KELENDERİS 2002 KAZILARI – MEHMET  TEKOCAK

kelenderis.jpg

Mersin ili Aydıncık ilçesi Kelenderis antik kentinde (Resim 1) Prof.Dr. Levent Zoroğlu başkanlığında yürütülen arkeolojik kazıların 2002 yılı sezonu çalışmaları 22 Temmuz — 22 Eylül tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Bu yıl ki kazı çalışmalarımıza üç ayrı alanda devam edilmiştir. Birinci çalışma alanımızı; kentin akropolünü oluşturan yarımadanın limana bakan kuzey terasında ilk kez 2000 yılında başlanılan, 2001 yılında da genişletilmiş olan akropol sondajı, ikincisini limanın batısında yer alan Agora, üçüncüsünü ise limanın batısında yer alan theatron oluşturmaktadır…
1. AKROPOL (YUKARI KENT) SONDAJI
Bilindiği gibi. 1987 yılında başlatılan Kelenderis kazılarında önceliği kentin yıllarca soyulmuş ve tahrip edilmiş mezarlıklarına verilmiş, ardından da bu mezarlıkları kullanmış olan antik Kelenderis halkının yerleşim alanında, aşağı şehirde yine bir sondaj açarak (Resim 2-3). hem kentin MÖ. 8. yüzyıl sonlarından MS. 6. yüzyıla kadar geçirdiği evreleri gösteren stratigrafi elde edilmiş, hem de Anadolu’da eşi bulunmayan ve üzerinde bir kent manzarasının betimlendiği zemin mozaiki (Resim 2, 4) ortaya çıkarılmıştır-Bu çalışmalardan elde edilen veriler de Prof Dr. Levent Zoroğlu tarafından “Kelenderis IV: Aşağı Şehir Sondajı” başlığı altında yayına hazırlanmaktadır. İşte Kelenderis ile ilgili yürüttüğümüz bu çalışmaların ardından, yerleşim özellikleri henüz bizim için belirsiz olan yukarı kentin, yani akropolün (Resim 5) araştırılması elzem duruma geldiği için, yukarıda da belirtmiş olduğumuz gibi, buradaki kazılara ilk kez 2000 yılında KL-114 plan karesinde 5×5 m.lik küçük bir sondajla başlanılmış, 2001 yılında ise sondaj genişletilerek 10×14 m, ölçülerine ulaşmış olup KLKK 114 anaplankarelerinin içinde yer almıştır.
2002 yılı akropol çalışmalarımızı kuzey terasta KL-114 ana plankaresi içinde yer alan W alt plankaresınin (Plân 1) bir bölümünde, yani surlara en yakın en alt terasta, 8x7x6x3 m.lik alanda sürdürdük (Plân 2). Burası denizden ortalama +5.64 m yüksektedir ve kazıya başlanıldığında, bu alanda, terasın batı kesitine yakın yerde kuzeybatı-güneydoğu yönlü bir duvar (2 Numaralı Duvar) ile, kuzey kesite yakın yerde ilk kez 2001 yılında +5.83 m. kotunda ortaya çıkartılan ve doğu batı yönünde uzanan olası bir duvara (1 Numaralı Duvar) ait taş sırası ile doğu kesite yakın yerde, yüksekliği 1.20 m, genişliği 0.75 m. , kalınlığı ise, 0.28 m. ölçülerinde olan, tek parça yassı bir taş bloğu bulunmaktaydı (Resim 8 ; Plân 2).
Akropolde bugüne kadar yapmış olduğumuz çalışmalarda oldukça yoğun bir mimari kalıntı ortaya çıkartılmıştı. Halbuki, W alt plankaresınde bu yıl çalışacağımız alanda, yukarıda tanımladığımız 2 duvar dışında, toprak yüzeyinde herhangi bir mimari kalıntının bulunmaması sebebiyle, burada oldukça titiz çalışılarak akropolün dolgu malzemesinin, yoğunluğu ve katmanları hakkında daha iyi bir fikir elde etmeyi hedefledik. Zira, kazı alanının bu bölümü, şimdi yıkılmış olan sur duvarları yüzünden, akropolün çekirdeğini oluşturan kaya kütlesine kadar, en iyi dolgu malzemesini oluşturmaktadır.
Başlangıçta, söz konusu kazı alanı, geçen yıl olduğu gibi, yoğun şekilde kömür tozu ile karışık bir toprak tabakası ile kaplıydı. Çalışmalarımıza yüzeyde görülen bu toprak tabakasının temizlenmesi ile başladık. Yapılan derinleşme çalışmalarımız sırasında daha önce de belirtmiş olduğumuz gibi 2001 yılında +5.83 m. kotunda doğu batı yönlü küçük bir taş sırası şeklinde ortaya çıkartılan 1 nolu duvar kalıntısının 8.68 m. uzunluğunda, 0.68 m. genişliğinde olduğu tespit edilmiştir (Resim 9, Plân 3). Üç sıra halindeki duvarda düzgün olmayan, kiminin köşeleri yuvarlak, farklı büyüklüklerde moloz ve kayrak taşların yanı sıra birkaç devşirme mermer sütun gövde parçası kullanılmıştır. Toprak/çamur harcıyla örülen duvarın derzlerine küçük ve yassı moloz taşlar doldurulmuştur. Duvarın batı ucundan doğuya doğru uzantısının 4.25 m. sinde herhangi bir eşik taşı olmamasına karşın 1.20 m lik bir açıklık bulunmaktadır (Resim 9 ; Plân 3). Duvarın bundan sonraki bölümü deniz yönünde bir kavis yapar. Bu duvarın buradaki en geç mimari olduğunu söylemeliyiz. Yukarıda tanıttığımız duvarın açmanın batısında yer alan ve 2001 yılında açılan güneydoğu kuzeybatı yönlü duvarla (Resim, Plan) bağlantısının olmadığı görülmüş olup, altından başka bir duvarın (4 numaralı duvarın) daha ortaya çıkmasıyla, söz konusu bu duvar kaldırılarak bu alanda +4.93 m. kotuna inilmiştir. Akropolün limana bakan kısmının en uç bölümünde kalan bu duvarın geride bir yapıya alt olup olmadığı ya da sur duvarını (ortaçağ) yükseltmek amacıyla yapılıp yapılmadığı konusunu açıklığa kavuşturmak mümkün olmadı.
2001 yılında terasın batı kesitine yakın yerde kuzeybatı güneydoğu yönlü 2.66 m. uzunluğunda 0.57 m. genişliğinde bir duvar ortaya çıkarılmıştı (Resim 8 ; Plân 2). Bu duvar 2 numaralı duvar olarak adlandırıldı. Kireç harcı ve moloz taşlarla örülen duvarın hemen önündeki alanın +5.41 m. kotunda kireç ve küçük moloz taş kaplı olduğu görüldü. Burada yürütülen çalışmalarımızda +5.37 m. kotunda meydana gelen bir göçme (Resm 10) sonrasında 2 nolu duvarın hemen altında (0.61 m. aşağısında), doğuya doğru 0.48 m. çıkıntısı olan ve bu duvara paralel uzanan bir duvar kalıntısı ortaya çıkarılmış (Resim 9 , Plân 3) ve 3 nolu duvar olarak adlandırılmıştır. Üst kısmı tamamıyla kireç harcı ile kaplı olan duvarın uzunluğu 2.89 m. olup genişliği tam olarak tespit edilememiştir. Bulunduğu seviye itibarı ile (+4 14 m.) 1.24 m. yüksekliğindedir. Duvar irli ufaklı moloz taşlar ve kireç harcıyla örülmüştür. Ayrıca +4.14 m. seviyesinde, 2 nolu duvarın doğusunda muhtemelen kireç çukuru olarak kullanılan kireçli bir zemin (0.75 x 097 x 0.95 m. ölçülerinde) açığa çıkmıştır. Söz konusu kireç zemin yer yer 3 nolu duvara doğru devam etmektedir. Buradaki temizlik sırasında çoğunluğu Roma dönemine ait ticari amphora, güveç ve testi parçaları ile Helenistik döneme ait tabak ve kase parçaları ortaya çıkarılmıştır. +4.77m. kotunda 3 nolu duvara yaklaşık dik bir açı ile bağlanmış olan ve kaldırılan 1 nolu duvarın altında, bu duvara paralel uzanan 4 numaralı duvar açığa çıkarılmıştır (Resim 9 ; Plân 3). Doğu batı yönlü olan duvar 7.60 m. uzunluğunda, en dar yerinde 0.20 m., en geniş yerinde ise 0.54 m. genişliğinde olup 0.80 m. yüksekliğindedir. Duvarın batı bölümünde üstte kireç harcı ve büyük düzgün blok taşlar yer alırken alt sıralara doğru moloz taşların kullanıldığı görülmüştür. Doğu tarafında ise kireç harcı ve büyük moloz taşlar kullanılmıştır. Derzlerde işe kayrak taşlar kullanılmıştır. Çalışmalarımızın devamında +4.64 m. kotunda, güneydoğu ucu doğu açma kesitinden 1.80 m, kuzeybatı ucu ise 2.80 m. uzaklıkta olan, kuzeybatı güneydoğu doğrultulu bir duvar bulunmuş olup 5 numaralı duvar olarak isimlendirilmiştir (Resim 9 ; Plân 3). 4.61 m. uzunluğunda ortalama 1.23 m. genişliğinde olan duvar 0.52 m. yüksekliğindedir. Söz konusu duvarın üstten görüldüğü kadarıyla dışa bakan her iki yan yüzünde büyük moloz taşlar kullanılmış olup araları, daha küçük ebatlarda irili ufaklı moloz taş ve kireç harcı ile örülmüştür. Üst yüzeyi 123 m. genişliğinde olan duvar, her iki yan tarafında, içe doğru yaklaşık O,12 m. lik kavis yapar. Bu şekilde kavisli bir yüzeyin bulunması duvarın tonozlu bir örtüye geçiş sağladığı fikrini vermektedir. Bu durum dikkate alındığında, burada tonozlu ve oldukça yüksek ve büyük bir yapının yer aldığı olasılığı doğmuştur. Duvarın her iki yanında seviye indirme çalışmalarına 2003 yılında devam edileceği için sözünü ettiğimiz bu tonozlu yapının fonksiyonunu hakkında şimdilik bir şey söylemek olası değildir. Ancak, Kelendens mozaiği (Resim 11) dikkate alındığında, yaklaşık bu noktada bir tersane binasının yer aldığı düşünülürse, söz konusu tonozun böyle bir yapıya ait olması olasılığı artmaktadır.
Çalışmalarımızın devamında 5 numaralı duvarın yukarıda bahsetmiş olduğumuz 4 nolu duvar ile herhangi bir bağlantısı olmadığı anlaşılmıştır.
+5.64 – +5.54 m.ler arasındaki 0.10 m lik toprak dolgunun, yüzey toprağının da altında olmasından dolayı, içerisinden farklı dönemleri içeren, yoğun miktarda seramik parçaları bulunmuştur. Roma İmparatorluk döneminin ağırlıklı olduğu seramikler arasında; ticari amphora, güveç ve diğer mutfak kaplarına ait çeşitli parçalar yer almaktadır. Ayrıca nadiren de Helenistik döneme ait bazı tabak ve kase parçaları bulunmuştur.
+5.45 m. derinlikte, 0.57 x 0.46 m. ölçülerindeki bir çatı kiremidi üç parça halinde ters şekilde bulunmuştur (Resim: 12). Söz konusu kiremidin hemen altında +5.41 m. kodunda pişmiş toprak 3 kandil ve bir adet güveçten oluşan bir kontekst ortaya çıkarıldı (Resim 13). Olduğu yerde kırılmış olan güvecin içerisi toprakla dolmuş olup, bu toprak içerisinde bazı hayvan kemiklerine rastlanmıştır. Kandillerden ikisi sağlam ve biri kırıktı. Dairesel biçimli discusu olan bu kandilin omuz bölümünde, kalıpta yumurta dizisi (ovolo) süsü bulunmaktaydı (Resim 14). Güvece daha yakın olarak ele geçirilen ikinci kandilin discusu üzerinde Kuğu kılığına girmiş Zeus’un Leda’yı tohumlaması betimi bulunmaktadır (Resim 15). Discusu üzerinde tomurcuk süsü bulunan üçüncü kandil ise, kırık olmasına karşın, bazı eksik parçalar dışında tamamlanmıştır Ele geçirilen buluntulardan, bilhassa kandiller dikkate alındığında, bu kontext M.S. 1. yüzyılın ikinci yarısı ile M.S. 2. yüzyılın ilk yarısına tarihlenir.
+5.59 m seviyede, W alt plankaresinin doğu kesitinden 2.00 m batıda, toprağın içindeki seramik yoğunluğunun arttığı gözlendi. Bu alanda devam edilen çalışmalar sonucu çok yoğun biçimde, ancak belli bir grup oluşturmayan kaba seramik parçaları bulunmuştur. Bu nedenle, burasının bir depo, mutfak, ya da seramik çöplüğü olabileceği düşünülmüştür. Diğer bir olasılık ise, eğimli olan akropolün yüzeyinin tesviyesi için başka yerden toprak getirilmiş olmasıdır ki, benzer duruma Tiyatro kazılarında da rastlanmıştır, Burada da yine güveç ve diğer mutfak kaplarına ait parçalar, ticari amphora parçaları ve çok sayıda testi parçası bulunmuştur. Ayrıca, büyük bir bölümü Helenistik döneme ait, az bir kısmı da Klâsik doneme alt kase parçaları bulunmuştur. Bunların dışında; demir cürufu, seramik cürufu, çatı kiremidi parçalan, kandil parçaları da diğer buluntular arasında yer almaktadı 2 nolu duvarın hemen önünde +5.20 – +4.84 m. derinlikleri arasında yapılan kazılarda ele geçirilen buluntular arasında 1 adet Erken Helenistik döneme ait üzerinde Grekçe yazıt bulunan vazo altlığı parçası (Resm 16-17) göze çarpmaktadır. Ayrıca küçük ve büyük baş (Ruminant) hayvanlara alt kemik parçaları da ele geçmiştir. Açmanın kuzeydoğu bölümünde, bir başka deyişle doğu ve güney açma kesitinin kesiştiği köşe de +4.91 m. seviyesinde krem rengi zemin üzerine kırmızı renkte yapılmış bordür süsü bulunan iki adet fresk parçası (Resim 18) ve muhtemelen tanrıça Aphrodite’yi betimleyen pişmiş topraktan bir kabartma parçası (Resim 19) ele geçmiştir. Giyimli olarak betimlenmiş olan figür, sağ kolunu yukarı kaldırmış, göğsünü tutar pozdadır. Yine bu seviyelerde 4 nolu duvar önündeki alanda Late Roman C ve African Red Slip Ware gruplarına ait seramik paçaları bulunmuştur. +4.70 m. kotunda açmanın kuzey köşesinde ise bir adet bronzdan yapılmış ve eczalıkta kullanılmış olabileceğini düşündüğümüz bir kaşık (Resim 20) ile bir adet de iğne bulunmuştur. +4.63 m. de ise oldukça bozuk durumda olan bir adet küçük bronz sikke ve dış yüzünde kazıma yazıt bulunan (AN) bir vazo altlığı parçası ortaya çıkarılmıştır (Resim 21
Akropoldeki çalışmalarımıza 18-09-2002 tarihinde son vererek, açmanın etrafı yağmur sularının içeriye dolmaması için kum dolu çuvallarla çevrilmiştir (Resim 22)..
2- AGORA
Bu yılki kazılarda, Kelenderis Antik Kenti limanının batısında bulunan ve antik kentin agorası olduğunu düşündüğümüz alanda ilk çalışmalarımızı başlattık. Bu çalışmalar çerçevesinde, öncelikle agoranın kuzeybatısında yer alan, büyük bölümü ortada ve sağlam durumda bulunan havuzun temelinin ortaya çıkarılması ve plan ve kesitlerinin alınması, bu yapıya yakın konumda bulunan moloz taşlarla oluşan ve üzeri çalılarla kaplı olan küçük tepenin niteliğinin anlaşılması için burasının temizlenmesi ve son olarak da alanın güney batı köşesine yakın bir yerde bir sondaj açılması agora çalışmalarını oluşturdu. Ancak, Kültür Bakanlığınca onarımı yapılan ve agoranın kuzey doğusunda bulunan Liman Mağazalarının temel kazısı sırasında ortaya çıkan bir kilise kalıntısı, burada da yeni bir çalışma alanı oluşturdu.
A) HAVUZ
Öncelikle agoranın kuzeybatısında yer alan, büyük bölümü ortada ve sağlam durumda bulunan havuzun tüm hatlarıyla otlaya çıkarılabilmesi için çalışmalarımıza bu alanda başladık. KL 110 plankaresinde yer alan kare biçimli havuz, antik kent liman hamamının 42 m. güneybatısında, Mersin-Antalya Karayolu’nun 12 m. güneyindedir (Resim 23-24).
Kenar uzunlukları 8.60 m. ölçülerinde olan kare şeklindeki havuzun iç derinliği 1.04 m., dışta ise temelden Yüksekliği 1.31 m. olup temel Yüksekliği de 0.60 m dir. Böylece havuzun dıştan toplam Yüksekliği 1.91m. ye ulaşmaktadır. Havuzun temelinde düzgün olmayan blok taş, moloz taş ve kireç harcı kullanılmıştır (Resim 25). Blok taşlar arasındaki kireç harcı içerisine küçük ebatlı moloz taşlar sıkıştırılmıştır. Havuzun gövde duvarında ise değişik ebatlarda blok taşlar, derzlerde ise blok taşların düzgün olmamasından dolayı oluşan açıklıkları kapatmak için küçük yassı moloz taşlar kullanılmıştır. Havuzu oluşturan gövde duvarının üst yüzeyinde dışa taşkınlık yapacak şekilde, dış bukey profilli, değişik ebatlarda blok taşlar kullanılmıştır (Resim 26) Söz konusu blok taşlar, tüm üst yüzeyde aynı genişlikte olmadığı için, bu taşların bitim yerinden havuz iç kısmına kadar olan bölümde ise moloz taşlar ve kireç harcı kullanılmıştır. Havuz üst yüzeyinin toplam genişliği 0.72 m. olup bunun 0.11 m.lik kısmı gövde duvarının dışına taşmaktadır. Dış bükey profilli işlenmiş bu taşların yüksekliği 0.26 m. iken uzunluk ve genişlikleri değişik ebatlardadır.
Havuzun güneydoğu duvarının üst yüzeyinde, güney köşeden doğu yöne doğru 0.65 m. uzaklıkta, uzunluğu havuz üst yüzeyi genişliğinde bir bölüm yontularak 15cm. genişliğinde bir oluk yapılmıştır (Resim 27). Daha sonra yaptığımız çalışmalarda havuzun güneyinde ortaya çıkan kuyudan bu oluğa kadar gelen bir su kanalının bulunduğu tespit edilmiştir. Benzer bir oluk havuzun kuzeybatı duvarının üzerinde de vardır (Resim 28). Havuz duvarının batı köşesinden kuzey yöne doğru 2.50 m. mesafede bulunan ikinci oluk havuzun içine doğru genişlemektedir.
Üstte geniş bir yüzey oluşturmak amacıyla profilli bir şekilde dışa taşkınlık yapan blok taşların altında bulunan havuz gövde duvarlarının temelden yüksekliği 1.15 m.dir. Bu duvarlar havuzun köşelerinde 0.35 m. ile 0.50 m. ölçülerinde dik çıkıntılar oluşturularak kalınlaştırılmıştır (Resim 29) . Bu çıkıntılı duvarların genişliği 1.35 m.dir. Arada kalan duvarların, bir başka deyişle her iki köşe çıkıntısı arasındaki duvarın uzunluğu ise 5.75 m.dir. Bu duvarların yüzeyi önce kireç harcıyla sıvanmış, bunun üzeri de daha ince bir malzemeyle tekrar sıvanmıştır (Resim 25). Duvar sıvalarının döküldüğü yerlerden görüldüğü kadarıyla bu duvarlar büyük, kesme blok taşların arasına moloz taşlar ve kireç harcı sıkıştırılarak örülmüştür. Bu duvarların altında havuzun temelini oluşturan duvarlar yer almaktadır. Büyük, kesme ve moloz taşların kullanıldığı temel duvarı çamur harcıyla örülmüş, temel duvarı ile havuz duvarları arasına moloz taşlar yığılarak üzerine kireç harcı dökülmüştür. Yaklaşık 0.40 m. derinliğe kadar ortaya çıkarılan temel taşları tabanın altına doğru devam etmektedir.
Havuzun güneydoğu duvarında üst sıra blokların 0.90 m. altında güney köşeye 3.20 m. uzaklıkta 9 cm. çapında muhtemelen boşaltma deliği olarak kullanılan bir oluk bulunmaktadır (Resim 25, 30). Havuzun iç tabanıyla aynı seviyede yer alan deliğin önünde kireç harcı ve çakıllarla 0.10 m.lik bir çıkıntı oluşturulmuştur. Bu çıkıntının önüne yarım bir sütun gövde parçası yerleştirilerek yalağa benzer bir uzantı oluşturulmuştur. Bu uzantının batısına doğru moloz taşlarla ve kireç harcıyla örülü bir kanalet inşa edilmiştir. Yaklaşık 0.30 m. kalınlığındaki kanaletin üzeri betona benzer bir harçla sıvanmıştır. Ayrıca kanalet ile havuz duvarı arasına moloz ve blok taşlardan düzgün olmayan bir basamak inşa edilmiştir. Muhtemelen sulama amaçlı kullanılan bu kanaletin sağlam kalan bölümü güneydoğu havuz duvarının güney köşesinde son bulmaktadır. Buna benzer bir delik havuzun kuzeybatı duvarında da bulunmuştur. Havuzun batı köşesine 3.20 m. Uzaklıkta, üst sıra blokların 0.25 m. altında yine 9 cm. çapındaki deliğin havuzun iç tabanından yüksekliği 0.70 m.dir. Güneydoğu duvardaki kanalete benzer biçimde, blok taşlarla 1.50 x 0.70 m. ebatlarında 0.60 m.lik bir yükselti oluşturularak, batıya doğru ilerleyen kanaletin yaklaşık 0.80 m. uzunluğundaki bölümü sağlam kalmıştır.
Havuzun üst sıra bloklarının bulunduğu duvarın bitiminde 14 cm. derinliğinde 32 cm. genişliğinde muhtemelen havuzun taşma sınırı olan bir basamak oluşturulmuştur (Resim 31). Bu basamaktan havuz tabanına olan derinlik 1.04 m.dir. Taban ve duvar yüzeylerinin döküldüğü yerlerden anlaşıldığı kadarıyla havuzun tabanı ve havuzu çevreleyen duvarlar moloz taşlardan dolgu yapılarak kireç harcıyla düzgünce bir yüzey oluşturacak biçimde inşa edilmiştir. Havuzun taban kenarlarının uzunlukları 5.70 m.dir.
Tüm kenarları temel seviyesine kadar açılan havuzun etrafında yukarıda belirttiğimiz yapı ve değişiklikler dışında başka bir bulguya rastlanmadı.
Havuzun etrafını çevreleyen dolgu toprağının kaldırılması sırasında değişik formlara ait az miktarda seramik parçası, çatı kiremidi parçaları, cam parçalar ve 19 yy. porselen parçaları ele geçirilmiştir.
B) SU KUYUSU
Agoro’da havuzun 4. 40 m. güneyinde üzeri tamamen sarmaşık ve ağaç dallarıyla kaplı bir tepe bulunmaktaydı (Res,m 32). Söz konusu alanda temizlik çalışmalarına başlanmış, yapılan çalışmalar sonucunda burasının dairevi bir moloz yığınının ortasında kuzeydoğu güneybatı yönünde uzanan dikdörtgen biçimli bir su kuyusu olduğu anlaşılmıştır. (Resım.33). Moloz yığının etrafı yaklaşık 2.00 m. yüksekliğinde kuru duvarla sınırlandırılmış olup büyük kısmı yıkılmış durumda olan bu daire biçimli duvarın çapı yaklaşık 11.00 m.dir. Kuyu duvarlarıyla daire duvarın arası moloz yığınıyla kaplıdır. Kuyunun yaklaşık 2.00 m yüksekliğindeki güneybatı kısa kenarı yıkılmış durumdadır (Resm 33). Yıkılan bu duvar parçaları halen kuyunun batısındaki moloz yığınlarının içinde durmaktadır. Kuzeydoğu güneybatı yönünde uzanan kuyunun uzun duvarlarının arası 1.05 m.dir. Yukarıdan aşağıya doğru çok düzgün bir biçimde, yassı kayrak taşları ve kireç harcıyla örülen bu duvarların tam yüksekliğini almak mümkün olmadı. Ancak kuyunun en üst seviyesinden su seviyesine kadar derinlik yaklaşık 7.00 m. dir. Tam ölçülen belli olmayan duvarların görünen uçlarından uzunluğu yaklaşık 3.90 m.dir. Kuyunun üst seviyesinden yaklaşık 4.50 m. derinlikte iki uzun duvar arasına monoblok bir taş yerleştirilmiştir (Resim 34) . Muhtemelen kuyunun temizliği için kullanılan bu taşa inilebilmesi için duvarlara oyuklar oluşturulmuştur. Kuyudaki suyun derinliği 0. 80 m. dir. Ancak suyun asıl derinliği içindeki moloz taşların ve döküntülerin temizlenmesinden sonra anlaşılabilir. Kuyu duvarlarının üstten O. 70 m. yüksekliğindeki bölümü sonradan eklenmiş olup söz konusu duvar moloz taşların arasına seramik parçaların ve çakılların sıkıştırılması, üzerinden de kalitesiz bir harçla sıvanmasıyla yapılmıştır. Kuyunun güneydoğu duvarının genişliği 0. 45 m.dir. Ancak kuyunun doğu köşesinden biri 0.75 m. Diğeri 1.55 m. batıya doğru 0.85 m genişliğinde 0. 55 m. lik çıkıntılar yapan duvarlar örülerek duvarın kalınlığı 1.00 m.’ye çıkartılmıştır. Oluşturulan bu çıkıntıların arasında kalan boşluklardan çeşitli yollarla su çekildiği bilinmektedir. Kuyunun ortalama genişliği 0.55 m olan kuzeybatı duvarında duvarın içine doğru 0.20 m. taşma yapan 0.50 x 0.50 m. Ebatlarında küçük bir havuz inşa edilmiştir (Resm 35). 8 cm. derinliğinde kesme blok taşlardan oluşturulan havuzun içi betonla sıvalıdır. Bu küçuk havuza, bugün yaklaşık 1.00 m.lik bölümü ortada olan , kanaletin bağlı olduğu tespit edilmiştir. İçi kireç harcıyla sıvanan kanaletin üzeri yassı, düzgün kesme taşlarla kapatılmıştır (Rasim 36). Ayrıca kuyunun etrafındaki daire biçimli duvarın kuzeyinde devam eden bir duvarın daha kalıntıları görülmektedir. Fakat bu duvarla ilgili başka herhangi bir ip ucuna rastlanamamıştır. Kuyunun moloz taş ve atıkların temizlenerek asıl derinliğinin tespitini önümüzdeki yıla bırakılarak çalışmamıza son verdik.
Bu alanda yapılan temizlik çalışmaları sırasında kuyunun kuzeyindeki moloz yığınlarının parçalarının büyük bölümü var olan boy pithosa ait parçalar ile kireç taşından bir sütun başlığı ele geçmiştir. Bunların yanı sıra sağlam olarak pişmiş toprak bir ağırlık, bir at figürünün sağrısının yer aldığı mermer bir kap parçası (Resim 36) bulunmuştur. Dikkat çekici diğer buluntular ise bol miktardaki seramik cüruflardır. Alanın genelinde Hellenistik Dönem alt kase ve tabak parçaları ile Roma dönemine ait farklı kaplara ait seramik parçaları, mermer kaplara ait birkaç parça demir cürufları, cam parçalar ve bol miktarda çatı kiremidi parçaları bulunmuştur.
C) SONDAJ –I
Agora da her hangi alanda kazı yapmaktan toprak altında her hangi bir kalıntının olup olmadığını tespit etmek amacıyla jeofizik çalışmalar yapılmıştır. Elde edilen verileri test emek amacıyla küçük bir çukur açılmış. 0 20 m derinlikte de döküntü moloz taşlara rastlanmıştır.
Bu çalışmamızdan sonra agoranın güney köşesinde KK 110 plankaresinde yer alan, kuzeybatı ve güneydoğu yönünde 10 m, kuzeydoğu güneybatı yönünde 8.00 m. ölçülerinde bir sondaj açılmaya başlanmış olup Sondaj I olarak adlandırılmıştır (Resim 37; Plân 4). Sondajın ebatlarının büyük olmasından dolayı arada, sonradan kaldırılmış olan, 1 .00 m.lik bir araba yolu bırakılmış, böylece sondaj ikiye bölünmüştür (Resim 38).
Sondajdaki çalışmalarımıza +4.25 m. kotunda tarım toprağı olarak kabul ettiğimiz tabakanın kaldırılmasıyla başlanmıştır. Araba yolunun güneyindeki alanda, +3.60 m. seviyesine kadar olan sert toprak dolgu içerisinde +3.80 m. kotunda kireç, moloz ve çakıl taşından oluşan ve batı açma duvarı önünde yer alan yığın dışında her hangi bir mimari kalıntıya rastlanmamıştır. 200 m. genişliğinde 4.50 m. uzunluğundaki yığının üst kısmı aşınmış blok taşlardan, bunun alt ise moloz taş ve kireç harcından oluşmaktadır (Resim 39). Bu yığın büyük olasılıkla daha batıda bulunan ve henüz kazılmamış olan bir duvarın yıkıntılarına ait olmalıdır. Bu yığının ortaya çıkmaya başladığı derinliğe kadar olan çalışmalarımız sırasında sayıda çeşitli formlara alt seramik parçaları; ticari amphora, az sayıda güveç, tabak ve çatı kiremidi çaları bulunmuştur. +3.50 m. seviyesinde seramik parçaların yanı sıra bir adet bronz Diocletianus sikkesi (MS. III.yy.ın son çeyreği) ortaya çıkarılmıştır. Döküntü taşların oluşturduğu bu yığın etrafında yapılan çalışmalarda ise Erken Roma imparatorluk dönemine (M S. I.yy.ın ilk yarısına ait olmalı) alt Bronz sikke ve çok sayıda seramik parçaları (ticari amphora, güveç, tabak, cam, çatı kiremidi, seramik cürufu, mermer plaka parçalarının yanında rulet baskılı Sigillata parçası ve demir objelere alt parçalar) ele geçirilmiştir. +3.40 – +320 m. arasındaki toprak dolgu içeriğinden çıkan buluntular arasında kandil parçaları, güveç cürufları, guttus emziği ve deniz kabukları dikkat çekicidir. +3 20 ile +3.00m. seviyesinde ise yukarıda bahsetmiş olduğumuz moloz taşların devamının yanı sıra çeşitli kaplara ait seramik parçaları bulunmuştur. Devam eden çalışmalarımızda cam, seramik ve kemik parçaları yanında iki adet Bizans sikkesi de çıkan buluntular arasındadır.
+250 m. seviyesinde, araba yolu ile kuzey açma kesiti arasındaki alanda, yaklaşım 5 cm. kalınlığındaki kayrak taşların döşenmesi ile oluşturulmuş bir taban döşemesi ortaya çıkarılmıştır (Resim 40). Ancak araba yolunun güneyindeki alanda, taban döşemesine rastlanamadığı için, buradaki kazılara bir müddet daha devam edilerek +2 25 m. kotuna ulaşıldığında çalışmamıza bir sonraki yıl devam etmek üzere son verilmiştir (Resim 39).
Araba yolunun kuzeyindeki ince uzun alanda ortaya çıkan söz konusu döşeme batı açma kesitinden doğuya doğru 4.15 m. devam etmekte olup bu noktadan itibaren 3.50 m. uzunluğundaki alanda ise muhtemelen tahribattan olmayıp, buradan doğu açma kesitine kadar olan 2.21 m.lik kısımda ise sağlam olarak bulunmuştur. Kayrak taşların arasında az miktarda kum, kireç ve küçük çakıl taşları karışımından yapılmış harç kullanılmıştır. Taban döşemesinde yer yer çökmeler meydana gelmiştir. Bugüne kadar yapmış olduğumuz çalışmalara bağlı olarak bu zemin döşemesinin bir cadde mi yoksa her hangi bir mimariye bağlı olup olmadığı konusunda bir şey söylemek mümkün değildir. Burada yapılan yürütmüş olduğumuz çalışmalar sırasında çeşitli kap formlarına ait seramik parçalarının yanında iki adet Bizans sikkesi ele geçirilmiştir.
Araba yolunun kaldırılması sırasında +2.43 m. seviyesinde yukarıda bahsetmiş olduğumuz taban döşemesine bitişik durumda, doğu-batı yönlü bir duvar veya temel kalıntısına rastlanmıştır 0.90 m. genişliğe sahip olan duvarın taban döşemesi tarafına bakan kısmında 0.25 m. genişliğinde blok taşlarla örülmüş bir sıra bulunmaktadır. Duvarın geri kalan 0.65 m.lik bölümü ise moloz taşlar ve kireç harcıyla inşa edilmiştir. Üzerinde halen kireç döküntülerinin bulunduğu bu kalıntının bir duvara mı yoksa temele mi ait olduğu konusundaki soruların cevabı bir sonraki yıla kalmıştır Söz konusu duvarın ortaya çıktığı alanda iki adet Bizans sikkesi ve çok sayıda Roma dönemi seramik parçaları ile Hellenistik döneme ait içe dönük kenarlı kase parçaları bulunmuştur.
D- KİLİSE / BAZİLİKA
Daha evvelde belirtmiş olduğumuz gibi, Liman Mağazaları’nda T.C. Kültür Bakanlığı, DÖSİM tarafından yapılan restorasyon çalışmaları yapılmaktadır. Bu doğrultuda Liman Mağazalarının dış yüzünde, bunların tecritleri için temellerin açılması esnasında, 3 numaralı mağazanın güneydoğuya bakan duvarının kıyısında opus sectile olarak adlandırılan taban döşemeleri ortaya çıkarılmıştır (Resim 41). Öncelikle söz konusu döşemelerin nereye kadar devam ettiğini ve ne tür bir mimariye ait olduğunu anlamak amacıyla agorayı çevreleyen tel çit örgüler ile 3 notu mağazanın güneydoğu ve doğu duvarları arasındaki dolgunun kaldırılmasına başlanmış ve yaklaşık 0.40 m. de opus sectile zeminin devamı ve bunu çevreleyen apsıs duvarının bir bölümü ortaya çıkmıştır (Resim 42). Döşemeleri çevreleyen böyle bir apsisin bulunmuş olması, burasının bir bazilaka veya kilise olabileceği fikrini uyandırmıştır. Büyük bir bölümü agorayı çevreleyen tel çit ile 3 nolu mağazanın güneyinde kalan apsis KL-III ana plankaresinin N, O, S, T alt plankarelerine denk düşmektedir. Antik Kent Liman Hamamı’nın 27 m. güneydoğusunda bir teras konumunda olan bu alanın, denize yaklaşık 15 m. kadar mesafede olmasına karşın, deniz seviyesinden yüksekliği +3.60 m. dir. Bu terasta, başlangıçta, çok büyük bir toprak yığını ve bazı duvarlar görülmekteydi. Özellikle güney yönde, Agorayı theatron’un bulunduğu alandan ayıran, kuzey doğu güney batı yönlü bir duvar burada bitmekteydi.
Apsisin bulunduğu alandaki çalışmalarımızın devamında, apsis duvarının kuzey batı dilimi, yani yarıya yakın kısmı, 3 numaralı liman mağazasının yapımı sırasında yok edildiği için buradaki apsis duvar kalıntısı ve opus sectile zemin günümüze ulaşamamıştır. Apsis duvarının üst yüzü +3.12 m. kotundadır. İç kısımda yaklaşık 0.40 m. yüksekliği korunan bu duvarın güneydoğu kanadı doğu yöne doğru tam olmayan yarım daire biçiminde bir kavis yapar. Genişliği 0.95 ile 1.03 m. arasında değişen duvar irili-ufaklı şekilsiz taşlarla ve kireç harcıyla örülmüştür. Duvarın dış yüzünde ölçülebilen tam yüksekliği 1,80 m kadar olup merkeze yakın yerde yaklaşık 0,30 m uzunlukta, 0,60 m genişlikte ve temele kadar inen dik olarak bağlanmış bir duvar parçası görülmektedir. Dış yüzde, sağlam kalan en üst noktadan itibaren 1,35 m kadar düz olarak inen duvar burada dışa doğru 0.08/0.18 m arasında ölçülebilen bir genişleme yapmıştır. Burada oluşan topuktan sonra yine dik bir biçimde, henüz tam olarak temizlemediğimiz zemine kadar iner. Bu ölçüler ve diğer mimari özellikler dikkate alındığında, Opus sectile tarzında yapılmış zemin temelden itibaren hemen hemen 1 m.den biraz daha fazla yüksekte olduğu ortaya çıkar. Geriye kalan alt dolgunun niteliği, ancak gelecek yıllardaki çalışmalarla ortaya konabilecektir. Apsisin güney doğu kanadındaki duvar örgüsünde moloz taşlar yerine düzgün kesilmiş bloklar yerleştirilmiştir. yay biçimli apsis duvarının hemen bitiminde başlayan bu bloklarla sınırlandırılan Opus sectile zemin, yine düzgün blok taşlarla yapılmış olan ve yapının asıl, yani merkezi salonuna açılan basamaklara (Resim 43) kadar uzanır. Diğer taraftan yapının güney doğu cephesinde, apsis zemininden güney salona inen ve her iki yanında birer blok taş ile sınırlandırılan iki basamak bulunmaktadır. Basamakların güney batı ucunda cephe basamaklarıyla yan basamakların buluştuğu köşede in situ olduğu anlaşılan bir sütun kaidesi (Resim 44) vardır. Yukarıda değindiğimiz ana salona açılan yöndeki basamaklar iyi bir biçimde korunmuştur; öyle ki, bunların yüzeylerini kaplamak için kullanılmış olan mermer levhalar bile, basamaklardan biraz ayrılmış durumda, günümüze ulaşmıştır. Basamakların yüksekliği 0,25 m, derinliği ise 0,26 m.dir. Bu basamakların batıya doğru olan uzantısı, tel çitlerin bulunduğu kesite girdiği için bu yıl tamamı açılamamıştır.
Apsisin güney kanadının tersi, yani kuzeybatı yönünde, apsis kanadının küçük bir bölümü sağlam kalabilmiştir (kotu +2.85 m). Burada duvar kalınlığı 0.94 m kadardır ve dış yüzeyinde yer yer sıva kalıntıları mevcuttur. Yapının bu bölümünde yan duvarlar henüz ortaya çıkarılmadı.
Apsis yayının bitiminden sonra, yaklaşık 2 m uzunlukta, doğu cephede yan basamaklar, batıda ise, ana basamakların bulunduğu 8,45 m genişlikte, apsisin zeminin örten Opus sectile kaplamanın devam ettiği bir podyum vardır. Bir başka deyişle apsis ve söz konusu podyum 8,45 m genişlikte, 7,47 m derinliktedir.
Bazilikanın Agora’daki II. Sondajda ortaya çıkan kalıntıları dışında, özellikle apsisin güney doğusundaki dolgu toprağının temizliği sırasında, yapının bu bölümünde yer alması gereken salonun ortaya çıkarılması çalışmaları kazısı sonuna kadar sürdürülmüştür. Ancak, hemen belirtelim ki, burada yoğun bir tahrip söz konusudur. Bir başka deyişle, yapının doğu ve kuzey dış duvarlarını ve yapıya ait diğer ayrıntıları bu bölümde saptamak henüz mümkün olmadı. Öncelikle burada moloz ve kayrak taşlarıyla ve kireç harcı kullanılarak yapılmış olan, kuzey güney yönlü, çok büyük bir duvar karşımıza çıktı. Yüzey toprağının biraz altında çıkan duvarın genişliği 2.32-1.60 m arasında değişmektedir 6i40 m uzunlukta olan duvarın şimdilik 1.00 m kadar yüksekliği ortaya çıkarılmıştır. Diğer taraftan, apsis yayına bağlanan, fazlasıyla bozulmuş ve farklı başka duvarların da üzerine inşa edildiği doğu salonun kuzey duvarının bir bölümü de bu yılki çalışmalarımız sırasında ortaya çıkarıldı. Duvarın dış yüzünde kırmızı renkte killi bir toprak seviyesine (yaklaşık 0.60 m kadar) inilerek kazı bu seviyede durduruldu. Burada apsis duvarının dış köşesinde sonradan dikildiği anlaşılan bir sütun parçası ile, kuzey duvarının önünde yer alan ve Opus sectileye ait olan bir kaç bordür plakasıyla oluşturulan zemin dikkat çekicidir. Bütün bunlar asıl yapının artık kullanılmadığı ve başka fonksiyonlara dönüştürüldüğü döneme ait olmalıdır.
Apsis duvarının iç yüzündeki Opus sectile tarzında kaplanmış olan zemin duvarın üst noktasından -0.34 m derinde, yani +2.71 / 2.67 m kotlarındadır; kot farkı, özellikle güney batı bölümündeki çökmelerden kaynaklanmaktadır.
Apsisin ve önündeki alanın tabanı Opus sectile tarzında, farklı renk ve biçimde mermer levhalarla süslenmiştir. Ancak apsisin özellikle daralan duvarına yakın kısımlarda, pişmiş toprak plakalar ve Opus sectile tarzına uygun olmayan dikdörtgen biçimli bir kaç mermer plaka kullanılmıştır. Pişmiş toprak plakaların ortalama ölçüleri 0.29 x 0.22m. dir. Üzerlerinde, olasılıkla parmakla yapılmış, sığ kanallar şeklinde, çaprazlar, dalga gibi süsler bulunmaktadır. Söz konusu bu plakaların yapının aslına mı ait olduğu, yoksa herhangi bir zamanda, bozulan zeminin onarılması sırasında mı konduğu hakkında bir şey söylemek için henüz zaman erkendir. Ancak, zemindeki bozulmaların zaman içinde onarılmış olduğu da anlaşılmaktadır; örneğin zemindeki mermer plakalardan birinin eksik olan bölümü yine pişmiş toprak bir plaka parçası ile tamamlanmıştır.
Asıl zemini oluşturan opus sectilenin mermer plakaları sarı, gri, siyah ve beyaz renklere sahiptir. Bunlar kireç harcıyla zemine tutturulmuşlardır. Tüm alanın düzenlenmesinde, ölçüleri birbirinden az çok farklı panolar esas alınmışlardır. Panolar birbirlerinden ortalama ölçüleri 0.33 x 0.12 m. olan ve tek sıra olarak yerleştirilmiş, dikdörtgen bordürlerle ayrılmaktadır. Yapmış olduğumuz çalışmalar neticesinde 9 pano tespit edilmiştir. Her bir panoda değişik renk ve kenar biçimine sahip taş plakaların farklı şekillerde dizilmesiyle oldukça etkileyici görünüme sahip kompozisyonlar oluşturulmuştur (Resim 45-47).
Bazilikanın tel çitin dışında kalan doğu bölümünde yürütülen çalışmalar sırasında, bir rekonstrüksiyon için henüz yeterli olmayan, ancak yapıyla ilgili olan bazı mimari parçalar; sütün gövdeleri, kaideleri ve başlıkları bulunmuştur. Sütun kaidelerinden bir tanesinin yan yüzünde kazınarak yapılmış bir gamma (G) harfi, bunun kolları arasında da yatık bir çizgi yer almıştır. Kazılarımız sırasında sayıca az olmakla birlikte, apsis içerisinde biraz cam mozaik taşları topladık. Şimdilik bir şey söylemek erken ise de, bu durum, yapının duvarlarında cam-mozaik olması olasılığını gündeme getirmektedir. Atılan toprak dolgu içerisinden bronz kaplar, sikkeler, seramik ve cam parçaları ele geçirilmiştir.
Bazilikanın tel çitin içinde kalan batı bölümünde, yine bazilika ile ilgili olarak 3.00 x 9.00 m. ölçülerinde bir sondaj açılmış ve burası Sondaj II olarak adlandırılmıştır. Bu alan +3.60 m. kotunda olup çalışmalarımız +2.20 m. seviyesinde son bulmuştur. Bu sondajda, büyük bir olasılıkla bazilika/kiliseye ait ancak yıkılmış durumda olan oldukça yoğun moloz taş ve bunların arasında iki adet sütün gövdesi parçası ile kireç taşından yapılmış profilli blok taşları ortaya çıkarılmıştır. Çalışmalar sırasında renkli tessera parçaları ve Roma çağına ait değişik kaplara ait seramik parçaları bulunmuştur.
3- TİYATRO
Anadolu Üniversitesi’nden Doç.Dr. Ayşe Çalık’ın sorumluluğunda ilk kez 2001 yılında kazısına başlanılmıştı. Bu yıl ki kazı çalışmalarına tiyatronun cavea (seyirci oturma yerleri) ve orkestrasında devam edilmiştir (Resim 49). Caveadaki kazılarda diazomanın üst taşlarına, orkestra da ise geç dönemde yapılmış bir duvara rastlanmıştır. Ayrıca bu alanlarda içinde iskeletlerin olduğu basit toprak ve tabuta gömünün yapıldığı Hristiyan mezarları bulunmuştu (Resim 50). Bu çalışmalar sırasında Roma ve Bizans dönemlerine ait çoğu oldukça kötü durumda olan sikkeler, oyun pulları (Resim 51) ile seramik ve cam parçaları ele geçirilmiştir.
Arş. Gör. Mehmet TEKOCAK S.Ü. Fen Edebiyat Fakültesi, Arkeoloji Bölümü, KONYA- TÜRKİYE
İçel Sanat Kulübü Aylık Bülteni Ocak 2003 – Sayı 119 dan Alınmıştır.

Ziya Aykın

Ziya Aykın

Biyografik Bilgi

scroll to top