Eski Kilikya – V. Langlois

Halkevi.jpg

İÇİNDEKİLER

1- Ön söz
2- Bu eseri niçin yayınlıyoruz ?
3- Tabi’î arızalar
4- İklim
5- Madenler
6- Bitki ve hayvanlar
7- Ahali – Halk
8- Kilikyanın tarihçesi
9- Eski eserler
10- Toros dağları ve Kilikya
11- Silifke ve havalisi eski eserleri
12- Silifkeden Korİkosa
13- Korikostan Lamasa
14- Ova Kilikya – Batısı
15- Tarsus tarihi
16- Yollar – Köprüler
17- Romalılardan sonra Tarsus tarihi
18- Tarsus çevresi
19- Adana ve Seyhan nehri
20- Doğu Kilikya
21- Çiftehan ve Ramazanoğlu
22- Adana – Sis – Zeytun – Hacına
23- Doğu Kilikya – Ayas
24- Anavarza
25- Misis
26- Misis – İskenderun

ÖN SÖZ
Adana Öğretmen Okulu Müdürlüğünde bulunduğum zaman (1910 – 1913), bu kitapta yazılı yerlerin bir kısmını gezip gördüm. Sonra İsviçre – Cenevrede tahsilim ve talebe müfettişliğim esnasında, Cenevre Üniversite kütüphanesinde (V. Langlois) nin 1861 de Paris’te basılmış olan (Kilikyada gezi) kitabına rastlayarak 1919 Kasımında tercüme etmiştim. Tercüme 1923 Mayısında Adana’da (Türk Sözü) gazetesinde neşredildi.
Meslek hayatımda otuz üç yıldır, kalbimde hiç sönmeyen derin hatıralarını taşıdığım Çukurova’nın gürbüz, keskin zekâlı, sağlam karakterli, vefakâr çocuklarına bu tercüme ile (Çam sakızı, çoban armağam) kabilinden bir hizmet etmek istedim. Eser, Çukurova okullarında tarih derslerini, çevredeki antikitelere bağlamağa hizmet eder ümidindeyim.
Bana bu hizmeti edaya fırsat veren Mersin Halkevine ve evin değerli Başkanı Fikri Mutlu’ya çok teşekkür ederim.
Mustafa Rahmi Balaban
İzmir Kız Öğretmen Okulu Müdürü

BU ESERİ NİÇİN YAYINLIYORUZ ?
Bu eseri, 86 sene önce Fransızca olarak Patiste yayınlayan (Viktor Langlois) gezdiği Anadolu’da ve bilhassa (Kilikya) da daha çok Yunan, Roma ve bunların devamı olan Bizans eserlerini ve bunlar arasında, Kilikya’da bir nevi türedi bir beylik kuran ve doğuya, batıya, kuzey ve güneye uyar yüzlülük göstermek suretiyle hakimiyetlerini bir yüz yıl kadar devam ettiren Ermeni eserlerini araştırmıştır.
Yunanilerden,Romalılardan çok ön senelerde buralara (Kızvatna – Kilikya)ya hakimiyetlerini getiren (Hitit) lerin ve bunların müttefiklerinin eserlerinden, halen ayakta duran ve tarihce de malûm olan Saimbeylideki, Ceyhan yakınındaki – Sirkeli – den ve Mersin’deki (Pitura – Yümüktepe) şehir ve tahkimatından, Silifkedeki (Olba – Vulvara Uzunca Burç) tan bilgi ekleyememiştir. Gerçi o zamanlarda (Hititoloji) bu günkü kadar aydınlanamamıştı. Bununla beraber, Eski Kilikya’da yaşayan milletlerin bir kısmından ve eserlerinden önemli bilgi mevcut olduğu için, bu tarihi bir kıymet ve memleket kültürüne de bir hizmet sayarak Langluva’nın yayınına ilâveler yapmak suretile bu eseri yayınlayarak eksiklikleri tamamlamak istedik.
Halkevi Başkanı
Fikri Mutlu

TABİ,İ ARIZALAR
Eski Yunanlılar ve Romalılar, Adana ve Tarsus havalisine Kilikya derler. Kilik, (camuz) demek olup Tarsus’un timsalidir. Kilikya da bilhassa Tarsus çayı- Sidnos ile Seyhan – Sarbus’un teşkil ettiği deltada pek çok camuslar vardır. Herodot ise buraya bu namı veren Fenikeli Ajenor’un Oğlu Kilik’tir, diyor.
Orta zamanda Ermeniler; büyük Ermenistan’dan buraya göç ederek küçük Ermenistan namını verdiler. Sonra Kilikya, Karaman oğullarının bir beyliği oldu.
Kilikya’nın dağlık yerine eskiler Traşe derlerdi ki Silifke havalisidir. Kilikya dağlıktır ve yalnız (Gülek Boğazı) geçidi vardır. Dağlardan akan sulardan bir çok çaylar olur.
Dağlık Kilikya’da Silifke’de: Galikadnos – Göksu, Ova Kilikya’da Sidnos- Tarsus çayı, Seyhan ve Ceyhan nehirleri vardır.
Kilikya’nın sahillerinde dört büyük burun ve körfez vardır. Bunlar: Anamur, Zefiryom, Saryedon ve ova Kilikya’da Megaros – Karataş burnu.
Dağlık Kilikya’nın körfezleri— ehemmiyetsizdir; fakat Ova Kilikya’da (Soli) körfezinin genişliği 27, İskenderun veya (İsos) körfezinin genişliği 12 mildir.

İKLİM
Kilikya’nın iklimi, öteden beri sıcaktır, Yazın bazen şiddetli sıcaklar olur. İskender, Tarsus çayında suya girmesinden ziyade, havasının o zaman ağırlığından hasta düştü. Orta zamanlarda buranın iklimi yine fena idi. Bunu, Saliplilerin muharebeleri zamanındaki eserler bildirmektedir. Burada havayı bozan Seyhan ve Ceyhan nehirleri arasındaki bataklıklardır. Bunlar kurutulsa, iklim güzelleşir ve sıtma kalmaz.

TABİAT
Toros’un birinci mıntakası: Granit, Gnayis, Mikaşist’den mürekkep olup bunlar kireçli taşlar ile beraberdir. Yamaçlar, killi ve kömürü ihtiva eden maddeler İle doludur. Tarsus ile Suriye arasındaki arazi (Piroksanokildaspat) lı suhurdan müteşekkil olup Maraş ve Ayintap havalisi de öyledir.

MADENLER
Bulgar dağı maden ocağı: 3000 metre yükseklikte bulunan Kızıltepe madeni vardır. Kozan havalisinde başlıca madenler:
1- Aladağ’da, Manzerli civarında (Hidroksit de fer) madeni.
2- Görünce’de, Seyhan’ın bir saat batısında (Peroksit de fer) madeni yüzde 62.
3- Sis’in yedi saat kuzey batısında İnektepesinde (Peroksit de fer) ki, hemen kâmilen halis olup yüzde 75 iyi kısmı vardır.
4-Pozantıda Peroksit de fer madeni, Kozan dağında başka bir demir madeni vardır. Yüzde 60. Cebeli nur- Amanos dağlarında toprak yüzünde yüzde 63 terkipli (Peroksit de fer) madeni görülmektedir. Ayasın üstünde demir taştan eskiden işletilmiş olan demir madeni ise yüzde 61 terkiplidir.
Bulgar dağı şubelerinden biri olan Alatepe’de Gümüşlü kurşun madeni vardır ki, terkibinde yüzde 42 kurşun, binde iki gümüş vardır.
Görümce civarında Kükürtlü Bakır, Karbonlu bakır madenleri vardır. Terkibi yüzde 13 bakır, binde bir gümüştür.
Sisin dokuz saat kuzeyinde Manga köyü civarında kükürtlü Demir ve Bakır madeni vardır. Terkibi yüzde 25 Bakır ve biraz altın izleri.
Maden ihracı için Kilikya’nın coğrafi mevkii pek müsaittir. Arzın teşekkülatı daha birçok madenlerin mevcudiyetini hissettirecek surettedir.

NEBATAT (Bitkiler)
Tarsusun kuzey batısında, Bulgardağı üstünde olan Namrun yaylasında Toros dağları nebatat mütehassısı (Koçi) tarafından nebatat fosilleri bulunmuştur ki, bunlar doktor (Anjer) tarafından Viyana Akademisi tarihi tabi’ i muhtırasında 1853 Aralık ayında tasvir edilmiştir. Bu havzada gene üçüncü devreye ait ve evvelceden bilinen nebattan sekiz nebat mütehassesi bulunmuştur.
Kilikya’nın nebatatı, Elcezire’ninkilere pek benzer. Bu iki kıt’anın iklimi biribirlerine pek müşabihtir. Jöber, Sipah, Bovasya, Labilardiyer’in ve General Şesney’in ve Hoferin tasvir ettiği nebatata, ekseriyetle Toros dağlarında ve Adana, Tarsus ovalarında tesadüf olunmaktadır. (Bovasyef Floraoryantal. Cilt 5.)

HAYVANAT
Kilikya’nın hayvanları, kezalik Mezopotamya’nın aynıdır. Geneyal Şesney maiyetinde İngilizlerin gönderdiği fen heyetine iltihak eden (Helfer) bura hayvanlayım pek güzel tasvir etmiştir.
Torosların başlıca hayvanları; Memeliler, Karaayı, canavar, çakal, kırmızı tilki, yabani domuz’dur. Türkmen bargirleri, iki türlü deve, koyun, keçi, ehli ve yabani sığır… benzerleri. Kilikyada vardır.
Yırtıcı kuşlar: Karakartal, Akbaba, Atmaca, Baykuş, Karga.., benzerleridir.

AHALİ – Halk
Mevcut hüyüklerden anlıyoruz ki, burada ilkevvel Hitit Türkleri oturmuştu. Sonra Fenikelilerin oturduğu zannolunmaktadır. Fenikeliler, Torosların (Sedir) çamağaçlarından gemilerini yaparlardı. Milâdi İsa’dan sekiz asır evvel Ninva Suriyelileri, Fırat’ı geçerek Yuda’nın üst tarafındaki bütün memleketleri zaptettiler. Babil’deki Gildaniler Suriyelileri mağlup ile, Suriyelilerin aldıkları memleketlerin sahibi oldular. Ve Akdenizin batısındaki memleketleri elde ederek fütuhatı tamamladılar. Gildani’lerden sonra Kilikya’yı İrani’ler ve İrani’lerden sonra Yunanlılar, daha sonra İskender aldı.
İskender’in İmparatorluğu paylaşılırken Kilikya Suriye krallığı parçasına terk edildi. Ve bundan sonra Kilikya korsanları Akdeniz’de Romalılara rahat vermemeğe başlayınca Roma, Pompe kumandasında asker ve gemi göndererek Kilikya’yı zapt etti. Roma imparatorluğu, Arkadyos ve Honoryos taraflarından taksim edildiği zaman Kilikya Kostantin’iye imparatorluğuna dahil edildi. Bundan sonra Fatimi’ler, Emevi’ler burada Bizanslı’lara hücum ettiler. Asya yaylalarından inen Ermeniler Bizanslılardan Kilikya’yı aldı. Ermenilerden Moğollar, Türkmen’ler aldı. Bundan sonra burada Mısır Memlükleri yerleşti. Sonra Timurlenk aldı ve Nihayet Osmanlı Türkleri geldi.

Ramazanoğlu ailesi, esasen Horasanlı olup 15 inci asır da Anadolu’ya gelmişler ve birçok yerleri almışlardı. 1. Sultan Murat zamanında, Ramazanoğlu’nun dedesi, Karamanoğlu Ali bey, Küçük Ermenistan’dan yani Kilikya ve Mezopotamya’dan bir çok yerler zaptetmiş idi. Ramazanoğlu; birçok kereler Ermenileri mağlup ederek yavaş yavaş Kilikya’da yerleşti ve nihayet buranın derebeyi oldu.
Ramazanoğlu kabilesi, böyle Kilikya’da tamamen yerleşince, o zamana kadar hayvan sürüleri İle oradan oraya dolaşırken şehirlerde yerleştiler ve eskiden yerleşmiş Türklerle karıştılar. Göçebe halinde dolaşırken, onlara (Yörük) denilirdi. Şehirlerde, köylerde yerleşince bu Yörükler diğer Türkler gibi ziraat ile meşgul olmağa başladılar.
Adana ve Tarsus havalisinde daha o zamana kadar 19 göçebe kabile vardı. Adana: Melemenci, Tekeli, Sortan ye Göçoğlu, Karakayalı, Söroğlu aşireti, Hacıhasanoğlu, Karatekeli, Poran ve Mustafa bey, Kal’a önlü kabileleri.
Tarsus: Karahacılı, Döndarlı, Sarkantlıoğlu, Kerimoğlu, Kartınlı, Kozanoğlu, Bozdoğan, Tacirler, Faraş kabileleri.
Bu Türkmen kabileleri Toros dağlarında Çukurova meydanlarında koyunlar ile, develer ile, çadırlar ile dolaşırlardı.
Bünlardan başka dört kabile daha vardı. Bunların Kışlağı Kayseri havalisi ve yaylağı Maraş tarafları idi. Karalar, Lık aşireti, Afşar, Karsantılı. Adana vilâyetinde Suriyeden gelmiş – Nuseyri – biraz Arap da vardır.
KİLİKYA’NIN TARİHÇESİ
Tarsus havalisinin eski tarihi, karanlık içindedir. Eski müellifler bu bapta açık bir şey yazmıyor. Eskiler; Kilikya’ lıları ikiye ayırırdı:
1— Homerin, bundan sonra İstirabon’un zikreylemiş olduğu (Mizi) deki Kilikya’lılar.
2— Akdeniz sahilinde, Toros dağlarındaki Kilikyalılar.
Kilikyalılar, Kayseri’ye kadar uzanan kavi bir millet İdi.
Kilikya Suriyeliler tarafından alındıktan sonra Midyalıların idaresine geçti ki bunları Satrap’lar temsil ederdi. Herodot, Lidya kralı Alyat ile Midya kralı Kiakser arasında Kilikya kralı veya Satrapının hakemlik ettiğini zikreyler. Kilikya, Midyalıların Fırat’ın üzerindeki beş eyaletinden dördüncüsü idi. Senevi beşyüz (Talant) vergi verirdi.
Yunanlıların başında genç Siros, biraderi Artakserhas’a karşı yürüdüğü zaman Kilikya Satrapı idi ki, bunun sarayı Tarsus’ta idi. Bu satrap Yunanlıların istediği mühim bir parayı vermediği için Yunanlılar Tarsus’u ve Sarayı yağma ettiler.
İskender, Iran hükümdarı Dara üstüne yürürken Gülek boğazından geçip Tarsus üstüne yürüdü. Sonra İsos’da İran ordusu ile çarpışarak mağlup etti, ve Suriye’ye girdi. İskender Tarsus çayında suya girdikten sonra sıtmaya tutularak bir kaç gün Tarsus’ta kaldı ve öldü.
İskender’in vefatından sonra Kilikya merkez idaresi olan Tarsus ile beraber Antikos’un eline düştü. Buna oğlu Diditripoliporşet halef oldu. Bu esnadadır ki, Suriye kralı Selvikosnikatör Kilikya ve Anadolu’yu zaptetti ve buralar (Silifke Selösit) imparatorluğuna ilhak edildi.
Dördüncü Antihosepifans isyan eden Tarsus ve Mallus şehirlerini uslandırmak İçin ordu ile Kilikya’ya geldi.
Bundan sonra büyük Ermenistan tarafından kaçan Ermeniler, buralara yerleşti. Kilikya ahalisi Selösit’leri sevmiyordu. Bu sebeple Ermenilerin başında olan Dikran kolayca yerleşti. Ve onuncu Antikosu tahtından koğdu. Roma kumandanlarından Lösellaş bir ordu ile Dikrana hücum edince Diban Kilikya’dan çekildi.
13 üncü Antikos Kilikyaya girdi. Löküllas seslenmedi. Fakat (Pompe) Selösit prenslerinin kovarak Kilikya, Milâttan evvel 64 de Romalıların eline düştü.
Selösit’ler zamanında Kilikyanın bir çok yerleri Selösit prenslerinin boyunduruğunu atmışlardı. Kilikyayı, Tarkondimotos adında biri idare ediyordu. Romalılar bunu yukarı Kilikya beyi tayin ettiler. Tarkondimotos’den sonra yerine Filobator geçti. Bundan sonra da İkinci Tarkondimotos geçti.
Romalıların fethinden çok zaman evvelinden beri Kilikyanın bir kısmını yani, Konya’nın güneyine gelen İzori’ yi başka bir sülâle idare ediyor İdi. Bunlar Rahip – Kralllar olup Jüpitere ibadet ederlerdi.
Tarkondimotos ve Ülya prenslerinden başka Kilikyada Komhajyien prenslerinden dördüncü Anitoş adında aslen Selösitlerden bir prens daha var idi ki dağlık araziye hakim idi. Bu prensliğin arazisi, Romalıların eline düştü. Milâdın 21. senesinde Kaposkalinola dördüncü Anitoşa arazisini verdiyse de Vespansiyen geri alıp Anitoşu Romaya aldırdı ve orada öldü.
Pompenİn zaferinden sonra, Kilikya, Pizidi, Konya, İzori, Firikya ile beraber Romanın bir eyaleti oldu.
Roma cumhuriyeti, Kilikya’ya (Prokonsül) ünvanİle valiler gönderdi. Meşhur Çiçeron Roma hesabile 703 senesinde Kilikya valiliğine geldi.
Milâttan evvel 48 de Jül Sezar, Pompei mağlup ederek Mısırı itaatına almış ve Pont’u geri alan Roma generallerine İtaat etmeyen Farans’lar üstüne yürümek üzere Suriyeye geçip Tarsusa gelmişti.
Tarsusta her beldeden meb’uslar toplayıp işleri düzelti. Sezarın vefatından sonra vukua gelen dahili muharebelerde Tarsus çok sıkıntı çekti

Sezarın katillerinden biri olan (Tolliyos) u, Kassiyos’un imdadına yürürken dağlarda Tarsuslular tevkif etti. Fakat bu kaçıp kurtuldu. Kassiyos İntikam almak için Tarsusun gelip muhasara etti ve şehri aldı. Alnnca şehre İ500 Talant harp vergisi saldı. Tarsuslular, bu parayı verebilmek İçin mabetlerinin zinetlerini sattılar. Ve hattâ hür insalar köle gibi satılarak bu para tedarik edilebildi.
Bundan sonra Kassiyos Romalılara yine mağlup oldu.

Öğüstp İmparatorluğu Sena ile kendi arasında taksim ederken Kilikya Öğüste düştü ve Kilikyayı idareye bir kumandan gönderdi. Bundan sonra bir müddet böyle kumandanlarla İdare edildi.
Diyoklesien Roma imparatorluğunu vilâyetler idaresini tekrar tanzim ederken büyük eyaletleri parçalara ayırdı ve bunu Kostantin de tatbik etti. Kilikya, bir asırdan fazla bir Konsül’ün idaresi altıda verildi. Bu Konsül Tarsusta oturdu.
Genç Teodos zamanında İse Kilikya iki eyalete ayrıldı. Birinci eyaletin merkez idaresi Tarsus, İkincinin Anazavar oldu. Bu iki eyalet (Şark Kontluğu) memleketlerden idi. Ve Adliyece Antakya Patrikliğine tabi idi.
İmparator (Heraklieos) şark İmparatorluğunu yeniden muhtelif eyaletlere ayırdı. Ve Kilikya eyaletine ilhak edildi, ki 13 üncü eyalet idi. O esnada Tarsus şehri Abbasi Halifeleri elinde İdi. Harun Reşit, babası Mehmed Mehdi zamanında, Kilikyanln bir çok yerlerini terketti. Harun Reşit, Tarsus kale duvaçlarını tamir ettirdi. Ve Tarsus çayının yatağını kazdırdı. Abbasiler, zaif düşünce Tarsusu yine 7 nci Kostantin II nci Romen geri aldılar. (965 Milâd,) Bizanslılar, Kilikyaya bir asırdan fazla bakim oldular. Bundan sonra Selçuki Türkleri gelip Bizanslıların elinden aldı. (1087. M.)
Kudüs üstüne yürüyen Salipliler Selçukilerden Tarsusu, 1097 Ağustosunda aldı. Ondan sonra Doğu Kilikyanın diğer memleketlerini de aldılar. Bu sırada yukarı Ermenistandan gelen Ermenilerde Kilikyada göründü. İlk prensleri olan Ropen, Kostantin, birinci Leon zamanlarında Ermeniler, Bizanslılardan Tarsus, Adana, Misis, Anazavarı aldılar. İkinci Leon ve birinci Herson zamanında Ermeniler en yüksek noktalarına vasıl eldular. Üçüncü Leondan itibaren ise inhitatları başladı ve Lozinyan sülâlesi zamanında Toros dağlarında bir kaç kale ve şehirden ibaret kaldı. 1375 de dördüncü Leon Mısırlılara, muhasara ettikleri -Kiyen- kalesinde esir düştü. Mısır memlukleri, Karaman beyleri ve Türkmen beyleri ile uylaşarak üç asırdan beri buralara sokulmuş olan Ermeni prensliğini kaldırdı.
13 üncü asırda yine Asyadan gelen Türkmenler, Kilikyanın evvelce istilâ edilmiyen yerlerini de zaptederek tamamen yerleştiler. Karaman beyleri ise dağlık Kilikyaya (Silifke havalisi) ne hakim idiler. Bu asır içinde Fatih Sultan Mehmet, Karaman oğulları memleketlerini zaptetti 1482 de Bayezit ise son Karaman oğlunu esir alıp İstanbula götürdü. Onbeşİncİ asır nihayetlerinde Kilikya, Osmanlı imparatorluğunun oldu.
İkinci Mahmut zamanında, Mısır valisi Mehmet Ali Paşa İsyan etti ve oğlu İbrahim paşa kumandasında olan Mısır ordusu Suriyeyi feth ederek Gülek Boğazından Konya ovasına vardı. İstanbulu tehdit ediyordu. İbrahim paşa Kilikyayı askerî işgali altına aldı. Ve halen harabeleri mevcut olan Gülek Boğazındaki (İbrahim paşa tabiyeleri) ni inşa ettirdi. İbrahim paşa Londra muahedesi mucibince 1840 da Adanayı boşalttı.

ÂSARI ÂTİKA – ESKİ ESERLER
Tarsusta, Serdanapal mezarı: Uzunluk 115, genişlik 45, yükseklik 8 metre olup bir çevirme diyarı arasındadır, Tarsuslular (Dönüktaş) derler.
Gözlük kale: (Langlois) buranın civarında bir yerde bir çok vazolar çıkarılarak Pariste (Luvvur) müzesine gönderilmiştir.
Mersinin batısında iki saatlik mesafede (Ponpeipolis) harabeleri vardır. Bunu, Ponpe, eski Soli harabeleri üstüne yapmıştı. Pompe buraya mağlup ettiği Kilikya korsanlarını hapsetmişti.
Pompeipolis’den Lamas’a kadar deniz kenarları Bizans harabeleri ile doludur. Eskilere göre Kilikya’nın hududu burada Lamas çayı imiş. Lamas harebeleri üzerinde şimdi bir Türkmen köyü vardır. Lamas çayı kayalardan aka aka çağlayanlar teşkil eyler. Menbaının yanında kaya, sanki insan elile yapılmış gibi yaya benzer; bundan bu kayaya (Tüfenk kalesi) derler. Lamas’dan Korikos’a kadar sahil, şehir ve şato harabeleri ile doludur.
Neapolis – Kanlıdeli, Elozarsebast ve adları bilinmiyen şehir harabeleri vardır. Gene geniş Bizans kiliseleri harabeleri vardır ki divarlarında Sen Dimitriyos, Sen Sese, Sen Jorç, Sen Nikola’nın resimlerinin parçaları görünüyor. Etrafındaki mezarlar açılmıştır.
Lamas civarında eski Korikos şehri harabeleri vardır ki Strabonun rivayetine göre burada en iyi zağferan çıkardı. Orta çağda buranın adı Korikos oldu. Ermeniler burada iki şato yaptılar. Ve İkincil Leonun en mühim derebeyliği idi.
Korikos’u bir vakit Kıbrıs kralı, Lozinyan sülâlesinden Piyer’den aldı. Ermenistanın en mühim mevkilerinden olan bu yeri, Ermenilerin zayıf düştüğü zaman, Karamanlı İbrahim bey zaptetti. Buna Korfo kalesi derler ki sahildedi. Buranın kilise yerleri de bellidir, kolonları henüz ayaktadır.
Korikos’dan Silifkeye: Yolda Perşenbe, yani eski Kalor Korase Ziyom şehri harabeleri vardır. Burada görülen Yunanca bir kayde göre, şehir Valantin’in saltanat zamanında İzori eyaleti valisi Filavyos Oraynos tarafından tamir edilmişti. Silifke önünde Silanos – Göksu vardır. Burada Alman imparatoru Fi rederik Barbaros, Suriyeye, Salibliler muharebesinde giderken bu ırmaktan geçerken boğuldu. Silifke kalesi harabeleri henüz mevcuttur.
Silifke tiyatro harabeleri, dağlara, denize hakim güzel manzaralı yerdedir. Eskiler tiyatroda İki manzara görürlerdi: Biri oyun, diğeri uzaklarda denizin Güneş ve Ay ziyaları altında dalgalanışı, yeşil dağlar, ince rüzgârlar.
Tiyatro harabelerinden, aşağıdaki liman iskelesi ve Holmi harabeleri görülmektedir. Silifke harabelerinde mezarlar var ki, bunlara bu gün Tekir Ambar deniliyor.
Adanadan Sise. Adanadan vaktile Ermenistanın paytahtı olan Sis – Kozan’a yayan 18 saattır. Sis bir tepenin yamacındadır. Kozanoğlullarının yeridir. Ve eski Ermeni patrikhanesi geniş bir manastırdadır. Anavarza ile Sis arasında Tumlu kalesi vardır.
Misis Mopsos’un yurdudur. Misisten Yasa’ a giderken Ayas civarında İpos harp meydanında İskender Dara’yı mağlup etmişti.
TOROS DAĞLARINDA VE KİLİKYA’DA
Eskiler, Kilikya’yı ikiye ayırırlardı:
1- Tranşe ki: Batıya gelen dağlık Silifke havalisi.
2- Etrafı Toros dağlariIe çevrilen ova Kilikya ki: Adana ve Tarsus ovaları.
Dağlı Kilikya; Batıdan Pamfili’den Lamas çayına kadar.
Bu çay iki Kilikyanın arasında hudut idi. Ve kuzeyde fzvar ile hem hudut Pizidi’ye kadar idi. Sitrabo’nun coğrafyasına nazaran:
Pamfı!iye girince ilk eski şehir harabeleri: Alaiye Koraseziyon’dur. Burada korsanlarına karşı muharebelere ait Romalılar tarafından yaptırılmış yüksek bir tepe üstünde bir kale vardır. Bu tepenin etrafında şehir harabeleri görünmektedir. Bu harabelere Sitrabo, Hamaksiya namını; vermektedir. Bu gün pek güzel bir mevkide olan Alaiye orta çağda Gandelör veya Eskandelör namı verilirdi. Kıbrıs krallarına vergi veren müslüman Emir’in Alaiyye merkez idaresi idi.
Alaiyye’nin İki mil doğusunda bir şehir harabesi vardır ki, Sitrabon’un zikrettiği Lets şehir harabeleri olduğu zanedilmektedir. Daha doğuda Sidera şehri harabeleri vardır.
Alaiyyeden sonra sahilde dikkate en değerli yer Selintidir. Burası sarp ve pek güzel bir burundur. Burada Selinont şehri harabeleri vardır ki, bu şehir de Roma imparatorlarından Trajan ölmüştür. Ve o zamandan itibaren bu şehre (Trajen polis), adı verilmiştir. Selinti denizden iki mil uzakta ve çayın seviyesinden, suların taşmasından kurtulsun diye yüksek bir mevkide yaptırılmıştır. Eskiden bu şehir buraların İdare merkezi İdi. Bofor adındaki yazar bu şehirde Tarajanın mezarını bulduğunu iddia etmektedir. Şehrin; hamam; tiyatro ve su bentleri harabeleri görülmektedir. Buradan doğuya doğru giderken NefiIis şehri harabeleri, bundan sonra ayni İstikamette bir çok harabeler daha gördükten sonra daha ileride Antiyosdorakos harabeleri vardır. Ropen sülâlesinden olan Ermeni kralları burada bir kale yaptırmışlardı. Burada bir kaç su bendi görülür. Hemen karşısında İki küçük ada vardır ki bunla rın Akonezya adaları olduğu zan edilmektedir. Anamur un biraz önündedir.
Antoyosdekrokos’dan Strabonun zikrettiği Karataş çayı vardır. Sonra Anamur burnu gelir.
Anamurda: Bir su kemeri harabesi, su hazinesi ve iki tiyatro harabesi görülmektedir. Kezalik mezar harabeleri de vardır. Bu mezarlar içerden İki kısma ayrılmış olup biri ölü için, diğeri kurbanlar ve ölüye yapılacak merasim içindi. Bu mezarların hiç birisinde kaydiye yoktur.
Silavplin’İn beyan ettiği Anemoryom harabeleri, yani bu günkü Anamur taşlık bir tepede olup iskeleye nazırdır. Bu tepenin üstünde bir şato harabesi vardır ki, Kıbrıslılar bunun Frank’ler tarafından yapıldığını iddia ediyorlar. Kıbrıs ve karaman ilinde Loziyak’ların hakimiyeti esnasında bu şato yakınında 150 ayak genişliğinde bir çay akmaktadır ki, bu çay Batlamyos’un beyan ettiği çaydır.
Anamurdan İki mil uzakta bir tepenin üstünde bir şehir harabesi vardır ki bu da Sitrabonun beyan ettiği şehir harabeleridir. Bu harabelerden biraz ötede küçük körfez ve liman vardır ki buraya (Şovuksu) limanı denmektedir. Soğuksu çayı buradan denize döküldüğü için burası eski (Ars noe) iskelesidir. Bu limanın giriş yerinin batısında bir şehir ve bir şato harabeleri görülmektedir. Anamur ile Selvideris arasında diğer bir şehir harabesi daha vardır ki bu, İstirabonun beyan ettiği Melanya şehri harabeleridir.
(Gilinderi – eski, Silinderis) Silifkeden 18, Anamurdan 12 saat mesafededir. Kuytu bir iskelesi vardır; halen küçük bir köydür.
Evvelden Silindris şehri pek meşhur İdi. Bu şehrin kemerleri harabeleri ve bir şato harabesi görülmektedir. Bu şatoyu Jermanikos zamanında hücum ile Pijon, Sektiyosu burada muhasara etmişti. Buralarda bir çok mezar harabeleri vardır ki çoğu yıkılmamış ve el sürülmemiş bir haldedir, Bunlardan yirmi kadar ve yalnız ikisi üstünde Yunanca kaydiye bulunmuştur.
Bu harabelerden sonra Afarodizpas harabeleri gelir. Deniz kenarında olan bu harabelerin kuzeyinde denizden uzak mahallerde (Sannat) denilen kavim otururdu kip bunların oturdukları ayaletlere Lalasit denilirdi. Hülâsa, dağlık Kilikyanın şehirleri İlzori’nin bir kısmı ile Filadelfi Jermanikopolis, Ermenak, Kıladipolis, Diyozera, Alba idi.
İzori küçük Asyadan Kilikyaya giren bir kapu idi. Romalıların Kilikyayı istilâsında İzor’liler az çok istiklâllerini muhafaza etmişlerdi. İzori’nİn hududu üzerinde Alba şehri vardır. Bu şehir Kıbrıstan Kilikyaya gelen Yunanlı Ajaks tarafından tesis olunmuştur. Burada jübiter namına bir mabet yaptırılmıştır. Bu havalide Olba, Sekna, Lalasa şehirleri vardır. Bu Yunan kolonisi ile beraber Kıbrıslı Argoslerin de geldiği zan olunmaktadır. Çünkü bu Olba krallığı sikke – paralarında Argos’un semboli görülmüştür. Bundan başka bu havalide evveldenberi Argos şehri de zikredilmektedir. Kavalye burununun teşkil ettiği körfezde Mille şehri harabeleri vardır. Bundan sonra bir yamaçta kırmızı ve yeşil mermerli ankazı olan bir şehir harabesi vardır ki, burası Holmi şehri harabeleridir.
Eski yazarlardan Plin burayı Hormiya diye yazar. Hormiya o sahilde balık avı ile meşhur bir yerdir. Eskiden Kavalya burunundan Lamas’a kadar pek güzel balık avlanırdı. Selvisi kıta’sının İlk sakinleri Holmi şehrini terk ederek. Göksu kenarında yeni tesis ettikleri Silifke’ye çekildiler. Holmi harabeleri kırmızı, yeşil mermerlerdir. Bazı ev divarları henüz sağlamdır. Holmi, Selvisi’nin iskelesi İdi.
Romalıların İnşa ettiği Pamfili’den gelen bir yol, bütün bu sevahili takip İle Holmi’de küçük Asyadan Suriye ye geçen bir yol ile birleşirdi. Bu yolun izleri, henüz görülmektedir. Holmi harabelerinin yarım saat doğusunda, bu gün Sirhoran denilen bir şato harabesi vardır. Salonu henüz iyicedir.
Silifkenin bu günkü iskelesinin adı: Liman iskelesidir. Bizanslıların buralara hakim oldukları zamanlarda yine bu iskele vardı. Liman iskelesinin yakınında bir çok mezar harabeleri vardır. Tam deniz kenarında bir Bizans Şapel’i harabeleri görülmektedir. Ve liman iskelesinde deniz boyunca bir çok lahıtlar ve hattâ kayalar arasına oyulmuşu da görülmektedir. Üstlerinde de bazı kayıtlar görülmektedir.
Liman İskelesinin doğusunda İstrabonun beyan ettiği Sarpeton burunu vardır ki, Gipert haritasında (Lisan burnu) diye yazılıdır. Bu burun Lisi krallığı olan Sarpedon sülâlesinin memleketinin hududu idi. Burada kâhini ile meşhur bir mabet vardı.
Bu burunun doğusunda İstrapo’nun zikrettiği Zefiryum vardır ki, Berjadon nam müellif, buraya – Zebari – namını verir, – Selvisi – nin iskelesi idi der. Göksu, bu Zebari’nin hemen kıyısında denize karışır.
SİLİFKE VE HAVALİSİ ESKİ ESERLERİ
(Meryemlik – eski selvis – Silifke harabeleri, bu gün Gâvur kalesi denilen mabet, gâvur kalesi ve tekir ambar mezarları, Silifke şatosu, Göksu çayı, diğer harabeler..)
Silifke civarında, Bizansın Kilikya’ya hakim olduğu zamana ait kilise harabeleri, yazılı lahıtlar, kubbeli kiliseler vardır, mozaiklidir.
Buraya – Meryemlik – denilmektedir. Meryemliğin yanıbaşında biribirine muvazi dört köşe İki sahrınç vardır ki, araları İki metre kalınlığında bir dıvarla ayrılmıştır. Pamfilya’dan Silifkeye gelen Romalıların yolu bu harabeler İçinden geçmektedir. Bu yerlerin çok yerleri halen pek bozuktur.
Selensi şehri, Holmi ahalisi için Seleucusnikotar tarafından tesis edilmişti. Romalılar zamanında bu şehir istiklâlini muhafaza etmiş idi. Dördüncü asırda buraya Selencİ İzorie namı verildi. İzorililer almışlı.
Ermeniler, Bizanslıları Kiliyadan kovunca Silifke Ropen süIâlesinin mühim bir şehri oldu. Konya Selçukilerine karşı Ermeniler burada mühim bir kale inşa etmişlerdi. On üçünçü asır iptidalarında, Ermeni kralı ikinci Leon Silifkeyi muhafaza edemiyeceğini anlayarak burayı kendi memleketinde sakin olan Kudüs Senjan Hospitalyalarına beylik gibi verdi. Bunlar; Leona, Türklerle muharebelerde çok yardım etmişlerdi. İkinci Leon’un kızı Zapel birinci zevci ölünce Silifke kalesine iltica etmiş ve fakat sonra avdete mecbur olmuştu.
Silifkenin sekiz dakika şarkında 2 kilise harabesi var dır ki; buraya bu gün – Gâvur kalesi – denilmektedir.
Bu kiliselerden başka altı gözlü bir Roma köprüsü, bir tiyatro ve kapı harabeleri vardır. Silifke şehrinde inşaatta kullanılan bir mermer ocağı kıyısında büyük bir su hazinesi vardır. 25 ayaklı bir merdiven ile İnilir. Bu harabelerin güneyinde kayalar arasında yapılmış lahıtlar vardır. Bunların doğusunda başka bir mezarlık daha var ki, burada Yunanca bir kaydiye, Silifkede hıristiyanllk namına ilk ölen (Afrodis) İn mezarı olduğunu anlatmaktadır.
Silifkedeki Ermeni şatosu, Bizans şatosu harabeleri üstüne kurulmuş olup çifte hendeklidir. İkinci Leon’un Hospitalyalılara (1210) da verdiği şato bu idi. Bir takım şartlarla vermişti ki, bu şartlar papa 3. üncü İnussana yazılan bir mektupta münderiç idi.
Silifkeden geçen Göksuyun menbaı Ermenek tarafların da Cetide dağındadır. Alman imparatoru (Frederik Barbaros) bu çayda boğuldu.
Silifkeden İki gün mesafede Ermenek vardır. Buralar hep şehir harabeler ile doludur,
SİLİFKEDEN KORIKOS’A
Silifke ile Korikos arasında deniz kıyısında bir tepede Bizans şehri harabeleri vardır. Burası Manoida’ların Promontoir’ıdır. Eski Coğrafyacıların eserlerinde bu şehirden bahsetmediklerine bakılırsa bu o kadar eski değil. Amiral Buford bu harabelerde Yunanca bir kaydiye bulmuştur. (Prenslerimiz Valantin, Valans, Grayten zamanlarında İzori eyaleti arhundu. Filaius Uranius kendi masrafile çöl halinde olan bu yere, bu günkü şeklini verdi).
Amiralin seyahatnamesinde naklettiği bu İbareyi İlk evvel Setronne tercüme etmiştir. Mumaileyhe göre bu şehrin kuruluşu 367—375 milâdi senelerdir.
Bu gün Perşembe namİle Cals Corucesiuse harabeleri aralarından kamışlı bir dere geçen bir tepenin yamacındadır. Dere, denize ulaşır. Burada kilise harabeleri, kapılar, su yolları, mezar harabeleri, dıvar harabeleri vardır. Bu şehri, yukarıda işaret edilen üç prens namına bu
22  burdan başlayacak. –
Devamı hazırlanıyor. 25 Mart 2017

Top