İLYAS HALİL İLE SÖYLEŞİ – EBRU LALEDEMİR

lyas-Halil.jpg

“MERSİN’E GELMEK KOLAY DA GİTMEK ZOR”
Yapılırken heyecan duyulmayan işler başarılamaz, o yüzden dualarınıza dikkat edin gerçekleşebilirler” diyor, Ralph Waldo Emerson. Ben de kalbimi, kuş kanatlarındaki ritmle eş çarptıran bir iş daha yapıyorum. Mersin’e olan aşkına hayran olduğum Sayın İlyas Halil’i daha yakından tanıyabileceğim için sonsuz mutluyum ve işte “Hal ve Hayal”‘in “Sarhoş Çimenler”‘in, “Tuz Çizgisi”‘nin, “Mürdüm Dalı”‘nın, “Pazar Sabahı Güvercinler”‘in, “Dört Damla Bahar Yağmuru”‘nun, “İskambil Evler”‘in , “Körler Bahçesi”‘nin ve daha birçok eserin yazarı İlyas Halil..

İlk Kültür Bakanımız Prof. Dr. Talat Sait Halman’nın “ İlyas Halil özlü şiirlerle yoğun öykülerin virtüözüdür. Türk edebiyatında en başarılı minimalist örneklerin birçoğu, yirmi beş yıldır onun kaleminden çıkıyor. Üç beş mısradan oluşan şiirlerinde özdeyişlerin damıtılmış gücü var. Bazıları gönül okşayıcı Türkçe haikular… Kimisi de berceste akıl parıltıları…
İlyas Halil öykücüklerin üstadı… Geniş bir insanlık coğrafyasına yayılan bu mücevherler, evrensel değer taşıyor. Yürek parçalayanları da var, tebessüm ilham edenleri de, kahkahadan kırıp geçirenleri de…
Bu kadar kısa şiirler ve öykülerle koskoca bir beşerî panorama yaratan kaç şair-yazar düşünülebilir herhangi bir dilde?
Türkçe ve Türkiye İlyas Halil’in değerini bilmezse büyük bir edebî haksızlık yapmış olur. Yetişkin hayatının üçte ikisini yabancı ülkelerde geçirmiş olmasaydı ülkemize dillere destan bir isim olacaktı. Yine de, hepimiz minnettarız bu olağanüstü şiir ve öykü ustamızın eserleri için. Ömrü bol olsun. dediği İlyas Halil…..

Ebru Laledemir.- 1930 yılında Adana’da doğdunuz; çocukluğunuz, gençliğiniz 1964 yılına kadar Mersin’de hayat buldu. Mersin desem Sayın Halil?
İlyas Halil- Mersin özel bir şehir, açık fikirli bir şehirdir

E.Laledemir.- Siz Abu Dabi’deyken şiir seven bir Rus devlet adamı, kendisine hediye ettiğiniz “Dört Damla Bahar Yağmuru” adlı şiir kitabınızdan şu dizeleri bir kağıda yazıp yanınıza geliyor: “Hüznü, kızıl damı ak güvercin dolu evimizin çocuk ayağı değmemiş bahçesinde öğrendim” diyor ve soruyor “Mersin neresi?”
Söyler misiniz sizin için Mersin neresi?
İlyas Halil – Benim için Mersin, o adamın ilgilendiği Mersin neresiyse, orasıydı. Sevdiğim yerdi, taşına toprağına basa basa yürümek istediğim yerdi.

E.L. – “Keşke Mersin’de kalsaydım ” diye düşündüğünüz olur mu hiç Sayın Halil?
İlyas Halil – Ben Mersin’i istediğim yere götürebiliyorum zaten, o yüzden hayır. Hayalimdeki Mersin dipdiri duruyor.

E.Laledemir – “Mersin kent değildi ki bir ruh haleti idi. Mersin aşk yeri, aşkın ilk doğduğu yerdi herhalde. Her nasılsa aşık olunacak tüm kızlar orada toplanmıştı. Mersin Nirvana yeri… Mersin elli yıl önce sevdiğim kadın, şiir kitabımın sarı sayfaları arasında hala on dokuz yaşında.”
Sayın Halil, hala öyle mi?
İlyas Halil – Kusura bakma ama şöyle söyleyeceğim. Sana şimdi nasıl bakıyorsam işte hala öyle, anlatabiliyor muyum hala aynı.

E.L.- “Yemek pişirmesini bilmediğim yıllar yüzüne bakarak yedim ekmek, peyniri.” Avusturya’dan bir ticaret müsteşarı bu dizelerinizden çok etkilenip şöyle söylüyor: “Senin Mersin’inde aç olmak isterdim”. Kimdi o?
İlyas Halil – “O” benim sevdiğim bir insandı. Abu Dabi’deydik, sefarette müşteşardı, hanımı da dünyanın en güzel hanımıydı. Onunla konuşuyordum, “İlyas” dedi bana bir gün. “Bu kızla evlenmeseydim, ne yürümesini bilirdim, ne konuşmasını, ne yemek yemesini”, ben de herhalde ondan mülhem bir şeyler yazdım.

E.L.- Fransız Chantal size “Beni Mersin’e götürür müsün? Martıların ve aşkların insanlardan büyük olduğu şehri görmek isterdim” diyor. Şu dizelerinizi düşünerek: “İki martının kanadı değince birbirine, gök mü küçüldü dedi biri, hayır dedi ötekisi, aşkımız büyüdü.” Peki ya Chantal?
İlyas Halil – Chantal da sevdiğim bir arkadaşın hanımı, yine bir sefirin hanımıydı. Hep beraber Mersin’den bahsediyorduk. “Mersin’e beni de götür ” dedi.

E.L.- Peki ya

Altmışbeş yaşında
Birinin neden balkonda
Oturup
Kuşları gözlediğini
Anlamak için
65 yıl
Beklemek
Gerek” desem?

İlyas Halil – Birşeyi anlamak için zaman lazım, o anda zaten bilemiyorsunuz. Orda, karşıda görüyor musunuz güzel kızı?

E.L.- Hayır.
İlyas Halil – Görmüyorsunuz ben görüyorum. Onun kim olduğunu, ne olduğunu, o anda içinde bir kibrit, bir ateş filan yanıyor, bunun ancak seneler sonra farkına varabiliyorsunuz, ancak seneler sonra…

E.L.- Sayın Halil, Kanada’da yaşıyorsunuz, yaklaşık elli yıldır. Türkçe konuşulmayan bir yerde,
İlyas Halil – Kim dedi sana, kim dedi?

E.L.- Konuşuluyor mu?
İlyas Halil – Evet. Ben, kendimle konuşuyorum.

E.L.- Rüyalarınızın hala Türkçe olduğunu söylüyorlar.
İlyas Halil – Başka nasıl göreyim, gözlerim başka dil bilmiyor ki…

E.L.- “Gümrük meydanından denize uzanan yolcu iskelesi, sabahları una bulanmış gibi durur. İlk çatananın düdüğü ile uçan martıların altından iskelenin yosun rengi ortaya çıkar. Demirleri rüzgarsız havalarda martılardan apak olur, üçü kalkar, beşi konar.” Yok ettiğimiz Gümrük Meydanı, söküp attığımız iskele, yıktığımız beyaz yolcu salonu… ve tabii ki Akkahve… Sahip olamadıklarımız için neler diyeceksiniz?
İlyas Halil – Bir şey söyleyeyim, şimdi iki tarafım var. Bir bankacı, ekonomist tarafım; bir şair tarafım. Bir yerde şiiri unutmam lazım. Yani eğer ekonomi bir şeyi mecbur ediyorsa yapmamız lazım, başka türlü yürümez. Bir yerde mantığı elden bırakmamak gerek, mantıksız yürümez. Onyedi yaşındaydım, iki şahıs arkadaşımdı, René Descartes ve Socrates. İkisini elimden bırakmadım. Düşünmesini bilmeyen, hesap etmesini bilmeyen adam bir yere varamaz. Şiir güzeldir. Şiirle oradaki hanımı kandırabilirim ama elleri üşüdüğü zaman eldiven almam lazım.

E.L.- 19. yy başlarında Paris şehir planlamacıları, bakımsızlığından ötürü Notre Dame Katedrali’ni yıktırmak istemişler, bunun üzerine Fransız yazar Victor Hugo halkın ilgisini buraya çekmek ve katedralin yıkılmasını engellemek için 1831 yılında romantik akımın en parlak eserlerinden olan Notre Dame’ın Kamburu’nu yazmış. Bugün Victor Hugo sayesinde Notre Dame Katedrali’nin dimdik ayakta olduğunu düşünürsek: elinizde olsaydı, siz acaba Mersin için neler yapardınız diye sormak istiyorum Sayın Halil.
İlyas Halil – Bilemem tabi, elimde olsaydı şehrin bu şekilde büyümesine mani olurdum. Mani olsaydım da hata etmiş olurdum çünkü büyümesi de lazımdı. Martıya mani olup başka yerde yaşamasını istersek yaşayamaz, çünkü çok uzun süre uçamaz, deniz kıyısında kalması lazım. Mersin’in değişmesini isterdim ama Mersin başka türlü değişemediyse, değişemeyeceği içindir.

E.L.- İlk eseriniz olan “Hal ve Hayal” (1950) için ne söylersiniz?
İlyas Halil – Sevdiğim bir eserdir, onda mizah (hiciv) da vardır. O zamanlar Amerikan Büyükelçiliği’nde çalışıyordum. Bülent Ecevit USIS ‘e gelirdi. Orda tanışmıştık, hanımını da tanıdım ve sonra arkadaş olduk. Bülent Ecevit “Hal ve Hayal”‘i okuduğunda bana “İlyas, gayet iyi ama dilin eski” dedi, ama dilim bu, öyle de kaldı.

E.L.-” Boyansın Ramazan” adlı eserinizdeki Ramazan’ı sorsam?
İlyas Halil – Soğuksu Caddesi’nin başında bir fırın vardı, orda otururdu. Zayıf, naif çingene bir ayakkabı boyacısı. Ben de elime on kuruş geçtiğinde gidip ayakkabımı boyatırdım sevinsin diye, yüzündeki sevinci görmek için. Ondan sonra bir hikaye gerekti, onun adını aldım ve hikaye oluştu.

E.L.- Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk Kültür Bakanı Sayın Talat Halman, sizin için şunları söylüyor: “İlyas Halil elli yıldır yurtdışında. Bir kaç kıtada yalnızca kısa, yoğun ve özlünün gücünü arayıp buluyor, aktarıyor. Özende hiç kusur etmeyen bir kuyumcu. Türkçemizde ve nice başka dillerde, bu kadar az söz kullanarak bu kadar çok öze ulaşan öykücüye pek rastlanmaz. İlyas Halil’de bin dereden su getirmek, lafı uzatmak, tasannu gibi gereksiz bir gösterişçiliğe saplanmak söz konusu olamaz. Özeni öyle baş tacı etmiştir ki, özentiden uzak durur. Gevezelik nedir, bilmeyen bir yazardır o.”
İlyas Halil – Sağ olsunlar… Gerçekçi olmaya çalışırım. En iyisi bu. Başka çare yok, bir şey söylemek lazım, gerçeksiz anlatamazsın hiç bir şeyleri.

İlyas Halil – Peki ben size bir soru sorayım. Sizin için ne yapabilirim? Sorunun yanıtını da ben vereyim.
Basıma hazır kitaplarım var. Size vereyim, bastırın, parası benden, ben tamamen ödüyorum, ve geri bir şey istemiyorum.

Ebru Laledemir- Bir müjde bu… Bizim için ne büyük bir mutluluk…Kalbim deli gibi…Sağ olun Sayın Halil çok yaşayın. Güle güle gidin.
İlyas Halil – Ah ahhh. Mersin’e gelmek kolay da gitmek zor”.,

İçel Sanat Kulübü Aylık Bülteni 200. Sayısından alınmıştır.

Fotoğraf: Ziya Aykın

Öğretmen. İçel Sanat Kulübü Başkan Yardımcısı. Bir çok Sivil Toplum kuruluşunda aktif üye.

scroll to top