Halkevleri ve İSK – Nevit Kodallı

Mersin-Halkevi-Binası-Önünde.jpg

Benim kuşağım, bizden büyükleri ve sonra gelen Cumhuriyet Devri kuşaklarının ilk aydınlandıkları, kültürlendikleri Cumhuriyetin erdemine eriştikleri kurum, Atatürk’ün uğurlu elleriyle kurdurduğu Halkevleridir. Bu kurumlar sayesinde bizler ve bütün ulus, aydınlığa, çağdaşlığa erişmişizdir. Yurt yüzeyinde yayılmış olan iller ve ilçelerde Halkevleri, köylerde Halk Odaları, ulusumuzu yüceltmek için bilinçle kurulmuş odaklardı. Biz çocuklar, gençler, halkımızın çoğu, ilk tiyatro, okuma, müzik, resim zevkini ve diğerlerini Halkevlerinden edinmişizdir. Nicelerimiz ilk kıvılcımı Halkevlerinden almış, sayısız sanatçı, tiyatrocu, ressam, ozan, yazar, müzisyen yetişmiştir. Halka açık bu evler zengin kütüphaneleriyle, resim, müzik kurslarıyla, aydınlatıcı konferanslarla, elişi kurslarıyla ve daha nice faaliyetleriyle yüzyıllar boyunca ortaçağ karanlığında kalmış halkımızı, yurt düzeyinde aydınlığa, çağdaşlığa eriştirmek amacıyla kurulmuştu. Çocukken büyük bir zevkle söylediğimiz, müzik hocamız İrfan Sarmer’in “Halkevleri Marşı”nda kimin yazdığını bilmediğim sözlerindeki:
Halkevi, halkın evi
Onun coşkun alevi
Halkalanır bir tevî
Halkı yüceltmek için
gibi geniş çapta bir halk kuruluşu idi ve işlerinin önemi çok büyüktü. Aslında, yalnızca Atatürkçü yolun dışında herhangi politik yapısı da yoktu. O zamanlar yurdumuzda tek parti hükümetleri var.. Halkevlerinin ödenekleri de bu hükümetlerin ayırdığı bütçelerden sağlanırdı. Fakat bu hiçbir zaman Cumhuriyet Halk Partisi politikman desteklemek anlamına gelmezdi. Zaten o sıralar her kurumun ödeneği bu hükümetlerce sağlanırdı.
Mersinde, ilk anımsayabildiğim Halkevi binası, şimdi İçel Sanat Kulübü’nün civarında bir yerdeydi. Aynı zamanda kütüphane olarak kullanılan geniş bir salonu, kursların yapıldığı birçok odaları vardı. Bu kütüphaneden bizler ilk okuma zevkini edinmiştik. O zamanlar rahmetli Hayri ağabeyim de burada mandolin dersleri verirdi. Odalardan birisi, bugün senfoni orkestralarımızın ağzını sulandıracak kalitede fagotlar, kornolar, trompetler gibi diğer nefesli ve vurma çalgılarla dolu idi, Halkevi bandosu orada bu aletlerle çalışırdı. Halkevi temsilleri ise, ilkokulu okuduğum Cumhuriyet İlkokulunun yanındaki eski bir Ortodoks kilisesi olan, sonraları cemaat kalmadığı için Zafer Camii olarak kullanılan, daha sonra Mersin Halkevine tahsis edilen bir büyük binada verilirdi. Bu bina, herhalde iyi bakılmadığı için yıkılma tehlikesiyle karşı karşıya kalmış, koruyup hizmetini sürdürmek yerine daha kolay yola gidilmiş, yıkılarak bugünkü Bitpazarına (!) yer açılmıştır.
Halkevi temsillerini çok iyi hatırlarım, ilk tiyatro olayını orada görmüştüm. Halkevi Temsil Kolu’nun temsillerini ailece hiç kaçırmazdık. Koca loş salon tıklım tıklım dolu olurdu. Temsiller halka açıktı. Ben de ilk kez küçük bir çocukken orada sahneye çıkmıştım. “Akın” adlı bir piyes oynanıyordu, müziklerini Hocamız İrfan Sarmer yazmıştı. Şarkıları ve bazı tören yürüyüşlerinde sahnede müziği mandolinle ben çalmıştım. Küçük bir çocuğun o yıllarda bir çalgı çalabilmesi herkesi çok şaşırtmıştı.
Halkevleri, Cumhuriyet felsefemiz doğrultusunda çalışmalarıyla halkımıza ışıklar saçarken 1950 yılında seçimler oldu ve iktidar değişti. İktidarla birlikte kafalar da değişti. Cumhuriyetimizin bence temel direklerinden biri olan Halkevleri “politiktir” bahanesiyle kapatıldı, malları çarçur edildi. Halkın aydınlanması bazı çevreleri çok ürkütüyordu. Çünkü karanlıkta vurgun çok daha kolaydı, ve böylece ilerlememiz en az 50-60 yıl geriye atıldı. Ankara’daki tarihi Halkevi binası, militanların nerdeyse atış poligonu, güzelim salonu sinemalara verildi, tahrip oldu. Mersinimizin binbir emekle yapılan Halkevi binası da aynı sona düştü, sinemaydı, mahkemeydi, enstitüydü derken harap oldu. Daha sonraları diriltilmeğe çalışılan Halkevleri ise gerekli teşviki görmediği için sönük bir faaliyetle yetindi gitti. Oysa Halkevleri fenomeni ulusumuz için büyük bir fırsattı. Keşke Halkevlerini aşağılık duygularıyla kapatmak yerine, bir yasayla, kimseye bağlı olmadan, bağımsız bir kuruluş haline getirilebilseydi. O zaman Türkiye’nin çehresi bugün çok daha değişik olurdu.
Doğa yasasıdır, bir yerde bir boşluk oldu mu, orasını bir başka güç doldurur. Son yıllarda kurulmuş olan ve faaliyetlerini takdirle gördüğüm, gücümün yettiğince desteklediğim İçel Sanat Kulübü, heykel, çini tabak, kumaş boyama, solfej, flüt, org, gitar, resim, fotoğrafçılık, piyano, halk / oyunları, geleneksel müziklerimiz gibi her alanda kurslarıyla sanki Atatürk’ün Halkevlerinin paraleli gibi bir kuruluş olarak halkımızı bilinçlendirme görevini doldurmaktadır. Üniversitelerin bile öylesine canlandıramadığı haftalarla, günlerle, konserlerle, konferanslarla, sergilerle, gezileriyle İçel Sanat Kulübü, bugün eski halkevinin ilerisinde bir performans göstermektedir.
Geçenlerde TV’de bir “Akşama Doğru” programında İçel Sanat Kulübü’nden söz ederken, günümüzde geçerli özelleştirme, özel teşebbüs gibi işlemlere girişilirken, artık kültür, sanat, bilim işlerinin de devletten beklenilmemesi gerektiğini, bunun en güzel örneğinin İçel Sanat Kulübü olduğunu ve yurdumuzda her ilin, ilçenin, köylerimizin bu çağdaşlaşma hareketini özel kuruluşlarla katılması gerektiğini belirtmiştim. Tabii 21. yüzyılın kültür, sanat, bilim ve insanlık düzeyine erişmek istiyorsak!. yoksa karanlıklarda baykuşlar gibi yaşamak istiyorsak, o başka !
Devlet Sanatçısı Prof. N.Kodallı’nın bu yazısı “PARALELLİK”  Başlığı ile yayınlandığı İSK  Aylık Bülteni 41. Sayısından alınmıştır.

Biyografik Bilgi

scroll to top