tahtın altında bir salkım üzüm ve bir başak.

Liparis ırmağınının kenarları defneler, yabani güller, yabanî asmalar ve Mersinlerle süslüdür. Bu çayı geçince 4 – 6 metre müstatil bir lahit vardır. Bu mezar Pompeupoli’den 10 dakika mesafede olup denizden uzak değildir. Bu mezar milâttan evvel üçüncü asırda yaşıyan (Artos) un olup bu adam Hadisat namında bir eser yazmıştır ki, Çiçeron ve Jermanikos bunu lâtinceye nazmen şerhetmişlerdir.

Kilikya korsanları, bu sahillerde yerleşmiş olup binden fazla gemileri vardı. Yalnız gelip geçen gemileri değil, adaları da zaptederlerdi. Bu korsanlar Girifte pek çok idi. Korsanlar, Romanın iskelesi olan Osti’ye kadar yağma etmişlerdi. Akdenizde bu korsanlardan hiç emniyet yoktu.

Roma bu korsanlara milâttan evvel 78 de Popliesservilos İdaresinde asker gönderdi. Bu kumandana İzori adıverildi. Korsanlarla başa çıkamadı. İkinci sefer, (Mark Antuvan) kumandasında icra edildi. (73 – 75). Bu da mühim bir şey  yapamadı. Bir sene sonra Selilosthetellos kumandasında asker sevkolundu. Ve bu kumandan Şeritikos namını aldı. Bu da mühim bir şey yapamadı. Nihayet Pompe, korsanları mağlup etti. Kilikya sahillerini bunlardan aldı. Bu muharebeler kırk sene kadar sürdü. Pompe on bin kadar korsan kestirdi.. Yirmi bin kadar esir götürdü ve sahillerdeki kalelerini yıktırdı. Kalan korsanları da ziraate teşvik etti. En münbİt ova olan Kilikya’yı Roma eyaleti yaptı. Bu eyaletin sıra ile valileri; Kladyospolşer ve Çiçeron  ki, muhaberatında  Kilikyalıların serkeşliğinden bahsederler. Yukarı Kilikyayı, diğer prenslere verdi.

Pompe, bu zaferinden sonra Soli harabeleri  kendi adına (Pompeupoli) şehrini yaptırttı ve bu şehre bir çok korsanları hapsetti. Şehrin önüne kat’ı nakıs şeklinde güzel bir liman yaptırdı. Liman duvarlarının genişliği 50 ayak, yüksekliği 7 ayak idi. Şimdi bu limanın harabeleri  görülmektedir.

Şehrin bir kapısından diğer kapısına kadar iki yüz  direkli bir cadde vardı. Bu gün bu direklerden 43 tanesi mevcuttur. Şehrin doğusunda; çevirme dıvarı üstünde tepede tiyatro harabeleri vardı. Şehir içinde hamam, su bentleri harabeleri de vardı. Şehrin mezarlığı; batı taraftadır.

Hıristiyanlıktan sonra, Pompeipoli yukarı Kilikya’ya bağlı bir baş papaslık oldu. (525) senesinde zelzeleden harap oldu.
Pompeipoli İle Soli şehirleri harabeleri bir birinden, aralarından geçen küçük bir su ile ayrılır.
Belki bu su, eski yazarlarından Pelin’in bahsettiği Liparis çayıdır. (Vitrom) nam yazar Liparis çayının suyu yağlı olup bu suda yıkanınca iİâç hizmetini görüyor, diyordu. Fılhakika amiral Bofort soli’nin altı mil kuzeyinde Karasakız ve zift kaynakları bulmuştur. Mısırlı İbrahim Paşa, bu kaynakları bularak istifade etmiştir. Mersinde bir evde halen bir kaynak vardır ki bunun suyu üstünde zift toplanmaktadır. ( Fransız hariciye nezareti hazinei evrakı Tarsus konsolosu Müsyü Jillenin hariciye nazırı Tebere yazısı. No. 8.)
PomPeupoli’den Mersine giderken, Yumruk şatosu solda kalır. Ve bir Türk köprüsünden geçince Mersin şehrine varılır. Deniz kenarında güzel evler vardır. Bu evlerin olduğu yerde eski bir şehir harabesi vardır ki, burası, eski Zefiryum şehridir. Zefiryum adında sahilde daha başka şehirler de vardır. İşte bu Zefiryum harabelerı üstünde bu günkü Mersin vardır. (Bu havalide Mersinler pek çok olduğundan o nam verilmiştir.) Mersin, Elize rüzgârlarına maruz olmakla beraber bu havalinin en mühim iskelesidir.
Bunlardan başka Mersinde (Tarsus Fransız konsolosu Jille tarafından 27 Kasım 1836 tarihinde hariciye nazın Tebere yazılan tahriratta (denizden on metre kadar kenarda – dalgalı zamanlarda dalgalar örter – tuğlalardan yapılmış mezarların bulunduğu yazılıdır. Beş şekilde mezar vardır. Bu mezarların batısında lahit şeklinde diğer mezarlar da bulunmuştur. Mersinin yanıbaşında etrafı dıvar İle çevrilmiş bir (Mezbub ağacı) vardır. Bu ağacı, ahali mukaddes sayar. Burada orta doğu muharipleri hamisi Senjorj adına bir mabet mevcut olduğu muhtemeldir. Çünkü burada beyaz bir mermer bulunmuştur ki, üstünde bir azizin ata binmiş resmi vardır.
Mersinden bir saat mesafede Pompeupoli’den Tarsusa giden eski yol üstünde direkli taş vardır. Yüksekliği 15, genişliği 4, kalınlığı 2 metredir. İşlenmİş bir kayadır. Tevratın bir çok yerlerinde yazılıdır ki, zikre şayan vak’alar geçen yerlerde İbraniler, böyle âbideler dikerlerdi. Bazan böyle taşlar İki memleket hududunu veya bir mezarı gösterirdi. Afyonkarahisar civarında bunun gibi bir kaya vardır.
Mersinden Tarsusa giden yol üstünde deniz kenarında Mersin ile Karaduvar köyü arasında (Termel) kal’esi vardır ki Bizanslılarındır. Bunun kuzey doğuşunda (Gotbes) kal’esi vardır ki Mısırlı İbrahim Paşa bunun bir kısmım yıktırarak taşlarile ordusunun levazımı İçin han yaptırmıştır. Bunun batı kuzeyinde (Kal’etül habiliye) vardır. Bunun uzunluğu 20, genişliği 14 metredir. Bunun biraz batısında bir kilise harabesi vardır.
Mersin’in doğusunda üç çeyrek saat mesafede deniz kenarında (Karaduvar) köyü vardır. Burada Romalılara ait, mozaikli bir hamam harabesi mevcuttur. Bu köyden bir saat mesafede yine deniz kenarında eski (Semaenda) harabeleri üstünde (Kazanlı) köyü vardır. Mısırlılar zamanında, Kazanlı Tarsusun iskelesi idi. Burada bir başlık üstünde biri Yunanca, biri lâtince, iki kaydiye bulunmuştur. Yunancası ehemmiyetsizdir. Lâtincesi üçüncü asır nihayetlerine doğru Romanın Kilikya valilerinden birinin adını bildiriyor. Hükümdar (Jülyosvaleryos) un Kilikya valisi (Emilyosmarsiyanos).
Bir çok yazarlar, Kazanlı’nın yerinde eskiden (Anşial şehri vardı, derler, Bizanslı Etyen’nin dediği gibi Anşial) Tarsusun civarında İdi.
Kazanlı’nın kuzeyinde Tarsus yolu üstünde küçük bir tepe var ki, bunun Sitraponun zikrettiği (Sida) kal’esi olması melhuzdur. Makedonya kralları işte buraya hazinelerini koymuşlardır. Kazanlıdan Tarsus çayının denize karıştığı yere kadar arazi bataklık olup kamışlarla örtülüdür.
Bu bataklık, Tarsus çayının eski çağda yatağını, değiştirmesile hasıl olmuştur. Şimdiki yatağı eskisinden çok daha doğudadır.
Sitraponun zikrettiği, tershaneler, Tarsus çayının eski mansabı yanında (Reğma) şehrinde İdi. Şimdi bu şehir civarında (Yeniköy) vardır.
Yeniköy ile Tarsus arasında, kuzey doğu istikametinde birçok kasaba harabeleri vardır. Bu harabelerin kuzeyinde, boğazda, manzarası pek güzel (Eşme) vardır. Burada bir kayadan kükürtlü su kaynamaktadır. Suyun derece’i harareti 41 santiğrattır. Yanıbaşında beyaz bir tuz tabakası hasıl olmuştur. Romalılar, Eşmede bir takım hastalıklar İçin kaplıcalar yaptırmışlardır ki harabeleri delisuyun denize döküldüğü yer olan Karaduvar köyünde görülmektedir.
Eşme’nin biraz güney batısında, kaya İçinde bir mezar vardır. kaydiyesi yok. Eski adı meçhul olan Eşme Tarsusluların sayfiyesi İdi.
Bölüm : 2
TARSUS TARİHİ
Kahraman devirlerinden Yunan kolonisi gelinceye kadar.
Tarsus, Mersin ile Adana arasındadır. Portakal, Limon Nar, Hurma, İncir ağaçlarile örtülüdür. O havalinin cenneti gibidir. Tarsusu seyretmek İçin (Gözlük Kale) ye çıkmalıdır. Tarsusun yanıbaşında on metreden düşen bir çağlayan vardır.
Tarsus, dünyanın en eski şehirlerinden biridir. Mısır hükümdarlarından 3. üncü (Ramses) in Asyada fethettiği yerler arasında Tarsus da zikrolunmaktadır. (Hiyeroğlif) ile Tarsusun adı yazılmıştır.
Bu hiyeroğlif’in yanıbaşında Tarsusun reisi boynundan bağlanmış, Firavunun arkasından geliyor olduğu halde resmi vardır. Yunan mitolojisine göre Tarsus, – Plâj – lardan (Anyahos) un kızı (İbo) yi aramak üzere gönderdiği koloni tarafından kurulmuştur.
Bu arama kolunun başkanı – Triblotolem – imiş. Kilikya ovasına gelince, bu koloni İkiye ayrılmış: – Triplotolem – Tarsus, diğeri – Orant çayı kenarında Antakya’yı kurmuş. Tarsus kelimesi Yunanca (Korumak) demektir.
Bu etimolojiyi veren Etiyen şimdiki Plâj – Kumsal) ın evvelden deniz olduğunu zikreyler. Bu (Koruma) nin eski devir tarihlerinde olduğu muhtemeldir. Sıtrapon, coğrafyasını yazdığı esnada Tarsus çayı Tarsusun iskelesi olan bir göle akarmış. Bu göl şimdi dolmuş ve yerinde bataklıklar kalmıştır. Kendine karşı isyan eden iki (Satrap) ından kaçan Suriye kralı 1 İnci Sardanapal, Suriyeden kaçıp Kilikyaya geldi. Plâj kolonisi elinden Tarsusu aldı ve Tarsusu yeniden yaptırdı. Plâjlar Suriyelilerle karıştı ve onların emri altına girdiler.
İskender tarihine nazaran Perse kumandasındaki Arjiler gelip Sardanapalı öldürdü ve şehri aldılar.
Tarsus, deniz iken sonra kara olmuş ilk medeniyet beşiklerinden biridir.
(Plaj) lardan Tarsusta yalnız (dönük – Sardanapal mezarı) vardır. Dönüktaş bütün küçük Asyanın en eski abidesidir. Uzunluğu 87, genişliği 42, Yüksekliği 7.60 metredir. Dış duvarların uzunluğu ise 115 metredir.
1836 da Adana havalisi Mehmet Ali Paşa eline düşünce İbrahim Paşa, Tarsus Fransız konsolosu Jille’ye amele vererek, Sardanapal mezarında araştırma yapmasını istedi. Jille ortadaki mikaba, barut koyarak patlatmak istedi isede patlamadı. Sonra kazı yaparak beyaz mermerden bir parmak buldu. İhtimalki içinde bir heykel vardı.
Jille, 1839 da dönüktaşın sırrına vakıf olmaksızın terk etti.
Buraları dolaşan gezicilerin hepisi, (Dönüktaş) dan bahsetmişlerdir. İlk evvel sefir Barbaro 1545 de yazdığı eserinde buraya – Bir saray idi – der. Pollokas zelzeleden yıkılmış bir binanın alt katı der.
(Mak – Ketner) ki Tarsusta günlerce kalarak incelemede bulunmuş ve (ne olduğu malum değil, yalnız Jülliyen Aposta’nın kemiklerini İrandan Tarsusa naklolunarak muhteşem bir mezar yapıldığını, Zozİm, nakletmektedir) der.
Karaman ilinin yalnız sahillerini dolaşan Amiral Bofort, Tarsusu ziyaret etmiştir. Ve yalnız Ketnerin sözünü kayıt ile iktifa eylemiştir.
Şarl Teksiye 1836 da Tarsusa varınca Fransız konsolosu Jille onu Dönüktaşa götürdü.
Şarıl Teksiye, (Küçük Asyada seyahat) adlı eserinde, bura belki Kilikyada pek çok olan kâhinlerden birinin meskeni idi, diyor.
İngiltere hükûmeti tarafından Dijle ve Fırat havalisini incelemeğe memur edilen general Cesney ayni sene içinde dönüktaşı ziyaret etmiştir. Bu general, Tarsus Fransız konsolosuna bu hususta şöyle bir mektup yazmıştı: (Sağlamlığı ve taksimatının sadeliği itibarile dönüktaş gördüğüm âsârın en fevkalâdesidir. Zannederim ki burası mezarlık olarak yapılmıştır. (Dorider) mabedidir.
Sonra (Fırat vâdisinde araştırma) nam eserinde ise: “Dönüktaş ihtimal ki bir jübiter mabedidir” diyor.
Dönüktaşta Suriyelilerin şan’ atı pek açık görülmekle generalin her iki iddiasıda yanlıştır. (Dölaport) Tarsus Fransız konsolosuna şifahen şöyle malûmat vermiş ve bu malûmat konsolos tarafından Fransız dahiliye nezaretine tel ile bildirilmiştir. Dönüktaş (Kahramanlar devrinde yapılmış bir mezardır.
(Raolroşet) dönüktaşı tetkike memur akademinin bir komisyonu namına) mahalli an’aneye Yunan san’atı ilâvesile yapılmış bir mezardır) diyor.
Hollandanın Tarsus konsolosu Barkar 1835 te yazdığı Kilikya nam eserinde (Dönüktaş bir aile kralı mezarıdır. Fakat Sardanapalın mezarı değildir. Çünkü Sardanapal Ninvada yakıldı) diyor.
İşte dönüktaş üstüne olan fikirler böylece karışıktır. Mahalli efsaneye göre ise: Dönüktaş eskiden bir hükümdarın sarayı olup Gözlük kale üstünde idi. Hükümdar, burada kızı ile yaşıyordu. Zamanın Peygamberi bu hükümdara darılarak sarayına bir tekme vurdu. Saray ters dönerek yuvarlandı bu günkü olduğu yere düştü ve hükümdar ile kızı altında kaldı,
Tarsus havalisinde pek çok rastlanan ve bulunan bir para vardır ki, üstünde dönüktaşın resmi vardır. ( Tarsus Fransız konsolosu hazinei evrakı arkeoloji No, 30 Progaldökaste mektup 8 Şubat 1836.)
Bölüm : 3
TARSUS TARİHİ
Yunan Kolonisinin gelmesinden, Teodosun oğulları arasında Roma İmparatorluğunun taksimine kadar.
Suriye ve (Arji) liler zamanındaj Tarsusta yalnız Dönüktaş vardır, Bilâhare bozulan, dağılan Tarsustaki Suriye devletinin elinden Tarsusu sıra Sıra Babililer, Midyalılar, İranİler aldı. İskender zamanında, buralar İbranilerin elinde idi. İran hükümdarı Dara’yı İskender (İsos – Ayas) ovasında mağlup etti. İran Satraplarının Sarayını, Yunaniler yıktı, İranilerin hiç bir eseri kalmamıştır. Yalnız paralar kalmıştır ki, üstlerinde Iran mabutlarının resimleri vardır.
Yunaniler; İskender buraları fethedince, Tarsusu Yunan kolonisine verdi. O zaman Tarsus Fen, Felsefe ve Sanatta Atina ile muvazi idi. Her suretle pek ilerde olup Tarsusta pek meşhur adamlar yetişti. Stoysiyen filozoflarından Antipater ile Arkedamos, Nastur ve İki Atenodurlar gibi.
Atinadan Tarsusa mahir sanatkârlar gelerek buralarda Yunan sanatını yaydılar. Heykelcilik alçı ile modelaj, vazo imali Tarsusta pek ileri gitti. Gözlükkale Yunanlılar zamanına ait mezarlık olup burada küçük şatolar, vazolar ve saire pek çok bulunmaktadır. Burada mezarlar kazılınca çok olarak Jüpiter, Hergül, Apollon, Mizva ve bazan da Suriye ve Mısır mabutları istatoları çıkmaktadır. Suriyelilerden sonra Tarsus Selvisit Krallarının eline geçti. Ve Tarsusa (Anitos) adı verildi. Milâttan evvel 171 de Anito sesifan kendine karşı isyan eden Tarsus ve Mallos şehirlerini, tedibe gitti ve bu iki şehri, Müstefrişelerinden (Antuşit) e verdi. Suriyelilerin Tarsus hakimiyeti zamanına ait Sikkeler – paralar – le eski coğrafya üleması bu hâdiseyi tasdik etmektedir. – (Etiyen) Tarsusun adı “Anitos” oldu diyor. Birçok paraların üstündede Sardanapalın resmi ve şu ifade vardır: (Sitnos ile sulanan Antiyos).
Gözlükkalede bulunan birkaç Yunani abide ve paradan başka Selvisitler zamanında bağımsız olan Tarsusa ait hiç bir şey bulunmamıştır.
Romalılar devresi —- Roma generali Pompe, Kilikya sahilleri korsanlarını mağlup edince onların Küçük Asya ve Suriyedeki karargâhlarını da aldı. Kilikya’nın merkezi olan Tarsus bağımsızlığından hiç bir şey kaybetmedi.
Jül Sezar, bu şehirden geçerken burayı bir çok güzel şeylerle donattı ve bu sebeple Tarsusa (Jülyopoli) denildi. Dahili muharebeler zamanında az çok harap olan Tarsusu tamir İçin (Mark Antuvan) Tarsusu vergiden affetti. Pek az zaman sonra Tarsus eskisindenı daha güzel ve mamur oldu.
Tarsusta bu zamana ait Roma âsarı: Bir Jimnaz, mozayikler, su bentleri, kanalizasyon, yollar, köprüler ve bir (Tomolos) dır.
Jinaz – Jimnazın harabesi, Gözlükkalenin doğu yamacındadır. Sitrobon şöyle zikreyler: “ Sitnos çayı şehrin İçinden erkek çocuklar Jimnazının yanından geçer„. At ve güreş meydanı Jimnatın kuzeyinde geniş bir meydan idi ki, bu gün tarla ve mer’a halinde olup içinden bir çok yollar geçer. Burada senenin, muayyen günlerinde at koşuları ve güreşIer yapılırdı. Puraya Bizori, Karı, Likaoni’den atlar ye dünyanın her tarafından pehlivanlar gelirdi. Bunları temsil eden Tarsus sikkeleri – paraları – vardır. Üstlerinde galiplere verilen mükâfatlar (vazolar ve taç) lar vardır.
Mozaikler – Zengin Asyannın diğer şehirleri gibi Tarsusta eskiden birçok saraylar ve hamamlar vardı. Bunlar mozaiklerle süslü idi. Bu mozaiklerden bir kısmı Tarsustan Adanaya giderken yolun üstünde ve Tarsus civarinda, kalaycı köprüsünden 20 metre mesafeden görülmektedir. Diğer bir mozaik de (Kancıkkapının) güneyinde bir bahçededİr. Bu günkü Tarsusluların evlerinde, Roma devrine ait harabelerden alınmış birçok direk başlıkları vardır,
Su bentleri – Romalılar zamanında Tarsusta Su, yakın dağlardan, su bentleri vasıtasile gelirdi. İki su bendi henüz görülmektedir. Biri pazar yerinin yanı başından geçer ve bir kaç ev bu su bentlerine dayanmaktadır. Diğer su bendi harabesi, şehrin haricinde Zitnos’un sol tarafındadır. Tarsuslular bu su bendine (Kal’a) adı vermektedirler – Eski bir kalenin yanıbaşında olduğu İçin.
(Lâğımlar) – Kanalizasyon- : 1835 te Tarsusta eski hamam sahibi, hamam sularını çaya akıtmak İçin bir lâğım açtırmak üzere idi. Ameleler biraz kazınca aşağıda bir lâğım buldular ki, bunun yüksekliğİ 4, genişliği 2.5 metredir. Buna bitişen diğer küçük lâğımlar, bir metre yüksekliğinde ve 50 santimetre genişliğindedir ki, şehrin her tarafından bu ana lâğıma gelir. Romalıların lâğımları bu suretle keşfedildi.
Yollar, Köprüler, Yollarda Fersah başlarını gösteren taşlar
Yollar: 1— Tarsus ve Suriye yolu ki, Adanadan geçer.
2— Pompeupoli’den Tarsusa gelen yol. Bu yolların, Tarsus civarında izleri görülmektedir.
Tarsus (Büyük Sın – Büyük mezarlık) dan geçen yol vardı ki, bu da Romalılara aittir.
Köprüler; Tarsustan Adanaya giden yoldan (Sitnos) üstündeki köprü Romalılar zamanına aittir. Ve üç gözlü olup bu gün virandır. Yol taşı. Yalnız bir tane gördüm ve bunu da bir fellah binasına koymuş.
Mâbetler: Romalılar zamanına ait mabetlerden hiç eser yoktu. Yalnız eşraftan Ali efendi bir ev temeli kazdırırken beyaz mermer üstünde bir takım adetler görüldü. Bir de müftü efendinin evi civarında bir otel temeli kazılırken beyaz mermerler bulunmuştur ki, hiç şüphesiz bir mâbedin harabeleridir.
Kaydiyeler: Ulucami civarında yeni hamamın dış dıvarına konulmuş bir taştaki kaydiyenin tercümesi:
( – İmparator Sezar’ın) mâbut (Sever) de hafidi, mâbut Antuvan’ın oğlu, bizim efendimiz Mark Orol Sever Alekoandır, dindar, mesut, muazzam, Aleksandr’lı Severli, Anstnyan’lı, Edri’li) selâmeti, zaferi ebediyen payidar olması için.
Kilikya’nın birinci şehri ve üç eyaletin: (Karı, İzori, Likaoni) Metrapoli Tarsus, sağlam inşa edilmiştir.
Hukuku siyasiye yalnız Tarsusa bahşedilmiştir. Umumi meclisi hür bir surette idare eyler ve Tarsusun iyiliğine umumi meclis gibi ve daha bir çok şeyler vardır.
Bir de bir fellahın evinde plan bir taş direkteki kaydiyenin tercümesi: (JüJyos Sevros namına bu sitatoyu, Jülyahermiyanitale inşa ettirdi.)
Gözlük kale Burası mezarlık idi. Birçok sıtatular, vazolar bulunmuştur. Bu gün güney tarafları, bahçedir. Barker burada hafriyat icra ederek bulduğu şeyleri Londra müzesine göndermiştir. 1852 Ocak ayından Nisan ayına kadar Fransa hükûmeti namına Langlola hafriyatta bulunarak birçok şeyler bulmuştur. Langluva Fransa’ya gidince, burada hafriyata Fransa’nın Tarsus Vis konsolos (Mazolliye) devam etmiştir.
Gözlükkalede, fen dairesinde kazı yapılırsa dağa bit çok şeylerin bulunması muhtemeldir. ( Son senelerde esaslı kazı yapılmıştır ve halen de devam edilmektedir. Kazının durumuna ve elde edilen eşyanın cins ve şekline göre burası mezar değil, eski şehrin, türlü olaylarla, üst üste yığılmış bir mahallesi ve bilhassa geniş bir demir ve toprak mamulâtı imalâhanesi olduğu anlaşılmaktadır. (FM.))
Romalılar zamanında bile, Tarsusun sikkeleri üstünde Kilikya’nın en eski dini izleri görülmektedir. Çünkü Romalılar Kilikyalıları o hususta serbest bırakmışlar ve anelerine hürmet ederlerdi. Fakat Kilikya’nın eski dini hakkında belli bir malûmat yoktur. Yalnız (Kurutser) – Sembolin – nam kitabında buna dair bazı inceleme ve tahminlerde bulunmuştur. Kilikya sikkeleri üstünde Hergül, Apollon, Perse resimleri vardır.
Bu mabutların bir mertebe aşağısında Jenis mabudu vardır ki, bu mabut, at veya inek resimlerile temsil edilmiştir.
Tarsus’un bir de her devrede darp olunmuş şu sikkesi vardır: Bir arslan, bir danayı yiyor. Burada arslan güneş sembolü, dana ise bahar sembolüdür.
Kilikya’nın başlıca şehirlerinde. Metropol olan Tarsus’un mabutları ayni suretle merkup idi. Amanyans, Adana, Lamos, Malos, Soli, Sis, Najidos şehirlerinde mabut (Jüpiter) idi.
Malos ve Tajidos şehirleri Venüs’e de taparlardı.
İskenderun. Soli, Malos, Selendris şehirleri sikkeleri Üstünde Hergül vardır.
İlâhelerden Pallas namına Adanada, Pompelide, Soli, Misis, Ayas, Silifke’de mabetler vardır.
Apollon namına Anamur, Soli, Silifke, Sis de mabetler vardır.
Seres namına Tarsus ve Misis’de mabetler vardır.
Merkür’e Soli ve Korikos ve etrafında ibadet edilirdi. Bunlarla Mısır mabutları da karışmış idi, Silifke, Korikos, Malos„ Misisde meşhur kâhinler vardı. Hasılı Kilikyada Yunan, Mısır, Finike dinleri birbirine karışmış bir halde idi. Kilikyanın bu karışık dini hakkındaki bu kısa malûmat Kilikya’da ve bilhassa Tarsusta bulunan şato, vazo, sikkeler – paralar – pek İyi aydınlatmaktadır. Tarsus havalisinde (Lankluva) nın naklettiği eski eserler Pariste (Luvr) müzesindedir.
Bölüm : 4
TARSUS TARİH!
Tarsus tarihi – Roma İmparatorluğunun İkiye ayrılmasından zamanımıza kadar:
Bizans asârı: Kal’alar ve şehir kapısı, muhtelif eserler.
Ermenilere ait eserler : Kilikya Ermenileri ve Soli Tarsus kiliseleri Sempier, Ayasofya, Sempol ki, – Sempol kilisesi camiye çevrilmiştir. Sempolin kaydiyesi, Birinci Hetom tarafından tamir edilen şehir divarları.
MüsIümanlara ait eserler; Camiler, hanlar, hamamlar, kaydiyeler.
Bizans devresine ait eserler – Roma imparatoru Teodos, büyük imparatorluğunu İki oğlu arasında taksim edince büyük oğlu Arkadyüs doğuyu; Honoriyüs batıyı aldı ve doğuya (Bizans İmparatorluğu) denildi. Bizanslılar şehirlerini güzelleştirmekten ziyade müdafaa ile uğraştı.
Tarsus şehri divarla çevrilmiş idi. Bundan halen eser olarak Tarsusun Mersine giden yoldaki kapısı vardır ki, bizans zamanına aittir ve buna Tarsuslular (Kancık kapı) demektedirler. Bu kapının batı tarafında boş bir mahal vardır ki, burada şüphesiz eskiden bit heykel vardı.
Tarsus kalesi, şehrin kuzey doğusunda olup gene bizans devresine aittir. Etrafında bir hendek ve çifte dıvar vardır. İbrahim Paşa zamanına kadar bu şato sağlamdı. İbrahim paşa buranın taşlarile bir Kışla yaptırttı ve şato harap oldu.
Tarsus binalarında, Bizans devresine ait direk başları ve saire pek çoktur.
Kaydiyeler: Tarihi hiç bir kaydiye yoktur. Yalnız (Eski hamam) da direk başı yapılmış olan bir Korent direk başında Martı Riyol İsmi vardır. Çok bir ihtimale göre, bu bir parçı olup o vakit yeni neşredilmiş olan hıristiyanlık namına ilk evvel Bizanslılar tarafından öldürülenlerden biridir.
Jüstinyen’in, Tarsus çayının fazla sularını içine çevirmek üzere kazdırdığı kanalı aramış isemde bulamadım.
Kenner ise bu kanalı bulduğunu söylüyor. Kezalik Langlois imparator Jülyene halefi Jülyen tarafından Toroslara giden yol kenarında yaptırılan mezarıda bulamadım diyor. 365 zelzelesinden sonra Jülyen’in bakiye kemikleri Kostantiniye’ye – İstanbul – a nakledildi. Gerek Jüliyenin, gerek Dağza’nın Tarsustaki mezarları bulunamamıştır.
Ermenilere ait eserler: Ermeniler büyük Ermenistandan Moğollar tarafından koğulunca Toros dağlarına geldiler ve Bizanslılardan birçok kaleler aldılar. Bundan sonra ovaya hücum ederek Bizanslılardan Tarsus, Adana ve Misisi de aldılar. Bizans – Ermeni, muharebeleri bir yüz yıl kadar sürdü, Fakat II. nci Leon Ermeni prensliği tahtına çıkınca Kilikya’yı tamamen idaresine aldı ve buraya Küçük Ermenistan adını erdi.
II. nci Leon ve ha lefleri Tarsusta saraylar, kiliseler, manastırlar yaptırdılar. Şehir dıvarlarını tamir ettirdiler. II. nci Leon zamanında Tarsusu ziyaret eden Oldenbork’lu Vipratet şöyle tasvir ediyor:
“Misiden Tarsusa geldik. Burası Sempol’ün dünyaya geldiği şehirdir. Bu şehrin nüfusu çoktur. Ve etrafı harap bir hale gelmiş bir dıvar ile çevrilidir. Şatosu sağlamdır.
(Senteodor) işte bu şatoda öldürüldü. Bu şato onun içinde Senteodor namına yaptırılmış bir kilise vardır. Şehrin ortasında Senpiyer ve Sentsofi namına yaptırılmış büyük kilise ar. Bu kilise mermerle kaplanmış olup pek ziynetlidir. Mukaddes evde Notrdam’ın tasviri varki melekler resmetmiş zannolunur. Ahali bunu takdis etmektedir. Tarsusu büyük bir tehlike tehdit ettiği zamanlar, bu tasvirİn gözlerinden yaşlar aktığını herkes görmüş. Teofly’in Hıristiyan dinine girmesine bu tasvirin ağlaması sebep olmuş.
Kilisenin dış tarafında ve bir köşesine, büyük bir müslüman kadını defnedilmiş olup bu mezarı, müslümanlar hürmetle ziyaret etmektedir; Bu kilise içindedir II.nci Leona Mayansarşiveki, Kontrat taç giydirmiştir. Zaman, Senpiyer ve Sentsofi kilisesinden artık eser bırakmamıştır. Çok bir ihtimale göre bu kilise bu günkü Ulucami’nin yerinde idi.
Ermeni prensliğini kuran Ropen’nin Tarsusta yaptırdığı kilise el’an mevcuttur. Notrdam – Meryem ana) kilisesidir.
Meryem ana kilisesi – Ermenilerin halk efsanelerine göre bu kiliseyi, Senpol hıristİyan olunca bizzat kendisi yaptırmış. Bu kilisede bir mezar üstünde bir mermer vardır ki, bunun üstüne havariyun oturmuş. İsa, onların ayaklarını yıkıyor. Bu kilisenin avlusundaki mezarlıkta bir ağaç vardır ki, bunu, Senpol dikmiştirler. Yukarıdaki kayıtlıl üstü mermerli mezarın tarihi 1535 (Ermeni senesi 984). Binaenaley İsanın sağlığı zamanında değil. Sempolün diktiği İddia olunan ağacın ise 200 yaşından fazla olmadığı bitki alimleri beyan etmiştir. Kilisenin iç kısımları dört köşe çinilerle süslü ve tavanında deve kuşu yumurtaları asılıdır. Burada Sempiyerin, Sempolün resimleri vardır,
Dış dıvarında, şehrin kalesinden getirilmiş ki, , kale I. inci Hetom tarafından tamir edilmişti. Hetoma ait bir kay diye vardır. Kilisenin arkasında, tavan yüksekliğinde bir yerde iki mermer levha vardır ki, kilise İle beraber yapılmış olduğu melhuzdur, Tarihi vak’aları bildiren birçok kaydiyeler de vardır.
Kilisede, kadınlara mahsus yerin yanındaki kaydiyede Ermenice yazının tercümesi: (Senetiyen, bu salibi, Ermeni senesinin 711 de, İsa yolunda ölen, Etiyenin ruhundan şefa’at için yükseltti âmin). 711 Ermeni senesi 1262 milâdi senesine yani I. ncİ Hetom zamanına rastlar. Kilisenin kapısı üstünde bir şiir: “Hazreti Meryeme gelen nefsi ilâhi. Merhameti namütenahiyen ve şefa’atİ hazreti Meryem İle 765 tarihinde ölen Aleksi ‘nin günahlarını af. Hayata başka bir defa daha gelince, şerefiniz ile onu yeniden hayata nail ediniz. Amin„
765 Ermeni senesi 1316 milâdi senesine yani; Takfuroşin’in zamanına gelir. Kilisenin mihrabında onbir mısralık manzum kaydiye:
“Herşeyin haliki olan Ezeli Allahın yardımı ile, muazzez ve şeci kral Oşin – ki, Allahln inayetile Ermeni kralıdır – İçine sığınmak istiyenler için bu şatoyu ilâ etti. Kral sülâlesinden Konstantin ki, Tekenkar, kal’ası kumandanı İdi – 778 de onu tamamladı (1319 M.) Buraya İltica edenlere ve buna hüsnü nazarla bakanlara Allahü taalâ cennetinde yer versin. Amin„
Bu kaydiyede ismi bildirilmiyen şato; Oşin tarafından başlanıp 5 inci Leon tarafından ıkmal edilmiştir. Tekenkar kal’asının nerede olduğu ve bu kaydiyenin kiliseye ne zaman getirildiği belli değildir.
Mihrabın Üstüne konan (Hazreti Meryem – Kucağında İsa – Gümüş çerçeveli tablo vardır. Tablonun yanı başında iki adam vardır ki, biri Senkrekuvar diğeri Sennersistir. Bu tablonun altında Ermenice iki satırlık şu kaydiye vardır: -”Gümüşlerle örtülü bu tasvirler, halk tarafından Tarsusta Hazreti Meryem kilisesine verilmiştir. Sene 600 – 1151 – „ Bu kilisede el yazması iki İnci vardır. Ve ciltleri güzeldir. Biri 1147 de Tarsus ahalisi tarafından kiliseye hediye edilmiş. Bunun hediye edilişinde ki kaydiyede Senjan Batis, Senserkisi kiliselerinden de bahsolunuyorsada bu gün bu ad’da kilise yok. Diğerinin cildi sonra olup, nihayetindeki yazıya göre, (Kral Hetom’un biraderi prens Konstantin’in oğlu Papas Jan tarafından, patrik Jak zamanında Mısır memlükleri Kilikya’yl yağma ederken, Sis şatosunda yazılmıştır.
Meryem Ana kilisesi bir mezarlık içinde olup bu mezarlığa Ermeniler ve Avrupalılar defnolunmuştur. Ermeniler; mezar taşları üstüne ölünün san’atına bir işaret de ilâve etmektedirler. Tacirin mezar taşı üstüne terazi ve dirhemler, gramlar,
Demircinin mezar taşı üzerine bir örs, bir çekiç, bir kelpeten.
Yazarların mezar taşı üzerine bir hokka bir kalem.

Kadınların mezar taşlarına bir İplik yumağı ve iğneler.
İstanbuldaki Ermeniler de böyle yapmaktadırlar.
Senpol kilisesi, bu günkü kilise cami’dir. Bu kilise camiye 4 üncü Leon zamanında Tarsusu müslümanlar alınca tahvil edilmiştir. Minaresi 15 İnci asırda müslümanların fethinde yapılmıştır. Kapılarında her biri üstünde kral Oşi’nin adı vardır. Bu kilise Oşin tarafından 14 üncü asır başlangıçlarında yaptırılmıştı.
Sağ taraftaki kapı üstünde bulunan Ermenice kaydiye: “Burası Allah kapısı olup doğrular içindir. Ve semavi meskendir. Günahları af eden Allah, Ermeniler kralı. Oşin’i muhafaza et”
Sol taraftaki kapının iki satırlık kaydiyesi, karışık bir yazı olup Langluva okuyamamış.
Vemont var dokası büyük Hük saliplİler muharebelerinde – Herakle – de iki ok ile yaralandıktan sonra Tarsusa gelerek ölmüş ve bu Senpol kilisesine defnolunmuştur, diyorlar.
Şehir divarı – II. nci Leon zamanında şehir dıvarı virane bir hal almıştı. l. ncİ Hetom tarafından tamir ettirildi. Bunu gösterir kaydiye taşı bu gün Meryem ana kilisesinin dış dıvarındadır. (677 ve 1228 M.) Tarsus divarları, Ermeni kralı Hetom tarafından tamir ettirildi.
Bu dıvatlardan kalan demir kapı büyük mezarlıktadır.
Tahta minare cami ve medresesinin yanında eski dıvarlar üstünde kule harabelerinden biri vardır.
17 nci yüzyıl sonlarına doğru, Tarsusun çifte divarları henüz oldukça sağlam idi.
Müslümanlara ait eserler – Kilikya müslümanlar tarafından fethedilince Tarsus, Mısır memlükleri eline düştü. 15 nci yüzyıl sonlarına doğru Tarsus, Türkmenler eline geçti ve burada hükûmetlerini kurdular. Bütün Türkmenler, Tarsusta pek güzel şeyler ve binalar yaptılar. Tarsusta altı cami vardır:
1— Ulucami, Ramazanoğulları tarafından yaptırılmıştır. İran müslüman mimarisine benziyen bu cami’in iç taksimatı ve süsleri pek güzeldir. Memberinde şu kaydiye vardır:
Şerif Ömer (İbni İbrahim, İbni Halil, İbni Davut, İbni İbrahim) in camii. Ramazanda başlanmış ve 787 hicri senesinin muharrem ayında tamamlanmıştır.
2— Kilise cami’ i, yukarıda bahsettik.
3— Makamı Hazreti Daniyal cami’i, İçinde Daniyal’ın kabri vardır.
4— Yeni Cami.
5— Tahta Minare: Amcası İbrahim paşa ordusunda zabit olun Tarsusta bulunduğu zaman Abbas paşa zamanında yaptırılmıştır.
6— Küçük Minare cami’ i.
Kervansaray, Hanlar, Pazar ve hamamlar pek eski değildir. – Eski ğamam müstesna – Demir kapı civarında müslümanların hürmetle ziyaret ettiği bir (Veli) Mezarı vardır. Bu mezarı Hırıstiyanlar da Senpiyer’in mezarı diye hürmetle ziyaret ederler. Tarsusta bundan başka diğer veliler türbeleri de vardır.
Küfi harflerle yazılmış harabelerden alınarak dıvarlara konulmuş bir çok mermerlere tesadüf olunur. Bunların en mühimlerinden biri, Tarsus İngiliz konsoloshanesinde mahfuz olan küfi yazılı beyaz mermerdir. Bunu okuyunca anlıyoruz ki bu taş, altıncı hicri yüzyılda Hasan namında bir zatın mezarında imiş, sonra müritleri onun adına tekke yapmışlar. Kaydiye: “Yarabbi! Hepimizi, bizden ve ölenlerden ve defnettiğimiz kulun Hasan şu fakir kabre senin rahmetine emin ve azabından emin olarak bu adamı yerleştir. Yanında ve Hazreti Muhammet Mustafa sallallahu aleyhi ve sellemin civarında ve buna rahmet etsin, Rahmet edici.„
Bölüm : 5
TARSUS ÇEVRESİ
(Tarsus çayı – Kordis, Tarsus adası, Mantaş harabeleri, Esbabı Kehf)
Tarsus çayı’nın kaynağı, Bulgar dağı tepelerindedir. Bu tepelerden üç kol olarak çıkan sular Tarsus’un kuzey batısında muhtelif yerlerde birleşir ve Tarsus kenarında bir çağlayan teşkil eder. Çağlayandan sonra çay başka bir manzara alarak, tatlı bir meyil ile denize kadar gider ve geçtiği yerlerin kıyılarında sıhhata zararlı bataklıklar hasıl eyler.
Kaynağından kolların birleştiği yere kadar mezarlık çayı ve kollar birleştikten sonra Tarsus çayı namını alır. Eski zamanda Sitnos denilen bu çay Tarsusun içinden geçiyordu.
Eshabı Kehf mağarası – Tarsustan kuzey batı istikametinde üç saat mesafede Toros dağlarından ayrı bir dağın yamacındadır. Bu mağara yolu üstünde Kalburcu köyü vardır ki, burada kaya arasında yapılmış bir lahit vardır. Bu köyden geçince Küçük Ormanlı yamaçta yer yer Romalılar yollarından eserler görülmektedir. Eshabı Kehf mağarasında yer altına 10 ayak merdivenle inilir ve kaya İçinde kapalı dört köşe bir mağaradır. Bunun yanı başında küçük bir mesçit ile Eshabı Kehf şeyhinin ikametine mahsus bir bina vardır. Eshabı Kehf için üç mağara gösterilmektedir.
1- (Selçuk – Efes) de
2- (Mağusa) da
3- (Tarsus civarında) olup Eshabı Kehf’e dair müslümanların kanaatı:
Yedi veli buraya gelmiş, yatmışlar. Uyandıktan sonra bunlardan biri Tarsusa ekmek almağa gitmiş. Ve ekmeği alıp parayı verince ekmekçi bu eski zaman parasıdır, geçmez demiş. Meğer yedi veli, iki yüz sene kadar burada uyumuşlar. Sonra bunlar: “Artık dünya fenalaşmış Yarabbi bizi al” diye dua etmişler ve bu mağaranın İçine girip kayıp olmuşlar.
Hırıstiyanların kana’ati: Hırıstiyanlığın bidayetinde yeni hırıstiyanlar buraya kaçıp kurtulurmuş.
Maruniyet papaslarından Jermanus Fahrat Arapça lügatının (Elkehf) kelimesinde: Sezartrajandet zamanında yedi kardeş (Makkimliyen, Emilliyen, Martiniyelen, Denisi, Jan, Antuvan, Kostantin) Sezar’ın ordusunda asker idiler. Bunlar hırıstiyan olmak arzusunu izhar edince imparator, onların katlini emretti. Yedi kardeş bu mağaraya kapandılar. Fakat Allah onları derin bir uykuya daldırıp Teodos zamanına kadar uyuttu. 157 sene uykudan sonra Allah onları uyandırdı, Bilâhare bu kardeşler o mağaraya gelip orada öldüler. 27 Temmuzda namlarına bayram yaptılar.
Bölüm : 6
ADANA ve SEYHAN NEHRİ
(Adana’nın tesisi. Bu şehirde ibadet olunan mabetler, Adana’nın eskiliği, Seyhan köprüsü, Su bentleri, Kaydiyeler, Adana şatosu, Camiler, Bedestan, Kiliseler, sair eserler ve Seyhan nehri).

Adana Kilikya’nın en eski şehirlerinden biridir. Bizanslı Etiyen’in rivayet ettiği efsaneye göre Adana adı, Gök ile yerin oğlu (Adanos) dan gelmektedir. Adana’nın kuruluş tarihi ve ilk oturanları meçhuldür. Fakat gerek esiği, gerek orta zamanlarda Adana bir çok vak’alara yer olmuştur. Kesenof’un, Siroz Adana’dan bahseyler. Adana, Suriyeden Anadoluya gelen mühim yolun üstündedir. İskenderin buradan geçişinden ve (Selvisit – Silifkeli’lerin Adana ya hakim olmasından sonradır ki Adana pek ziyade önem kazanmıştır. Milâttan 171 sene evvel isyan eden Tarsus ve Malos şehirlerini tedibe giden (Anityohosepikan) Adanaya, Anitos namını verdi. Adana o zaman Suriyelilerin elinde idi. Gerek Suriyeliler, gerek Romalılar devletine ait Adana’da bir çok sikke – para – lar bulunmuştur. Bu paraların üstünde Yunanca “Antiyohontonprostoyzarvi„ yazılıdır. Suriyelilerin hakimiyeti zamanında Tarsus’a Sitnosanitos, Mallos’a Anitosmaritin namını vermişlerdir.
Romalıların hakimiyeti zamanında Adana şehri büyüdü. Pompe, Kilikya korsanlarını yendikten sonra birçok şehirlerde, Romalılar yerleşti. Adana bu Roma kolonilerinden birinin merkezi oldu. Neticesinde İmparator Sezar’ın öldüğü dahili muharebeler zamanında Adana harap oldu.
Milâttan 43 sene evvel Jülyos Semper, Kasiyos’a yardım etmek üzere, Tarsus boğazlarını aşarak Tarsus önlerine geldi. Fakat Tarsus, kapılarını ona açmadı. Jülyos, Suriye üstüne yürüdü. Jülyos çekilince Tarsuslular, Kasiyos taraftarı olan Adanalılar üstüne yürüdüler. Tarsuslular Kasiyos taraftarı değildiler. Bunun üzerine Kasiyos, Tarsus üstüne yürüyüp şehri teslim aldı ve ağır bir vergi saldı.
Roma İmparatoru, Adriyen seyahatinde Adanaya da uğradı. Bunu tunçtan büyük bir para göstermektedir. Bu imparator Adanada umumun menfaati İçin birçok şeyler yaptırdı. Fakat bunların çoğu bu gün kaybolmuştur. Küçük Asyanın diğer şahirIeri gibi Adana’da Maksimiyen namın) aldı. Bu namı vermek Roma Senasının yetkisinden idi.
4 üncü ve 5 inci yüzyıllarda dağlarda oturan İzori’liler ova şehirlerine hücum edip yağma ettiler. Bu sırada Adana da harap oldu. 367 de bu İzori’liler Suriye hududuna kadar vardılar.
Bizanslılar zamanında Adana yeniden tamir edildi. Kâtip Çelebi, Cihannümasında Adananın Harunu Reşit tarafından tamir edildiğini yazıyor.
Ehli Salip muharebeleri yazarlarından biri, Adanada insan ve silah çok, diyor. Diğer bir yazar (Jildöviter) Adanada sürbler, buğday, şarap… bol, diyor.
12 nci yüz yıl nihayetlerine doğru yani; Ropen Ermeni sülâlesi zamanında Adana tamir ve kalelerine ilâveler yapıldı. Ermeni prensliğinin yıkılması üzerine Adana, Ramazanoğluna geçti ve Ramazanoğlundan da 2 nci Bayazit aldı.
Osmanlıların eline geçince Adana, eyalet merkezi olup Tarsus eski emniyetini kaybetti.
Adana’da Romalılar zamanına ait eserlerden, Adananın ibadet ettiği mâbut Jüpiter ve Baküs mâbetleri var idi. Ve birçok paralar üstünde bunların resimleri vardı. (Belleye) göre, Adana da bu gün izi yok isede, Jüpiter namına bir mabet mutlaka vardı. Çünkü Anitoseiskan Jüpiter’e tapardı. Bu şehrin paraları üstünde yazılar görülür, Adana’nın eski mabutları namına yaptırılmış mabetlerden eser yoktur. Hırıstiyanlıktan sonra bu mabetlerin – Tarsuslu Sempol ve arkadaşlarının söylevlerile – yıkılarak yerlerine kiliseler yapılmış olduğu sanılmaktadır.
Bu şehirde; Roma İmparatorlarından Adriyen birçok şeyler yaptırarak Adanaya kendi namını vermişti. Halâ mevcut olan Seyhan üstündeki Adana köprüsünü bu imparator yaptırmıştı. Prokop bu köprü hakkında şöyle diyor: “Pek güzel inşa edilmiş olan bu köprünün, araları dar taştan büyük ayakları vardır. Kemerleri pek büyük idi. Çayın akıntısına en ziyade maruz olan ayak zaman ile zayıflaşmakla imparator Jüstiyen Seyhan’ın yatağını başka istikamete çevirtti ve köprünün altında suları kalmayınca o zayıf yeri tamir ettirdi. Bundan sonra Seyhan yine eski yatağına çevrildi.
Adanayı ziyaret eden bütün geziciler, bu köprünün İhtişam ve ahengine hayret ederler. 18 gözü vardır.
Yine bu devreye ait, Bedestan’ın girilecek yerinde bir kapı vardır ki, bu taş buraya kalelerden getirilmiş ise de bu kaleler 16 ncı yüzyıldan itibaren kaybolmuştur. Çünkü o esnada Adanayı ziyaret eden Piyer Bilon: “Adananın çevirme duvarları yok„ diyor.
Adana’daki kaydiyelerden biri, Anitohos adında birinin bir Lahit üstüne kazılan kaydiyedir ki bu, bu gün bit hamamda yalaktır.
Lokras, Adanada ayni devreye ait başka bir kaydiye bulunmuştur. İşte tercümesi:
“Popliyos’un kızı Siren bunu yaptırdı. Ben öldükten sonra çocuğumun da buraya benim yanıma ölüsünün konmasını dilerim, Fakat başka hiç bir kimsenin ölüsü konmasın. Ölüsünü koymak istiyen olursa maliyeye iti bin dinar ödemelidir.„
Harabeleri 18 inci yüzyıl iptidalarına kadar kalmış olan su bentleri dahi Romalılar devrine aittir. Lokras’ ın Adanayı ziyaretinde bu bent harabeleri henüz mevcut İmiş.
Lokras, bu bentler üstünde bir kaydiye bulmuştur ki, Yunanca manzum bu kaydiye, beyaz mermer üzerine kazılmış olup elyevm Adana Rum kilisesindedir; İşte tercümesi: “Koca dalgalı bir ırmağa bir yatak ve fazla sular için koca bir kanal açmak; hakikaten senin mucize’i dehan – vakıa senden evvel gelenler Tarsus Çayı’nda böyle küçük bir şey yapmışlardı. Senin sayende bu koca ırmak, kemerler üstüne alınarak setler vasıtasile en uslu bir çay oldu. Bu bentleri bizzat kendin bitirmeğe, en namdar bir prensin emrile sarfı gayret ettin. İstikbalde sen Nil’e bir çok ağızlar yapanlar kadar şan ve şeref alacaksın.„
Bizams şairinin Namıdar Prens dediği, hükümdar kimdi? Bunun Kilikya’da birçok şeyler yaptırmış olan, Jüstiyen olduğu zan olunuyor. Bu bentler vasıtasile Adana şehrine su akıtıldığı gibi ayni zamanda, karlar eriyince Seyhan’ın fazlalaşan suları gene bu bentlere girer ve şehri sular basmazdı. Ayni zamanda setler de vardı. Bu bentler köprünün yıkılmamasına hizmet ederdi ye fazla su kitleleri bentlere girip köprüye çarpmazdı.
Seyhan’ın sağ tarafında köprüye hakim ve Bizanslılar devresine ait şato harabesi vardı. 1488 muharasından sonra 2 ncİ Bayazİt bu harabeyi tamir ettirmişti.
Kenner’e göre bu kale Osmanlılar tarafından yapılmıştır. Bizanslıların değildir.
Adanada Orta zamana ait eserler, camilerdir.
Eski Cami – Kadim bir kilisedir.
Ulucami – Ramazanoğlu tarafından yaptırılmıştır.
Piri paşa cami’i – Ramazanoğlu sülâlesinden bir paşa tarafından yaptırılmıştır.
Ulu cami yanında tuğladan yaptırılmış bir bina vardır ki burada Bağdada giderken Sultan Murat ikamet etmiştir.
Buna Vakıf Sarayı derler, Eski adet gereğince bir evde padişah ikamet edlerse ondan sonra başkası oturmasın diye kapısı örtülüp kapatılırdı. Bu da öyle örülmüştü, Fakat dönme bir merdiven ile içine girilebilir.
Yeni eserler arasında Adananın 9 güzel camii vardır. Bedestanı, İstanbul ye İzmir bedestanına çok benzer. Adanada 4 hamam vardır.
Seyhan’ın İki kıyısına yaptırılmış olan Adana şehri; Bağlarla; bahçelerle çevrilmiş koca bir ovanın ortasındadır. Seması hemen, daima açıktır.
Yazın biraz sıcağı vardır. Ahali bağlara ve yaylalara çekilirler. Kışı hafif ve ilkbaharı pek lâtiftir.
Seyhan’ın kaynağı, Kayseri civarında Kormez dağıdır. Irmak, Toros dağlarının arasından ovaya inerek, ovayı suladıktan sonra Tarsus Çayının denize karıştığı yere yakın bir yerden – Roma yazarlarında (Nit- Liyo) (Kapita Sar) dediği mahalden – denize dökülür. Sar ırmağına daha evvelden Sarniyos denilirdi. Bu gün üst taraflarda Seyhana Sayan çayı denilir ki, eski adi Saros’a yakın bir addır.
Kesanofun ise bu ırmağı Karos ismi İle yad etmektedir. İmparator Jüstiyen zamanında Seyhan ırmağı gemilerin işlemesine elverişli idi. Seyhanda balık bilhassa ovaya gelince azdır. Suları ovada bozulur. Gülek boğazının altı saat kuzeyinde Akköprüde Seyhana, Karasu çayı karışır ki Seyhanın suyunu bozar ve hastalıklara sebep olur.
DAĞ KİLİKYA
Bölüm : 1
Tarsustan Gülek boğazına kadar yerlerde eserler. (Namrun yaylası üstünden geçerek)
Tarsustan çıkıp Kehif dağı geçilince Sancıkar ve Ulaş köyleri vardır. Bu son köy, bir harabe üstüne kurulmuştur. Bu harabelerden bir kaya İçine oyulmuş bir sahrınç görülmektedir. Bu köyden geçince Tarsus çayı vadisine varılır ki, bu gün buraya Keşbükü denilmektedir. Buralarda Bizans köyleri ve kiliseleri harabeleri vardır.

Bir kaç saat dağa yürüdükten sonra Manas köyüne varılır. Burasının yanı başında sahrınçlar vardır ki; halen kullanılmaktadır. Kayalar arasında yapılmış lahitlerin yapılış tarzına nazaran burası Roma veya Bizans devrine aittir.

Manas’tan üç saat sonra etrafı dağlarla çevrilmiş bir  ovada Sarı Ağa köyü vardır.

Sarıağa köyünden sonra daima yokuş çıkılarak ve üç  saat yürüyüşle Namrun yaylasına varılır. Burada her evin  bir bağı vardır. Her türlü meyve ağaçları ve çamlar çoktur. Sabahleyin insanlar keklik seslerile uyanır. Sular  boldur.

Namrunun en yüksek noktasında bir kale vardır, Bu kale beş arkad üstündedir. Mahalli efsaneye göre bunu Divler yapmış.

Kalenin ayağında iki arslan resmi ve salipler kazılmıştır. Kaleye yalnız bir ince yoldan varılır.

Kale on birinci yüzyılın olup Ermeniler zamanına aittir. Kalenin kulelerindeki küçük pencereler (Ziya vasıtasile işarete) yarardı. Bazı gezginler, bu pencereler koymağa mahsus yerler diyorlarsada doğru değildir. Çünkü kale onbirinci yüz yılda yapılmış olduğuna göre o zaman henüz barut icat edilmemişti.

(Lampkon – Namrun) kalesi Kilikyada Ermenilerin en mühim kalelerinden idi. Tarsus prensi Abelgharib; 1070 de Namrunu – Kendi gibi büyük Ermenistandan gelen silah arkadaşı, Oşin – e vermişti. Oşin’in torunları burada ayrı bir prenslik kurarak uzun zaman Sis’teki Ropen kral sülalesile düşman yaşadılar. 1 nci Hetom zamanında Namrun Prensliği, Sis Ermeni hükümeti ile birleşti. Sent Nersis On ikinci yüzyılda Namrun kalesinde dünyaya gelmiş olup buna bilâhare Lampronatzi adı verildi ki, soradan Tarsus arşiveki olmuştur, Oşin’in oğludur. Sent Nersis’in din üzerine yazılmış çok eserleri vardır. Ermenilerce pek muteberdir. Paris kütüphanesinde Sent Nersisin el yazısile bir kitabı da vardır.

Namrundan geçince Fakılar köyü vardır ki ahalisi tüfek kundağı, kaşık… gibi şeyler yaparlar.

Bu köyden çıkıp dağları aşınca Tarsus çayı ayaklarından biri olan Cehennem deresi’ne varılır. Yüksek ve yalçın kayalar, arasındadır. Cehennem deresinden sonra Gülek Madeni gelir. Bulgar dağından çıkarılan madenler burada  tasfiye edilir. Daha ileride Gülek Boğazı vardır. Burası  Adanalıların yaylasıdır. Kal’e Dağ’da buradadır. Ermeniler zamanında burası bir beylik idi. Ve bu bey Gülek Boğazını  muhafazaya memurdu. Gülek kal’esi harabeleri vardır.

Çapanoğlu, eşkiyalığı zamanında bu kaleye sığınırdı.

Gülek Boğazı, strateji bakımından her zaman önemli  sayılagelmiştir. Aşağıda bahsedilecektir.

 

Böjüm : 2

Tarsus’tan Kayseri hududuna (Gülek Boğazı yolile) Kayseri hududuna kadar yerler ve eski eserler.

Evvelden (Pylas Cilicieme) Gülek boğazı Tarsustan  biç günlük uzaktadır. Oraya dağlar arasında eski bir Roma  yolundan gidilir. (Bu yolu Romalılara mal etmek doğru değildir. Daha önceden de bu yol var idi. (F.M.))

Tarsustan üç saat sonra Bayramlı köyüne varılır. Bayram’lıdan yarım saat ötede birtak harabesi vardır ki, bunun büyük Kostantin tarafından, Kudüs’e giderken yaptırılmış olduğu söylenmektedir. Bu taktan İki saat sonra yolun kenarında bir kayada Lâtince bir yazı vardır ki, silinmiş olup yalnız (Mark Orel) ismi okunabilmektedir. Büyük Mark Orel zamanında burası ya yaptırılmıştı veya tamir edilmiş idi.

Bayramlıdan sonra birçok küçük tepeler vardır. İşte bu tepelerden itibaren dirki- yani Tarsusa beş saat uzaklıkta – Mısır valisi Mehmet Ali, askeri bir yol yaptırmıştır. Yol buradan uzun ve dar bir boğaza döner ve iniştir. 150 metreden, eski (Tanifa) kalesine hakimdir. Bu  kalenin biraz doğusunda (Zavarcık kalesi) harabesi vardır. Biraz daha kuzeyde Küçük kale vardır. Aşağıda çam, zeytin ve yabani asmalarla gölgelenmiş bir dere akmaktadır. Bu boğazda iki saat yürüdükten sonra Mezar oluk hanına ve çeşmesine varılır. Bu hanın olduğu yerde bir Arjiyen  kolonisi, Turuva fethinden sonra Mopsus şehrini kurmuşlardır. İşte bu şehirde 2 nci Kostantin (361. M.) senesinde Jülyen Aposta’ya karşı yürürken ölmüştür.

Mezaroluk’dan geçince ileride Kızılhan, Sarıhan gelir.  Sarıhan’dan sonra bir boğaza doğru yokuş başlar. Buraların en yüksek noktasını Kal’e dağ teşkil eder. Bunun tepesinde Bizanslıların Gülek kalesi vardır. Bu boğaz; çam meşe, sidir… ile örtülü olup tepelerden ve kayalar arasından sular çağlayanlar yaparak akar. Bilhassa mıntıkada küçük  Asya’ya mahsus bir bitki vardır:

(Arum Maculatum ) ki, Türkçe yılan otu denir, acıdır.

Gülek  kalesi büklümünden geçince boğazın iki tarafı sarp kayalıdır. Bu kayalardan birinin üstünde harap olmuş bir kaydiye vardır. Çağlayanın üstünde olan sağ taraftaki kaydiyeden Aderiyen ismi okunabiliyor ki bu, imparatorun yolu yaptırdığı veya tamir ettirdiğini İfade eder.

Eskilerin Ples Cilicem, saliplilerin muharebelerini yazan yazarların (Porte de Judas)  dedikleri mahalle varılır.

Kesenefun, bu kapıyı o kadar iyi tasvir etmiştir ki bu gün halen öyledir. İskenderin tarih yazarı Kintgörs “İskenderin tarihi„ adlı eserinde bu kapıyı, Kayseri tarafından gelmiş olan İskenderun, Daradan harp ile almış olduğunu kaydeder.

Burada İbrahim paşaya ait tabyeler de vardı. Fakat bu kapı yanındaki tabiyelerin, strateji bakımından pek de uygun olamıyacağını düşünen İbrahim paşa, kapının yarım saat kuzeyinde bir vadiye tabiyeler yaptırdı ki buraya Gülek Boğazı Kalesi denilmektedir.

İbrahim paşa tabiyeleri, Tarsustan at yürüyüşü ile 12 saattir. Ve 1100 metre yüksekliktedir. Kalenin etrafında olan tepelerin yüksekliği 3000 metredir. Tabiyelerin sol  tarafından Konya – Tarsus yolu geçer. Dağ tarafından da Seyhan nehrinin bir ayağı akar. Yakınlarındaki dağların tepelerinde daima kar vardır.

Mısır ordusu 1840 da buralardan çekilirken bu tabiyelerde yüzden fazla top bırakmıştı. 1853 de Rusya – Türkiye muharebesinde Osmanlı hükûmatı bu topları almıştır.

Gülek Boğazını geçince üç saat mesafede ve batıda  Allah Tepesi; doğuda Anaşa dağı vardır. Bu tepelerin arkasında Bulğar dağının merkezi vardır ki, beyaz ve mavi kireçli, taşlıdır. Boğaz, nihayet Bozantı suyuna varır. Burada Ramazanoğlu hanı vardır. Gülek boğazından Bozantı  yedi saattir.

1232 H. 1816 M. senesinde İstanbulda basılan Mehmet Derviş oğlu Hacı Mehmet Edib’in İstanbuldan Mekkeye kadar olan köy ve kasabaları yazan Nuhçetül menazil kitabında, bu havalideki Çiftehan’a ve Ramazanoğlunun Pozantı hanına dair şu malûmat vardır:

ÇİFTEHAN

“Ulukışladan dokuz sattır.  İki hanı havi bir mahaldir. Livası Adana’dır. Nısıf saat garbinde ılıcası vardır. Tariki güç ve taşlıktır. Bunda Sandıklı tabir ederler bir kasaba vardır ki, pişikâhinde bir çay akar. Etrafında cıballar beyninde kariyeler vardır. Yufka ekmek ve sade yağ getirip Huccaca satarlar. Bunda tekrirli yılan nam bir lâtif yaylak vardır. Bu mabeyinlere iki cesirden ubur olunur. Çiftehandan Ramazanoğlu yaylağına varınca Kırkgeçit nam sulardan ubur olunup taş köprüden şekerpınarı nam meşhur Mai Lezize varılır. Bir cebelin esfelinden nebean eder. Çiftehandan nısıf merhalede Kırkgeçit çayı çoğalıp Ak köprü nam cesirden cereyan ve Karasu nam nehre karışıp işbu cesirden bağdel ubur Ramazanoğlu yaylağına nüzul olunur. Çiftehan’dazı Çakıt’a varıncaya kadar etraf ormanlıktır.

RAMAZANOĞLU YAYLAĞI

Çiftehan’dan dokuz saattir. Bir handır. Ve Adana ahalisinin sayfiye, büyut ve sılaşları vardır, Faslı baharda mâmur olur. Livası Adanadır. Gayet âlâ havası vardır. Tarikin canibi yesarında ve zirve’ i cebelde Gülek kalesi ve garbinde Gülek boğazı vakidir. Bu mahalde olan ciballarda nice mağaralar, altın, gümüş ve nuhas maadini vardır. Bu mabeyinde nice hanlar bina olunmuştur. Sultan hanı ve dahi gurbunda Sarışık tabir olunur. İki mahal vardır ki; Eyyamİ Şitada huccaç zikrolunur. Mahallerden geçip Çakıta varırlar. Eyyamİ sayifde Derbent tesmiye olunan mahalden giderler.
Ç A K I T
Ramazanoğlu yaylağından onbir saattir. Bir hanı havi mahaldir. Önünden Çakıt suyu cereyan eder. Livası Adanadır, Bu mahalde Çavuş suyu soğuktur. Ve dağ başlarında harap kareler vardır. Ve, etrafında karıyeler olmakla et’ima ve meyve makulesi nesneler getirip huccaca bey’ederler. Tarik saaptır. Bayrampaşa binası namında bir han vardır. Çakıttan Adanaya varınca iki tarik vardır. Birine koğa kesmez ve birine it yılmaz tabir ederler. Dağdan aşılıp Adanaya varılır. Çakıt suyunu ubura hacet kalmaz. Tariki sani Çakıt hanı kurbunda suyu geçip Adanaya varılır. Bunda suyu nice def’a geçmek lâzımdır„
Anaşa dağının tepesinde bizim hacının beyan ettiği Dölek kalesi vardır. Siyah mermer harabeleri görülmektedir. Bu kalenin civarında bir kayada bir çok Salip işaretleri vardırki, Bunların saliblilerİn muharebeleri sıralarında hırıstiyan askerlerinin, bir hatıra olmak üzere, yaptıkları şüphesizdir. Böyle salipler Antakya duvarlarında da görülmektedir.
Bu günkü Anaşa kalesi, Bizans devresine aittir. Coğrafi durumuna nazaran bu kal’e, eskilerin Podandos ve ralipliler muharebelerini yazan yazarların Podandron namını verdikleri kare olması çok muhtemeldir. Bu kal’ede halife (El Me’mun) vefat etmiştir. (833 M,) El Me’ mun Tarsusa defnolunmuş isede mezarı kayıp olmuştur. Bu kalenin bir mil uzaklığında kaim yerdeki hana Pozantı hanı deniliyor ki, bu adın Podandos’den muharref olması İhtimali de bu iddiayı tasdik edecek surettedir. Pozantı vadisi i iki taraftan dağlar ve kayalar arasındadır. Bu havalide en geniş olan bu vadiye saliplilerin muharebelerini yazan yazarlar Potranta vadisi derler. Bu vadinin ta ucunda bir boğaz vardır ki buradan Seyhan akmaktadır. Buradan bir saat mesafede bir gözlü Akköprüye varılır ki, burası Adana -Kayseri hududur. Akköprü’den suyu pek soğuk ve sıhhi Karasu akar.
Bölüm : 3
ADANA’DAN, SİS’E, ZEYTUNA, HACINA
Adana’nın kuzey doğusunda büyük ve kurak bir ova vardır ki, ötesinde berisinde küçük tepeler vardır. Kızgın güneş altında kavrulan, yer yer kamışlıklar olmasa burası bir çöl zannolunur. Adana’dan Sis’e işte bu ovadan gidilir. Sis, Ermenilerin merkezi idi. Bu yolun üstünde Adanadan on saat mesafede İmam oğlu köprüsü hanı vardır.
Buradan bir çay akar ki, ovadaki bataklıkları ve kamışları bu çay teşkil etmektedir. Bu handan Sis sekiz saattır. Uzaktan Sis kalesi görülür, Sis – Kozan – taşlık bir dağın yamacındadır. Kozanda Türklerin eseri; bir cami ve bir bedestan vardır. Şehrin kıyısından – kendisine Delisu çayı da karışan – Karapınar çayı geçer. Karların eridiği bir zamanda bu çay tehlikeli bir şekil alır.
Sis – Kozan’ın ilk kurucularının kim olduğu belli değildir. Mevki’ i coğrafisine nazaran buranın eski Filavuyo polis şehri olması muhtemeldir. Ermeniler buralarını Bizanslılardan alırken ihtimal o eski şehir harap ve adı da kayıp oldu. İkinci Leon burayı başşehir yaptı.
Kilikyada birçok zaman oturan yazarlardan Barkar nam zat Sis, eski Pindenisus şehri harabeleri üstündedir, diyor ki, bu Şehirde Çiçeron Püro konsulluğu zamanında oturmuştu.
Aslı ne o ursa olsun Sis, tarih sahnesinde on ikinci yüzyılda ikinci Leonunu başşehir yapmasile önem
kazanır, O vakte kadar Ermenilerin merkezi Anazavar idi. 1374 de Mısır Memlükleri, Sis’i, altıncı Leondan aldı. Bundan sonra Sis Kozanoğlunun oldu.
Siste Ropen sülâlesi, devrine ait yalnız Sis kalesile darphane ve Meryemana kilisesi harabeleri vardır.
Kaleye iki saatte çıkılır. Bu kaleye Konya Selçukilerine ve Mısırlılara karşı Ermenilerin en mühim müdafaa mahallerinden idi. Kareyi ikinci Leon inşa ettirmiştir. Ve Sis, yeni şehri de 1186 da inşaya başlanmıştır. Müstakil bir Ermeni kralı olan ikinci Leon ikmal edemiyerek bırakmış ve halefi birinci Hetom ikmal ettirmiştir.
Sis’den-bir günlük mesafede Tırazrık ve Sisin bir buçuk saat kuzeyinde bir tepe üstünde (Antuvan Kalesi) vardır.
Buradan Torosların İçerisine doğru daha ziyade İlerledikçe. Ermenilerin son iltica ettikleri yerler vardır. Bresbirt kalesi harabeleri ki, Sis’ten bir günlük mesafededir. Ermeni kralları hazinelerini bu kaleye bırakırdı. 1080 den 1095 e kadar, burası Ermeni prenslerinin merkezi idaresi oldu.
Feke şatosu, evvelkinin batısında olup burası Ropen sülâlesi Ermeni baronlarından Prenpirt’e naklinden evvel başşehirleri İdi. Bu şatonun olduğu yerde bu gün Feke vardır. Fekede birçok kiliseler vardır.
Keben şatosu, Feke civarında dağlar ortasındadır. Ermeniler zamanında Keben mühim bir kale İdi. Altıncı Leon başşehrini, terketmeğe mecbur kalınca Keben kalesine iltica etmişti. Mısır memlükleri, Kebeni de çevirerek sekiz ay muhasaradan sonra kaleyi aldılar ve Leon da esir düştü. Memlükler, Mısır askeri kumandanı Leon’a; Müslüman olursan yine hükümdar kalırsın. Olmazsan nerede İstersen orada ikamet ettireceğiz dedi. Leon, Kahireye gitmek arzusunu gösterdi. İşte o zaman Kilikya Ermeni prensliği tamamen yıkıldı.
Keben kalesinin birkaç günlük doğu mesafesinde Maraş şehri vardır. Maraş Kilikyanın doğusunda ve nihayet ucundadır. Dağlar arasındadır. Ceyhan nehri mecrasına bir saat mesafededir. Evvelden Maraş’a Jermanika denilirdi ki. Ebülferaç, Maraş’ı bu adı altında zikreyler. Maraşı Bizanslılardan 1147 de Konya Selçuk Sultanı Mesut aldı. Sonra Ermenistan teşekkül edince Ermenilerin oldu. Daha sonra Kilikya ile beraber Türklere geçti. Maraşta birçok samiler, hamamlar, tekkeler, bedestanlar vardır.
Kal’esi yüksek bir yerdedir. Kâtib Çelebi’nin Cihannumasında bu kalenin içinde Kobiriş camii olduğu zikredilir.
Kebe’nin ve Maraşın kuzeyinde Zeytun ve Hacın – Saimbeyli – vardır. Zeytun, dağlarla çevrilidir.
Maraş’ın güneyinde Gâvurdağı vardır. Bir vakitler bu dağın merkezini Pyas teşkil ediyor idi. Pyas’ ta Babialiye uzun müddet isyan eden Mustabik bey otururdu.
DOĞU KİLİKYA
Bölüm : 1
(Ayas – Mallos)
Karataş burnunda Mallos harabeleri vardır. Burada eskilerin Aleiyen dediği Çukurova vardır ki, bataklıktır. İşte bu bataklıklarda ve Seyhan ile Ceyhan’ın eski yatağı neticesi olarak teşekkül etmiş İki tuzlu gölcüğün kuzeyinde yabani sığırlar vardır, Mallos, harabelerine varmak İçin bu gölcüklerden birinin denize bitiştiği yerden ve sular İçinden geçmek lâzımdır. Eskiden Seyhan ve Beyhan nehirleri birleşmiş oldukları halde buradan denize dökülürdü. Şimdi ise bu iki nehrin denize karıştıkları yerde birbirinden ayrılmış olup Seyhan, Tarsus çayının denize karıştığı yerin yakınından, Ceyhan ise, İsos – Payas körfezinden denize dökülür. Çukurova eskiden beri meşhurdur. Hamer, İlyadasında bahsetmiştir.
Çukurova, batısında Tarsus çayı ve doğusiında Ceyhan nehri, kuzeyinde Toros dağları, güneyinde Akdeniz ile çevrilmiştir.
Seyhan ve Ceyhan nehirlerinin denize karıştığı yer birbirinden ayrılmazdan evvel her iki nehrin kıyısında ve deniz kenarında birçok şehirler vardı. İskenderin buraları fethi zamanında pek meşhur olan Mallos ve Mekars şehirleri vardı.
Bu gün yoktur. Mekars sular altında kalarak büsbütün kayıp olmuştur. Mallos harabeleri Karataş burnunda küçük bir tepe üstünde olup bu tepelere deniz dalgaları çarpmaktadır.
Sitrabona göre Mallos şehrinin kurucusu Arjiyen’lerden Mopsos ve Anfilok idi. Bunu bulunan sikkeler de tasdik etmektedir. Anfilok’un, Mallostaki kâhini pek meşhur idi.
İskender, doğum yeri itibarile Arjiyenlerle bir olmakla buraları ecdad memleketi sayarak gelip fethetti.
Mallos, Selvisit kralları zamanında tarihte önem kazanmağa başladı. Milâttan evvel 171 de Mallos şehri isyan etmekle Anitohos’un maşukası Atyoşit asker sevk ile isyanı bastırdı. Suriye krallarına karşı Tarsus da isyan etmekle o da bastırıldı. Bu isyanların bastırılmasından sonradır ki, Tarsus ve Mallos şehirlerine Anitos namı verildi.
Mallos şehrinde basılan paralara nazaran bu şehrin mabutları: Minerva, Aşerte, Hergül idi. Mekars şehride Minervaya tapardı. İskender bu şehirden geçerken, Miner- 65son Devamı hazırlanıyor. 11 Nisan  2017 

Ziya Aykın

Ziya Aykın

Biyografik Bilgi

scroll to top