FAİK BURAKGAZİ İLE SÖYLEŞİ – Ziya AYKIN

Faik-BURAKGAZİ.jpg

Yaşadığı şehre, bölgeye hizmetler veren çok kişi tanırız, duyarız. Bazıları sağlık, bazıları eğitim bazıları imar konularında yararlı işler yapmışlardır. Faik Burakgazi; sağlık, eğitim, ticaret, turizm, çevrecilik, kültür, sanat, kent bilinci, belediyecilik dallarının hepsinde birbirinden önemli işler yapması ve yapmaya devam ediyor olmasıyla özel, renkli, dost canlısı, güler yüzü ile kente ve gönüllere dokunan bir kişidir. Faik Burakgazi’nin Mersin için yaptığı çalışmalarına ilişkin söyleşinin ne yazık ki dergimizde yer olmadığı için üçte ikisinin çıkartılmış veya kısaltılmış halini aşağıda sunuyoruz.

Ziya Aykın – Dilerseniz söyleşimize yaşamınızın belirli bir yerinden başlayalım. Lise öğrenciliğinizden sonrasını konuşalım örneğin. Lisede hangi dersler size daha yakın gelirdi.
Faik Burakgazi – Lisede Edebiyat derslerini ayrıca severdim. Amcamın oğlu Fransa’da Sorbon Üniversitesi’nde hukuk okuyordu. Yaz tatillerinde Bingöl’e gelirken İstanbul’dan aldığı 30 40 tane kitap getirirdi. Yaz tatilinde bunları okur sonra bana bırakırdı. Ben de bu kitapları okudukça geliştiğimi fark ederdim. Bir süre sonra edebiyat ve kompozisyon derslerinde iyi – pekiyi derece de notlar almaya başladım. Divan edebiyatına çok ilgi duymam yine bu dönemlere denk gelir. Halen Divan şiirlerinin birçoğu ezberimdedir. Divan edebiyatında etkin olan Farsçanın, ana dilim ile olan yakınlığının bu özelliği kazanmamda etkin rol oynadığını da söylemeliyim.

Z.A- Başka dersler de var mıydı böyle zevkli olan.Faik Burakgazi (2)
F. Burakgazi – Evet…! Resmi çok severdim. Resim öğretmenim Alaettin Koçak başta olmak üzere herkes resimde başarılı olduğumu söylerdi. Bir defasında öğretmenim yıl içi resim çalışmalarımdan dördünü ayırarak çerçeveletmemi istedi. Okulun yıl sonu resim sergisinde dört resmim de satıldı. O zamanlar bir devlet memurunun birkaç aylığı kadar parayı dört resim satarak kazanmış olmaya hiç akıl erdirememiştim

Böyle edebiyat ve sanatla ilgili ve başarılıyken neden eczacılığı seçtiniz?
Bingöl’de tek eczane vardı ve yeni açılmış bir eczaneydi. Onun etkisi ile babamın isteği birleşince eczacılığı okumayı tercih ettim. Aslında lise yıllarında aldığımız eğitim; kendimizi tanıma, keşfetme yolunda yeterli bir eğitim değildi.

Eczacılığı seçtiğinize pişman oldunuz mu?
Çok da pişman değilim.

Üniversite yaşamınızdan söz eder misiniz?
Üniversiteye 1969’da gittim. Gece bölümünde okuyordum. Gittiğimin ikinci yılında bir bakanlıkta işe başladım. Benim için zor günlerdi. Bakanlığın basın yayın ve halkla ilişkiler daire başkanlığında görevliydim… İşim, sabah erkenden gelen gazeteleri, dergileri, süreli, süresiz yayınları gözden geçirip, bakanlığımızla ilgili haberleri, yorumları tespit etmek ve kupürlerini dosyalamaktı. Hazırladığım bu dosyayı, koltuğuna oturur oturmaz Bakan’ın önüne bırakırdım.

O zaman işe erken geliyordunuz.
Dedim ya! Zor bir dönemdi benim için. Sabah 7.00’de işte olmam gerekiyordu. Ayrıca çok göz önündeydim. Bakanlık makamı sürekli olarak protokolün gelip gittiği bir yerdi . Giyim kuşam olarak tıraşlı, bakımlı olmak zorundaydık. Düşünün… Bekar ve öğrencisiniz… Bazı geceler 12’de Kimya laboratuarından çıkıyorsunuz ve sabah 7.00’de işte olmanız gerekiyor. Şimdi bakıyorum da, yaşamımızda yer alan bu ve bunun gibi zor dönemleri gençliğin getirdiği enerjiyle aşmışız. Esasında işim zor olduğu kadar, çok da sevdiğim bir işti. Çalışma hayatım sürerken okul bitti ve 1976 yılında Ankara’da eşim Ülker Hanım’la evlendim. Şimdi geriye doğru bakarken Ülker Hanım’la hayatımı birleştirmenin yaşamımın önemli bir dönüm noktası olduğunu görmekteyim.

Buraya, Mersin’e gelişiniz
Mersin’e gelişimden önce 6 yıl Bingöl’de serbest eczacılık yaptım. 1983 yılı Nisan’ında, daha önce gidip yerleşmeyi düşündüğümüz Antalya’ya doğru yola çıktık. Bir gece Mersin’de konakladık. O gece okul ve sınıf arkadaşlarımızla bir araya geldik. Ertesi gün Antalya’ya gitmedik ve o gün bu gündür Mersin’deyiz, Mersinliyiz. Burada 28 yıl ecza depoculuğu yaptım. Devletin ilaç ve eczacılık politikaları 28 yıl sonra işimizi değiştirmeyi zorunlu kıldı. Bu arada ecza deposunu kapatmadan 4-5 yıl önce gidişatın nereye varacağını öngörerek bir eczane açtım. Oğlum ve kızım üniversiteyi bitirdiler, İngilizce Öğretmeni olan kızım, mesleğini devam ettirmek istedi. Oğlum ile birlikte farklı sektörlerde faaliyetlerimiz var.Faik Burakgazi

Eczacılar Odası’nda da çalışmalarınız oldu bildiğim kadarıyla.
Mersin Eczacı Odası büyük kongre delegeliğine aday olduğumda çok şaşırtıcı bir sonuçla en yakın rakibimin iki katı oy alarak seçildim. Sonraki 12 yıl boyunca kesintisiz büyük kongre delegesi seçildim. Türk Eczacılar Birliği Büyük Kongresi. 1997’de Türk Eczacılar Birliği Merkez Heyeti Denetleme Kurulu’na seçildim. İki yıl görev yaptım. Bir sonraki genel kurulda merkez heyeti yönetim kurulu üyeliğine seçildim. Önemli işler yaptık.

Orada yaptığınız işlerden biraz bahseder misiniz?
Bir iki örnek vereyim. Novagenix isimli biyo analitik tahlil laboratuarı, TEB Otel, Ankara AMATEM ve çok sayıda okul, görev yaptığım beş yıl içerisinde gerçekleştirildi.

Meslek dışı alanlardaki örgütlerde çalışmalarınızın ilki Eğitim Gönüllüleri Vakfı’ndaydı sanırım.
997 yılında bu konuda duyarlı birkaç arkadaşımla beraber Eğitim Gönüllüleri Vakfı Mersin Öğrenim Birimi’ni kurduk. Gönüllülerimiz arasında her meslekten insanlar vardı. Yerimiz bu tür hizmetlere uzak kalmış dezavantajlı grupların çokça bulunduğu Gündoğdu Mahallesi’ndeydi. Bir apartmanın altını kiralayarak işe başladık. Üç yıl burada çalıştıktan sonra dönemin Akdeniz Belediye Başkanı Muzaffer Şahin’den yeni bir yer konusunda destek istedik. Bize GMK üzerinde bir parkın içerisinde iki odalı bir yer yaptı. Yerimiz dardı ama şevkle çalışıyorduk. Binlerce çocuğumuzun yaşamına dokunduğumuz bir sürecin içindeydik. Bu hepimize huzur veriyordu. Aradan birkaç yıl geçmişti ki, bir gün binamızın duvarlarının ayrıldığını gördük. İnşaat Mühendisleri Odası binayı derhal terk etmemizi isteyince Kocaeli’nden prefabrik bir bina bulup getirdik. Dönemin Belediye Başkanı Fazıl Türk aynı parkın içerisinde bize yer vererek su basmanı ve montajlamayı üstlenerek yeni binamızı kurdu. Faaliyette olduğumuz sürece elektriğimiz ve suyumuz Akdeniz Belediyesi’nce ödendi. Fazıl Bey 4 yıl aradan sonra ikinci defa Belediye Başkanı seçilince Akdeniz Belediyesi’nin Camiişerif Mahallesi’nde bulunan ve restorasyonu yeni tamamlanan eski bir Mersin evine talip olduk. Fazıl Türk “Çocuk varsa ben de varım” diyerek eski bir köşk olan üç katlı Mersin evini 10 yıllığına Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı’na tahsis edilmesini sağladı. Halen Türkiye’ye örnek bir şekilde öğrenim faaliyetlerini burada sürdürmektedir.

Halen Mersin Öğrenim Birimi’ndeki gönüllüler kaç kişi?
Mersin’de bizzat çalışanı maddi manevi destek veren birçok kişi var. Sayılar değişebiliyor. 30-40 kişi gönüllü olarak çalışırken, ben ve dört – beş arkadaşım vakfın “Eğitim Dostu” statüsünde anılarak desteğimizi sürdürüyoruz.

Geçtiğimiz yıllarda bir toplantıda “Her şeyden vazgeçebilir bırakabilirim ama Eğitim Gönüllüleri’ni bırakmam” demiştiniz.
Evet gün gelir artık oturmak gerekebilir. O özel dönemde bile eğitim gönüllüleri faaliyetini devam ettiririm.

Mersin Ticaret ve Sanayi Odası’ndaki çalışmalarınıza geçebilir miyiz?
1999 yılında o dönem başkanı Hamit Hayfavi Oda Meclisi’nde sağlık sektörünü temsil eden yeni bir üye bulmak istemiş. Bir gün beni aradı görüşmek istediğini söyledi. İş yerimde ziyaretime geldi tanıştık. Konuyu anlattı. “Çokça kişi seni önerince gelmek istedim” dedi. Mutabık kaldık ilk seçimde seçilerek MTSO’daki yıllarım başlamış oldu.

Nasıl çalışma oldu? Neler yaptınız?
MTSO’ da yıllarca görev yaptım. Nasıl çalışmalar içinde olduğumuzu ve neler yaptığımızı bu söyleşi kapsamında anlatamam ki! Ya da şöyle söyleyeyim: anlatacağım konular o kadar uzun ki başlı başına bir söyleşi konusu olur.

Balık çiftlikleri konusunda da çok mücadele ettiğinizi biliyoruz.
Evet. Balık çiftlikleri Ege’de istenmiyorlardı. Gün geçmiyordu ki bir yerde yürüyüş yapılmasın. “Defol, kirlettin, öldürdün!” Gerçekten de öldürüyor kirletiyorlardı. Derken ilgili bakan bir sabah, balık çiftliklerinin Mersin’de kurulacağına ilişkin açıklama yaptı. 0 anda Mersin’de düğmeye basılmış gibi bir örgütlenme bir dayanışma başladı. 200’ü aşkın sivil toplum kuruluşu MTSO’da buluştuk. Mersin Milletvekilleri’nin tamamı, etkin ve yetkin herkes oradaydı. Katılan tüm STK’lar ve meslek odalarının iradesiyle Mersin Platformu kuruldu. Platform, balık çiftliklerine karşı mücadele için kurulduysa da Nükleer Santralin Mersin’de yapılmaması için de mücadele verdi. Tabi zamanla durumdan vazife çıkararak Mersin’in çevre sorunları başta olmak üzere pek çok sorunuyla mücadele ettik. Mersin Platformu’nun 5 yıllık bu mücadelesinin son dört yılı benim başkanlığımda geçti. Balık Çiftlikleri ile ilgili mücadelemiz ilgili bakana geri adım attırdı. Ve Mersin sahilleri Mersin Platformu’nun ve Mersinlilerin çabaları sonucu balık çiftliklerine ev sahipliği yapmaktan kurtuldu.

 MTSOdaki Sanat Galerisi’ni de kısaca özetlemenizi rica ediyorum.
Ticaret Odası’na seçildiğim zaman oda binasında eskiden bir resim atölyesi bulunduğu konuşuluyordu. Ben İSK üyesiydim ve kentteki bütün sanatsal faaliyetleri de izlemeye çalışan bir Mersinliydim. MTSO’da ve diğer STK’lardaki görevlerim sırasında hep öncelediğim ve destek verdiğim bir olgu vardı o da Türkiye tarım sanayi, turizm ve diğer alanlarda gelişiyor, modernleşiyor. Fark ettim ki sanatta, estetiksel algıda aynı oranda gelişmiyoruz. Diğer yönetici arkadaşlarımla etkileştik. Bunun bir ihtiyaç olduğu konusunda fikir birliğimiz vardı. Bu işe önderlik yapmanın MTSO’ya düştüğünü anlatmak benim için zor olmadı. MTSO’nun 4. kat fuayesini Sanat Galerisi olarak gerçekleştirdik. Biz yöneticiler için zorluk, bu mekanlara olan ihtiyacın tabana anlatılabilmesiydi.

Bu konuda daha önceki bir konuşmanızda Floransa ve Medici Ailesi’nden etkilendiğinizden söz etmiştiniz.
1995 yılında Floransa’ya gittim. Kentin tarihsel geçmişini öğrenince sermayenin, burjuvazinin sanatla olan ilişkisini dikkatimi çekti. Araştırdım, okudum, dinledim. Sermaye – sanat ilişkisini ayrıntılarıyla bu deneyimden edindiğimi belirtmeliyim. Michelangelo ve Leonardo da Vinci gibi ünlüler o dönemde desteklenmiş. Şimdi bildiğimiz sanat şaheserleri o dönemin ürünleri olarak kayda geçmişler.

Tam burada Mersin Kenti Edebiyat Ödülü’nden söz edebiliriz sanırım.
MTSO’ya ünlüleri getiriyoruz. Yazarları çizerleri getiriyoruz. Ressamları, sanatçıları getiriyoruz. Sürekli polisiye haberlerin kente verdiği zararı onarmaya çalışıyoruz. Bu sırada Özdemir İnce ile birlikte yemek yedik. Herkesin gittiği geç bir saatte masada ben Kadri (1) ve Özdemir İnce kalmıştık. Sohbet sırasında ‘Abi bir edebiyat ödülü kursak nasıl olur’ dedim. Özdemir İnce’nin gözleri parladı. ‘Güzel olur, hem de çok güzel olur’ dedi. Kadri önerimi sahipledi. “Gereken her türlü desteği veririz” dedi. Ertesi gün ayrıntıları konuştuk. Celal Soycan ödülün yönergesini hazırladı. Seçici kurul oluşturuldu ve düğmeye basıldı. O günlerde Mersin Üniversitesi’nden bir araştırmacının yazdığı bir kitabın basımını üstlenmiştik. O kitapta MTSO’nun 18 Aralık 1886’da kurulduğunun belgelendiğini gördük. Bunu daha önce bilmiyorduk. Biz de Kent Edebiyat Ödülü’nü 18 Aralık’ta takdim edelim diye düşündük. Bu yıl 8.si verilecek. Bu MTSO’nun bir ödülü değildir. Bu Mersin kentinin verdiği ödüldür. (2) MTSO işin sekreteryasını ve bütçesini karşılamaktadır. Bu söyleşiyi fırsat sayarak Mersinlilere şunu söylemek isterim. Bugün bütün dünyaca bilinen Nobel Ödülü’nün çıkışı da bizim Mersin Kenti Edebiyat Ödülü gibidir. Nobel Ödülü’nün eriştiği saygınlık derecesine, bizimkinin de ulaşabileceği akıllardan çıkarılmamalıdır. Ödülün sürdürülebilir olmasından, fikir babası ve uygulayıcısı olarak çok büyük bir mutluluk duyduğumu belirtmek isterim.

Mersin Uluslararası Müzik Festivali’nin dar boğazdan çıkması, devamlılığın sağlanması ve gelişmesi için de çok özverili çalışmalarınız oldu.
Zaman içinde Mersin gelişti büyüdü. Bu kente Türkiye’nin 4. operası açıldı. Operanın 10. yılı kutlamaları için başlayan düşünce müzik festivaline dönüştü. Başarıyla yapılan ilk 7 festivalden sonra Mersin Kültür Sanat Derneği Festivali sürdürmeme kararı aldı. Ben Festival Yürütme Kurulu’ndaydım ve gündemlerdeki konulara vakıftım. Böyle olunca Vali Hüseyin Aksoy beni aradı. “Festivalin yürütülmesi için görev almanı istiyorum” dedi. İlk iş olarak Sanat Etkinlikleri Derneği adıyla yeni bir dernek kurduk ve yola koyulduk. 11. festivali gerçekleştirdikten sonra bu görevden ayrıldım.

Türkiye’nin ilk kalkınma ajansını da siz kurmuştunuz.
Doğru, Türkiye’de kalkınma ajansı nedir bilinmezken Ankara, İstanbul dahil hiçbir yerde konuşulmazken biz Mersin’de kalkınma ajansını tartışmaktaydık. Fransa’dan bu işin uzmanı Mösyö Jil’i getirdik. Görüşlerinden yararlandık ve MTSO bünyesinde bir kalkınma ajansı oluşturduk. Sonradan Türkiye’de kalkınma ajansları resmen kuruldu. Biz kurduğumuz Mersin Kalkınma Ajansı’nı dağıtmak istemedik. Kısa adı MEKİK olan Mersin Kalkınma ve işbirliği Konseyi’ne dönüştürdük. Kalkınma Ajansları Kuruluş Kanunu’nda Mersin’e atıfta bulunulur. “Bir sivil inisiyatif olarak Mersin’de hayata geçirilmiştir” der. Onun için de ilk pilot bölge Mersin seçildi. Adı Çukurova Kalkınma Ajansı oldu. Mevzuata göre ajansın yönetim kurulu başkanlığı ve Kalkınma Kurulu başkanlığı vardır. Yönetim kurulu başkanları Adana ve Mersin Valileri arasında değişimli olarak yapılmaktadır. Kalkınma Kurulu Başkanlığı da, bir Mersin’den, bir Adana’dan seçilmektedir. Ben bu görevi üç dönem yaptım.

Birkaç ay önce yine önemli bir görev üstlendiniz.
Murathan Mungan, “Hayat bizi çağırıyordu. Gitmemek olmazdı” der ya onun gibi bir şey. Akdeniz Belediyesi Kent Konseyi yönetimi teklif edildiğinde kabul etmemek olmazdı. Daha önce de kent konseyinde bulunmuştum. Kent konseyi belediye başkanı yönetiminde olursa oradan hiçbir yararlı çalışma çıkmaz. Aynı anda hakim ve savcı oluyorsun. Benim görev yaptığım Akdeniz Belediyesi Kenet Konseyi’nin yeri bile belediye binasından başka bir yerdedir. Üstelik bizatihi Başkan bana açıklama yaptı. “Ne ben ne de başkan biz hiç içinde olmayacağız” dedi. “Siz, neyi yanlış bulursanız tespit edin açıklayın. Basına veya bize, biz sizden gelecek önerileri armağan kabul ederiz” dedi. Çalışma gruplarımızı oluşturarak yola koyulduk. Akdeniz’in Mersin’de en sorunlu ilçe olduğunun bilincindeyiz. Umarım temel sorunların çözümüne katkımız olur.

İçel Sanat Kulübü için neler söylersiniz?
İSK üyesi olmaktan, bu kuruma üye olanlarla arkadaş olmaktan mutlu olduğumu ifade etmeliyim. Sanat Kulübü’nün mekan sorunun mutlaka çözülmesi, Mersin’in bunu başarması gerek. Mersin’e çok gerekli olan kurumların başında geldiği için her şeyi hak ediyor. Dijital bir arşivi olmalı. Konferans salonları olmalı, etrafına ışık saçan bir yer burası.

Söyleşinin başında edebiyatla şiirle ve resimle ilgili olduğunuzu konuşmuştuk. Sanattan söz açılınca fotoğrafçılık yanınız olduğunu da konuşmadan bitirmeyelim.
Faik Burakgazi – Mersin Fotoğraf Derneğinin oğlumla beraber kursiyer olduk. Baba oğul birlikte ders almak keyifliydi. Kurstan sonra fotoğraf çekerken etrafa farklı bir gözle baktığımı gördüm. Emekli olunca iyi bir makine alacağım. (gülüşmeler)

Ziya Aykın  – Şu anda bir tek şey düşünüyorum. Uzun metrajlı bir film, sinema filmi yapılmalı sizin başarı öykünüzü sergileyen… Çok teşekkür ediyorum.

Bu söyleşi İçel Sanat Kulübü Bülteni Kasım-Aralık 2014 -205. sayıda yayınlanmıştır.

(1) MTSO dönem, yönetim kurulu başkanı Kadri Şaman
(2) Kent Edebiyat Ödülleri için bakınız…..

Ziya Aykın

Ziya Aykın

Biyografik Bilgi

scroll to top