KORYKOS MAĞARALARINDAKİ CEHENNEM ZEBANİSİ:TYPHON – Semihi VURAL

Kilikya.jpg

Akdeniz’in kıyısı boyunca uzanan topraklar Lamas Deresi’nden sonra daralır, dağlar kıyıya yaklaşır. O ölçüde de kıyı dantelleşir; kıyı boyunca uzanan antik yol, coğrafyanın izin verdiğince bu dantelin kıvrımlarına girer, körfezleri, koyları dolanır. Denize yaklaşan dağlar, kendi içlerinde de hareketlidir. Yeraltı sulan, mağaralar, obruklar, koyaklar ve bu coğrafyaya sağlamış antik yerleşimlerle zenginleşir. Bu zenginlikler tarihin eski dönemlerinden beri İnsanın İlgisini çekmiştir. Yerleşim alanlarındaki yaşam sürecindeki olaylarla öyküler üretilmiştir. Doğal olarak öyküler, efsaneler Mitolojinin kaynaklarıdır. Bu nedenle coğrafyaya bağlı olarak söylenceler tükenmez bir hazine konumundadır.
İşte, yolumuz bugünkü Kızkalesi antik kentine, yani Korykos’a yaklaştığında çevreye hayranlığımız artar. (Daha doğrusu artardı. Şimdilerde rant ekonomisi ve yerel yönetimlerin bilinçsiz davranışlarıyla, günden güne eriyen bir zenginliği sahiplenmemenin ezikliğini yaşarız.) Dünya sanat tarihine, arkeolojisine, mitolojisine kavramlar, kahramanlar ve tanrılar üreten Anadolu’nun, en zengin bölgesindeyiz.
Çevrede bilinen ve yeni keşfedilen pek çok yeraltı ve yerüstü mağaralı ve obrukları var. Korkularını öykülerle ölümsüzleştiren eski çağ insanlarının ürettiği hayali kahramanlar, zamanla inanç sisteminin bir parçası olup mitolojiyi yaratmışlar.
Antik bir yerleşim yeri olan Krykon Antron şimdiki Cennet – Cehennem, ören alanlarındaki Cennet çukurundayız. Önünden geçtiğimiz Meryem Ana Kilisesi’nin gerisindeki taş döşeli kaygan patika yol, mağaranın sonuna doğru 200 m. daha inmeye devam eder. Mağaranın dibine yaklaştıkça duyduğumuz homurtu ile ürpertimiz artar. Burada mitolojik cehennem ırmağı Stiks ile bağlantılı görünen yeraltı Suyu akar. Antik yazar Strabon bu dereden “acı su” olarak söz eder.
En eski destan yazarı İzmirli Homeros’a göre: Typhoneus’un ini buradadır. Yıne mitolojinin tanrı destanının yazarı Heseidos da Ekhidna canavarının orada kapalı olduğunu yazar.
Antik dönemin coğrafyacısı, yazar Strabon, Typhon’un Kilikya’da Arimalılar’ın ülkesinde olduğunu onaylıyor. Efsaneye göre Kilikya bölgesinin dağlık kesimindeki Arima ülkesindeki bu dağların altındaki mağaralarda iki ejder yatmaktadır. Kendinden önce yaşamış yazarlara dayanan Strabon’a göre: Ve onlar (Arimler), Homeros’un “Typhon’un ininin bulunduğu Arimler ülkesinde” dizesine… bu yerin ormanlık olduğu ve şimşek çektiğini ve Arimlerin burada yaşadığını söylerler… Pindaros Typhon Kilikya’nın ünlü mağarasında yaşardı. Şimdi ise onun kıllı göğsünü ağırlığı ile ezen Sicilya’nın ve Kyme kıyılarını oluşturan kayalar altında yatmaktadır. Ve tekrar “bir zamanlar ARİMLER’in arasında bulunan Zeus, elli başlı Typhon canavarını öldürmüştür. Fakat bazıları şimdi Arammİ denen Arimlerİ Syria’lı olarak kabul ederler. Bunlar aynı zamanda göçe zorlanan Troya’daki Kilikyalılar’ın tekrar Syria’da yerleştiklerine ve Syria’nın şimdiki Kilikya denen kısmını kendileri İçin zaptettiklerine İnanırlar.
Kallistenes’e göre, bölgedeki Arimma dağlarına isimlerini veren ARİMLER, Kalykadnos dağı çevresinde ve Korykos mağarası yakınındaki Sarpedon Burnu’nda yerleşmişlerdir.
Mağaranın kaya duvarındaki yazıtta adının “Aous” olduğu yazılıdır. Bu yeraltı Suyunun bir kolu Narlıkuyu körfezinden denize ulaşır. Antik çağda bu mağarada Tanrı Zeus’a tapınılırdı. Ören yerindeki Zeus Mabedi de iyi korunmuş durumdadır.
Silifke hinterlandındaki Korykos yani Kızkalesi’ndeki mu mağaralı gezen ve tanıtan gezginlerden Charlies Texier buradan pek parlak bir şekilde söz eder. Yine ünlü gezgin Viktor Langolois Korykon mağarası, Şeytan Deresi adındaki vadide bulunmuştur, der.
Halikarnas Balıkçısı Cevat Şakir de buradan söz etmiştir:
Doğal güzellik ve anla şanla süslenmiş olan bu yere gitmek için deniz kıyısındaki çoktan ölmüş Kilikyalı Korykos kentinden yola çıkılır. Denizden bakınca kent çok bayındır ve kalabalık bir yer gibi görünür. Önde masmavi bir deniz, sonra apak bir kent, daha arkada da yüksek dağ yamaçlarının koyu çam ormanları.(!) (Son 40-45) yılda nelerin değiştiğini görüyoruz. ) Yanaşıp da kente çıktığımızda ıssız, çıplaklık ve viranlık İnsanın İçini hüzünle burkar. İşte bu kıyıdan 2 km. kadar yokuş yukarı gidilince, İnsan, donmuş, taş kesilmiş dalgalardan ibaret bir kayalar denizine girer. Düşe kalka gidilirken birdenbire önünüze devasa bir çukur ve çöküntü etrafı uçurumlarla çevrilidir. Fakat uçurumun dibi cennettir.
Mersinler, narlar, harnuplar ve başka birçok yemişli ve yemişsiz ağaçlar mağaranın dibinden akan bir suyla beslenir. Suyun akışı gök gürültüsü gibi homurdanır.
Eskiden burası pek tekin sayılmazmış. Suyun o derin ve davudi İniltisinin, tanrılar eliyle çalınan kös ve kuddüm gibi çalgılardan gelmekte olduğu sanılırmış. Burada işte, yerli ZAS adıyla Zeus’a tapınılırmış.
Fakat bu mağaranın 80 m. Kadar doğusunda, bin kez daha heybetli bir başka mağarada Zeus maskesi altında gizlenen otokton yerli tanrıdan daha daha korkunç bir varlık oturuyordu. Korykos mağarası bir cennetse bu ikinci mağara hakkıyla lağıyla bir cehennem sayılabilir.
Mitoloiik kaynaklarda, Tanrıların Yaradılışı bölümünde Gaia (yeryüzü) ile a Tartaros’un (yeraltı-cehennem) en küçük oğlu Typhon Kilikya’da doğmuştur. Antik dönemin yazarı Pompeinus MELA:
İşte Typhon denilen dev burada oturmaktadır. Bu mağaraya giren hayvan yaşayamazdı, diyor.
Yunanlı tragedya yazan AESKHİLOS bir oyununda PROMETHEUS’u konuşturarak – O Toprakana’dan yani Gata’dan doğan Tartaros’un oğlu Typhcn ki Kilikya Korykos mağaralarında yaşayan yüz başlı bir devdir. Bu dev taşkın gururuyla, şom çenelerinin arasından yıkıcılık fışkırtarak ve GORGON gözlerinden şimşekler yıldırarak tanrılara karşı ayaklanır. Fakat taa göklerden İnen heybetli bir şimşek çakar, yüreğini paramparça eder. Geçici olarak Krykos’ta cehennem çukuruna kapatılır.
Ondan sonra Typhon, yanmış ve kül olmuş bir durumda Etno Yanardağı’nın altına serilir. Ama söylenceye göre bir gün gelecektir ki Typhon ağzından ateşten bir dolu püskürtecek ve bir alev ırmağı akıtarak kalkacak ve zengin Sicilya ovalarını yakacaktır.
Söylencedeki ölüler ülkelerinin tanrısı Hades’İn cehennem geçitlerinden birisi, bu mağaranın ağzında gibi gelir insana ve ürpertir bizi. Sanki mitolojik üç başlı köpek olan Typhon’un oğlu Cerberus da öte yakada Hades’in karanlıklar ülkesinin giriş bekçiliğini yapıyormuş gibi gelir.
Hatırlanacağı gibi Olimpos’lu tanrılar ile Titanlar arasında çıkan savaşta Titanlar, yani devler yenilir. Zeus’vn son rakibi Typhon’un gövdesi tırnak gibi kabuklarla örtülüdür. Her bir gözü yalım püskürten bağlanamaz, geçtiği yerleri yakıp yıkan öylesine bir azmandır İşte. Kalçasından yukarı İri yılan boğumları vardır. Boğumların başa doğru çekilmesiyle kulakları yırtan korkunç bir ıslık sesi duyulurdu. Bütün vücudu iğrenç kıllarla kaplı idi. Göğe alevli kayalar fırlatırken korkunç sesler çıkarırdı. Suriye’de Kasios Dağı’nda Typhon İle Zeus kavgaya tutuştuğunda büyük bir gümbürtü kopar. Zeus Typhon’a yıldırımlar fırlatırken bir taraftan da orak gibi eğri çelik kılıcı İle kollarına bacaklarına vuruyordu.
Alevler saçan yüz başlı canavar
Bütün tanrılara karşı ayaklanan
Ölüm fırlatırdı korkunç ağzı
Gözleri ateşle parladı.
Typhon ise bir ara boğumlarıyla, dev bir ahtapot gibi Zeus’u kavrayıp sarıp onun sinirlerini / pazılarını koparıp, gücünü yoketti. Sonra bir hayvan postuna sardı, Zeus’u da sırtına atıp, denizlerden geçirerek Kilikya’daki Korykos mağarasına getirdi. Mağaraya hapsedilen Zeus’un başına ejder Delphyne’yi nöbetçi koydu. BU bir yarı ejder, yarı kadındı. Bereket daha sonra Typhon’un düşmanları Hermes ve Aigipan Zeus’un kesilen güçleri, sinirleri ve pazularını çalıp geri verdiler. Zeus kuvvetini yeniden kazanınca kanatlı atların çektiği arabasıyla Typhon’un peşine düştü. Yeniden güçlenen tanrı Zeus bu kez Typhon’u yendi ve cehennem çukuruna kapattı.
Fakat bu arada Typhon, yarısı kadın yarısı ejder olan Ekidna İle çiftleşir. Birbirinden korkunç bir sürü canavar doğar. Typhon’un karısı Ekidna’dan olan çocukları arasında cehennemin üç başlı köpeği Kerberus, dokuz başlı Hydra ve Khimaria bulunur.
İşte bunlardan sözünü ettiğimiz Kerberus, kuyruğu yılan olan ve sivri dişleri zehir saçan bu üç başlı yaratık bu dünya İle sınır oluşturan Styks ırmağının öte yakasında bekçilik yapar. Hades’in karanlıklar ülkesine yalnızca ölülerin geçmesine izin verir.
Sonradan Mısır tanrısı Set İle özdeşleştirilen Typhon İse; yeryüzünün “afet”İ, sert esişli fırtına olan Tayfun’un atasıdır. Görüldüğü gibi klasik mitolojinin önemli kaynaklarından biri bizim İlimiz sınırları içindeki antik yerleşimlerden çıkmaktadır.
İçel Sanat Kulübü Bülteni Aralık 1999 – 87. Sayısından Alınmıştır.

Biyografik Bilgi

scroll to top