Geçmiş Zaman Olur ki – Prof. Nevit Kodallı

Mersin-çiçeği.jpg

‘MAIS 0U SONT LES NEİGES D’ANTAN”
3 Mart 1996 pazar günü İçel Sanat Kulübü’nün düzenlediği gezide çocukluğumda ve gençliğimde yazlarımı geçirdiğim, her yanı binbir anıyla dolu Gözne Yaylası’nda idik. Yeğenimiz Ali Merzeci’nin hazırlamakta olduğu ve ilk kez tadacağımız “şarapta sucuk”ları beklerken Brassens’in Trubadur ağzıyla şarkı yaptığı ve kadife gibi bariton sesiyle gitarı eşliğinde söylediği François Villon’un o eşsiz “Geçmiş Zaman Hanımlarının Baladı”nın geçmişteki güzel kadınları sayarken, her kıtla sonunda bir benzetmeyle yineleyerek sorduğu “Mais ou sont les neiges d’antan?” yani, “Ama nerede o eski zamanın karları?” dizesi beni aldı götürdü çocukluğumun ve gençliğimin Gözne Yaylasına!…
François Villon, 1400 lü yılların başlarında yaşamış, Fransız şiirinin belki de temel taşıdır denilebilir bir ozandır ve bizim çağdaş ozanlarımızı çok etkilemiştir. Sözünü ettiğim “Geçmiş Zaman Hanımlarının Baladı”nı, ayrıca gene Villon’un “Bizden sonra yaşayan ey insan kardeşler Bizlere karşı katı yürekli olmayın” diye başlayan “Asılmışların Baladı”nı, hangisiydi anımsayamıyorum ama, Orhan Veli – Oktay Rifat – Melih Cevdet triosundan birilerinin harika bir Türkçeyle adaptasyonlarını yaptıklarını biliyorum.
Geçmiş zamanın eriyen karları… Geçmişteki benim güzel Gözne Yaylam! Geri gelmez bir daha.. Bağlar, bahçeler ortasında küçük yayla evleri, her tarafta ulu ulu yeşil ceviz ağaçları… Hepsi kesilmiş, bağlar, bahçeler yok olmuş!… Bir dönümlük bağ yerine sırt sırta oturtulmuş 7-8 ev… Çirkin çirkin apartmanlar.. Vah yazık! Ya şimdinin insanları?. Bilemeyeceğim. Benim kuşağım mutlu bir kuşaktı Gözne’de. Ben elimde kırma, bir çıktım mı Taşkınlı üzerinden Sinap’a.. Oradan ver elini Ayvagediği.. Kimi zaman Menevşeli’den vurup Karacaağaçpınarı’na, sonra Darısekisi’ne veya Başpınar’dan çıkıp, Kale’nin arkasından Korum la, oradan Şıhbağı’na keklik avlaya avlaya gezdiğim yıllar benim için bir spordu da… Temiz arkadaş gruplarımızla ayışıklı gecelerde toplanıp bazan Kale’de, bazan yayla içinde gezmelerimiz, oralarda oturup sohbetlerimiz… Daha eskilerde mahalle arkadaşlarıyla oyunlarımız.. Fatma Nene ile, Havana Nene’nin cevizlerini taşlayıp, kadıncağızları kızdırmamız.. Eylül sonunda bağ bozumunda komşu teyzelerin emin olmak için önce elleriyle yıkadıkları ayaklarımızla üzüm teknelerine girmemiz, üzümleri çiğneye çiğneye suyunu çıkarmamız, ara sıra üzümlerdeki arıların ayaklarımızı sokması, hak olarak da iplere içi dizdiğimiz cevizleri bandırma kazanlarına daldırarak daha kurumalarını bile bekleyemeden yediğimiz bandırmalar.. İleride kariyerim de çok etkili olacak o dağlarda yankılana yankılana dinlediğim bozlaklar, türküler… Bunlar çok renkli geçmiş zaman karları… Konservatuarda öğrenciyim o sıralarda.. Halk müziğimizi daha yakından tanıyabilmek için oturdum konservatuarda bir güzel bağlama çalmayı, yaylı çalgılar için viyola çalmayı, nefesli çalgılar için de okulda bulduğum bir alto saksofonu çalmayı öğrendim. Bunun için de arkadaşlar arasında adım “Nevit eline ne alırsa çalar”a çıkmıştı. Yaylada, arkadaşlarla bir yerde, daha çok akşamları bağlamamla kendi aramızda halk müziği yapardık. Saksofon kocaman bir çalgı. Evde çalışsam bütün Orta Gözne ayağa kalkacak.. Onun için yakın arkadaşlarla özellikle mehtaplı gecelerde Kale’ye giderdik. Ben de orada kendilerine saksofon dinletirdim. Tabi bütün Gözne’ye de.. Böylelikle egzersizimi de yapmış olurdum. Unutmamak gerekir ki o tarihlerde Gözne’de ne elektrik, ne radyo, ne televizyon vardı. Bu bir çeşit herkese açık konser niteliğini taşırdı. Eski arkadaşım Atıf Yılmaz, bir yerde “Nevit niye Kale’de çalardı, bilmem” diye yazmış… Niye olacak? dediğim gibi mahalleliyi rahatsız suç etmemek için uzağa, Kale’ye giderdik… Kimseye serenad yapmak için değil!..
Bir gün gene arkadaşlarla birlikteyiz. Ya 30 Ağustos Bayramı var, ya şenlik. Alanda davul zurna çalıyor. Arkadaşlar, özellikle Turgut Erenkuş tutturdular “Bu zurnayı çalabilir misin?” Yanıt
“Çalarım.” , “Öyleyse haydi!”, “Yahu etmeyin, eylemeyin, zurnacının ağzındaki zurnayı ben ağzıma nasıl alırım?” “Canım, sen de sonra ağzını yıkarsın!” diye beni zorladılar. Aldım elime zurnayı,
başladım çalmağa.. Az sonra zurnacı esmer vatandaşımız baktı ki durum fena! ekmek elden gidiyor! Zurnasını elimden bir kapışı vardı ki…
Evet… Villon’un dediği gibi “Mais ou sont les sakk neiges d’antan?” “Nerde ama o eski zamanın karları?” Bir küçük ezgi, bir küçük dize bazan insanı nerelere götürüyor!

DEVLET SANATÇISI PROF. NEVİT KODALLI’nn bu yazısı ‘MAIS 0U SONT LES NEİGES D’ANTAN” Başlığı ile yayınlandığı İçel Sanat Kulübü Aylık Bülteni 46. Sayısından Alınmıştır.

Ziya Aykın

Ziya Aykın

Biyografik Bilgi

scroll to top