KANLIDİVANE – TARİH VE DOĞANIN GİZEMLİ DÜNYASI – 2. BÖLÜM

Kanlıdivane-024.jpg

KİTABIN BAŞI (1. BÖLÜM) İÇİN için burayı tıklayınız. 

KANLIDİVANE ADININ KAYNAKLARI
Ey Kanlıdivan,
Olba,
Neopolis
ya da Kenatis.
Söyleyiniz bana;

Hangi Tanrıya adanmış tapınaklarınızda
kokusunu bilmediğim buhurdanlar
tüterken,
çıplak bedenlerini ince giysilerle örten gelinleriniz,
hangi ağıtların bilmediğim ezgisini
sonsuzluğa iletti?
Söyleyiniz… Berdan Karagöz

Muhtemel Türetmeler
Divanhane sözcüğü Farsçadır. Kullanılan deyimi günümüz çevirmenleri, yabancı yazarlardan yine bu sözcükle aktarmaktadırlar. Bu görüşten hareketle; mezar odalarında gördüğümüz klinelere (sedir taştan yapılmış divanlar) yakıştırma olarak, “ölüler divanhanesi” gibi bir tanımlamadan “Kanlıdivanhane” ismi türemiş olmalı. Hastahaneye – Hastane, Postahaneye – Postane dediğimiz gibi, Kanlıdivanhane de Kanlıdivane şeklinde sadeleştirilmiş olabilir.
Bu ören yerinin adı konusundaki farklı görüşler var:
Araştırmacı Bilge Umar, “Türkiye’deki Tarihsel Adlar” isimli kitabında Kanlıdivane için şöyle diyor:
“Bir doğa harikası olan obruk, ilk çağda kutsal görülmüş olmalıdır. Çünkü onun çevresinde oluşan sıradan bir
yerleşme birimi değil. İlk çağda bir tapınak kentçiği, erken orta çağda da bir kiliseler kentçiği idi.
Kanytelis / Kanytelida adının sonundaki ‘-is’ veya ‘-ida’, Helen ağzının eklemesidir. Ve o dilde ‘-sal’ anlamındaki takılardan biridir. Kanytel(a) bölümü Anadolu’dur. Bunun aslı Kanutala olsa gerek.”(11)
Meydan Larousse Ansiklopedisinde ise, bir söylenceden yola çıkılarak: “…Bu adın eskiden hükümlülerin arslanlara parçalatılmasından geldiği sanılır.” denilmektedir.
Sanat tarihçisi Prof. Dr. Semavi Eyice, buranın adının “Kanlıdivan” olduğu görüşünde olup, yazılarında bu ismi kullanmaktadır. Eyice, Kanlıdivan adının “divan” kökünden geldiğini, dağınık Türkmen aşiretlerinin zaman zaman toplanıp, toplu kararlar aldığı yerlere “Divan” denildiğini; “Kanlı” sözcüğünün ise Kanytelis’ten gelebileceğini ya da obruk içindeki kayaların ve harabelerin kanlı gibi kırmızı renkte görünüşünden olabileceğini anlatmaktadır.
Divan sözü eski Türklerden Osmanlılara kadar hükümdarların ‘taht salonu, toplantı salonu’ ve bazen de çevresi açık mekânlar anlamındadır. Türklerin eski yer adlarını kendi dillerine uydurmalarının en özgün örneklerinden biri olarak Kanlıdivan’ı incelersek; Kanytelis ya da Kanytelideis’ten değişerek, Kanyteli-Kanıdeli-Kanlıdivane yaklaşımının halk söyleyiş biçimine uygun göründüğünü söyleyebiliriz.
Araştırmacı yazar Bilge Umar’a göre Kanytelis, Anadolulu bir adın Helen ağzına uydurulup çarpıtılmış biçimidir; yine de Helen dilinde anlamı yoktur. Sözü edilen dildeki sözcüklerin sonundaki “-is” bitişleri, ortaçağın ve bugünün Rumcasında “-ida” olarak yer almaktadır. (Örneğin: Vatan anlamındaki patris yerine şimdi patrida denmesi gibi). Bu nedenle Kanytellis, ortaçağda, Kanytelida olmuştu; Türk ağzı bunu Kanlıdivane’ye çevirerek kullanmıştır. Halkımızın bu yakıştırmalarında “Kanlı-dev-ana” şekli de saptanmıştır.

Kanlıdivane Sikkeleri – Numizmatik görüşKanlıdivane 025

Antik paralarda Kanlıdivane antik kentinin adının Kannytelleis, Kanytelis, Kanytelleis veya Kanytelleis gibi çeşitli şekillerde yazıldığı görülmektedir. Numismati uzmanı Edoardo Levante, antik çağda para basma izni olan bu kentlerde bastırılan Kilikya Sikkeleri üzerinde “Kenatis” ibaresinin bulunduğunu, bu nedenle antik kentin isminin Kenatis olabileceğini ifade etmiştir. Kilikya Sikkeleri hakkında yaptığı araştırmalarını Zürih’te basılan kitabında yayımlayan Edoardo Levante, İçel Sanat Kulübü’nde verdiği bir konferansta, kulüp kütüphanesine ve Ali Murat Merzeci’ye bu kitaptan bağışlamıştı.

Sikkelerde zamanı okumak
1000 yıllık yaşamı boyunca Olba ülkesi yöneticileri çok çeşitli sikkeler bastırmışlardı.

1- Aias portreli Olba sikkeleri.
Kraliyet amblemi Triskeles’in görüldüğü sikkenin yorumu:
APXIIEPE (Okunuşu: Arhiereos / Anlamı: başpapaz, başrahip)
TO?APXOU (Okunuşu: Toparhu / Anlamı: Yerin başı, bölgenin ağası, derebeyi)
KENNAT (Okunuşu: Kenateon, Kenaton, Kenata) bölge veya yer ismidir.
Kenateon ise Kenatalıların yurdu, ya da -ların, -lı anlamında. Mersinli – Olbalı, gibi.
Tespit edilen sikke türü sayısı: 10 Tür/Cins

2 – Marcus Antonius Polemo portreli Olba sikkeleriKanlıdivane 026
Olba (M.S. 17-36) AE 26 – PolemoKanlıdivane 029
Marcus Antonius Polemo, Baş Rahip, (M.S. 17-36 civarı) AE 26 (13.10g),
Tarih: 10 (M.S. 27/8). Sağda çıplak baş / yıldırım sembolü / VF, yeşil patina.
Tespit edilen sikke türü sayısı: 5 (beş) Tür/Cins

3- İmparatorluğa geçiş dönemi ( M.Ö. 27 – M.S. 14)

4- İmparatorluk Dönemi Olba sikkeleriKanlıdivane 031
Bu dönemde tespit edilen portreler değişiktir.
Herakles portreli, Athena portreli, Neron, Galba Vespesianus ve Dominitian Sezar, Hadrian, Antonius Pius, M. Aurelius, Faustina II, Lucius Verus, Lucilla, Commodus, Septimus Severus, Septimus Severus, J.Domna ve Caracalla portreli sikkeler var. Sikkelerin üzerinden Olba tarihini bir film şeridi gibi izlemek mümkün olabilir.
Örnek sikke: Ön Yüz. Septimius Severus. Arka Yüz: Ön cepheden altı sütunlu Zeus Olbios tapınağı. Sütunların arasında yıldırım demeti ile kutsallık sembolize edilmiş. Tapınağın solunda ağacın önünde bir sunak taşı. Alınlıkta bukranion (boğa başı). Alınlık yanlarında ve tepede üç adet Nikai (zafer tanrıçası). – Tespit edilen sikke türü sayısı: 20 Tür/Cins. Olba merkezi Diokaisereia/Uzuncaburç olduktan sonra sikke basımı devam etmiştir. Bu dönem için tespit edilen sikke türü sayısı: 15 Tür/Cins
Roma İmparatorluğu döneminde dört tip sikke görülür.
I) Roma’nın kendi sikkeleri,
II) Eyaletlerin bastığı sikkeler, III) Koloni kentlerinin sikkeleri, IV) Şehir sikkeleridir.

Kanlıdivane 032

Kilikya’da sikke basma yetkisi olan şehirler

Roma imparatorluğu döneminde bronz dışında bir madenden sikke bastırmak yasaktır. Altın ve gümüş sikke ihtiyacını gidermek için üç tane darphane kurulur; birisi Kaisareia (Kayseri), diğeri Antiokheia (Antakya), bir diğeri de Mısır’daki Aleksandreia’dır (İskenderiye). Bu üç darphane çok miktarda gümüş sikke basarak imparatorluğa dahil olan şehir devletlerinin değerli metal sikke ihtiyacını karşılamıştır.

TARİH VE MİTOLOJİ

“Kilikialılar yüz gemi getirmişlerdi. Kendi ülkelerinin başlıklarını taşıyorlardı; kalkan olarak tabaklanmamış yünlü öküz derisi kullanıyorlardı”. Herodot Tarihi – (7. kitap – 91. Sayfa 350) Remzi Kitabevi 1991 /Çeviren Müntekim Ökten.

LİFE / April 29.1957 iNTERNATİONAL EDITION

LİFE / April 29.1957 iNTERNATİONAL EDITION

Troya Savaşında iki kahraman kardeş
TEUKROS VE AIAS
Akhalar ya da Helen kavimleri, her olayı bir öyküyle açıkladıkları gibi, kent kuruluşlarını da mitolojik öykülere dayandırmaktadır. Troya savaşı sonrası Anadolu’ya yerleşenlerin arasında Kanlıdivane’nin (Elbette Olba’nın da) kurucusu olduğu kabul edilen “Genç Aias”ın soy öyküsüne göz atalım:
Tanrıların kralı çapkın Zeus, ırmak tanrısı Asopos’un kızı, su perisi Aigina’ya tutulur. Geniş kanatlı bir kartal kılığına bürünüp Aigina’yı kaçırır. Zeus’tan hamile kalan Aigina, Aiakos’u doğurur. Aiakos ile Endeis’in evlenmelerinden Peleus ve Telamon doğar. Aiakos’un diğer karısı Psemate ise Phokos’u doğurur.
Atletik yarışmalarda hep zafer kazanan Phokos’u, kardeşleri çok kıskanırlar. Telamon bir yarışmada üvey kardeşinin başına bir disk atarak yaralayıp öldürür. Ancak bu olay adadan sürülmelerine sebep olur. Bu olay sonunda adadan sürülen kardeşler Salamis’e gidip bir krallık kurarlar. Herakles’le arkadaş olup birlikte Argonautlar Seferi’ne, Kalydon Avı’na ve I. Troya Savaşı’na katılırlar. Herakles, Leomedon’un kızı Hesione’yi kurtarınca Telamon bu kızla evlenir. Bu izdivaçtan Teukros ve Aias doğar.
Büyüyüp birer savaşçı olan bu iki kardeş son Troya savaşına katılırlar. Usta okçu Teukros savaşta pek çok kişiyi öldürür. Aias’ın adı destanda sıkça geçer. Karşılıklı bir kavgada ise ünlü kahraman Hektor’u yaralar. Troya savaşı sonrasında kente bırakılan ünlü tahta atın içindekiler arasında Teukros da vardır. Savaşın sonunda, Akhilleus’un ölümünden sonra onun silahlarını almak için Odysseus ile tartışmaya giren Aias kaybeder. Bunalıma girer ve intihar eder. Aias intihar ettiği sıralarda kardeşi Teukros ise çapulculuk/korsanlık seferindedir. Yurda dönüşü de mutsuzluklarla doludur. Babası Telamon, kardeşi Aias’ı koruyamadığı ve öcünü alamadığı için Teukros’a sitem ederek eve almaz, hatta adadan kovar. Bu olaylardan sonra
Teukros önce Suriye’ye gider. O sırada Kıbrıs adasını fethe giden kral Belos tarafından karşılanır. Belos, Teukros’u Kıbrıs adasına yerleştirir.Kanlıdivane 034
129. Telamon’un Teukros’u kovması
Akhilleus’un babası Peleus’un kardeşi Telamon, çok güçlü bir savaşçıydı. Telamon’un kendisi gibi güçlü bir savaşçı olan oğlu Teukros, ayrıca savaşçı Aias’ın da kardeşi sayılırdı. Teukros, ülkesine döndüğünde, kardeşine yapılan haksızlığın öcünü Yunanlılardan almadı diye babası Telamon, Teukros’a çok kızdı. Telamon onu ülkesinden kovdu. Teukros, Kıbrıs’a giderek orada Salamis şehrini kurdu.
Ref: TRUVA ŞAVAŞI – http://bluepoint.gen.tr/troia/
Teukros orada (eskiye özlem duyarak) Yeni Salamis kentini kurar. Söylenceye göre Teukros, Kıbrıs kralı (Kilikyalı) Kinyras’ın kızı Eune ile evlenir. Birçok çocuk sahibi olur. İşte bu çocuklardan birisi Kilikya’daki Olba kentinin kurucusu Genç Aias’tır. Ref: Azra Erhat – Mitoloji Sözlüğü – Remzi Kitabevi – 1989. S.303
Aiakos soyundan olan Aias, Kanlıdivane’deki Hellenistik Kızıl Kule’nin güneybatı köşesindeki yerden 11. sıradaki büyük bir köşe taşının üzerine adını, soyunu ve kalkanındaki amblemini, kazıtarak tarihe giriş yapıyor. Obruğun güneybatı tarafındaki gökyüzüne yükselen üç katlı kulenin polygonal (çokgen kenarlı) taşlarla örülen harçsız ve sıvasız bedenleri 2300 yıldır direniyor, zamana meydan okuyorlar.
Kulenin güneybatı köşesindeki bosajlı taş örgünün düzeltilmesiyle açılan kitabe üzerinde, bu kulenin Olbalı rahip krallardan Tarkyoris oğlu Prens Teukros oğlu Aias” tarafından Tanrı Zeus Olbius adına yapıldığı yazılıdır. Günümüzün diline aktarırsak:
Ben Teukros oğlu Aias, Bu yapıyı Olba’nın tanrısı Zeus için yaptırım. 

KANYTELİS KENTİ MİTOLOJİ KAHRAMANLARININ
SOY AĞACI

Kanlıdivane Aias soyağacı

ZAMAN İÇİNDE DİN
“Ah Kanlıdivane çukuru,
Nice mahkûmun kanını emip de doymayan. / Berdan Karagöz

OBRUK VE BİLİCİLİK
Obruk-Kule birlikteliği Kanlıdivane antik kentini kutsallığını, bilicilik ve inanç amaçlı bir merkez olarak kullanıldığını açıklamaktadır. İlk çağlarda Ana Tanrıça Kibele ile ilişkili, kült merkezi olarak kullanılan bir tapınak kentçiği olmalıdır.
İlk tapınaklar doğal bir kaya yarığı ya da çukur üzerine veya yanına inşa edilen kare veya dikdörtgen biçimli küçük yapılardır. Bu yarık ya da obruk “Ana tanrıça”nın vulvasını temsil ediyordu. Ve biliciler oradan, yani tanrıçadan haber iletiyordu. Bu görüşe göre, tapınağın olduğu yer aynı zamanda da dünyanın merkezi sayılıyordu. Obruk rahipleri/rahibeleri de tanrıçaya ulaşılabilecek aracı kişilerdi. Bu yolla bilgi sahibi olunacağına inanılıyordu. Eski Yunanistan’da bir çukur üstüne oturan, ünlü bilici kadınlar gelecekten haber verirlerdi.
“Tanrıçanın vulvasının; takvim bilgisine, matematik bilgisine, yaratma bilgisine sahip sayıldığı, büyü ve yazıyla ilişkilendirildiği söylenmekteydi.”(12)

İNANÇ EVRELERİ 
Önceleri kabul gören dağ, doğa, bereket, nehir ve sağlık tanrılarından sonra Roma Döneminde isimleri biraz değişse de aynı Yunan tanrılarına tapınmanın sürdüğü, daha sonraki dönemlerde ise Roma Döneminde tanrılaştırılan İmparator kültlerinin yanı sıra bölgede Hıristiyanlığın yaygınlaştığı açıkça görülmektedir.
Yörede ilk bilinen Luvi halklarının oluşturduğu, Kizzuwatna ya da Arzava Krallıkları birer küçük Rahip Krallığı şeklindeydi. Kanlıdivane’nin ilk adı olan Kanytelis ya da Kanytelida’nın Helen’den önceki Anadolu diline göre Kanatula olması olasıdır. Pagan çağlarında doğa güçlerine tapınan insanların; bu muhteşem obruk çevresinde site kurup, burayı tapınç merkezi yapmış olmaları da çok doğaldır.
Varsaydığımız Kanatula Kenti, Mısır Firavunu III. Amenophis’in çağdaşı, Rahip-Kral Tarkhundaraba (M.Ö. 1400 – 1370) tarafından kurulmuş olmalıdır. Helenlerin bölgeye gelmesine kadar; yörenin diğer büyük tanrısı Şanta’dır. Anadolu’nun doğa tanrısı Kibele ve Attis ise her dönemde önemini korumuştur. Kibele, ahlakça ve vücutça temiz olmak amacını güden, adalet, erdemli kadın heykel tipleriyle tanımlamak suretiyle sembolleştirilmişlerdir.
Kibele M.Ö. 204 yılında Roma’ya da taşınmıştı.

KİBELE KÜLTÜ 

Fotoğraf: Mehmet Toker

Fotoğraf: Mehmet Toker

Bir Anadolu tanrısı olarak bilinen Kibele önceleri Frigya’da ortaya çıkmıştır. M.Ö. 5. yüzyılda Kibele tapınımı Yunanistan’da da benimsenir. “Mater Theon Idaia -Tanrıların Anası İda” adıyla anılır. Yani bugün Kaz Dağı olarak adlandırılan İda Dağı’nın kutsallaştırılmış halidir. Çünkü Kibele, aynı zamanda dağların ve kayalıkların tanrıçasıdır. Eski Yunanlılar Kibele’yi bu yönüyle severler. Kibele’nin siyah bir meteor taşı şeklindeki ilk tapınım kültü (benzer bir örneği, Frigya eserleri arasında Gordion/Polatlı müzesinde sergilenmektedir). Fotoğraf: Mehmet Toker
M.Ö. 204 yılında Pessinus’taki tapınağından alınıp Roma’ya taşınır. Çünkü Romalıların Kartacalılarla savaşlarında zafer kazanmaları için kâhinler, Mater Magna yani Büyük Ana’nın Roma’ya getirilmesinin şart olduğunu söylemişlerdir. Kibele, Roma’nın yedi tepesinden biri olan Palatinus tepesindeki Zafer Tapınağı’na taşınır ve artık bir meteor taşı görünümüyle Latin tanrılarının arasında yerini alır. Üstelik Romalılar onun şanına Roma’ya getirildiği tarih olan 12 Nisan’ı bayram ilan ederler.
Asur egemenliği sona erince, kıyılara önce İyonyalılar (M.Ö.700) yerleşir Daha sonraları Helenlerin gelmesi ile (M.Ö. 500) tanrı Şanta “Zeus”a Kybele ise “Selene”ye dönüşerek inançta yerlerini korudular. (Ancak bu kutsal adları dilimizde bugün de çocuklarımıza vererek yaşatıyoruz. Örnek: Sibel, Ayla, Yıldız gibi.)
Kanlıdivane 040Helenistik kulenin üzerindeki kitabede gördüğümüz Tarkuyaris adı, Kilikya’nın yerel tanrılarından Tarku’nun Helenleştirilmiş halidir. Bunlara ayrıca, Tyche, Herakles ve Afrodit kültleri eklenmiştir. Selefkoslar’da ve Roma dönemlerinde de aynı kültler yaşatılmıştır. Roma döneminde yükselen başka bir inanç ise; Orpheus tapımıdır. Bu nedenle o dönemde yaptırılmış olan anıt mezarların ve kaya mezarlarının bulunduğu nekropol alanları yaygın olarak görülmektedir. Mezar yazıtlarından öğrendiğimize göre, Zeus, Helios, Selene, Hermes, Athena, ve Tykhe bölgenin önemli tanrılarıdır. Büyük İskender’den sonra Demeter kültü ile birleşen Elausis tapımı da yaygınlaşmıştır. Ptolemaioslar döneminde yeraltı bereket tanrısı Pluton, Mısır tanrısı İsis ile birleşip, Serapis kültünü yüceltmişti. Yöre kültüründe önemli görülen bir tanrı da Dionysos olmalı.
Kanlıdivane’nin güneybatısındaki kaya mezarlarının üzerinde parlayan bir Helios ya da Venüs yıldızı ve Tanrıça Selene’nin sembolü zarif bir hilâl (belki de bir tarih saptaması olarak), zamana karşı durabilen nadir sembollerdendir. Lâhitler, anıt mezarlar ve kaya mezarlarının çokluğu, Kanlıdivane antik kentinin prens ve rahiplerin çok bulunduğu, önemli bir inanç merkezi olduğunu göstermektedir. II. Teodosius’tan itibaren eski tapınaklar yeniden onarılarak Bazilikalara dönüştürülmüş, kent yeniden yapılandırılmış ve önemli bir Hıristiyanlık din merkezi olmuştur. Bizans devrinde de kentin Neapolis adıyla yaşamını sürdürdüğünü Semavi Eyice’den öğreniyoruz.

Kanlıdivane'de dilek ağaçları da var. İnsan, inancındaki kutsallık ve gelecek hayalini dilek ağaçlarına bağladığı çaputlarda sürdürüyor. Fotoğraf: Bülent Akbaş

Kanlıdivane’de dilek ağaçları da var. İnsan, inancındaki kutsallık ve gelecek hayalini dilek ağaçlarına bağladığı çaputlarda sürdürüyor. Fotoğraf: Bülent Akbaş

“Kilikya’da Neapolis adında bir kent bilinmez ise de imparator VI. Leon (886 – 911) devrine ait Piskoposluk listesinde, Seleukia Başpiskoposluğu’na bağlı 509. sırada bir Neapolis adı görülmektedir. Ancak şehrin Bizans çağındaki tarihi hakkında bir şey bilinmez. Fakat etrafında bir sur bulunmadığına göre Bizans çağında halkı bir tehlikeden korku duymamış olmalıdır. Güney Anadolu şehirlerinin çoğunun boşalmasına yol açan VII-IX. Yüzyıllardaki Arap akınlarının buraya tesir etmediği sanılabilir. Belki şehir daha önce boşalmış olduğundan Arap akınları ile karşı karşıya gelmemiş olabileceği bir ihtimal olarak akla gelir. “(13)
Bugün Kanlıdivane antik kentinde Türkmen aşiretlerinin göçerleri de eski dinlerin nekropollerinde onlarla yan yana yatmakta sakınca görmemişler. Kanlıdivane 042

OBRUKTAN GÖKYÜZÜNE YÜKSELEN UYGARLIK
Mimarlık

Helenistik dönemde Yunan mimarlığı Ege ve Akdeniz ülkeleri dışına çıkmakta, büyük monarşilerin kapladığı geniş bir alana yayılmaktadır. Genel karakteri bakımından bu mimarlık, Klasik Yunan mimarlığını sürdürmekte olup Dor, İyon ve Korent mimari stilleri varlıklarını korumaktadır. Kanlıdivane antik kentinde izlediğimiz pek çok yapı, geçmiş uygarlıklardan mimarlık kesitlerini yansıtır. Bilinen 23 yüzyıllık geçmişine karşın, dirençle ayakta kalmış görkemli, eşsiz mimarlık mirası, ilgi ve sevgimizi beklemektedir.

Akdeniz uygarlıklarına büyük zarar veren M.S. 526 yılındaki şiddetli Kilikya depremi Kanlıdivane’de de etkisini göstermiş olmalı ki, bu tarihten sonra tekrar yapılanan kentin adının, yeniden kuruluşuna uygun olarak, “Yenişehir” anlamında Neapolis olduğunu görüyoruz…

Obruk ve çevresindeki sanat yapıları

Obruk ve çevresindeki sanat yapıları

Kanlıdivane 045

Çevresindeki pek çok sivil mimarlık eserlerinin içinde bulunan evler, sarnıçlar, anıt mezarların yanı sıra adeta yan yana sıralanan bazilikalarıyla da kentin, Hıristiyanlığın gelişmesine de destek verdiğine tanık oluyoruz.
Ören yerinde görülen yapılarda; polygonal, rektogonal teknikle hazırlanmış kesme taşlar, titizlikle ve harçsız işlenmiş duvarlar görürüz. Daha küçük ölçülerde sıralı ve harçlı örülmüş duvar ve yapı tipleri ise, farklı dönemlerin işçiliklerini yansıtarak ancak ”devşirme” üsluplarla bugüne ulaşmışlardır.

Taş duvar örgü biçimleri
Polygonal duvar

Polygonal taşlar, çeşitli düzensiz taşlardır. Değişik boyutlarda ve şekillerde olan bu taşların polygonal biçimde (çokgen / nariçi gibi) örülmesiyle oluşan duvarlara polygonal duvar denilir. Bu tür taşları birbirine düzgün oturtmak hassas bir işçilik ve emek gerektirmektedir. Bu tarz duvarlar daha çok kule, teras ve sur yapılarında görülür. Antik dönemden sonra kullanılmamıştır.

Kyklop duvar

Yukarıda anılan tarzda, düzgün olmayan büyük boyutlu polygonal taşlarla, harçsız olarak örülmüş duvarlara ise kyklop duvar denir.Kanlıdivane 048

Bosajlı duvar

Ön yüzlerine dışa doğru oval bir şekil verilmiş taşlarla örülen duvarlardır. Dışa bakan yüzleri hafif dış bükey olarak bırakılmış taş bloklarla kaba ya da düz olarak işlenmiş duvar örgü biçimidir.

İsodom duvar / Pseudo-isodom duvar

Düzenli yapıya sahip duvarlar isodom duvar olarak adlandırılır. Eş yükseklikte taş blok sıralarından oluşan, harçsız (Helenistik) bir duvar örgüsüdür. Farklı yüksekliklerde olan, ince ve kalın taş dizeleri ile örülen duvarlara ise pseudo-isodom denir. Derz uyumu (duvarlarda iki öğenin arasındaki dıştan çizgi biçiminde gözüken birleşme yeri) olmayabilir ya da birleşme derzleri bir ara ile birbirlerini dikey olarak izleyebilir.

Bizans taş duvar

Bizans döneminde inşa edilen yapılarda eklektik (karma) bir taş işçiliği görülür. Geçmiş dönemin yapılarından kalan bazı temel ve sağlam isodom duvarlar korunurken, özellikle bazilika gibi dini yapılarda küçük ölçekli parke tipi taşlar yumuşak harçlarla örülmüştür.

Obruk içi

“…Obruğun dibine inmeye uygun rampa bu gün kulenin dibinde bulunmaktadır. Ayrıca obruğun dibinden kuzey kenara tırmanan ana kayaya yontulmuş iki merdivenin varlığı görülmektedir. Merdivenlerden (birisi) batıdaki bir mağaraya kadar çıkmakta ve orada bitmekte, ötekisi ise kısmen açıktan, kısmen tünel içinde IV. No.lu bazilikaya doğru uzanmaktadır. “

(RAHİP) Hermias Armaronzas karısı ve çocuklarıyla.

(RAHİP) Hermias Armaronzas karısı ve çocuklarıyla.

Obruğun içinde yukarıdan düşmüş olabilecek mimarlık parçaları görülür. Ayrıca obruğun içinde iki ayrı yerde ölü kültü ile ilgili kabartmaların olması bu büyük çukurda da ölü defnedildiğini gösterir. Obruk içindeki kabartmalardan, güney taraftaki dik kayalarda bulunan iki kabartma Erken Roma dönemine aittir. (M.Ö. II. yy’dan I. yy’a geçiş)

Kule eteği yönündeki çöküntü halindeki kanyon kaya duvarında; erken Roma dönemine ait rölyefte “ Hermias Armaronzas babası, onun karısı ve çocukları için yaptırdı.” İfadesi okunmaktadır. 4×2 metre boyutlarındaki bir niş içinde yer alan kabartma, kaba bir işçiliğe sahiptir. Aile altı kişiden oluşmaktadır: baba ve anne ayakta duran dört çocuğunun yanında oturmaktadır.
Bunların biri erkek, üçü kız çocuğudur. Bir kanepede oturan Rahip baba ve karısı ile kanepe yanında ayakta duran çocuklarının betimlendiği tablonun üst tarafında beş satırlık bir yazıt vardır:
‘Aile fotoğrafı’ niteliğindeki bu kabartmaya bir de not eklenmiş:
“Bu esere zarar veren olursa ceza olarak Zeus’a 1000 drahmi ödeyecektir…”

Çizim : Ertan Aykın

Çizim : Ertan Aykın

”Kuzey taraftaki bir diğer kabartmada ise kılıçlı, zırhlı, savaş giysili bir asker görülür. Yazıtı şöyle okunuyor: “Amis, oğlu Trogouon…(için yaptırdı)
Bu notlar günümüzde heykellere zarar verenlere 2000 yıl öteden verilen bir mesaj gibi adeta.

Evler

Antik kentin girişinden itibaren ören alanına dağılmış evlerden birçoğu çeşitli dönemlerin yapı malzemesi olan kesme taşlarla inşa edilmiştir. Görülen bu kesme taş evler büyük olasılıkla saygın ve varlıklı kişilerin ikametgâhlarıdır.

Fotoğraf : Bülent Akbaş

Fotoğraf : Bülent Akbaş

Helenistik Kule

Bir kayada durur adı.
Ve triskeles de durur şimdi
Kanlıdivane’deki duvarın cephesinde.
Süzülürken ay,
Tanrılar bile uyanmaz. Berdan Karagöz
Obruğun güneybatı tarafında, yolun sonunda, kule benzeri, iri polygonal taşlarla örülmüş yapı dikkati çeker. Kulenin güney duvarı yıkılmıştır. Batı duvarında bir amblem ve Zeus’un adının geçtiği bir yazı vardır. Helenistik devre tarihlenen Zeus Olbios Kulesi Kanlıdivane’nin en eski yapısıdır.

Polygonal (nar içi gibi, çokgen kenarlı) teknikle, sıvasız ve harçsız yapılmış olan, dikdörtgen bir plan üzerine oturtulmuş taş kulenin, köşe taşları düz yontulmuştur. Güneydoğu tarafı hasarlı olan kulenin diğer kısımları iyi korunmuştur. Uzun kenarı 15 metre, kısa kenarı 9.2 metre genişlikte olup yüksekliği 17 metredir. Dört bölümlü ve üç katlı olan kulenin güneye bakan kemerli bir girişi vardır.

Fotoğraf : Bülent Akbaş

Fotoğraf : Bülent Akbaş

Dikdörtgen planlı yapının kapısının iç bölmelerinden en dar bölümünde olasılıkla üst katlara çıkmaya uygun merdiven vardı. Şimdi zemin katında birbirlerinden farklı ölçülerde üç bölümü görülmektedir. Yıkılmış olan en az iki katı daha olmalıdır. İç duvarlardaki ahşap kiriş oyuklarından bu algı rahatça söylenebilir. Tabanda görülen üç bölüm yukarıda da devam ediyor ve katlar az sayıdaki mazgal pencerelerden ışık alıyordu.

Anadolu’ nun eski tanrılarından “Tarku” nun adının bu dönemde “Teukros” biçiminde Helenleştirildiğini biliyoruz. Helenistik dönem taş işçiliği görülen bu kulenin güneybatı köşesinde, dokuzuncu ve onuncu taşların bosajı düzeltilerek üzerlerine nakşedilen yazıttan öğrendiğimize göre; bu kule ( M.Ö. 200 yıllarında) Olbalı rahip – krallardan, Tarkyoris oğlu Prens Teukros tarafından Tanrı Zeus Olbios adına yaptırılmıştır.
Her ne kadar bugüne değin üzerindeki yazıttan dolayı bu yapı Helenistik devre tarihlenmekte ise de, yapının sonradan yapılmış orta kısmında üst üste bindirilmiş iki kemerin varlığı anlaşılıyor. Bosajlı polygonal teknikle inşa edilmiş Yunanistan’daki yapıları inceleyen R.L. Scranton: “…bu tekniğin yalnız M.Ö. V-VI. yüzyıllarda varlığını” kabul etmektedir. Böylece kulenin tarihinin iki yüzyıl daha geriye gitmesi olasıdır.

Helenistik Kule Planı. Çizim: Semavi Eyice -(Verzone'den)

Helenistik Kule Planı. Çizim: Semavi Eyice -(Verzone’den)

Bir ara (M.Ö.36–57) Kommagane Krallığına bağlanan bölgenin Selefkoslar denetiminde ve onların izniyle Teukros sülalesi (hanedanı) tarafından yönetildiği anlaşılıyor. Kanlıdivane’deki bu kule, kitabeler ve duvar teknikleri yardımıyla M.Ö. II. yüzyıla (ve hatta R.I. Scranton’un görüşüne göre M.Ö. V.VI. yüzyıla) tarihlenmekte ise de daha önceki dönemlerde de kullanıldığı ve bir bilicilik merkezi olduğu görüşü yaygındır.
Kitabenin üstündeki yapı taşında triskeles amblemi (üç bacaklı çarkıfelek) görülür. Helenistik Kule, Roma dönemindeki eklemelerle erken Bizans çağına kadar kullanılmıştır. Bosajlı taşların düzeltilerek yazıtın meydana getirilmesi kulenin daha eski dönemlere ait olabileceğini düşündürmektedir. Kule ve çevresinin kutsallığı her dönemde etkisini sürdürmüştür. Kulenin obruğa teğet şekilde inşa edilmesi, obruk ile kulenin organik ilişkisini de güçlendirmektedir. Bu komplekste “Yeraltı tanrılarına” adaklar sunulduğu anlaşılmaktadır.

Fotoğraf: Gertrude Bell 1905

Fotoğraf: Gertrude Bell 1905

Yapı taşlarının büyüklüğü, yontusu ve duvar örgüsü ile bu kulenin sadece, Dağlık Kilikya bölgesinde, Erdemli’nin 20 km. kuzeyinde yer alan ‘Yel Kalesi’ndeki kule ile benzerlikler gösterdiğini söyleyebiliriz. Helenistik dönemde Kilikya’da yaygın olarak kullanılan kule ve kaleler o dönemde savunmaya verilen önemi de göstermektedir. Helenistik Kule kıyıdan Olba’ya kadar uzanan yol üzerindeki haberleşme amacı ile inşa edilen 10 kulelik dizinin birincisi konumunda görünüyor. Hellenistik devre ait ilk kule de haberleşme amacıyla kullanılmış olmalı. Helenistik Kulenin böylelikle çeşitli amaçlar için hizmet verdiği anlaşılıyor.

Sivil-Dinsel amaçlı
1/ Gökyüzü incelemeleri, 2/ Bilicilik merkezi, 3/ Tanrılara adaklar sunulması,
Askeri amaçlı
1/ Savunma amaçlı bir karakol. 2/ Haberleşme merkezi.

Kanlıdivane 056Obruğun batı yönündeki duvar:

Semavi Eyice Obruğun batı yönünün bir duvarla korunduğunu belirtir. “Çukurun bu taraftan niçin gözlerden gizlendiğini de bilmeye imkân yoktur” der. s.438
Bu duvarın antik çağda obruk kenarındaki dinsel etkinliklerde sesin yansıtılmasını sağlamak amacıyla bir akustik görev üstlenmiş olabileceği akla uygun geliyor.

PhaenomenaKanlıdivane 057
ARATOS
(M.Ö. 315 – Soli veya Silifke – 245 – Makedonya)
Antik çağ felsefecisi Solili Aratos ünlü bir gökyüzü araştırmacısıdır. Soli paralarının üzerine resmi basılan Aratos’un kent içinde adına yapılmış bir anıtmezarı vardı. Phaenomena adlı manzum eserinde, gökyüzü cisimleri hakkında ayrıntılı bilgileri betimlemiştir. M.Ö. 277’ lerde yazılmış olan Phaenomena, antik dönemin Yunan ve Roma dünyasının en tanınmış, en önemli “Atlas”ı idi. Şiir Romalılar arasında büyük bir ilgi görmüştür. Cicero, Caesar, Germanicus ve Avienus tarafından Latince’ye çevrilip okullarda ders kitabı olarak okutulmuştur.Kanlıdivane 058
Eserin Tanrı Zeus’a seslenen açış duasından bir dize, (Resullerin İşleri 7-28) Aziz Paulus tarafından alıntılanarak İncil’e aktarılmıştır. İncil’de ilahi olarak kullanıldığından ün kazanmıştır.
Antik çağın gökyüzü gözlemcileri, aralarında anlaşmışcasına, günümüzde adları antikçağ mitolojisinden miras kalan takımyıldızların, gökyüzünün, 88 bölgeye ayrıldığını kabul etmişlerdir. En parlak yıldızları daha kolay işaretlemek için bunları gökyüzüne çizdikleri şekillere göre bir araya getirmeye çalışan gözlemciler, böylece mitolojik kahramanlar, hayvanlar veya nesnelerle özdeşleştirilmiş takımyıldızlarını isimlendirmişlerdir. Takımyıldızlarına mitolojiden alınmış adlar verme düşüncesinin, Aratos’tan çıktığı kabul edilir. Bu nedenle Phanenomena Astrolojinin de İncil’i sayılır.
M.Ö. III. yüzyılda Makedonya kralı II. Antigonos Gonatas’ın sarayında hekim ve ozan olarak hizmet veren Aratos, Selefkosların (I. Antiokhos Soter) sarayında da çalışmış ve himaye görmüştür. Antik dönemde düşünceleriyle adeta bir doğu-batı sentezi yaratan Aratos, büyük bir olasılıkla Helenistik Kule’yi de gökyüzü araştırmaları için işlik olarak kullanmış olmalıdır.
Phaenomena’ dan bir alıntı:
BİLİNMEYEN TANRI’YAKanlıdivane 059
“İşte bilmeden saygı gösterdiğiniz bu Tanrıyı sizlere bildiriyorum. Dünyayı ve onda bulunan her şeyi yaratan Tanrı, göğün ve yerin Rabbi olduğundan, elle yapılan tapınaklarda yaşamaz. Sanki bir şeye gereksinmesi varmış gibi O’na insan elleriyle hizmet de sunulamaz. Herkese yaşam, soluk ve daha başka her şeyi veren O’dur. Her ulusa bağlı insanları tek atadan yaratmış ve yeryüzünün her yanında yaşamalarını sağlamıştır. Onlara ilişkin saptanmış tarih dönemlerini ve yaşam sınırlarını O çizmiştir; böylece Tanrı’yı arasınlar, araştırarak O’nu bulsunlar diye. O hiçbirimizden uzak değil.”
Kıyılarımızda doğup antik çağda ünlenen Solili Aratos’un şiirleri, yine bizim insanımız olan Tarsuslu Aziz Pavlus’un ilâhisi olup, henüz Müslümanlık doğmadan, Kanlıdivane’nin çevresindeki bazilikalardan Tanrıya sesleniyordu. Bu heyecan verici değil mi sizce?
Kanlıdivane 062Güçlü bir simge:
TRİSKELES
Mersin-Silifke yöresi, Olba Terrotoryumu’nun amblemi “Triskeles” yani üç kollu çarkıfelek işareti, dini bölge başkenti konumundaki Olba’nın simgesi olup, Olba, Lalasa ve Kenatis şehirlerinin oluşturduğu birliği, olasılıkla eyaleti, betimlemektedir. (“Olba Terratoriumu” tanımlaması, Mersin Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi Bölümü Başkanı Prof. Dr. Serra Durugönül tarafından yapılmıştır.)
Triskeles için Semavi Eyice: “Olba’nın alameti olan bir triskelis (üç yapraklı çarkı felek) motifi vardır” diyor.
Tarih Öncesi Ege isimli kitabında, araştırmacı George Thomson, “…Büyük Attika klanları, kalkanlarının üstüne ata belirtkenliklerini (amblemlerini) işlerlerdi. Örneğin Alkmaionid’ler triskeles’i…” diyerek bizlere önemli bir ipucu verirken: “…triskeles, kökeni belirsiz bir simge olan gamalı haçtır.” şeklindeki açıklaması ise biraz “kolaycılık” olarak görülüyor.

Mersin-Silifke yöresi Olba terrotoryumunun amblemi.

Mersin-Silifke yöresi Olba terrotoryumunun amblemi.

Kilikya’da otonom yönetilen ve para basma yetkisi olan Olba eyaleti ilk dönem sikkelerinde sıkça görülen triskeles’in o eski dünyanın önemli amblemlerinden biri olduğu da kuşkusuzdur. Helenistik Kule’nin batı duvarının sağ köşesindeki kitabe üstüne, 11. taşın üzerine nakşedilmiştir. Bu yakın ilişki, Olba – Kanlıdivane birlikteliğini güçlendirmektedir.

Sadeleştirilmiş, simgeleştirilmiş bir nebula şeklindeki bu işaretin, numizmatik uzmanları tarafından “Horoskopları güçlü” (gökyüzü araştırmaları yapan) Teuser Hanedanı’nın (Teukritler) simgesi olduğu görüşü ileri sürülmektedir. O halde Helenistik Kule’de gördüğümüz bu amblem, mitolojideki biliciler soyunun ünlü kâhini Alkmaion ile de ilişkili olmalıdır. Bilicilik merkezi olan obruk ve çevre yerleşimindeki bu kule büyük olasılıkla (astrogalomancy yoluyla) astronomi ve astrololojik çalışmalar yapılan bir gözlemevi idi.

Kanlıdivane’nin kurucusu Aias’ın dedesi Kıbrıs kralı Kinyras da müzisyen ve bilici (kâhin) olarak bilinmektedir. Kinyras’ın babası Sandakos’un yine Kilikyalı olduğu kabul edilir. Bütün bunlara karşın yabancı kaynaklar, Kıbrıs-Kilikya ilişkilerini Yunanlılar lehine gösterirler. Halikarnas Balıkçısı Cevat Şakir’in “6. Kıta Akdeniz” kitabının 67. sayfasında Euripides’ten naklettiği üzere triskeles, Kibele rahiplerinin de simgesiydi. Bu da “Ey Kuretlerin ini, Girit’in kutsal yoklayıcıları, Zeus’un doğumunu görmüş olanlar ki, mağaranızda ‘üç ayçalı Korybantlar’…” cümlesinde ifadesini bulmaktadır.

Mersin Üniversitesi
Arkeoloji ve Sanat Tarihi Bölümü Başkanı
Prof. Dr. Serra Durugönül’ün Triskeles yorumu:
…Tekerlek veya disk olarak yorumlanabilecek olan bu sembol M.Ö. 5. ve 4. yüzyıllara ait Likya sikkelerinde görülür. Merkezi bir halka veya daireden oluşur ve buradan sağa veya sola yönelen çizgiler kıvrılarak çıkarlar: Yuvarlanan veya tekerlek benzeri güneş ile bağdaştırılır. Güneşin gökyüzünden görünüş şekli olarak eskilerin astronomi bilgisinde yansımıştır. Bu da Büyük İskender’den sonra Likya sikkelerinde Triskeles gibi (onun yerine) başından ışınların çıktığı Helios’un betimlenmesiyle ispatlanabilir. Apollon (Işık Tanrısı) ile de bağdaştırılır. Girit’te, belki de doğu etkisi ile canlandırılmış olan Işık Tanrısının, sonradan Yunan çok tanrılı dininde Apollo ile özdeşleştirilerek ortaya çıkışından sonra bu şekilde sembolize eder. Batıdan doğuya Küçük Asya üzerinden yayılmış olan güneş sisteminin tanrısı Sandes’in sembolü olarak da kullanılmıştır.” (Sayın Durugönül’ün bana ilettiği elyazısı notlardan 1993/S.V.)

Yüzyılın definesi’nden bir grup Lykia sikkesi.
Coinage and Administration in the Atheian and Persian Empires
(Ed. I. Carradice), BAR 343, London 1987, Plate VII, 15-17, 19-20.

Şahin Özkan’dan Triskeles yorumu:
Çok kenarlı taşlardan (poligonal) yapılmış olan dörtgen planlı Kule Helenistik çağda yapılmış, erken Bizans’a kadar kullanılmıştır. Kitabenin olduğu yerdeki bu üçlü ayça, Zeus (Rhea/Kybele) ile özleştirilebilir. Hattâ Korybant ve Daktyller’le de ilgilidir. “(Sayın Özkan’ın bilgi notları / S.V.)

Halikarnas Balıkçısı
Euripides’in peri kızları
“Ey Kuretlerin ini, Girit’in kutsal yoklayıcıları, Zeus’un doğumunu görmüş olanlar ki, mağaranızda Üç ayçalı Korybantlar ((Sibel (Kibele) Rahipleri)) Kallimachus, Zeus ilahisinde şöyle der: “Durmadan çevrede dansedip silahlarını (kalkanlarını) çarpıştırarak savaş oyunlarını yaptı. Kuretler öyle ki; Kronos (Zeus’un babası) ağlayan çocuğunun değil, çarpışan kalkanların sesini duysun”.

Kybele Zeus’u dünyaya getirirken doğum sancısı ve acılarını hafifletmek için iki elinin avuçlarını toprağa bastırmış ve orada sağ elinin parmak izlerini bırakmış, bunlardan da beş daktil (beş parmak), yani beş kutsal kişi meydana gelmiştir. Pausanias’a göre, Daktillere Kronos Dağı’nın bulunduğu Elis’te tapınılmıştır. Kâhinler Kronos’a çocuklarının tahtı ele geçireceğini haber verince Rhea, Zeus’u gizlice Dikte Mağarası’nda (Girit) doğurur.

Kuretlerin savaş dansları, Amazonların tahta Efes Artemis’in çevresinde dönerek yaptıkları dinsel danslarla bağdaştırılmaktadır. Ana tanrıça altarları çevresinde dinsel danslar yapan Amazonların mızraklarını kalkanlarına vurdukları gibi (Efes’te savaş donanımlı kadın rahipler vardı), Amazonlar ok, yay, çift yüzlü balta (labyris), mızrak kullanmakta, Ayça şekilli kalkan taşımaktaydılar. Burada, Korybantların üç ayçalı olduğunu söyleyen Euripides’in doğum yerinin Salamis Adası olduğunu ve Teukros ve oğlu Aias’ın da Salamis Adası’ndan geldiklerini hatırlamalıyız.

Halikarnas Balıkçısı’nın “6. Kıta Akdeniz” kitabında belirttiği gibi Euripides, Korybant’lar ve Kuretleri, “Bakkhalar” tragedyasında şöyle tanımlamaktadır:

“Ey karanlık diyarı kartalların,
Girit’te Zeus’un doğduğu kutsal mağarada,
orada icat ettiler benim için
üç sorguçlu miğfer giyen Korybantlar
çembere gerilen deriyi.

Orada karıştı coşkun davul sesleri
Phrighia kavallarının tatlı nefeslerine.

Korybant’lar davulu Rhea anamıza verdiler
Bakkha’ların çığlıkları arasında
gümbürdesin diye.”

Bilge Umar’dan Triskeles yorumu:
“Kanytelis; Kule benzeri Helenistik yapının sağ köşesinde, ön yüzde, alttan başlayarak 10. taşta Triskeles, üç bacak simgesi Batı duvarında, bakana göre sağ yanda, bir triskeles işlenmiştir. Triskeles (gamalı haça benzer biçimde birleştirilerek gösterilmiş üç bacak; ya da, bunun stilize edilmiş olan, bir küçük daireden dışarıya çıkmış, aynı yöne kıvrık, birbirinden eşit uzaklıkta üç çengel. İkinci türünün görünüşü çark-ı felek ya da fırdöndü denen, rüzgârın esmesiyle fır dönen oyuncağa benzer, Uzuncaburç merkez olmak üzere bu yörede egemenlik süren Teukros Oğulları adlı rahip kralcıklar ‘kam’ soyunun simgesidir. Aynı zamanda, soyut olarak güç ve egemenlik simgesidir. Pisidia’daki Adada kentinin kalıntıları arasında da triskeles kabartmalı bir taş vardır.”Kanlıdivane 065
Torosların yamaçlarında dağılmış Olba Krallığı içinde yer alan bazı kentlerde antik çağda Astronomi – ya da Halikarnas Balıkçısı Cevat Şakir’in tanımıyla Astrogalomancy çalışmaları yapılıyordu. Olba Krallığı’nı temsil eden Triskeles’in Kilikya simgeleri arasında özgün bir yeri vardı. Olba sikkeleri üzerinde ve Kanlıdivane ile Uzuncaburç kuleleri üzerinde yer alan triskeles amblemi, uzmanların görüşüne göre bir gökyüzü cismi işaretidir. Dönüş halinde bir nebula sarmalını betimleyen Triskeles ile biliciler soyundan olan Alkmaionid’lerin kalkanları üzerinde görülen “ata belirtkeni” triskeles aynı simge midir?Kanlıdivane 066
Kanytelleis antik kentindeki en eski yapı olarak bilinen Helenistik kulenin düşman ve çevre gözlemlenmesi görevini görmesinin yanında gökyüzü araştırmaları için de kullanılabileceğini düşünmek yanlış olmasa gerek.

KİTABIN DEVAMI OLAN 3. BÖLÜM  için burayı tıklayınız. 

KİTABIN BAŞ TARAFINA (1. BÖLÜM) DÖNMEK  İÇİN için burayı tıklayınız. 

Ziya Aykın

Ziya Aykın

Biyografik Bilgi

scroll to top