GÖZNE’DEN BİRKAÇ NOT – H.Şinasi DEVELİ

Gözne-e1382428836713.jpg

ESKi GÖZNE’DEN BİRKAÇ NOT VE ANI –
Benim Gözne ile tanışmam 62 yıl önceydi. Orta okulda okuyordum. Yaz tatilini Gözne’de geçirmem gerekti. Rahmetli Dr. Abdullah Ersoy; anneme, bu çocuk vereme müsait bunu yaylaya gönderin demiş. Böylece ben hem yayla yapacak semizlenecektim, hem de dedemlere yoldaş olacaktım. Babamı da yeni kaybettiğimizden annem bir süre benim yükümden kurtulacaktı…..
…. Ben Orta Okulda okuduğum dört yıl içinde hep riyaziyeden ikmale kaldığımdan yayla içime dert olurdu. Riyaziye deyince bir anımı anlatmak isterim. Ben ikinci sınıfta ikmale kalmıştım. Şişko Muhittin (eski Belediye Başkanı M.Uyar. Tıso Muhittin de derdik) galiba tarihten ikmale kalmıştı. Onun riyaziyesi, benim de tarih bilgim iyiydi. Bana yardım et birlikte çalışalım, bende sana yardım ederim dedi. Ben onunla çalışmak için aşağı Gözne’ de babası Kantarcı Sabri Efendi’nin evine taşındım. O ikmali verdi, sınıfı geçti, fakat bizim Riyaziye çalışmasını çamur etti ve ben sınıfta kaldım. Muhittin’i her gördüğümde bu azizliği hafızamda yenilenir. (Vakıa daha başkaları da var, şimdilik bu yeter) Şimdi kendi anılarımızı bırakıp, biraz da eski yılların Gözne’sinden bahsedelim.
Gözne yolu, bugünkü gibi hep aynı değildi. Bir ara içme üzerinden gidildi. .Şimdi o yol Eski Gözne yolu diye hala anılır. İçme’yi geçerken yaz sıcağının etkisi ile daha fazla artan kükürt kokusundan korunmak için burnumuzu kapatırdık. Bir ara bugünkü gibi Dalakderesi’nden gidildi, şimdi lokantaların bulunduğu yere kamyonlar girer, lastiklerini soğuturlardı. Daha sonra Araplar Köyü üzerinden gidildi, tekrar Dalakderesi yoluna dönüldü. şimdi de sürüyor.
Yollar perişandı. Bereket versin fazla vasıta çalışmazdı. Sıdalı kardeşlerin tekelinde bulunan araçlarla gidilip gelinirdi. Vasıtalar, içerisine tahta sıralar konmuş kamyonlardı. Bunları çardak tabir ederdik.
Gözne’de yazlık ev tutanlar, eşyalarını bir gün önce develerle gönderirler, ertesi günü kamyonla gidip, eşyaları da ancak vardığı için evlerine yerleştirirlerdi. Yayla araçları Mersin’de eski taksi alanından kalkardı. Aynı zamanda yine Sıdalı’lara ait diğer bir kamyon da Fındıkpınarı’na yolcu alırdı. Hatta Fındığa gidenler, buz almayı unutmamalarını Gözne’ye gidenlere hatırlatırlardı, zira Gözne bugünkü gibi suyu az bir yayla idi ve Fındığın soğuk pınarlarından da yoksundu. Daha sonra yavaş yavaş otomobiller devreye girdi. Yine bu yıllarda ilk otomobil Ahmet Fadıl Sıdalı’nın Desotosu olarak sefere girdi.
Yollar berbattı demiştik, gerçekten yolculuk sonunda tanınmaz derecede bembeyaz olurduk. Buna şoförlerin azizliği de binerdi. Arkadan gelen araba toza bürünürdü. Eskiler tanır, bir Deli Bekir vardı, eğer bir şoföre kızmış ise arabasının arkasına çalı bağlar ve arkadan gelenleri toza boğardı. Bir arkadaşının rakı masasında sevgi gösterisi diye kulağını ısırıp koparmış, mahkemeye verilmişti. Kendisini savunmuştum. Aslında kötü kişi değildi, ama Gözne yolunun Deli Bekir’i olarak şoförlerin sevmediği kişi idi.
Rahmetli Tevfik Sırrı Gür, Mersin’e Vali olunca yayla yollarının yapımına önem verdi. Her köy, kendi hududu içerisindeki yolu imece usulü ile yapacaktı. Yollar parke döşenerek yapılıyordu. 1946 yılında Demokrat Parti kurulunca, köylü propaganda ile bu işten soğutuldu. Bilhassa rahmetli Evcili Mustafa ilgili köyleri gezip konuşuyordu.
– Şehirli yollarını okullarını kendisi mi yapıyor? Hayır.
O halde siz neden yapıyorsunuz. Şehirli insan da siz değil misiniz? Bu sözler etki yaptı ve Gözne yolu yarı parketaş, yarı toprak kaldı. Ta ki, devlet el atıncaya kadar.
Gözne o tarihte bugünkü gibi kalabalık değildi. Ancak daha hareketli ve sevimli idi. Herkes yekdiğerini tanıyordu, bir aile gibilerdi. Mersin’deki 23. piyade alayı yazları Gözne’ye çıkardı. Daha eski yıllarda Buluklu’ya çıkarlarmış. Alay erleri ve subayları Gözne’ye hareketlilik ve canlılık getirirdi.
Aşağı Gözne, daha çok gayrımüslim sakinleri ve Alay zabitlerinin sayesinde modern bir kasaba havasında idi. O zaman için iyi sayılan bir Otel ve Gazino buraya değişik bir hava verirdi.
Askeriye’nin 30 Ağustos Zafer Bayramı için tertiplediği gardenparti yalnız Mersin ve Gözne için değil, güneyde aylarca konuşulacak bir tören olurdu.
Aşağı Gözne Gazinosu’nda bazı zamanlarda orkestra bulunur, çiftler dans eder eğlenirdi. Gündüzleri büyük kumar olurdu, tabii gizli. Yukarı Gözne’de halkın eğlencesi kahvede tavla veya aznif oynamakla geçerdi. Kağıt oyunu yasaktı. Evlerde oynanır, veya uzak semtlerdeki Mezarlık Kahvesi gibi- kahvelerde oynanırdı. Zaman zaman Jandarma buraları basar, yakaladıklarını Mersin’de Savcılığa teslim ederdi. Savcılıkça pek bir şey yapılmazdı, fakat Jandarma ile gitmenin bir ayıbı olurdu.
O tarihlerde Gözne’de devamlı Jandarma Karakolu yoktu. Asıl Karakol Dalakderesi’nde idi. Yazın Gözne’ye gelirler, sezon sonunda yerlerine dönerlerdi.
Esasen Gözne’de Jandarmaya iş düşecek olay olmazdı.
Gözne bugün hayal edilemeyecek kadar ucuz bir yerdi. Pazardan koca bir sepet üzümü 30 kuruşa aldığımı hiç unutamam. Ev kiraları da sezonluk 50 lira civarında idi. Benim dedem içinde üzüm baranaları bulunan 250 m. arsalı çardak-Ev’i 150 liraya satın almıştı. Çocuklarını yaylaya çıkaran beyler, ancak hafta sonları yaylaya gelebilirdi. Bugünkü gibi vasıta yoktu. Bütün hafta kapkaranlık olan Gözne, evin beyi gelince Lüks Lambaları yakıldığından ışıl ışıl olurdu.
Gözne’de Amerikalı’ların arazisinin bulunması, bugün dahi nedeni çözülmeyen bir muammadır. Tarsus Amerikan Koleji Müdürlerinin özel evi vardı, ve her yaz yaylaya gelirlerdi. Bugün kamulaştırılıp Üniversiteye ayrılan bu yer Okulun bağlı olduğu Vakfındı. Ancak Aşağı Gözne’den, Sanat Kulübü Lokali’ne kadar olan geniş alan Amerikalı Methini ailesine aitti. Bu aileyi tanıyan yoktu. 30 yıl kadar önce bu ailenin torunları New York’tan Gözne’ye geldiler. O tarihlerde bu arazi davalı idi ve ben taraflardan birisinin vekili idim. Kendileri ile görüştük, dedelerinin Amerika’dan gelip bu araziyi niçin aldıklarını onlar da bilmiyorlar. Esasen mallarına sahip çıkmadılar. Biz buraları Vilyam Rikards’a bırakıyoruz dediler ve gittiler. Biz bir süre davayı sürdürdük; daha sonra burası Av. Faik Saracoğluna intikal etti, o da iyilik Vakfı’na devretti. Amerikan iç Harbi esnasında bölgemize ingiliz ve Fransızlar gelip arazi edinmişlerdi. Çünkü Harp, pamuk bulmalarını güçlendirmişti. Muhtemelen bu Amerikalı aile de bu nedenle bölgede arazi edinmek istemiş olabilir.
Gözne’nin yıllardan beri süren geleneksel töreni 30 Ağustos’ta tertiplenen törenlerdi. Bugünkü gibi sanat gösterisi şeklinde olmazdı.
Tören güreş ve sin sin oyunları iki gün devam ederdi. Bu sırada Gözne’ye civar köylüler akın akın gelirlerdi.
Bu günden sonra Mersin’e dönüş bilhassa Aşağı Gözne sakinlerinden başlardı. Okullar bu günkü gibi Eylül başında değil Ekim ayında açıldığından genelde göç Eylül sonlarında olurdu.
Milli Mücadele yıllarındaki Gözne’den de kısaca bahsederek yazımızı noktalayacağız.
Milli Mücadele yıllarında bir ara Gözne 239. Alay Merkezi olmuştur. Yine bu yıllarda Kaza merkezi omuş ve Kaymakam Hacı Bey’dir. (Hacı Ömer Kutay)
Aşağı Gözne’de eski Vali Konağı olarak bilinen binada ilk Askeri Hastahane kurulmuştur. Tarsus Grubu Müfreselerinin esir ettiği 26 Fransız askeri Gözne’de barındırılmıştır.
Görülüyor ki, bu günün sadece serinlemek için geldiği Gözne, Milli Mücadele yıllarının tarihi olaylarına sahne olmuş bir bölgesiydi.
* Bu yazı  “İçel Sanat Külübü” Aylık Bülteni “Aralık 1996 – 54. Sayı” sından alınmıştır

Ziya Aykın

Ziya Aykın

Biyografik Bilgi

scroll to top