İÇEL REHBERİ — BÖLÜM 2 – (COĞRAFİ-TARİHİ-FOLKLORİK)

CM-e1382429739106.jpg

İÇEL REHBERİ — FUAD AKBAŞ – SAİT UĞUR

K I S I M  2

Kitabın başından (birinci bölümden) başlamak için bu satırı tıklayınız.

 

TABİİ DURUM
Tabiî durum -Coğrafi bakımdan hudut ve mevkii — Büyükülüğü — Dağlar — Ovalar — Yaylalar — Nehirler — İklim—   Jeoloîik   durum   ve   bu   günki Nüfus   yekûnu .

 

Coğrafi
Bakımdan
İÇEL

HUDUDU:
İçel, ecdadımızın kanlariyle hududunu çizdikleri mukaddes yurdun. Anadolu yarım adasında Cenup bölgededir. Toroslar ile Akdeniz arasında çok arızalı bir vilâyettir.
İdarî bakımdan Şimalde Konya, Niğde ve Seyhan vilâyetlerinin birer parçası, Doğusunda Seyhan vilâyeti, Batısında Antalya vilâyetleri vardır. Güney kısmı Akdeniz ile çevrilmiştir.
Grenwiçe göre 32° ,30 tul dairesi ile 35 inci tul dairesi arasında ve 36 ıncı arz dairesi ile 39,28 arz dairesi arasındadır.
BÜYÜKLÜĞÜ:
Büyüklüğü itibarile 15460 kitometre karedir. Bunun 2410 kilometre karesi Mersin merkez kazasında, 2205 kilometre karesi Tarsus kazasında, 3970 kilometre karesi Silifke kazasında, 3100 kilometre karesi Anamur kazasında, 1775 kilometre karesi Gülnar kazası, 2000 metre karesi Mut kazasındadır.
NUFUS
İÇEL    VİLAYETİNİN    NÜFUSU 268,835 dir
UMUMΠ    YEKÛN
Kadın    Erkek
Mersin                             30801    29974
Tarsus                              44147    44399
Silifke                               23397    22778
Gülnar                              13188    12068
Mut                                   10007    9560
Anamur                             14961    13485
136501    132354
DAĞLAR:         (yumuktepe.com’a alınmadı)
OVALAR:                    “                     ”
YAYLALAR:                  “                     “
ORMAN:                     ”                     “
İKLİM:                        “                     “
HARARET:                  “                      “
R  U T U B  E T :         “                      “
YAĞMURLAR:              “                      “
Jeolojik   Durum :       “                      “
BERDAN ÇAYI: (Tarsus)          “           “
GÖKSU:                       “                     “
GÖLLER:                      “                     “

Silifke yolundaki tarihi eserlerden

T a r i h i
B a k ı m d a n
İ Ç E L

Her kazanın tarihi bakımdan etüdünde tafsilât verildiği için burada umumî bakımdan  izahat  verilmiştir.
İçel vilâyetinin mülki taksimatı, içinde bulunan araziye eski zamandanberi coğrafya ve tarih bilginlerinin küçük Asyada “Kilikya,, dedikleri mıntakanın  orta kısmını kaplar.
Eski Yunanlılar ve Romalılar Toros ve Anti Toros dağlarile akdeniz arasında olan araziye taşlık olduğundan Kilikya demişlerdir. [Langilva] diyor ki : -“(Bu havalide manda çok beslendiğinden mandanın adı olan “Kilik,, bu havaliye umumî olarak ad verilmiştir.)
Eski tarihçilerden (Heredot) da: – (Vaktile bu havaliyi iskân eden Finikeliler’ (Akenuz) un oğlu “Kilik,, olduğundan buraların adına “Kilikya,, denmiştir) diyor.
Eskiden beri bu günkü Silifke, Mut, Gülnar, Anamur taraflarına “Dağlık Kilikya,, Mersin, Tarsus, Ceyhan ve Seyhan taraflarına da “Ovalık Kilikya,, derlerdi. Dağlık Kilikya ile   Ovalık Kilikyayı birbirinden (Lamus)   çayı   ayırır. İçel tarihi Kilikyanın genel tarihi arasında incelemek gerektir.
İ L K    Z A M A N L A R D A:
Kilikyada en eski oturanlar Eti Türklerdir.
Eskiden beri Türk yurdu olan bu bereketli    mıntakaya sonradan Finikeliler gelmişler. Ve Toros – Boğa dağlarının   ormanlarından faydalanmak ve   gemilerini    kolay ve   ucuz   meydana getirmek için buralara yerleşmişlerdir.
Milattan sekiz çağ önce [Ninovalılar] Furat suyunu geçerek Suriyenin Şimal taraflarını zabtettiler. Oradan Kilikyayı aldılar. Bundan sonra sıra ile Geldaniler, Persler, Yunanlılar, Makedonyalı İskender Kilikyayı zabt etmişlerdir.
Bundan sonra Kilikya sahillerinde bir çok korsanlar yerleşti ki bunların binden fazla gemileri vardı. Bunlar Akdenizde dolaşan gemileri soyarlar, zapt ederlerdi. Hattâ adalara kadar da yolculuklarını ilerletmişlerdir. Bunlar İtalya sahillerinde bile yağmacılık yapmışlar ve Akdenize hâkim   olmuşlardır.
İsanın  doğumunun (70) inci yılında Romadan gönderilen ordu bunlarla savaşmış ise de bir iş görememişlerdir. Romalılar bunlarla kırk sene kadar uğraşmışlar ve sonunda Roma Generallerinden “Pompyo,, kumandasında kuvvetlibir ordu göndermişlerdir “Pompo,, yaptığı savaşlarda korsanları yendi. Bunların on bini öldürüldü ve yirmi bini esir edildi. Ahâliyi ziraata alıştırdı. İşte Pomponun bu üstünlüğü ile Kilikya Romalıların eline geçmiştir.
0  R T  A   Z A M A N L A R D A :
Roma ikiye ayrıldığı zaman Kilikyada şarki Roma İmparatorluğunun (Bizans İmparatorluğunun payına) düşmüştür. Bundan sonra Asüriler zamanında Araplar Kilikyaya akın ettiier, bu sırada küçük Asya yaylalarından inen Ermeniler de Kilikyada çok azbir zaman kalmışlardır.
Türkmenler,  Moğollar  ve Türk   olmıyanları  Ermenileri Kilikyadan koğmuşlar   ve kendileri    Kilikyaya  yerleşmişlerdir.
Topal Timur Küçük Asyayı çğinediği sırada Kilikyayı elde etmiş idi.
Kilikyaya gelmiş olan Türk Oymaklarının beylerinden Ramazan Oğulları Adana ve Tarsusta yerleşmişler  ve buraları hükümleri altına almışlardır.
Kilikyaya akın halinde gelen Türk aşiretleri buralara yerleştiler, şehir ve köyler kurdular, ziraatla, bahçecilikle uğraştılar.
Kilikya bir zaman Mıdyalıların eline geçmiştir. O zaman Fırat  suyunun bu tarafı büyük ayaletlerdi. Birisi de Kilikya  idi. Kilikya bir zaman (Lidiya) Krallığına vergi vermişti.
Bundan sonra Kilikyayı Iskender zabtetmiş, İskenderden sonra Kilikya merkezi Silifke olan Selefküs Krallığına  tâbi olmuştur.
Bundan sonra Ermeniler küçük Asyanın Şarkından aşağıya inerek buralara yerleşmişler ise de Roma Kumandanı Sillâ  İsanın doğumunun (66) ıncı i yılında Kilikyaya bir ordu ile girerek Ermenileri kovmuştur. Kilikya bu suretle bir zaman Roma valileri tarafından idare edildi. Bizans İmparatoru (Herakliyus) Kilikyayı Silifke ayaletine ilhak eylediği sırada Abbas Halifelerinden Mehmet Mehdi ve Harunreşit Kilikyanın bir  çok yerlerini zaptederek imar etmişti. Abbasiler kuvvetten düşünce Bizans imparatorluğu buraları tekrar ele geçirmiş olup  buralarda bir asırdan fazla kalmışlardır.
(1087) Yılında Selçuk Türkleri   Kilikyayı   Bizanslılardan   almışlardır. (17) inci Çağda  Asyadan akıp gelen    Türkmenler Kilikyanın her tarafına yerleşmişlerdir. Karaman beyleri de dağlık Kilikyayı    zaptetmişlerdir.
Bu asırda   Osmanlı   Padişahı Fatih Sultan Mehmet Karaman   diyarını zabtetmiştir.
Y E N İ     Z A M A N L A R D A :
(1484) Osmanlılardan İkinci Bayezit Karaman Oğullarının hakimiyetine son vermiştir. Bunun üzerine on beşinci asrın sonunda Kilikya tamamen Osmanlı mülküne dahil olmuştur.
Osmanlılardan İkinci Mahmut zamanında Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali paşanın oğlu İbrahim paşa Suriyeyi    zabtettikten sonra Kilikyaya girmiş    Gülek boğazından orta    Anadoluya  yürümüştür. 1840 tarihinde Londra Muahedesile    Kilikya havalisi Mısır ordusu tarafından boşaltılmıştır. Bundan sonra umumî harbin sonunda Çukurovanın    bir kısmı   Fransızlar    tarafından  işgal  edilmiştir.
İşgal günlerinde Çukurova   Türkleri çok    büyük   kahramanlıklar göstermişler ve Çukurovanm ebediyete kadar Türk olarak  yaşıyacağnı isbat etmişlerdir. Bu  sebepden Fransfzlarda buralarda kalamıyacaklarnı  anlamışlar ve Ankara Anlaşmasile işgal etttkleri bu öz Türk yurdunu terk ederek çıkıp gitmişlerdir.  Artık Çukurova Cumhuriyet yurdunun bölünmez  bir parçasıdır. Sait Uğur


S o s y a l
B A K I M D A N
İ Ç E L

Halk – Yaşayış – Adetler – Teşekküller
Kurumlar – Sosyal yardım ve hayat
H A L K  :
İçel Halkı kamilen Türkttîr. Tarihin ilk çağlarından itibaren yüksek Türk ruhu ile heyecanlanan halk ilk, orta, yakın çağlarda ve son devrelere kadar katiyen bu yüksek ruhu kaybetmemlştir. Kuvvetli Türk kültürü sayesinde bir çok devirler yaşadığı halde Türklük asaletini muhafaza etmiştir.
Bunun en güzel delili kuvvetli Türkçenin bütün salâbetile hiç bir tesir altında kalmadan bütün şivesini, ahengini muhafaza ederek yaşamış olmasıdır. Bnndan başka halk âdetlerinin kıyafetinin hiç bir tesir altında kalmadan devam etmiş bulunması da bu fikri kuvvetlendirir.
Nitekim bu gün Torosun dağ köylerinde yerleşmiş bulunan Türk köylüleri ile meselâ Kastamonunun dağ köylerinde yerleşmiş Türk köylüleri arasında şive, kıyafet, âdet ve ahlâk bakımından hiçbir fark yoktur. Hele kıyafet ve muhtelif düğün, ölüm âdetleri, oyunlar, şarkılar ayni heyecan tazeliğile birbirinin aynıdır.
D İ  L   : (yumuktepe.com’a alınmadı)
Y A Ş A Y I Ş   V E   K A Z A N Ç:………..
İçel halkı esas itibarile çifçidir. Son zamanlarda Mersin ye Tarsusta açılan fabrikalar sanayi hayatını uyandırmışlardır. Burada çalışan ve işçi sınıfını teşkil eden mahdut mikdardaki halktan başka şehirlerde oturanların mühim kısmı tüccar, esnaf sanatkârdır
Şehirli halk dükkânı, tezgâkı ile meşgul olduktan sonra boş vakitlerini kahvede geçerirler.
Bu sebepten İçelin belli başlı şehirlerinden olan Mersin, Tarsus, Silifke ve diğer kaza merkezlerinde güzel kahveler, gazinolar vardır.
Mersinde belediye bahçesi, İdman yurdu bahçesi, Ziya paşa kıraathanesi ve bir hayli kahveler, gazinolar ve bahçeler bunlar arasındadır. Ayrıca Toros, Tüccar kulübü gibi yerlerde de haftada bir aile toplantısı yapılır. Ayrıca iki sineması vardır. Sinemaları konforludur. Bir de bar vardır.
Tarsusda İstasyon, Belediye parkı gazinosu ile muhtelif gazinolar, kahveler mevcuttur. 10 üncü yıl Şar sineması da halkm eğlence ihtiyacını temin eder.
Şehirli halkın mühim bir kısmı şehirde ticaret etmekle beraber çiftçilikle de alâkalıdır. Şehire yakın veya uzak yerde köyü tarlası, bağı bahçesi vardır. Haftanın muayyen günlerinde köyüne, tarlasına giderek bu işleri yakından idare eder.
îçel ticaret, ziraat bakımdan mühim mahsul verdiği için her iki sahada çok para kazanmış olanlara tesadüf edilir.
K Ö Y L Ü L E R: Köylüler esas itibarile iki kısımdır. Bir kısmı bağı, bahçesi olanlardır. Bunlar bizzat çoluğu ve çocuğu ile  tarla üstünde uğraşırlar.    Maişetlerini temin  ederler.
İkinci kısım köylülerin toprakları yoktur. Bunlar zengin ve  orta halli şehirlilerin bağlarında, bahçelerinde ortakçı olarak çalışılar. Âdet hükmüne giren anlaşmağa göre toprak sahibi tarlasını ortakçiya verir.
Ortakçı çalışır. Tohumnun  parasını, diğer  masrafları, toprak sahibi  öder. Ayrıca ortakçıya bir avans verir. Sene sonunda mahsul çıkınca evvelâ masraflar çıkar. Geriye kalan kâr ikiye taksim olur. Ortakçı avans olarak aldığı borçlarını toprak sahibine öder.

H A L K I N  E Ğ L E N C E S İ : Halkın eğlencesi şehirlerde kahveler, gazinolar ve sinemalardır. Mersin halkı kadın ve erkek kışın sinemaya giderler, aile toplantıları yaparlar. Tertip edilen balolara giderler. İlkbaharda deniz kenarlarında bahçelere rağbet artar. Bahçelere kırlara çıkarlar. Yazın sıcak günleri yaklaşınca Mersinlilerin bir kısmı Gözne, Fındıkpınarı  yaylalarına giderler. Esasen şehirlinin büyük bir kısmının bu yaylalarda evi vardır. Yaylalardan Fındıkprnarı Torosların koynunda çok şirin bir yuvadır. Gözne de Toros eteklerindedir. Burası şehre daha yakın olduğu için daha rağbettedir.
Sıcak günlerde şehirde belediye plajı çek rağbet kazanır. Adanadan itibaren Tarsusa kadar bütün mıntaka halkı banliyo trenile sabahları plaja gelip akşama kadar denize girerler.
Tarsusta da halkın eğlencesi gazinolar, sinemalar, aile toplantilarıdır. Fakat Tarsuslular ekseriyetle vakit geçirmek için Mersine gelirler. Ve yahut şelale denilen Tarsus çayının meydana getirdiği çağlıyanın bulunduğu yerdeki kahveye   giderler.
Ayrıca Tarsus, Mersin ovasını    sulamak   için devlet  tarafından  yapılan Baraj   da gezme    yerleri arasındadır.    Tarsus   belediye parkı da en güzel mesire yeri gibidir.
Silifke, Anamur, Gülnar, Mut daha   küçük kasabalar   olduğu için hayat kısmen daha sade geçer.
Silifkede bir belediye parkı ve Atatürk parkı, Mutta belediye parkı vardır.
Ç A L I Ş M A  S A A T L E R İ  : İkinci teşrinden itibaren Mersin , Tarsus ve cıvarında mutedil hava başlar. Bu günlerde mesai hususî müesseselerde çalışma saatleri normaldir. Fakat Haziranın birinden itibaren hararet gölgede 35 şi bulunca öğleden sonra  çalışmak müşkülleşir. Bu sebepten resmî daireler saat 7,30 da işe başlar, 14 te tatil edilir.
Hususî müesseseler, ticarethanelerde 6 da faaliyete geçerler saat ondan itibaren ve öğleden sonra on altıya   kadar   dükkânlarını kaparlar. 16 dan itibaren tekrar çalışmağa başlıyan   hususî müesseseler daha fazla geceleyin    çalışırlar.    Anormal   vaziyetten dolayı gündüzleri başka şehirlerde olduğu gibi 19 da dükkânları kapamak imkânı yoktur. Maamafi pazar tatil tabiî vardır.
H A L K I N   G İ Y İ N İ Ş İ, K I Y A F E T: İçel halkı çok aydındır………
O K U M A   M E R A K I :
İçel vilâyeti halkı çok aydındır, okuru yazarı fazladır. Halk bilhassa günün meseleleri üzerinde çok meşgul olur. Halk gazeteleri muntazaman takip eder; Köylüler de çarşıya gelince malını satar köyüne dönerken bir halk gazetesini alıp cebine yerleştirmeği ihmal etmez.

13 IR

İ Ç E L D E
D Ü Ğ Ü N L E R
N İ Ş A N L A R
O Y U N L A R
V E
B A Y R A M

GÖRÜCÜLÜK  VE  NİŞAN TÖRENİ :
Bir delikanlı evlenecek çağa geldiği zaman anası, babası, velisi evlendirmek isterler. Kız aramağa başlarlar. Bunun için kimin  kızını  istemek ve yahut  almak istiyorlarsa ilk önce o delikanlının, anası, kızkardeşi ve yahut akrabasından bir kaç kadın kızı görmeğe giderler. Ve görecekleri kızın evine ansızın varırlar, kızı iş yaparken, iş elbisesile ve iş görürken bakarlar, sonra kahve getirişini, yürüyüşünü, söz söyleyişini, hizmet edişini incelerler. Ve ayağının düz taban olup olmadığını da bir suretle inceledikleri gibi ağzının kokup, kokmadığını da anlarlar. Eğer kızı beğenmezlerse hiç bir şey söylemeden giderler. Eğer beğenirlerse birkaç gün sonra bir kaç kadın gelerek kızın annesinin ağzını ararlar. Eğer kız tarafının ağzını yumuşak görürlerse oğlan tarafından münasip erkeklerden düğürcü gönderilir. Bu düğürcüler bir kaç kere giderler gelirler. Eğer kız tarafı kızı vermeğe muvafakat ederlerse artık nişan hazırlığına başlanır.
Nişan yapmak için oğlan tarafından hazırlanan şunlardır. Kıza elbiselik, ayakkabı, kolanya ve saire gibi şeylerle beraber oğlan ve kız evlerinin kararlaştırdıkları günde davul, zurna, keman vesair çalgılar çalınarak ve bayrak çekilerek ve yiyecek yemeklik ve tepsilerde tatlılar ve çerezlerle kız evine gidilir. Kız evinde de hazırlıklar yapılır, gelecek misafirlere odalar döşenir yemekler hazırlanır, nişancılar gelirken   karşılanır
Eğer nişan köylerde ve yahut aşiretlerde ise ve nişan  konulacak  kızın evi de biraz uzakta  ise erkek ve   kadınlar  hayvanlara binerek giderler. Çalgılar  nişancı   kafilesinin   önünde çalarak  gider.
Kız evine varıldığı zaman evvelce hazırlanan yemekler yenir.  Sonra nişan törenine başlanır.  Nişan İçin  götürülen elbiselik ve ziynet bir bohça içine konur. Bu bohça evvela kadınların  toplandığı   odaya  götürülür.   Bunu yaşlıca bir kadın elile alır. Bohçayı açmadan evvel bohçayı açacak   olan kadına para veyahut çevre gibi bir bahşiş verilir. Ondan sonra  bohça açılır. Kıza gelen hediyeler görülür. Oğlanın ve kızın akrabası olan kadınlar kudretlerine göre  kimisi  entarilik kumaş, basma, krep, çorap kolonya, altın ve saire   gibi şeyler   atarlar. Bunlar da kızın bohçasına konulur, ondan sonra kız süslenerek getirilir, kayın ana veyahut gürümce ve yahut ta oğlanın akrabalarından biri, yüzük, bilezik, beşli vesaire gibi şeyleri kıza takarlar, sonra kadınlar biraz şenlik yaparlar.   Bundan  sonra gelin kız bütün evdeki kadınların ve kayın pederinin elini öper, bunu müteakip şerbetler yapılır. Erkeklere ve kadınlara verilir. Oğlan evinden getirilen çörek ve   çerez   çocuklara   ve bütün ev halkına dağıtılır.    Bundan sonra   merasime   nihayet verilir. Gelen nişancılar oğlan evi tarafından uğurlanır.
DÜĞÜN   TÖRENİ   :
Nişanlanan oğlan birkaç ay sonra  düğün yaparak  evlenir. Düğün zamanını oğlanın babası veyahut akrabası kızın baba ve yahut akrabası  ile görüşerek  kararlaştırırlar.  Kararlaştırılan gün gelmeden evvel oğlan tarafı bütün yakın akrabalarına ve komşularına,   köylere   < Okundu> adı verdikleri mektup  veyahut herkesin haline göre   türlü hediyeler   göndererek düğüne davet ederler. Düğün başlamadan bir kaç gün evvel köyün delikanlıları hayvanlarla, oduna giderler. Ve düğün evine birçok
odun getirirler ve düğünde yenecek olan keşkeklik buğdayı döğerler ve bütün köy halkı düğün yapacak adama her türlü yardımda bulunurlar.  Düğün başladığı gün sabahtan bir kurban keserler     bu   kurbanın   kanı  oğlan evine   dikilen büyük  bayrağın  direğinin  köküne sürülür ve  bu  direğin ucu sivrilendirilerek oraya nar, portakal, gibi bir  şey takarlar ve bayrağı da direğin yukarısına takarlar. Oğlan evinin o   gün diğer bayrağını yaşlı ve bilgili adamlar kaldırır dikerler, oyundan sonra bir bilgin tarafından bu düğün ve sonun hayırlı olması için dua yapılır, bundan sonra düğün davullarla zurnalarla kemanlarla artık ilân edilmeğe başlanır. Ve oğlan evinde köylülerden gelecek misafirler için yemek ve yatacak yerler hazırlanır, her köyden gelen  toplu olarak gelir de düğüne davar, sığır, yağ, koç, odun, buğday vesaire gibi bir çok hediyeler getirirler. Her gelen misafir çalgılarla karşılanır. Ve atları alınarak bağlanır, kendileri de odalara yerleştirilir, akşam ve sabah düğün evinde bulundukları müddetçe yemeklenirler, gece olunca büyük meşaleler yakılır. Meşalenin şavkında zeybek oyunu ve diğer oyunlar oynarlar, güreşler yapılır. Her köyden gelen birbirlerile güreşir ve başta kim kalırse ona (Ondul) dedikleri bir hediye verilir.
Gündüzleri atlılar ata binerler, cirit oyunu oynarlar. Bu hal böylece Pazartesinden Çarşambaya kadar devam eder. Her gün akşam, öğlen, sabah misafirler yemeklenir.
Çarşamba günü (Tohum kavut) dedikleri un, döğülmüş buğday, yağ, bal, pekmez, bulgur, pirinç, fasulye, kabak gibi yiyecek şeyler sabahtan erkenden çalgı ile kız evine gönderilir. Bu eşya orada oğlan evinden gelecek misafirlere yemek yapılır. Çarşamba günü akşama yakın (kınacı) dedikleri erkek ve kadından mürekkep kafile hayvanlarla ve yaya olarak çalgılarla kız evine giderler. Varırlar iken kız evi tarafından çalgılarla karşılanır. Bunlar giderken bir kaç kilo da sek kına götürürler. Kız evinde akşam yemeğini yerler, ondan sonra kız evinde meşaleler yanar çalgılar çalınır yine oyunlar ve güreşler yapılır, gece yarısı yaklaştığı zaman (kına) bir tepsi içinde yoğrulur kadınların toplu bulunduğu odaya kız süslenerek getirilir, kız gelirken akranı kızlar karşılarlar ve bundan sonra kız bir yüksekçe yere oturtulur. Ellerine kma yakarlar kına yakılırken kızı okşarlar ve şu türküyü söylerler:

Şehrimizden   bir manzara

Kına Türküsü
Gelin Kız Okşaması
Kırebidir kızın adı  Kirebı
Gün doğmadan şevki döndü sarayı
Gönül arzulamış yeni  sılayı
Abacım kınan kutlu olsun
Söyle dillerin tatlı olsun

Kız seni baban verdi mi?
Taydaşın kızlar duydu mu?
Mısırdan kınan geldi mi?
Abacım kınan kutlu olsun
Söyle dillerin   tatlı olsun

Çattılar ocak taş on.
Yurdular düğün eşin!.
Çağırın kız kardeş’ni.
Abacım kman kutlu olsun.
Söyle dillerin   datlı olsun,

Atladı geçti eşiği.
Sofrada kaldı kaşağı.
Büyük evin yakışığı.
Abacım kınan kutlu   olsun.
Söyle   dillerin tatlı olsun.

OĞLAN EVİNDE :
Bu kıza kına yakmak merasimi bittikten sonra kınanın bir kısmını bir tepsiye korlar ve etrafına mumlar dikerler bunu güveiye gönderirler. Oğlan evinde de evlenecek oğlan  bir seccadeye oturur ve arkadaşları toplanarak oğlanın avucunun  ortasına kına yakarlar ve kına yakılırken oğlanın avucuna arkadaşları birçok paralar korlar o paralar güveyinin   olur. Kına yakılırken çalgılar çalınır. Güveyden artan   kına    bütün   halka dağıtırlar. Bundan sonra halk dağılır.
GELİN ALMASI:
Perşembe günü oğlan evinden gelin getirmek üzere bir alay halk hazırlanır. Bunların bir kısmı atlı ve bir kısmı yaya olur, bir kısmı de silâhlı olur. Bunlar davullarla diğer çalgılarla kız evine gelin almağa giderler. Yolda giderken bu alayın atlıları yolda münasip bir meydan buldukları zaman cirit oyunu oynarlar. Kız evine yaklaştıkları zaman atlılar atlarını koşturarak o gece kız evine varırlar. Silâhlılar silâhlarına kuru sıkı sıkılarak münasip yerlerde birbiri arkasına silâhlarını boşaltırlar. Kız evinin önüne geldikleri zaman evin önündeki küllüğe birbiri arkasına silâhlarını sıkarlar, bu gelin alıcılar gelirken kız evi tarafından karşılanır. Ve hazırlanan odalara oturtulur, yemeklenilir. Ondan sonra gelin alma hazırlığı başlar. Gelin olacak kız taydaşları ve diğer kadınlar gelinlik elbisesini geydirirler ve onu süslerler. Gelin hazırlandıktan sonra anasının, babasının ve sair büyüklerinin ellerini öper. Gelini babası ve yakın akrabası koltuklarından tutarak ata bindirirler, gelinin bindiği atın kulak taraflarına mendiller, çevreler bağlarlar. Ve atının başını bir erkek çeker. Gelinin yaşlıca  akrabalarından iki kişi de gelinin iki tarafında giderler. Gelin giderken geçeceği, yola bir kaç yerde urgan gererler. Onlara bahşiş verilerek ipler kaldırılır. Gelin giderken atlılar  cerid oynar, silâhlılar silâhlar atarlar. Bu şekilde gelin oğlan evine varır. Silâhlılar silâhlarını oğlan evinin küllüğüne birbiri ardı sıra boşaltırlar,  sonra güveği bir yüksek yere durdurulur, yanına da sadıç dedikleri taydaşlardan biri durur, gelin güveğinin önüne gelince güveği cebindeki para, şeker, leblebi gibi şeyleri gelinin başına serper, bundan sonra oğlanın babasına (Geline ne veriyorsun?) derler . Kayın baba, geline bahçe, deve, sığır gibi bir şey bağışlar, geline iki tarafından aprin derler. Gelin de başını eğer ki bu kayın babanın verdiğini (aldım kabul ettim) demektir.
Bundan sonra oğlanın anasına de kardeşlerine ve diğer yakın akrabalarına bu teklif yapılır.  Onlar da yereceklerini verirler, Her mal verişinde gelin atın üzerinden üç defa başını eğer. Bundan sonra gelin attan kayın ana ve sair akrabları kadınlar tarafından indirilir. Koltuğuna girilerek odasına götürülür. odada gelinden başka kimse kalmaz güveyi gelir evde odaya oturur. Gelin güveyinin elini öper. O sırada güveyi gelinin yüzünün peçesini açar. Ve yüz görümlüğü dedikleri altın bilezik,  yüzük gibi bir hediye verir. Bundan  sonra gelin ve güveye birer şerbet verilir. Ondan sonra   güveyi   çıkar    gider. Kadınlar gelinin yanında dururlar,  akşama   kadar   cünbüş   ve şenlik yaparlar .
Bundan sonra yatsı namazı cemaatla kılınır. Güveyiyi camiden çıkan cemaatla beraber getirirler. Ve gelin odasının kapısına gelince orada bir dua yaparlar. Haydi oğlum “başın  binaz olsun, ayak ucun gül olsun,, derler. Ve taydaşlarından birisi güveyinin arkasına bir yumruk vurarak güveyiyi gelin odasına korlar.
Bayram   Adetleri
Bütün kasaba ve şehirlerde, köylerde Cumhuriyet bayramında, Ramazan ve kurban bayramlarında halk çok neşeli olur. Cumhuriyet bayramında her taraf bayraklarla, takı zaferlerle donatılır, çalgılar, çalınır, güreşler yapılır, cirit oyunu oynanır, şehirlerde sporun envai yapılır. Ramazan bayramında kasabalarda Halkevlerinde Halkevi olmıyan yerlerde herkes birbirlerinin evlerine giderler orada misafirlere şeker ve sair tatlılar ikram olur.
Kurban bayramında kasabalarda yine Halkevlerinde bayramlaşırlar, daha ziyade samimi olanlar birbirinin evlerine giderler, köylüler de kurban bayramında birbirlerine ziyafetler verirler eğlenirler, güreşler yaparlar, cirit oynarlar  ve daha bir çok millî oyunlar   oynarlar.
Herkes gerek erkek, gerek kadın, gerek çocuk yeni elbiselerini, yeni ayakkablarını giyerler, köyden köye, mahalleden mahalleye şehirden şehire akrabalarını, ahbaplarını ziyarete giderler. Hülâsa bayram günlerini neşe ile, millî oyunlar oynanmakla, eğlencelerle geçirirler, kadınların, erkeklerin, çocukların, gençlerin, ihliyarların bayram günlerinde kendilerine mahsus neşe kaynakları  vardır.

“Kurtuluş günlerini kutlama” Törenlerinden bir hatıra: Milli Mücadele kahramanları hep bir arada o günkü kıyafetlerile.

Biyografik Bilgi

scroll to top