| ANADOLUDA HIRISTİYANLIK (ARŞT.ŞAHİN ÖZKAN) |
|
|
|
|
Tarih M.Ö. 27. Roma, altmış yıl için karışıklık yaşamış yorgun bir cumhuriyet olarak dönemini kapatıyor. Ve artık imparatorluk dönemine geçiyor.İmparator Oktavius’la birlikte Akdeniz neredeyse bir Roma denizi görünümüne bürünmüş. Artık etraf sakinleşip barış sürecine girildiğine göre imparatorluk kendi problemleriyle ilgilenebilir. İlk iş olarak eyaletleri yeniden düzenlenmeye başlarlar.Etnik ve dini açıdan Roma İmparatorluğu çok çeşitlilik sergilemekte. Ne var ki Yahudi U ulusu, bu topluluklar arasında özel bir yere sahip. Politik planda M.Ö. 63'den itibaren Roma'ya bağlansalar da tek tanrılı kültleri, Romalılarca hiç sekteye uğratılmamış. Yahudilerde, on iki kişiyi bulan her topluluk ayrı bir mezhebe bölünebiliyor ve özgürce inançlarını yaşayabiliyorlarmış. Hiç kuşkusuz böyle bir ortamda yeni bir dinin hoş karşılanması beklenemezdi. Hıristiyanlık, öğretiye göre Musa ve öbür peygamberlerin eserlerini yıkmak için değil onu tamamlamak ve daha da olgunlaştırmak için oluşmuş olsa da eskisinin yetersizliğini dile getiriyordu bir bakıma. Nasıra’lı İsa'ya, yeni öğretiye göre Tanrı tarafından gönderilen Mesih (Kurtarıcı) idi. O'nun öğretisinde Tanrı'nın krallığı, ne yalnızca bireysel bir ruh durumu, ne de insanın kendi çabasıyla ulaşabileceği bir amaçtı. Günahlardan arınmak ve Tanrı önderliğinde yeni bir yaşama başlamak ancak vaftiz ve kutsamayla mümkündü. İsa, kendi ölümüyle dünyadaki kötülüklerden kurtulacağı ve onun bu amaçta kurban olarak seçildiğini savunmaktaydı. Mesih olduğunu ilan etmesi onun Yahudilerin en yüksek mahkemesi San bedrin tarafından Tanrı'ya küfretmekle suçlanmasına yol açtı. İsrail o dönemde Roma egemenliğinde olduğundan cezayı Yahudilerin infaz etmesi mümkün değildi. Bu yüzden Roma valisi Pontius Pilatus'a başvuruldu ve infaz gerçekleşti. Ölümünden üç gün sonra tekrar dirilen İsa, kırk gün boyunca pek çok kişiye göründü. Elli gün sonra da onun öğrencileri ondan aldıkları kutsal ruhla dolarak bu yeni inancı yaymaya başladılar. İsa'nın "Sezar'a ait olanı Sezar'a ve Tanrı'ya ait olanı Tanrı'ya verin" sözleri Roma'ya vergi ödenmesini onaylaması, imparatoru yüceltmemekle birlikte ona karşı ayaklanmayı reddettiğinin bir göstergesiydi. Yine de Romalılarca tanınması zaman alacaktı. İsa'nın göründüğü kişilerden biri olan Paulus, Yahudi adıyla Saul, sonradan bu yeni dinin en ateşli savunucusu oldu ve gezileriyle pek çok yandaş kazandırdı yeni öğretiye. Anadolu da diğer bölgeler gibi bu dinle dalgalanır oldu. Dört bir yana dağılan öğrenciler yeni din üzerine bilgi vermeyi sürdürdüler. Elçilerden Yuhanna uzun süre Ege Bölgesinde çalıştı. İsa'nın arzusu üzerine annesi Meryem'e eşlik ederek Efes'e yerleşti. Burada İncil'ini yazdı, söylentiye göre yine burada öldü. 44'de kral Herodes tarafından idam edilen Yakup, Anadolu'da Mesih müjdesini yaymaya çalışanlardandı. Yine öğrencilerden Filipus, Batı Anadolu'da Frigya'da çalışmış, Hierapolis'te bu inanç uğruna şehit edilmişti. Kudüs kilisesinin 70'li yıllarda Yahudilerle Romalılar arasında çıkan kargaşa sonucu yerle bir edilmesi ve Filistinli topluluğun göç etmesiyle Hıristiyanlık doğuya doğru yayıldı. Yeni dinin en önemli kenti İskenderiye oldu. Ardından Anadolu'ya doğru göç eden ilk Hıristiyanlar özellikle Kapadokya bölgesinde kendilerini Tanrı'ya adayarak, kayalara oyulmuş yerleşim birimlerini kurdular. İmparator Konstantin'e gelene kadar yer yer zulüm, yer yer hoşgörüyle karşılaştılar. M.S. IV. yüzyılın sonlarında başa geçen Konstantin, Hıristiyanlığı tamamen serbest bırakarak yeni bir dönemi başlattı. Kilise yönetimi egemenliğe geçti. Basit bir şekilde inançlı kişiler tarafından yürütülen Hıristiyan inancı bundan böyle piskoposların ve papazların elindeydi. Konstantin'in ardından gelenler ise her zaman aynı tutumu sürdürmediler. Anadolu'nun Hıristiyanlık tarihindeki önemini en iyi vurgulayan unsurlar, 21 evrensel kilise konsilinin ilk sekizinin bu yarımadada yer almasıdır. "Kardeşler, size bildirdiğim, sizin de kabul edip bağlandığınız müjdeyi tekrar hatırlatmak istiyorum. Size müjdelediğim söze bağlı kalırsanız bunun aracılığıyla da kurtulursunuz. Aksi halde boşuna iman etmiş olursunuz. Öncelikle aldığım bilgiyi size verdim. Şöyle ki, Kutsal Yazılara uygun olarak Mesih, günahlarımız için öldü, gömüldü ve Kutsal Yazılara uygun olarak üçüncü gün ölümden dirildi. Kifas'a (Petrus), sonra On ikilere göründü. Daha sonra da beş yüzden çok kardeşe aynı anda göründü. Onların çoğu hala yaşıyor, bazılarıysa öldüler. Bundan sonra Yakup'a, sonra bütün elçilere, en sonunda, zamansız doğmuş çocuk gibi olan bana da göründü. Ben elçilerin en küçüğüyüm. Tanrı'nın topluluğuna zulmettiğim için elçi çağrılmaya bile layık değilim. Ama şimdi ne isem, Tanrı'nın lütfüyle öyleyim. O'nun bana olan lütfü boşuna olmadı. Elçilerin hepsinden çok çalıştım. Aslında ben değil, benimle olan Tanrı'nın lütfü çalıştı. İşte gerek benim yaydığım, gerekse diğer elçilerin yaydığı ve sizin de iman ettiğiniz bildiri budur". Bu sözler Tarsus'ta doğmuş, Roma vatandaşı bir Yahudi olmasına karşın din değiştirerek İsa'nın, yani Mesih'in açtığı yolda canla başla çalışan Saul (Paulus)'a ait. Yahudi Saul, Şam yolunda İsa'nın ışığıyla aydınlandı ve havariler arasına katıldı. Koyu dindar bir ailede, Yahudi dininin tüm gereklerine uyarak eğitilen Saul küçüklüğünden itibaren parlak zekası ve afacan tavrıyla dikkat çekmişti. Önce bir medreseye devam etti, on üç yaşına gelince babası onu bir kervana teslim ederek yüksek tahsil görmesi için Kudüs'e gönderdi. Burası onun için büyülü, çocukluğundan beri düşlerini süsleyen kutsal bir yerdi. Yirmi yaşına kadar kaldı burada. Dini körü körüne tatbik eden, Tevrat'ı en ince teferruatına kadar riayet eden Ferisi tarikatına mensup Saul, bu alandaki bilgilerini daha da pekiştirdi Kudüs'te. Aynı dönemde İsa'nın ruhunun görünüşüne tanık olmuş İstefan da yaşıyordu şehirde. Ferisilerin küçümseyici tavırlarına karşın o herkese yardım edip dikkat çekiyordu. Nitekim bu tutumu onun taşlanarak öldürülmesine yol açtı Onun taşlanmasına yardım edenler arasında Saul'de vardı. Artık o, herkesten fazla Hıristiyan düşmanıydı, evlere yaptıkları baskınlarla pek çok Hıristiyan’ı katlediyorlardı. Bu şiddetten kaçanlar çareyi Şam'a sığınmakla buldular. O da azimle, M.S. 33 yılında Hıristiyanları yok etmek amacıyla arkadaşlarını toplayıp Şam'a doğru yola koyuldu. Bir kaç günlük zorlu yürüyüşlerinden sonra Şam'a varmalarına az bir zaman kala güneşten de parlak bir ışık herkesin etrafını sardı. Saul'e görünen ve onunla konuşan İsa, tüm yaşamını birdenbire değiştiriverdi. Kuvvetli ışığın etkisiyle artık gözleri görmüyordu. Yol arkadaşlarının yardımıyla varabildi ancak Şam'a. Üç gün üç gece dua etmeyi sürdürdü. Burada Hananya adında inançlı bir kişi, mucizevi bir şekilde İsa'nın çağrısı üzerine gözlerini açtı. Artık eski yaşamına devam edemezdi. İlk işi Yahudi mabetlerine gidip başından geçenleri anlatmak oldu. Putperestlerin yanı sıra Yahudiler'in çoğunlukta olduğu bir düzende bu değişim hiç kuşkusuz beraberinde tepkileri getirecekti. Nitekim düşmanları çoğaldı, kendisini öldürmek isteyen Yahudilerden kaçarak Arabistan Çölü'ne giderek burada üç yıl kaldı. Ardından 36 yılında Kudüs'e geçerek, ona eşlik eden Barnaba aracılığıyla İsa'nın havarilerinden Petrus'la tanıştı. Biricik amacı her ne pahasına olursa olsun İsa'yı sevdirmekti. Yahudi tehditlerinin dinmek bilmemesi üzerine memleketi Tarsus'a sığınarak on yıl kaldı burada. O dönemin Roma ve İskenderiye'dan sonra en kalabalık şehri Antakya idi. Bu kentte inananları vaftiz etmek işi Barnaba'ya düşüyordu. Günden güne artan Hıristiyanlara dini ödevlerini öğretmek görevine eşlik etmesi için, bitmez tükenmez enerjisi olan Saul'ü çağırdı yanına. İsa'nın havarilerinin çoğunun yoksul insanlar olmalarına karşın Saul yani Paulus, iyi bir eğitim gördüğünden İbranice Kutsal Yazıları mükemmel biliyor ve dönemin dili Grekçeyi çok güzel konuşuyordu. Bu onun çok geniş kitlelere, uygun dille hitap etmesini kolaylaştırıyordu. İlk gezisi, Barnaba ile birlikte çıktığı Kıbrıs ve İç Anadolu'ya yönelikti. Perge, Pisidia, Pamphilya, Pisidia Antioche (Yalvaç). İkonium (Konya), Lystra (Hatun Saray), Derbe (Kerti Höyük) ve Attaleia (Antalya)'da inananlara yenileri eklendi. Lystra'da bir kötürümü iyileştirmelerin üzerine pek çok insan bu yeni dine katıldı. Dört yıl boyunca sürdü gezileri. Ardından Roma vatandaşı Silas eşliğinde Antakya'dan başlanan ikinci gezi geldi. Anadolu'dan geçerek Truva üzerinden Makedonya'ya ulaştılar. Filipi, Selanik, Veroia'da kiliseler kurdu. Düşmanca tutum yüzünden Atina'ya oradan da Korinth'e geçti. Korinth'de tam on sekiz ay kaldı ve mektuplarının bir kısmını burada yazdı. Efes'te tanıdığı bir pedagogun yardımıyla dersten sonra çocuklara dinle ilgili bilgiler anlatır. Bu kentte de dua, vaiz ve fedakarlığıyla pek çok kimseyi Hıristiyanlığa çekti.Ne var ki geçimini putperest dinin simgeleri küçük tanrı ve tanrıça heykelcikleri yaparak sağlayan topluluğun kışkırtmasıyla bir isyan patlak verdi ve Paulus Yunanistan'a geçmek zorunda kaldı. Buradan da Caesarea (Kayseri) ve Kudüs üzerinden Antakya'ya geri döndü. Kurduğu kiliseleri bir süre güçlendirmeye çabaladı. Üçüncü gezisinde ona Timoteyus eşlik etti. Yeniden Efes'e geçerek iki ile üç yıla yakın burada kaldı. Muhtemelen Kolossai, Hierapolis ve Laodikeia'da yeni kiliseler kurdu. Halkın çoğu putperestliği bırakıp Mesih'e döndü. Tekrar Makedonya ve Yunanistan'a geçti. Korinth'de kaldığı üç ay içinde Hıristiyan ilahiyatına önemli katkılarını içeren "Romalılar'a Mektup"u yazdı. Paulus'a göre Tanrı bütün insanların kurtuluşunu amaçlıyordu, bu yüzden Yahudi veya Yahudi olmayan ayrımı yapılmamalıydı. Tanrı'nın bu bağışı da ancak İsa Mesih'in çarmıhta can vererek sunduğu kurbana imanla gerçekleşebilirdi. 57'de Truva, Assos, Mytilene (Midilli), Chios, Samos, Miletos, Cos, Dodos, Patara, Cesarea gezilerini tamamlayıp Kudüs'e dönmüştü. Burada fanatik bir Yahudi topluluğunun saldırısına uğradı ve gözaltına alındı. Yahudi din reisinin kendisi hakkında ölüm cezası vermesine karşın, Roma vatandaşı olduğundan mahkemeye başvurdu. Roma yolculuğu kendi kaderine yönelikti, yargılanmak üzere çıkılmıştı bu yolculuğa. İçinde bulunduğu geminin kaza geçirmesi sonucunda üç ay kadar Malta'da kaldı. 60 yıllarında Roma'ya ulaşabildiler. İki yıl boyunca yargılanmasını beklerken ev hapsindeydi. Bu süre içinde mektuplarını yazmayı sürdürdü. Rivayete göre Paulus'un yeni inanca yönelik yaşamı Neron döneminde başının kesilmesiyle son buldu. St. Paulus'un adı yazılı olan vaftiz havuzu bugün Yalvaç Müzesi'nde bulunuyor. Hz. İsa, tanrılaşmış Roma imparatoru Augustus döneminde doğdu. Kölelere verilen çarmıha gerilme cezasına çarptırıldığında ise aynı sülaleden Tiberius, Roma tahtındaydı. Tarsuslu, Roma vatandaşı Yahudi Saul, Hz. İsa'nın ölümüne karşın yayılmaya devam eden yeni dinin önünü kesmeye yeltenip harekete geçti. Kudüs'e doğru yola çıktı. Şam'a yaklaştığı sırada, göğün derinliklerinden kopup gelen bir ışık seli, onu atından düşürdü. Uhrevi bir sesle irkildi Saul: "Saul, Saul, neden bana zulmediyorsun?" Korkuyla titreyen adam. "Ey efendim, sen kimsin?" diye sordu. "Ben, senin zulmettiğin İsa'yım" dedi ses. "Haydi kalk ve kente gir, ne yapman gerektiği sana bildirilecek". İman eden Saul, Romalılar arasındaki adıyla havarilerin arasına katıldı: Paulus. İnkar, tövbeye, tövbe imana, umut ve sevgi erdemlerine dönüştü. Paulus, Antiokheia'dan (Antakya) yola çıktı. Kıbrıs'ı boydan boya geçti, Bor Limanından Perge'ye, buradan Pisidia Antiokheia'ya (Yalvaç) ulaştı. Gittiği her yerde, insanları İsa Mesih'in çarmıhta can vererek sunduğu kurbana iman ederek, kurtuluşa çağırdı. Ateşli konuşmaları karşısında etkilenip iman edenler olduğu gibi, onu sahtekarlıkla, kafirlikle suçlayanlar da oldu. Pisidia Antiokheia'da havralarda verdiği vaazlar yoğun ilgi görünce, Yahudiler ve putperestler tarafından kentten kovuldu. Paulus bu olayı kınamak için, kentin dışında pabuçlarının tozunu silktikten sonra Konya'ya doğru yola çıktı. Anadoluda Hristiyanlık ve Aziz st. Paulus - Araştırmacı Şahin ÖZKAN
|
ÖNERİLEN SİTELER
* AÇILIŞ SAYFASI ÖNERİSİ : ATATÜRK GÜNLÜĞÜ
* Uluslararası Çukurova Sanat Günleri Resmi Sitesi :
* Uluslararası Mersin Müzik Festivali Resmi Sitesi :