GÜLNAR EFSANESİ – Abdullah TOROSLU

Büyük kuraklık Asya’yı kasıp kavurunca, Türkler anayurtlarını bırakıp dünyanın dört yanına dağılmışlar. Gece gündüz demeden, dağlar aşıp dereler geçerek, ya verimli bir toprak ya da dost bir kucak bulabilmek için, ellerinde kılıç, ağızlarında savaş türküleriyle yol almışlar. Ne akan kanlar, ne kaybedilen canlar yollarından çevirememiş onları. Aman diyene kılıç kaldırmadan, karşı koyana aman vermeden yürümüşler, yürümüşler. Her geçtikleri yerde silinmez izler bırakmış, her kaldıkları yerde unutulmaz öykülerin, efsanelerin kahramanı, yaratıcısı olmuşlar. Gülnar Efsanesi de bunlardan biri.
Karaman yaylasından Göksu vadisine gelen kalabalık bir Türk obası, başkanları Gökbay’ı kaybeder. Ölüm var ama dönmek yoktur yoldan. Gökbay’ın kızı babasının yerine geçer. Geçer ya, babasının acısı bir kor olup yakar onu. Ağlamak ister ağlayamaz. Gelenektir, oba başı ağlamaz. Toroslarda kalkan kılıçlar, Göksu vadisini geçip Taşeli Platosu’na tırmanır.
Suların coştuğu, kanların kaynaştığı bir ilkbahar sabahıdır. Üstünde Bozkurt işli bayrak havaya kalkar. Bu bir “dur” işaretidir. Abadakiler bu beklenmedik buyrukla irkilir. Ababaşı ilerde bir tepenin üzerindedir. Abadakiler hemen çevresinde toplanır. Başkan doğuyu göstermektedir. Gözler o yana çevrilir. Gördükleri manzara büyüler onları. Ağaçlar arasında masmavi iki göl. Gölün önünde çok geniş bir düzlük. Kuşlar uçuşuyor, yaban güvercinleri düzlüğe süzülüyor.
Düzlüğün ilerisi çam ormanı. Hayal edilen bir yerdir burası. Başkan konaklama işareti verir. Aylar, yıllar süren yolculuk bitmiştir artık. Herkes sevinç çığlıkları atarak sağ sola koşarken üzgün olan yalnız başkandır. Göl, babası Gökbay. Asya’daki kasabaları Gölnar. Babası bu kasabanın adına Gölnar adını vermiştir ona. Bir göl başı bulana dek yürüyeceklerini söylemiştir ölmeden. İşte babasının özlemini çektiği yer burasıdır. Aba başkanın çevresinde toplanmış son buyruğunu beklemektedir. O ise atın üstünde canlı bir heykel gibidir. Yaşlı biri dayanamayıp:
Gül gayrı oba başı. Sen gül ki biz de gülelim, diye yalvarır.
Aba bir ağızdan tekrar eder:
Gül gayrı. Gül gayrı. Sen gülmeyince gülemeyiz biz.
Başkan atından atlar hemen. Gülmektedir.
Tanrı’nın hoşuna gider bu hareket.
Birden güller yeşer meye, açmaya başlar. Gül kokuları sarar her yanı. Bülbüller en tatlı nağmeleriyle ötüşür. Kır çiçekleri renk renktir. Kesin karar verilir. Buraya yerleşilecektir. Çadırlar çözülürken başkanın yükselen sesi duyulur. Yeni yurdumuzun adı Gölnar.
Büyük bir coşku içinde olan çevredekiler “Gölnar”ı Gülnar anlar ve hep bir ağızdan, “Gülnar, gülnar.” diye bağırırlar.
Çok geçmeden Gülnar’ın güzelliği dillere destan olur. Yıllar geçer, bir depremle yok olur Gülnar. Kasaba yıllar sonra bugünkü yerinde kurulur.
* Bu yazı  “İçel Sanat Külübü” Aylık Bülteni “Mayıs 1994 – 25. Sayı” sından alınmıştır.

Ziya Aykın

Ziya Aykın

Biyografik Bilgi

scroll to top