,

MERSİN’İN ADI VE İLK SAKİNLERİ – MERSİNOĞLU KÖYÜ ÇIKMAZI – Mehmet KAYADELEN

kmaz-Sokak.jpg

“Bazı insanları her zaman,
bütün insanları da bazen kandırabilirsiniz;
ama bütün insanları her zaman kandıramazsınız
Abraham Lincoln (1809 – 1865)

Mersin’in kuruluş dönemi ile ilgili çelişkili ve akla ve sahadaki gerçekliğe aykırı pek çok tez bulunması, doğrusunu öğrenme merakımı tetiklemiş; yerli yabancı pek çok kaynağa başvurmuş, sonuçta bazı alanlar muğlak kalmakla birlikte, kentte ilk kulübelerin yapıldığı yer ve yıl, kentin ilk sakinleri ve adının kaynağı gibi konularda genel olarak bir kanaate varmış; öğrendiklerimin bir kısmı ve edindiğim kanaat, bu sitede de yer alan önceki birkaç yazımın konuları olmuştu. Bende oluşan kanaatin bu yazının konusu ile doğrudan ilgili bölümlerini kısaca hatırlatmakta yarar var: Kent adının ve ilk sakinlerinin Evliya Çelebi’nin Seyahatname adlı eserinde sözünü ettiği Mersinoğlu Köyü ile hiçbir ilgisi yok. Kent adının mersin bitkisinden geliyor olma olasılığı yüksek. Kentin ilk sakinleri ise Arap Alevileri.
Sonrasında yeni bir merak oluştu: Akla ve alandaki gerçekliğe aykırı tezler nereden çıkmış olabilir? Hakkında bunca sempozyum, kolokyum, söyleşi vb düzenlenmiş, lisansüstü tezler ve belgeseller hazırlanmış, kitaplar ve makaleler yayımlanmış, sözlü tarih çalışması yapılmış bu kentin kuruluş dönemi tarihi ile ilgili en temel konulardaki gerçeğe aykırı görüşler, bunca zaman içinde neden ayıklanmamış da pekiştirilmiştir? Bu sorulara da cevaplar bulabilmek için daha önce erişilebildiğim kaynakları yeniden taradım, yeni kaynaklara eriştim, gerçeğe aykırı görünen konularda kimin ne zaman ne yazdığına ya da yazılması gerektiği halde yazmadığına baktım; sonuçta aradığım cevapları bulup merakımı büyük ölçüde giderdim.
Adının kaynağı ve ilk sakinlerinin Mersinoğlu Köyü ile ilişkilendirilmesi dışındaki gerçeğe aykırı tezlerin niçin kabul gördükleri üzerinde çeşitli nedenlerle durmaya gerek olmayabilir. Ancak adının kaynağının ve ilk sakinlerinin Mersinoğlu adlı bir Türkmen Köyü’nden geldiği görüşünün nereden çıktığı ve neden yıllardır orada burada doğruymuş ya da doğru olabilirmiş gibi tekrarlandığı sorularına bulabildiğim cevaplar önemli göründü. Bu yazı, esas olarak bu cevapları konu edinmektedir. Bu cevapların meraklı bir amatörün kanaatleri olduğu göz ardı edilmemelidir. Objektif tarihçiler, olan biteni elbette daha ayrıntılı açıklayabileceklerdir.

1) Kim ne yazmış ne yazmamış

Fotoğrafın bütününü daha kolay algılayabilmek için, Mersin adının kaynağına, ilk sakinlerine ve Mersin’deki Arap Alevilere dair geçmişten bugüne yazılanlar ile yazılması gerektiği halde yazılmayanları bir arada görmek yararlı olabilir. Benim erişebildiklerim, 1940 yılı öncesi, 1940-1971 yılları arası ve 1971 yılı sonrası gibi üç tarihsel döneme gruplandırılarak ve kronolojik olarak -konuya aşina olanlar için can sıkıcı bir tekrar olacağı bilinmesine karşın- aşağıda özetlenmektedir.
1.1) 1940 yılı öncesi yayınlardaki görüşler
1.1.1) Yöreye 1812 yılında gelen Francis Beaufort’ın, Mersin adını yerli halkın verdiğine dair notlarını saymazsak, 19. yüzyılda yayımlanmış olup Mersin kenti adının kaynağına ilişkin görüş içeren dört yayına erişilebilmiştir. (i) W. Burckhardt Barker, 1853’te yayımlanan kısa adı Kilikya olan kitabında şunları yazmış: “Mursina, Rumcadan (myrtle) derlenmiş bir addır, çünkü, önceleri uçsuz bucaksız o bitki çalıları o yerin tek karakteristiği idi.”[1] (ii) 1850’li yıllarda Bölge’yi gezen Victor Langlois “Eski Kilikya” adıyla Türkçeleştirilen kitabında şunları yazmış: “Bu havalide mersinler pek çok olduğundan o nam verilmiştir.”[2] (iii) 1880 tarihli Adana Vilayet Salnamesi’nde şunlar yazılmış: “Derununda ormanlık, mersin ağaçlarından ibaret bulunduğu cihetle kasabayı mezkureye [Mersin] tesmiye olunmuştur.”[3] (iv) Vital Cuinet “La Turquie d’Asie” adlı kitabında 1890 yılında geldiği Mersin’in isminin, çevresinde bol miktarda bulunan murt ağaçlarından kaynaklandığını belirtmiş.[4]

1.1.2) On dokuzuncu yüzyılda Mersin’de yaşayanların etnik kökenlerine ilişkin görüş içeren beş kaynağa rastlanmıştır: (i) Habeeb Risk Allah Efendi “The Thisle and the Cedar of Lebanon” adlı kitabında, 1839 yılında geldiği Mersin’den özetle şöyle söz etmiş: “Mersine, yaklaşık 50 kulübeden oluşan, hummaya yakalanmış, pirelerle ısırılmış Fellahların yaşadığı acınası küçük bir köydür.”[5] (ii) Muhammet Emin Galip Et Tavil, 1924 yılında yayımlanan “Arap Alevileri Tarihi” adlı kitabında, Mısırlı İbrahim Paşa işgalinin son bulup askerlerinin geri döndüğü günlerle (1840 yılı) ilgili olarak şu bilgiyi de vermiş: “Mısır askerleri dönüş sırasında bir süre Akdeniz kıyılarında konakladılar. Bu amaçla sahile bir belde kuruldu, burası halkının çoğunluğu Alevi olan Mersin’di.”[6] (iii) Edwin Jhon Davis, 1875 yılında geldiği Mersin ile ilgili olarak yazdığı gezi notlarını içeren ve kısa adı “Life in Asiatic Turkey” olan kitabında, Türkçesi şu olabilecek ifadelere de yer vermiş: “Nüfusun büyük bir kısmı Kuzey Suriyeli Hıristiyanlardan ya da burada “fellah” olarak adlandırılan ve pek de ortodoks Müslümanlar olmayan Nusayri Dağı halkından oluşmaktadır. Devlet görevlileri dışında çok az Türk bulunmaktadır Mersina’da; nerede ise ilin bütün taşımacılığı develerle yapılmakta ve deveciler her durumda Türkler olduğu için gelip geçici Türk nüfus büyüktür.”[7] (iv) 1880 tarihli Adana Vilayet Salnamesi’nde şu ifade yer almaktadır. “Ve kaza-i mezkurenin havi olduğu kaffe-i kara ahalisi fellahat ve ziraatle meşguldürler.”[8] (v) Vital Cuinet, yukarda anılan kitabında şu ifadelere de yer vermiş: “Burada Müslümanlar çoğunluktadır. Bunların bir bölümünü …Fellahlar oluşturmaktadır.”[9]

1.2) 1940-1971 yılları arası yayınlardaki görüşler
Bu dönemde yayımlanmış olup Mersin tarihinden söz eden 4 yayın vardır. Hepsi adının kaynağına ve ilk sakinlerine ilişkin görüş belirtmiş.

1.2.1) Fikri Mutlu, Mersin Halkevi’nin yayın organı olan İçel Dergisi’nde, 1940-41 yıllarında yayımlanan “Mersin Şehri Nasıl ve Ne Zaman Kuruldu” başlıklı yazı dizisinde konu ile ilgili olarak özetle şunları yazmış: (a) “Mersin adının mersin-murt bitkisinden geldiği söylenir. Fakat biraz tarihi bilgileri olanları şu malumat bu nokta üzerinde düşünmeye mecbur ediyor. …Evliya Çelebi …1671 ve 1672 tarihlerindeki …seyahatini kaydederken Mezitli Köyünün biraz ötesinde (Mersinli oğlu) adlı …bir Türkmen köyünden bahseder. Bu köyden sonra Karaisalı oğlu köyüne gider ve sonra (Yümük) nehrinden geçer… (…) Binaenaleyh Evliya Çelebinin 268 sene evvel gördüğü …Türkmen köyü bugünkü Mersin şehrinin nüvesi olduğu kendiliğinden meydana çıkar. Bu eski Mersinli oğlu köyünün bulunduğu yer halen Yümük Tepenin ve Mersin Çayının garp tarafında (Yeniköy) denen yerlerde olduğunu dedelerinden duymuş ve hafızalarındaki bilgiyi naklen söyleyenler vardır. (…) Verilecek hükümden çıkarılacak netice şu olur: Bir kökten olan ve aynı adı taşıyan bir Türkmen kolunun Anadolu’ya gelince muhtelif istikametlere dağıldıkları hakikati tecelli eder. (…) Türkmenler ekseriye yeni kurdukları köylere, yerleştikleri yerlere kendi oymak adlarını vermiş oldukları gene tarihi hakikat olduğuna göre… [Mersin’in] bir ağaç adı olmadığı ihtimalini kuvvetlendiriyor.”[10] (b) Mutlu, Adana Vilayet Salnamesi’nde yazılan şu iki ifadeyi de aktarmış: (i) “Derununda ormanlık mersin ağaçlarından…” Buna ilişkin dipnotta özet olarak şunları da belirtmiş: “Bu salnameye bu malumatı kaydeden …makam …Evliya Çelebi’nin gördüğü Türkmen (Mersinlioğlu) köyünden bahsettiğinden …vakıf olmadığı anlaşılmaktadır.”[11] (ii) “…ve kazai mezkûrun havi olduğu kaffei kura ahalisi felahat ve ziraatle meşguldür.”[12]

1.2.2) Sait Uğur, 1944 yılında yayımladığı “İçel Tarihi” adlı kitabında bu konuda şunları yazmış: “Mersin’e Mersin denilmesinin sebebi: Şimdiki Mersin şehrinin yakınlarında eskiden “Mersinli” adında bir aşiret varmış. Bu aşiret Türkmenistan’dan gelen aşiretlerdenmiş. Mersinli adıyla Anadolu’da daha yedi sekiz tane köy vardır ki Mersin adı, bu Mersin adındaki Türk oymağının adına göre konmuştur. Yoksa Mersin’deki mersin ağacından dolayı buranın adı Mersin konmuş değildir.”[13]

1.2.3) M. Necati Çıplak 1968 yılında yayımlanan “İçel Tarihi” adlı kitabında şöyle yazmış: “Batı kaynaklarının ekserisi “Mersin” isminin bu civarda çok yetişen …murt diye adlandırılan mersin ağacından geldiğini yazarlar… Halbuki “Mersin” ismine bir Türkmen aşiretinin adı olarak en az 300 yıl önce rastlıyoruz. (…) Evliya Çelebi …şimdiki Mersin’in 20-25 km Güney Batısında Mersinoğlu adı verilen köyde konakladığını yazar. Bu ifade çevredeki diğer köyler gibi aslında göçebe kışlağı olarak kurulmuş bu iskân mahalli, ismini de beraber taşıyarak sonradan deniz kıyısına inerek şehrimizin çekirdeğini meydana getirmiştir.”[14]

1.2.4) Mithat Toroğlu başkanlığındaki, aralarında Fikri Mutlu ve Lütfi Oğuzcan’ın da bulunduğu 8 kişilik bir komite tarafından yazılan ve 1971 yılında yayımlanan “Kurtuluş Savaşında İçel” adlı yayında da şöyle denmiş: “Mersin’in, tarihi (Zefiriyüm) şehri harabeleri üzerinde bundan 400 yıl kadar önce “Mersinli oğlu” adlı bir Türkmen oymağı tarafından kurulduğu türlü belgelerle bilinmektedir. Gerçi, yerli ve yabancı bazı yazarlar “Mersin” adının bu çevrede öteden beri pek bol olarak yetişen Türklerin (Murt veya Mersin), Arapların (Hambeles) dedikleri …bir bitkiden alındığını yazmışlarsa da bunun yanlış olduğu incelemelerle açığa çıkmıştır. Çünkü mersin, Akdeniz kıyılarına özgü bir bitkidir. Oysa, bugün bu bitkinin hiç bulunmadığı ve hatta bilinmediği Ordu, Trabzon, Manisa, Sivas, Aydın, İzmir gibi illerimizde (Mersin veya Mersinli) adlı köylere ve oymaklara rastlanmaktadır. Aynı zamanda …Evliya Çelebi de bundan 300 yıl önce buralardan geçerken, bugünkü Mersin şehrinin olduğu yerde içinde “Mersinlioğlu” adlı bir Türkmen oymağının yaşadığı bir köyün bulunduğunu …yazmaktadır.”[15]

1.3) 1971 yılı sonrası yayınlardaki görüşler
Bu dönemde, yüksek lisans tezi, makale, bildiri, kitap, belgesel, blog/web sitesi yazısı vb sayılarındaki artışlara bağlı olarak Mersin tarihi ile ilgili toplam yayın sayısı da artmıştır. Bu artışta, Mersin Üniversitesinin 1992 yılında kurulmuş olmasının ve düzenlediği etkinliklerin önemli katkısı olmuştur. Bu bağlamda Şinasi Develi’nin yazılarını/kitaplarını özel olarak anmak da gerekir. Aşağıda, 1971 yılı sonrasında, Mersin tarihine dair yayınları bulunan yazarların yazdıkları ve yazmadıkları, birer yayınlarından özetlenerek verilmeye çalışılmıştır.

1.3.1) Şinasi Develi, 1991 yılında yayımlanan “Dünden Bugüne Mersin (1836-1990)” başlıklı kitabında, Mersin adının kaynağına ilişkin iki olasılığı (mersin bitkisi ya da Mersinlioğlu Köyü) aktarıp, hangi görüşün inandırıcı olduğunun takdirini okuyucuya bırakmış. İlk sakinleri ile ilgili olarak; “Mersin’e ilk yerleşenler yakın dağlık bölgelerden gelenlerle, civar kasabalardan gelen kişilerdir.” demiş. Ayrıca, Yunanistan’da 1909 yılında basılmış bir kitapta Yunanlıların, 1925 yılında Kapadokya’dan gelip Mersin’i kurduklarının yazıldığını, o kitapta tarihin yanlış ama olayın doğru olduğunu belirtmiş.[16] Arap Alevileri/Fellah nitelemelerini kullanmaksızın o etnik gruptan Mersin’in toplumsal yapısı ve ilk sakinleri bölümlerinde söz etmiş ve “İbrahim Paşa …Suriye ve Mısır’dan ziraat işlerini bilen insanları bölgeye getirmiştir. …gelen kişilerden Mersin’e yerleşenler de olmuştur.” ifadelerine yer vermiş.[17]

1.3.2) Ali Demirtaş, 1991 yılında yayımlanan “İçel İli Yakın Çevre İncelemeleri” adlı kitabında kentin adının, bazı kaynaklara göre mersin bitkisinden, bazı kaynaklara göre de bir Türkmen aşiretinin adından aldığını yazıp, “Şimdiki şehrin 20 km kuzeybatısında dağ eteğinde …kurulmuş olan Mersinoğlu Köyünde davarcılıkla uğraşan Türkmenler… Zamanla deniz kıyısına inen …Mersinoğlu köyü halkı, burada şimdiki Mersin şehrinin çekirdeğini oluşturmuştur.” ifadelerine yer vermiş.[18]

1.3.3) Gündüz Artan, 1997 yılında yayımlanan “Mersin ve Göçler (2)” adlı makalesinde, Mersin’in 1836 yılında kurulduğunu kabul ettiğini; bununla birlikte, Evliya Çelebi’nin sözünü ettiği Mersinoğlu adlı Türkmen köyünü de dikkate aldığını belirtmiş ve şu ifadelere yer vermiş: “İbrahim Paşa, …xı. yüzyılda Doğu Türkistan’dan göç etmiş ve Türkçeyi az da olsa bilen Kara Hata Türklerinden oluşturduğu ordu ile gelmişti. Askerlerin bazısı ailelerini getirdi, bazısı yerli kadınlarla evlenerek yerleştiler. Türk kökenli oldukları bilinmeyen ve Fellah (Arapça ‘Filahat=çiftçilik’ten çiftçi, ekinci. Mısır’ın Arap yerli halkından. Genellikle Müslüman’dırlar.) adı verilen bu topluluğa Atatürk, Kara Hata Türklerinin Eti Türkleriyle ilgisi dolayısıyla ‘Eti Türkü’ demiştir.”[19]

1.3.4) Şerife Yorulmaz, 2002 yılında sunduğu “Doğu Akdeniz’de Bir Osmanlı Liman Kenti Olarak Gelişen Mersin’de Yabancı Tüccarın Rolü ve Mersin’de Levanten Kültürü (19. Yüzyıl)” başlıklı bildirisinde şu ifadelere yer vermiş: “17. yüzyılda Evliya Çelebi tarafından …olarak tanımlanmış olan Mersinli-oğlu, 19. yüzyıl başlarında deniz kıyısında bir balıkçı köyü kimliğindedir. (…) Mersin’de sosyal yapıyı, çevre bölgelerden buraya gelmiş olan Müslümanlar, Rumlar, Ermeniler, Suriye’den Hristiyan Araplar, Maruniler, Mısır, Kıbrıs, Girit, Rodos vs adalardan gelenler, Yahudiler ve Avrupalılar vs oluşturmaktaydı. (…) Cuinet’in verdiği bilgilere göre (…) Burada Müslümanlar çoğunluktaydılar. Bunların bir bölümünü …Fellahlar oluşturmaktadır.” Davis’in yazdıklarının bir bölümüne de atıfta bulunmuş, ancak onun Fellahlardan söz eden ifadelerine yer vermemiş.[20]

1.3.5) Nükhet ve Nuri Adıyeke, 2004 yılında yazdıkları “Modernleşmenin Doğurduğu Kent: Mersin” adlı makalelerinde şu ifadelere yer vermişler: “Evliya Çelebi …bir ‘Mersinlioğlu’ Köyünden söz etmektedir. Fakat bu köyün daha sonraki gelişmesiyle ilgili herhangi bir bilgiye sahip değiliz. (…) Günümüz Mersin kentinin merkez alanında 19. yüzyıl başlarında bir köy olduğu düşünülmektedir. Evliya Çelebi’nin ‘Mersinoğlu’ adıyla tanımladığı yerleşim muhtemelen bu köy olmalıdır. (…) Mersin kentinin hemen hemen ilk sakinleri de bu Levanten ailelerdi.”[21]

1.3.6) İbrahim Oğuz, 2006 yılında kabul edilen “Tarsus Şer’iyye Sicillerine Göre Mersin Kenti’nin Kuruluş Öyküsü” adlı yüksek lisans tezinde şu ifadelere yer vermiş: “Evliya Çelebi’nin, …şimdiki şehrin 20 kilometre kuzey batısında ve dağ eteklerindeki…“Mersinoğlu Karyesi”, bugünkü Mersin şehri midir, bilinmez. (…) Çeşitli yerlerde zaten Mersin’e ilk gelen kişilerin veya ailelerin, aslında Hıristiyanlar olduğu söylenmektedir. Demirtaş, Mersin’e ilk olarak yerleşenlerin Adalar ve Kapadokya’dan gelen Rum Ortodokslar olduğunu söyler. Yine Demirtaş’a göre, Suriye ve Lübnan’dan gelen ve ticaretle uğraşan Arap Ortodokslar da, Mersin’e ilk yerleşenler arasında sayılır. Develi de bu görüşü paylaşanlardan birisidir ve ona göre de ilk sakinler, Kapadokya’dan gelen Ortodoks Rumlardır.”[22]

1.3.7) İbrahim Bozkurt, 2012 yılında yayımlanan “Tanzimat’tan Cumhuriyete Mersin Tarihi (1847-1928)” başlıklı kitabında şu ifadelere yer vermiş: “Mersin adının kökeni konusunda iki değişik görüş yaygın olarak kabul edilir. (…) …birincisi Mersin Ağacı… İkincisi ise, Mersin adının bu bölgede yaşayan “Mersinoğulları veya Mersinoğlu” adındaki bir Türkmen ailesinden geldiğini kabul eden görüştür. (…) Evliya Çelebi, …yazdığı mesafe ve zaman bilgilerine bakılırsa söz ettiği yerin bugünkü Mersin yakınlarında bir yer olması kuvvetli bir olasılıktır. …Sait Uğur da aynı düşünce ile, …yörede yaşayan Mersinoğlu adındaki aşiretten kaynaklandığını belirtmiştir.”[23]

1.3.8) Mehmet Mazak, editörlüğünü yaptığı ve 2013 yılında yayımlanan “Osmanlı Deniz Ticaretinin Yükselen Değeri Mersin (1812-1922)” adlı kitapta, Mersin adı ile ilgili olarak M. Necati Çıplak’ın yukarıda değinilen ifadelerini aktarmış.”[24]

1.3.9) Semihi Vural, 2017 yılında ikinci baskısı yayımlanan, çeşitli kaynaklardan derlediği ve konuyla ilgili farklı görüşlere yer verdiği “Pamuğun Çocuğu Mersin ve Mersin İskeleleri” adlı kitabında, Mersin adının kaynağına ilişkin iki olasılıktan da söz etmiş, Evliya Çelebi’nin 1671 yılında “Mersinoğlu” Köyü’nden söz etmesine dikkat çekmiş ve şu ifadelere yer vermiş: ‘Büyük olasılıkla Evliya Çelebi’nin anlattığı ‘Mersinoğlu Aşireti’nin de konuşlandığı yer burası [Karaisalı Köyü MK] olmalıdır. (…) Mersin halkını oluşturan başlıca üç kavimden söz edilebilir: 1- Avrupalı tüccarlar, Levantenler, 2-Tarımla uğraşan ve hizmet sektöründe çalışan Araplar, 3-Tarsus’tan gelenlerin yanında, dağlık, yaylalık yörelerde yaşayan Türkmenler. (…) Mısırlı İbrahim Paşa Suriye’den 2000 (Fellah) tarım işçisini getirerek Mersin’den Hatay’a kadar sahil kesimine yerleştirmiştir. (…) [Derviş Mehmet Ağa’nın, 1831 yılında kurduğu Yoğurt Pazarı], Mersin’in oluşumundaki ilk ve tek nokta sayılır. (…) Yoğurt Pazarı …kurulduğunda Mersin diye bir yer yoktu. (…) 1836’lardan itibaren bölgeye yerleşen Levanten Avrupalı tüccarlar, bu antik yapı kalıntıları [Zephyrion kalıntıları MK], taş ve tuğla örenler üzerine yeni bir yerleşim merkezi kurmuşlar.” Kitabın, Gezginlerin Gözüyle Mersin başlıklı bölümünde, 1850’li yıllarda geldiğini belirttiği Habeeb Risk Allah Efendi’nin gözlemlerini aktarırken, “çoğunlukla fellahların yaşadığı, yaklaşık elli kulübeden oluşan bir köy” olduğu ifadelerine yer vermiş; E. J. Davis’in ve V. Cuinet’in bazı gözlemlerinden söz etmiş, ancak bu yazarların Fellahlardan söz eden ifadelerine yer vermemiş.[25]
Bu dönemde, yukarıda değinilenlerin dışında Mersin tarihinden söz eden bazı kaynaklara daha erişilmiş, ancak derleme niteliğindeki bu yayınlar, yukarıda değinilen yazarların görüşlerini aktarmakla yetindiklerinden, yeni/farklı bir görüş öne sürmediklerinden, burada ayrıca söz etmeye gerek görülmemiştir.

2) İrdelemeler

2.1) 1940 yılı öncesi dönemi yazarları -ki bunlar Cumhuriyet öncesi yazarlar ya da Türk olmayan yazarlar olarak da anılabilir- Mersin adının kaynağı olarak yalnızca mersin bitkisini işaret etmiş, farklı bir görüşten söz etmemiş. Mersin’in kurucularına/ilk sakinlerine ilişkin bir görüş belirtmemekle birlikte, 19 yüzyılın başından son çeyreğine kadar olan dönemdeki Mersin’in demografik yapısı hakkında çok önemli bilgiler vermişlerdir. Mersin’in 1839 yılında Fellahların yaşadığı bir köy olarak nitelenmesi, kentin ilk sakinlerinin Fellahlar olduğu görüşünü desteklemekte; bu bilgi ile, 1875’te bile Mersin’de Devlet görevlileri dışında çok az Türkün yerleşik olduğu bilgisi ise, Mersin’i Türkmenlerin (Mersinoğlu Köyü’nden olanlar dahil) ya da civar köy ve kasabalardan gelenlerin kurduğu görüşünü yanlışlamaktadır. Et Tavil dışındakiler, 19. yüzyıla ait görüşlerini doğrudan kişisel gözlemlerine ve/veya yerel halkın sözlerine dayandırmış. Et Tavil, 1924 yılında yayımladığı kitabında yer alan ve kaynağını belirtmediği görüşünü, yaptığı araştırmalara dayandırmış olmalıdır. Bu dönem yazarlarının bu konularda objektif oldukları kabul edilebilir. Tersine dair bir belirti yoktur. Mersin’in kuruluş dönemine dair bende oluşan kanaat bu dönem yazarlarının görüşleri ile uyumludur.

2.2) 1940-1971 dönemi yazarlarının hepsi Mersin adını ve ilk sakinlerini bir Türkmen köyü/oymağı ile ilişkilendirmiş. Uğur, diğerlerinin tezi olan Mersinoğlu Köyü tezine inanmamış olmalı ki, Türkmenistan kökenli başka bir Türk aşireti/oymağı tezini öne sürmüş. Bu dönem yazarlarının görüşleri, önceki dönem yazarlarının görüşlerinden kopuş niteliğindedir. Bir başka ifade ile bu dönem yazarları, kentin adına ve ilk sakinlerine ilişkin daha önce belirtilenlerden farklı bir tezi öne sürmüşler. Ama tezleri, her yayında farklı bir biçime bürünmüş. Öylesine ki, dönemin yayınlarından ilkini yazan ve sonuncusunun yazarlarından biri olan Mutlu’nun imzasını taşıyan iki yayının tezlerinde bile farklılıklar var. Bu dönemin yazarları görüşlerini, kaynağı belirtilmeyen söylentilere ve/veya mantığı zorlayan akıl yürütmelere dayandırmışlar. Bu ve aşağıda açıklanan diğer nedenlerle sözü edilen konularda ikna edici olmaları beklenemez.

2.3) 1971 sonrası dönem yazarlarının ikisi dışında hepsi de Mersin adının kaynağını ve ilk sakinlerini örtük ya da açık biçimde Mersinlioğlu/Mersinoğlu Köyü/Aşireti ile ilişkilendirmiş. Bununla birlikte kentin ilk sakinlerine ilişkin görüşler de çeşitlenmiş. Mersinlioğlu/Mersinoğlu Köyü/Aşireti ile ilişkilendirmeyen yazarlardan biri; kitap, makale ve söyleşileri ile Mersin tarihine önemli katkıları olan Develi’dir. Ancak, Develi’nin, kentin ilk sakinleri için anılan köy/aşiret tezine itibar etmediğini belli ederken adının kaynağı konusunda bu teze karşı çıkmayıp hangi görüşün inandırıcı olduğunun takdirini okuyucuya bırakmış olması bir çelişkidir. Mersin tarihine ilişkin hemen her konuda görüş bildiren Develi bu konuda neden görüş belirtmekten kaçınmış olabilir? Bu dönem yazarlarının bir kısmı görüşlerini 1940-1971 dönemi yazarlarına ve/veya Develi’ye dayandırırken, bir kısmı ise doğrudan Evliya Çelebi’nin yazdıklarının hatalı yorumuna dayandırmış. Dolayısıyla bu dönem yazarları da bu konularda inandırıcı kanıt sunamamıştır.

2.4) Mersin adını ve ilk sakinlerini Mersinoğlu Köyü ile ilişkilendirenlerin hepsi Köyün yerini farklı tanımlamış. Bunlardan yalnızca M. Necati Çıplak’ın tanımlaması doğru görünüyor. Bu yazarların Mersinoğlu Köyü’nün kentin çekirdeğine dönüş biçimine ilişkin senaryoları da farklı ve hiç biri de mantığa ve alandaki gerçekliğe uygun değildir.[26]

2.5) Evliya Çelebi’nin sözünü ettiği köy, verdiği bilgilere göre, Erdemli ilçesinin bugünkü Arpaçbahşiş ve Kargıpınarı Mahalleleri yakınlarında, dağ eteğinde bir yerde olmalı. Mersin Çayı’na (dolayısıyla da Mersin’de ilk kulübelerin yapıldığı yere, yani, Yumuktepe civarına) en azından 20 km uzaklıktaki, dağ eteğindeki bir köy için, “…bugünkü Mersin şehrinin nüvesi olduğu kendiliğinden meydana çıkar.” sözünü Mutlu; “Mersin’in, tarihi (Zefiriyüm) şehri harabeleri üzerinde bundan 400 yıl kadar önce “Mersinli oğlu” adlı bir Türkmen oymağı tarafından kurulduğu türlü belgelerle bilinmektedir.” sözünü Toroğlu, Mutlu ve Oğuzcan neden söylemiş olabilir? Ve, Mersin adının ve ilk sakinlerinin Mersinoğlu Köyü ile ilişkisi olduğuna dair hiçbir kanıt olmadığı halde, bunca değerli zevat, bunca yıldır bu görüşü doğru imiş, ya da doğru olabilirmiş gibi neden ısrarla tekrar etmiş olabilir? Hem Mersinoğlu Köyü’nün yerini kabaca da olsa tahmin edemediklerinden ve hem de yabancı gezginlerin kitaplarına da yansıyan Mersin’in 19. yüzyılın ilk yarısındaki demografik yapısı hakkında bilgi sahibi olmadıklarından mı, başka nedenlerle mi? Bu soruların yanına, bazı değerli zevatın, Mersin’in kuruluşundan görüşlerini yayımladıkları güne kadarki demografik yapısı içinde Arap Alevileri neden yok göstermek istedikleri ya da onları, yaygın bilinen adlarını anmadan farklı biçimde nitelemeleri ve bazı yabancı yazarlardan alıntılarında onlarla ilgili bölümleri neden sansürledikleri sorularını da eklemek gerekir. Bu sorulara verilecek gerçekçi cevaplar, başlangıçta sorduğumuz “…bu kentin kuruluş dönemi tarihi ile ilgili en temel konulardaki gerçeğe aykırı görüşler, bunca zaman içinde neden ayıklanmamış da pekiştirilmiş?” sorusuna, bir ölçüde de olsa cevap olacaktır.

3) Kişisel kanaatim

Gönül ister ki yukardaki soruları muhatapları cevaplasın. 1940-1941 dönemi yazarlarının hiç biri sağ olmadığı için onlar açısından bu mümkün değildir. Ancak, 1971 yılı sonrası yazarların biri dışında hepsinin cevaplama olanağı vardır. Kişisel cevaplarım ise şöyledir:
Bazı yazarlar, işin kolayına kaçıp, Mersinoğlu Köyü’nün yerini ve Mersin’in 19. yüzyıldaki demografik yapısını yeterince araştırmadan Mersin adının ve ilk sakinlerinin bu köy ile ilişkilendirilmesini mantıklı bulmuş oldukları için öyle yazmış olabilirler. Ancak, başta Mutlu, Toroğlu ve Oğuzcan olmak üzere 1940-1971 dönemi yazarları için böylesi şeyler söylenemez. Adı geçen bu değerli yazarların, özellikle yaşadıkları dönem ve icra ettikleri görevler dikkate alındığında, hem Mersinoğlu Köyü’nün yerini hem literatürü hem de sahadaki gerçekliği en iyi bilenlerden olmaları beklenir. Sahadaki gerçeklik derken, Mersin’de atası Mersinoğlu Köyü’nden olan kimse bulunmadığı; var olan cemaatlerin kent nüfusundaki payları, bunların kente yerleşmeye başladıkları zamanlar vb kastedilmektedir. Çünkü Mutlu, 1931-38 yılları arasında iki dönem İçel Milletvekilliği; Toroğlu, 1929-42 yılları arasında Mersin Belediye Başkanlığı; Oğuzcan da, uzun yıllar Mersin’de gazetecilik yapmış. Ve ilk ikisi 1937-1939 yılları arasında çalışan İçel Hars Komitesi’nin üyeliğini; Mutlu ayrıca, Ankara’daki Merkez Hars Komitesi’nin de üyeliğini yapmış. Hars Komiteleri’nin kuruluş amaçlarından biri de, o yıllarda Mersin (ve Tarsus ile Adana) nüfusunda önemli bir payı olan ve çoğunlukla Arapça konuşan Arap Alevilerin Türkçe konuşmalarını ve yaşadıkları muhitlerdeki Türk yurttaşlarla (Sünni mezhebinden olanlarla) kaynaşmalarını sağlamak;[27] bir başka ifade ile, iki kesimde bir arada yaşama kültürü tesis etmek idi. En azından bu çalışmaları sırasında Arap Alevilerin ne zamandır Mersin’de oldukları bilgisine sahip olmuşlardır. Mutlu’nun Mersin tarihine ilişkin araştırması da çok değerlidir. Dolayısıyla, Mersin adını ve ilk sakinlerini Mersinoğlu Köyü ile ilişkilendiren ilk yazar olan Mutlu’nun bu tezi öne sürmesinde bilgi yetersizliği değil başka neden(ler) ağır basmış olmalıdır. Hangi neden(ler)? Akla gelen tek olasılık “dönemin ruhu”dur. Malum, dönem ulus devletin inşa dönemi. Osmanlı’dan devralınan ülke genelindeki çoğul etnisiteli nüfusun Türklük potasında eritilmeye çalışıldığı bir dönem. Bu dönemde, Mersin adının ve ilk sakinlerinin de Türkmenlerle ilişkilendirilmesinin uygun olacağı kabul görmüş olmalı. Başka türlüsü dönemin ruhuna (egemen ideolojisine) aykırı olurdu herhalde. Hem Mersinoğlu Köyü’nün yerini kabaca da olsa doğru tahmin ettiği, hem de Mersin’in kuruluşundan görüşlerinin yayımlandığı güne kadarki demografik yapısı hakkında bilgi sahibi olduğu halde bu fantastik kurguyu savunan diğer zevat da; Mersin’in demografik yapısı içinde Arap Alevileri yok gösteren, adlarını anmaktan kaçınan ve/veya bazı yabancı yazarlardan alıntılarında Arap Alevilerle ilgili bölümleri sansürleyen zevat da, aynı ideolojik saiklerle davranmış/davranıyor olsa gerek.
Bu tür davranışların nedeni ne olursa olsun bu yol çıkmaz bir yoldur. Buradan objektif ve gerçekçi bir Mersin tarihine varılamaz. Bir arada yaşama kültürünün gelişmesine katkı da sunulamaz. Mersin tarihi artık tevatürlerden, fantezilerden arındırılmalı, belgelere dayalı, gerçekçi biçimde yazılmalıdır. (03.09.2019)

______________________________
1) W. Burckhardt Barker. Cilicia: Its Former History and Present State. London and Glasgov: Richard Griffin and Company, 1862?, 116.
2) Victor Langlois, Eski Kilikya, çev. Rahmi Balaban, Mersin: Mersin Halkevi, 1947, 31.
3) Mehmet Mutku ve Ömer Mutku (çev.), Adana Vilayet Salnamesi 1296 (1880), Mersin: Mersin TSO, 1986, 5.
4) Vital Cuinet, La Turquie d’Asie. Aktaran Şinasi Develi, Dünden Bugüne Mersin 1836-1990. Mersin: Yorum Basın Yayın Ltd, 1991, 54. Cuinet’in ve Langlois’in Mersin’e dair yazdıkları, ancak Türkçe kaynakların aktardıkları kadarıyla bilinebilmektedir.
5) Habeeb Risk Allah Efendi, The Thisle and the Cedar of Lebanon, Second Edition, London: Wertheimer and Co.,1854, 61-62.
6) Muhammed Emin Galip et-Tavil, Arap Alevileri Tarihi, çev. İsmail Özdemir. Adana: Karahan Kitapevi, 3. Baskı, 2015, 254.
7) Edwin Jhon Davis, Life in Asiatic Turkey, A Journal of Travel in Cilicia (Pedias and Trachoea), Isauria, and Parts of Lycaonia and Cappadocia. London: Edward Standfort, 1879, 14.
8) Mehmet Mutku ve Ömer Mutku (çev.), Adana Vilayet Salnamesi 1296 (1880), Mersin: Mersin TSO, 1986, 7. İlerleyen satırlarda bu cümleyi Fikri Mutlu’nun biraz farklı çevirmiş olduğuna dikkat edilmelidir. Hangisinin doğru olduğu, aradaki farkın ne anlama geldiği konularında bir yorum yapamıyorum.
9) Vital Cuinet. La Turquie D’Asie. Aktaran Şerife Yorulmaz. “Doğu Akdeniz’de Bir Osmanlı Liman Kenti Olarak Gelişen Mersin’de, Yabancı Tüccarın Rolü ve Mersin’de Levanten Kültürü (19. yüzyıl)”, 19. yy’da Mersin ve Akdeniz Dünyası: Kolokyum, Mersin: Mersin Üniversitesi, 2002, 4.
10) Fikri Mutlu, “Mersin Şehri Ne Zaman ve Nasıl Kuruldu?”, İçel 29 (1940): 5.
11) Fikri Mutlu, “Mersin Şehri Ne Zaman”, İçel 32 (1940): 3.
12) Fikri Mutlu, “Mersin Şehri Ne Zaman”, İçel 33 (1940): 10.
13) Sait Uğur, İçel Tarihi, Cilt 2, Mersin: Yenimersin Matbaası, 1945, 18.
14) M. Necati Çıplak, İçel Tarihi Bölüm I, Ankara: Güzel Sanatlar Matbaası, 1968, 287-288.
15) Mithat Toroğlu ve diğerleri. Kurtuluş Savaşında İçel, İstanbul: Baha Matbaası, 1971, 13.
16) Şinasi Develi, (i) Dünden Bugüne Mersin 1836-1990, Mersin: Yorum Basın Yayın Ltd, 1991, 49-54. (ii) “Tarih İçinde Mersin Kolokyumu II, Tarihin Tanıkları oturumunda yaptığı konuşma”. Mersin: Mersin Üniversitesi, 2005.
17) (i) Şinasi Develi, Dünden Bugüne Mersin 1836-1990, Mersin: Yorum Basın Yayın Ltd, 1991, 56. (ii) http://dundenbugunemersin.blogspot.com/2007/09/mersinin-ilk-sakinleri.html. Erişim tarihi, 12.06.2019.
18) Ali Demirtaş, İçel İli Yakın Çevre İncelemeleri. Ankara: 1991, 81-83.
19) Gündüz Artan, “Mersin ve Göçler (2)”, İçel Sanat Kulübü Aylık Bülteni 60 (1997): 26 ve 29.
20) Şerife Yorulmaz, “Doğu Akdeniz’de Bir Osmanlı Liman Kenti Olarak Gelişen, Mersin’de, Yabancı Tüccarın Rolü ve Mersin’de Levanten Kültürü (19. yüzyılda Mersin Ve Akdeniz Dünyası Kolokyumu, 2002, s. 4.
21) Nükhet ve Nuri Adıyeke, “Modernleşmenin Doğurduğu Kent: Mersin”, Filiz Özdem (haz.), Sırtı Dağ, Yüzü Deniz: Mersin. İstanbul: YK Yayınları, 2004, 69-89. …
22) İbrahim Oğuz. Tarsus Şer’iyye Sicillerine Göre Mersin Kentinin Kuruluş Öyküsü, Yüksek Lisans Tezi, Mersin Ü. 2006.
23) İbrahim Bozkurt. Tanzimattan Günümüze Mersin Tarihi (1847-1928). Mersin: Mersin Büyükşehir Belediyesi Kültür Yayınları, 2012, 27. Yazar, 2001 yılında kabul edilen Salnamelerde Mersin başlıklı yüksek lisans tezinde de benzer görüşleri yazmıştır.
24) Mehmet Mazak (ed.). Osmanlı Deniz Ticaretinin Yükselen Değeri Mersin (1812-1922), Mersin: Mersin DTO, 2013, 45.
25) Semihi Vural, Pamuğun Çocuğu Mersin ve Mersin İskeleleri, 2. Baskı. Mersin: Mersin Deniz Ticaret Odası, 2017.
26) Bu konulardaki ayrıntılı açıklamalar için İçel Sanat Kulübü Aylık Bülteni Nisan-Mayıs-Haziran 2017, Sayı 215’te yayımlanan ve bu sitede de yer alan “Mersin Tarihi Yazımına Katkılar” ile “Mersin Adının Kaynağı ve İlk Sakinleri” başlıklı yazılarıma bakılabilir.
27) Bkz. Bu sitede yer alan “İçel ve Mersin Hars Komiteleri” başlıklı yazım. Mutlu ve Toroğlu’nun, bu yazıda da belirtilen, Şükrü Kaya’nın Çukurova gezisi sonrasında hazırladığı 29 Nisan 1937 tarihli raporundaki şu ifadelerini bilmiyor olması düşünülemez: “Asırlardan beri, Çukurova’daki Türk halk kümesi arasında oturup yaşadıkları halde kırık dökük bir lehçe halinde Arapça da konuşan Alevî (Nusayrî) Türklerin…”

Maden mühendisi. Ankara’da yaşıyor. Mesleki örgütlerde etkin görevler üstlendi. Çeşitli konularda yayımlanmış yazıları var.

scroll to top