GÜLEK BOĞAZI VE EFSANESİ – Arşt. Şahin ÖZKAN

glk.jpg

İsa’dan 2000 yıl önce Kilikyalılar Gülek boğazındaki kayaları parçalayıp, Anadolu ile Suriye arasındaki başlıca gidiş-geliş yolunu ve geçidini açtılar.Kilikia Pylai (Gülek Boğazı) Helen dilinde Kilikya Kapıları (geçitleri) anlamındadır (Strabon II 7,9) Kilikya’daki Bolkar dağları (3585m.) , Medetsiz dağı (3488m.) ve Aydos dağları bir sel gibi durur güneyden gelenlerin önüne.
Gülek Boğazı Tarsus kent merkezine 62 km.dir. Buraların en yüksek noktasını Kale dağı oluşturur. Bunun tepesinde Bizanslıların Gülek Kalesi vardır.Gülek Kalesi büklümünden geçince iki taş duvar arası dar bir boğaza girilir. (şimdi otoyol yapılarak genişletilmiştir.) İşte burası Kilikya geçidi (Gülek Boğazı) dir.         Gülek adı Ermenilerin bu boğaz üzerinde kurdukları “Gugulak” yada “Gogulak” denen köyden gelmek-tedir.  Haçlı seferlerini yazan yazarlar “ Porta Judae” adını vermişler. Arap coğrafyacıları ise “ Dark Al- Salame “ olarak adlandırmışlardır. Türkler ise bu boğaza eskiden beri “ Gülek Boğazı” adını vermişler.    Ramsay’a göre Gülek Boğazının kaya duvarları o kadar yakındı ki 1833!te Anadolu’ya sefer yapan İbrahim Paşa toplarını geçirmek için bu kayaların bir kısmını açıncaya kadar, yüklü bir deve ancak geçebilirdi. Otoyol yapılmadan önce  10m.genişlikte ve 85m. Uzunlğunda idi.   Gülek Boğazı 1.Dünya Savaşına kadar Anadolu ile Kilikya, Suriye arasında tek geçitti. İ.Ö. 333’te Asya seferini yapan Büyük İskender, bu dar boğazı gördükten sonra, güzel talihinden dolayı sevindi.   Boğazın güney ucunda sağ taraftaki kocaman kayanın üstünde harap olmuş bir kitabe vardı. Çağlayanın üstünde olan sağ taraftaki yazıtta “Hadrianus” adı okunabilmekte idi. Bu imparatorun yolu yaptırdığı yada onarttığı anlamına gelebilir. Gülek’teki tabyalar Çukurova’yı kuzeyden gelecek güçleri önlemek için Mısır Valisi Kavalalı Memet Ali Paşa’nın oğlu İbrahim Paşa tarafından yaptırılmış olup, “Büyük Tabya” yada “Fenerli Tabya”, diğerine de “Küçük Tabya” adı verilmektedir. Mısır ordusu 1840’da Gülek Boğazından çekilirken, bu tabyalarda 100’den fazla top bırakmış ve 1853 Kırım savaşında bu toplar kullanılmıştır.  Gülek Boğazı -Gülek Yazıtı – Gülek Efsanesi – Araştırmacı Yazar ;  Şahin Özkan

ÖNERİLEN KAYNAKLAR:
STRABON–COĞRAFYA
PROF.BİLGE UMAR-T.TARİHSEL ADLAR
M.NECATİ ÇIPLAK- İÇEL TARİHİ 1968

TARSUS MÜZESİ’NDEKİ GÜLEK YAZITI
“Ey Argos’u öldüren MercuriusAsası güçlü tanrılar ulağı,çekirge bulutunu kaldırKutsal değneğinle halkların,yörelerin üstünden.Heykelin var ya bu yerde,Ekinler ürün versin diye,Sağaltıp kurtarman içinBu yerleri,soyları.İyilik et, yumuşak olBütün insanlara,Ürünler bağışlaEkinlerin her türlüsüneTürkçesi : Güngör Varinlioğlu( Bu yazıt Gülek’te bulunmuştur.) KAYNAK: TARSUS TARİHİ-HİKMET ÖZ 1991 1.BASKI

GÜLEK EFSANESİ
Çok eskiden Çukurova’da iyi kalpli bir padişah yaşarmış.Her insanın bir derdi olduğu gibi padişahında bir derdi varmış. Padişahın kız çocuğu yokmuş. Her gün Allah’a bir kız çocuğu vermesi için dua edermiş. Dileği kabul edilen padişahın vakti saati gelince nur topu gibi bir kız dünyaya gelmiş.Bu sevinçli haber hemen padişaha müjdelenmiş. Padişah müjdecilere hediyeler dağıtarak Ulu Tanrı’ya şükretmiş. Vezirini yanına çağırtarak demiş ki:- Değerli vezirim. Şu ihtiyar yaşımda Yüce Tanrı’nın emriyle bir kızım oldu. Şu anda, dünyada benden mutlu insan yoktur. Ülkemde 40 gün 40 gece davul çalınacak. Sarayımın kapısı herkese açık olacak. Herkes eğlenecek.   Vezir sarayda gerekli hazırlıkları yapmış. Pdişahın bir kızı olduğunu duyan halk çok sevinerek kırk gün kırk gece eğlenmiş. Koyunlar, develer kurban edilmiş. Başta padişah olmak üzere bütün ülke bu mesut olayı kutlamış.  Günler haftaları,aylar yılları kovalamış. Prenses büyümüş. Büyüdükçe güzelleşen prensesi ülkenin halkı da çok seviyormuş. Çünkü prenses güzel olduğu kadar alçak gönüllü ve iyi kalpliymiş. Fakirlere, hastalara yardım edermiş. Bunun için halk sevgili prensesin her dileğini yerine getiriyormuş.  Günün birinde Çukurova’ya bir bilici gelmiş. Halk akın akın biliciye gidiyormuş. Bilicinin ününü duyan padişah onu sarayına çağırtarak biricik kızının geleceğini öğrenmek için geleceğine bakmasını söylemiş. Bilici gördüklerinden dehşetle irkilerek geri geri çekilmiş. Padişah bilicinin hareketlerinden şüphelenmiş ve endişeye kapılıp gördüklerini kendisine söylemesini emretmiş. Falcı padişaha dönerek:- Padişahım, kızınız günün birinde bir ejderhe yılan tarafından öldürülecek. Bu alın yazısını hiç bir şey bozamayacak. Hatta siz bile bu kötü kaderin önüne geçemeyeceksiniz…,demiş.     Padişah biliciden duyduğu bu sözler karşısında çılgına dönmüş. Kızını ejderhadan korumak için her çareye baş vurmuş. Kızına bir şey anlatmayan baba, üzüntüsünden için için erimiş.      Nihayet padişah Toros dağlarının geçit verdiği Gülek Boğazının hemen yanında yükselen tepeye sağlam bir saray yaptırmış. Bu sarat o şekilde yapılmış ki; değil yılan, bir karınca dahi içeri girecek yer bulamazmış.       Padişah kızını bu sarayda bir müddet kilit altında yaşatmış. Güzel prenses esir gibi yaşamanın sonucu olarak, gün geçtikçe sararıp solmuş. Prenses burcu burcu kekik kokan, sümbüllerin, papatyaların öbek öbek süslediği dağlarda dolaşmayı çok arzu ediyormuş. Babasına bir gün demiş ki:-Babacığım, izin verirsen biraz kırlarda dolaşmak istiyorum.    Babası çok sevdiği biricik kızının isteğini kıramamış. Şu zamana kadar hiç bir tehlikenin olmadığını düşünen padişah kızına dönerek:- Sevgili kızım. Senin kırlarda dolaşmanı, gülüp oynamanı ben de isterim. Saraydan çıkarken yanına muhafız almayı unutma. Bu sözümü yerine getirirsen arada bir kırlarda dolaşabilirsin. Prenses:-Peki babacığım, diyerek ,sevinerek kırlarda dolaşmaya gitmiş. Bir gün yine dağda gezmeyi istemiş. Gizlice saraydan kaçmış. Soğuk pınarlardan ceylanlarla birlikte su içmiş. Kartalların yaşadığı ve geyik sürülerinin gezdiği ıssız kayalıklarda bir müddet dolaşmış. Kır çiçeklerinden bir kucak toplayarak başına çelenk örmüş. Söylediği şarkıları esen dağ yeli çok uzaklara götürmüş. Yalnız çiçekten çiçeğe konan arıların vızıltıları ile ağustos böceklerinin geveze sesinden başka bir ses duyulmuyormuş. Prensesin hayatından memnun olarak etrafını seyrettiği anda bir ejderha yardan yukarı tırmanıyormuş. Prensesin ejderhadan haberi yokmuş. Arkasında hafif bir hışırtı işiten prenses başını geriye doğru çevirince korkudan sapsarı kesilmiş titremeye başlamış. Çünkü anlatılamayacak büyüklükte bie ejderha kendine doğru hızla kıvrılarak geliyormuş. Prenses hemen geriye dönerek kaçmaya başlamış. Fakat ejderha o kadar hızlı geliyormuş  ki prenses çok uzağa kaçamamış. Kızın koşarken dikenler narin ayaklarını kanatıyor, taşlar yuvarlanıyormuş. Yılandan kurtulamayacığını anlayan zavallı kızın gözlerinden yaşlar boşanmış..Ellerini göğe kaldırmış:- Ulu Tanrım, beni böyle bie ejderhaya yem etme. Beni şu anda taş kes, diye feryat ederek Allah’a yalvarmış. Babasının sözünü dinlemeyip, yanına muhafız almadığına pişman olmuş. Dileği o anda Allah tarafından kabul edilmiş. Genç kız ile ejderha oldukları yerde taş kesilmişler. Çukurova’nın İç Anadolu’ya geçerken Toros dağları size Gülek Boğazı yoluyla geçit verir. Boğaza girmeden sol taraftaki yüksek tepenin sarp ve dik inen yarına  “ Yılanlar Kayalığı” denir.. Yardaki ejderhanın taşlaşmış vücudunu aşağıdan bile görebilirsininz.Eğer prensesin taş kesilmiş halini görmek isterseniz, tepenin diğer yamacındaki Gülek köyüne gitmelisiniz. Köyden kayalığın tarafına geçerseniz kızın taş kesilmiş heykelini de görebilirsiniz. Gülek – Araştırmacı Şahin ÖZKAN

ŞAHİN ÖZKAN

ŞAHİN ÖZKAN

Öğretmen. Mitoloji konusunda bir çok makalesi var, Belgesel araştırmacısı. Amatör olarak gezi rehberliği yapıyor.

scroll to top