MERSİN DEVLET HASTANESİ 3/6 –

MERSİN-DEVL.-HAST.-150.jpg

Burada şimdi Kırmızı Lacivert İş Hanı var.

Kitabın baş tarafına ulaşmak için bu satırı tıklayınız……………………………………………………. 

MERSİN DEVLET HASTANESİNE DOĞRU
Sağlık Sosyal Yardım Bakanlığı yurdun sağlık durumu hakkında aylık rapor yayımlar. Türkiye’de sağlık geçen yıldan %26 daha iyidir. Sağlık merkezleri için 15 Doktor İstanbul’da staj yapar.
Gazete ilanlarından bu yıllardaki doktor isimlerini izliyoruz. Dr. Ziya Benson – Serbest çalışmakta,
Dr. Ekrem Akın Dahiliye mütehassısı ve Dr. Mansur Pekdeğer Kadın-doğum Memleket Hastanesinde görev yapmakta, Dr. Ziya Benson – KBB mütehassısı, serbest çalışmaktadır.
04.01.1948 Dr. Muazzez Aytaç – Memleket Hastanesinde Çocuk Hastalıkları Mütehassısıdır, Dr.Şuayip Şevki Ramazanoğlu, Memleket Hastanesinde görevli, Dr. Halit Ekrem Oray, Memleket Hastanesi Cilt ve zührevi hastalıklar mütehassısı. Dr. Orhan Soylu serbest çalışmaktadır.
Yeni sağlık planı hazırlanıyor. Her 40 köye bir sağlık memuru sağlanması için kanun çıkarılıyor. 13.01.1948
Bu tarihlerde Dr. Muhsin Başak Mersin’de göreve başlıyor. Daha sonralar kendisini Hastane başhekimi olarak görüyoruz.
23.04.1947 tarihinde bulaşıcı hastalık geçen yıldan daha az. – Aylık yayımlanan Devlet raporundan.
29.01.1949 tarihinde Dr. Recep Sayhan – Memleket Hastanesi Hariciye Mütehassısı, Dr. Mithat Kemal İnanç – Çocuk Hastalıkları Mütehassısı. Dr. Burhan Kuzucu – Göz Trahom Hastanesi şefi. Dr. Ekrem Akın – Dahiliyeci serbest çalışıyor. Dr. Adil Olgu – KBB Uzmanı.
05.03.1949 Mustafa Gazioğlu Hastaneye elektrokardiyo cihazı bağışlandığını Dr. Muammer Aksoy açıklıyor.
1949 yılında Mersin’de pek çok doktor ve diş hekimi göreve başlıyor. Dr. İffet Çağlar – Göz Hastalıkları mütehassısı, Dr. Emin Bülent Yavuztürk, Dr. Sabri Verdi, Dr. A. Ali Bazoğlu, Dr. Şükrü Dizdar, Dt. Muhittin Mısır, Dr. Ali Gürsoy, Dt. Muazzez Gürsoy, Dr. Mehmet Arıksoy, Dr. Mitat Kemal İnanç. Doktorlar genellikle Askerlik Şubesi, (şimdiki İçel Sanat Kulübü) çevresinde muayenehane açıyorlar. Operatör Dr. Faruk İlhan ilginç bir isim. Eşi Müfide İlhan Türkiye’nin ve Mersin’in ilk kadın belediye başkanıdır.
18.10.1949 tarihinde Dr. Mehmet Arısoy Belediye dispanseri şefidir.
1950 yılında Dr. Recep Seyhan, Dr. Derviş Taver ve Dr. Haldun Sirer Dahiliye mütehassısı olarak görev yaparlar.
02.01.1951 Tarihinde Memleket Hastanesinde, 20 – 50 yaş arasındaki ev hanımları yetiştirilmek üzere hemşire yardımcısı ve hasta bakıcı için üç aylık eğitim kursu açılır.
Bu yıllar Mersin’de doktor açısından patlama yaşanmaktadır. Dr. Kamil Gözüodlu, Göz Hastalıkları Mütehassısı, Dr. Muzaffer Atasağun – Dr. Mehmet Arıksoy, Dr. İmran Sayan, Dahiliye Mütehassısıdır.
Dr. Muzaffer Aksoy, İhracatçı Birliklerinin katkısıyla Kızılay binasını bitirip açılışını yapar. 13.02.1951
1955 Yılında yeni doktorlarımız göreve başlarlar. Dr. Şeracettin Şenler, Dahiliye, Dr. Ahmet Önen, Göz Dr. Nazmi Boratav, Dr. Cevdet Narman, Hariciye mütehassısı, Dr. Kemal Ağdıran Cilt Hastalıkları, Dr. Kemal Tezel Operatör, Kulak burun boğaz hastalıkları mütehassısı. Dr. Alişan Yıldırım Nörolog. Dr. Fuat Çiftçioğlu.
22.10.1955 Sağlık Bakanlığı “özel hastaneler” teşebbüsü haberi gazetelerde yer almaktadır.
19.01.1956 İlk kez Devlet Hastanesi terimine rastlıyoruz. Mersin Devlet Hastanesi adına bir satın alma ilanı var.
27.08.1956 Artık kesin, Mersin Devlet Hastanesi Başhekimi Dr. Haldun Sirer.
Yeni Mersin gazetesinde Temmuz 1955’te dört günlük yazı dizisi yer alır. Yazan: Yusuf Ayhan.

BEŞ YILDA MERSİN’DE NELER YAPILDI? 
Mersin ve çevresindeki başta su ve yol yapıları olmak üzere yapılanların, biraz da abartılarak anlatıldığı yazıda….Mersin ve Tarsus Hastanelerinden söz ederken: “Farelerin gezdiği, Mersin Memleket Hastanesinden, iftihara layık Mersin Devlet Hastanesine… ve Abide halinde yükselen Tarsus Devlet Hastanesi” cümleleri ilgi çekici.

Hastane bu günlerde on ayrı binada hizmet veriyorduMERSİN DEVL. HAST. 146
1. Bina – Bahçe kapısının önündeki “Nizamiye” diyebileceğimiz yapı, ilk müracaat ve evrak binasıydı.
2. Bina – Başhekimlik ve yönetim binasıdır. Bu yapıda, Nöbetçi Doktor Odası, İdare, Eczane, Depo ve Nöbetçi Hemşire Yatakhanesi vardı. Acil hasta kabulü de buradaydı.
1973 İl Yıllığında Mersin Devlet Hastanesi, 1980 yılında her iki bina yeni inşaat sırasında yıkıldı.
3. Bina – Çocuk Servisi binası Mersinli hayırsever Abdülkadir Perşembe tarafından yaptırılmıştı.
4. Bina – Yemekhane binası, uzun süre hizmet vermiştir.
5. Bina – Asabiye – Akliye ve İntaniye servisi buradadır. Bir bahçe evinden Hastane’ye destek binasına dönüştürülmüştü.
6. Bina -1932 yılında hizmete açılan Verem pavyonu ayrı bir binada hizmet verirdi.
7. Bina – İlk kez Özel İdare tarafından planlanarak yaptırılan iki katlı Hastane yapısıdır.
Zemin Katı: Poliklinikler ve mahkûm hastalar koğuşu vardı. Daha sonra hacmi bölünerek Ortopedi Servisi eklendi.
Birinci Kat: Dahiliye, Bevliye, Röntgen servisleri sıralanıyordu.

Yukarıda görülen binalar yeni inşaat sırasında yıkıldı.

Yukarıda görülen binalar yeni inşaat sırasında yıkıldı.

İkinci Kat: Cerrahi servisi ve Ameliyathane vardı. Daha sonra kadın doğum binası oldu; şimdi bilgi işlem teknik ve idari bina olarak hizmet vermektedir.
8. Bina – Eski bir yapıdan dönüştürülmüş binada Göz Servisi, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon servisi vardı. Ayrıca su kuyusu ve su pompası da burada idi.
9. Bina – 1938 yılında açılan Nisaiye pavyonu, (Kadın – Doğum Kliniği), Sağlık Bakanlığı tarafından Mersin’de yaptırılan ilk ve tek bina idi. Daha sonra yeni Hastane inşaatı sırasında yıktırılmıştır.
10.Bina – Aralık 1970 yılında Devlet Hastanesi bahçesine yaptırılan bir binada “Kan Bankası” hizmete açıldı.

————————————————–
MERSİN’DE BİR DOKTOR ÖRGÜTÜ
Sinasi Develi – Eski Mersin’de Yaşam kitabından
Mersin Tıp Cemiyeti:
Mersin Tıp Cemiyeti, 14.11.1938 tarihinde oluşturulmuştur, kuruluşundan kısa süre sonra, “Etibba Odası” adını almıştır. Bugün Mersin Tabip Odası ismiyle hizmetini sürdürmektedir. Kurucu Yönetim şu isimlerden oluşmaktaydı: Reis: Dr. Cemal Saraçoğlu, İkinci Reis: Dr. Kaşif Baştuğ Genel Sekreter: Dr. Nejat Seyhun Muhasip: Dr. Hulusi Tan.

————————————————–

DR. AHMET ARSLAN ANLATIYOR
Röportaj: Arife Ünüvar 14.05.2009
Mersin o yıllarda adeta bir bataklıktır. Burada doğan her 100 çocuğun 25’i sıtmadan ölüyordu, analar da perişandı. Halkın büyük bir kısmı Toros dağlarında yaşardı ve birçok hasta ulaşım sıkıntısı da çekerdi. Toroslar’da soğuk, bir felaketti…
1950’li yılların sonunda dönemin başbakanı yöremizde bir gezi yapacaktır.
Adnan Menderes Maraş’a, oradan da Mersin’e gelecek. Mersin’de hemen bir heyet kuruldu. Heyetin başında dönemin Valisi ve heyette Mersin’in sağlığı ile görevli Dr. Ahmet Arslan da vardır.
Sn. Menderes Adana Kız Enstitüsü’nde Mersin heyetini kabul etti. Dr Ahmet Arslan: ‘Rahmetli Adnan Menderes öyle güzel konuşurdu ki’ diye başladı söze; anlatırken de aynı heyecanı duyuyordu.
“Efendim Hoş geldiniz. Bağışlayın ziyaretimizin sebebini açıklayayım”‘.
Ahmet Arslan Mersin’in çevresindeki bataklıklardan söz ederek; Mersin yöresindeki doğan her yüz çocuktan yirmi beşinin bu nedenle öldüğünü; diğerlerin de Toroslar’daki yayla yaşamı nedeniyle soğuktan kırıldıklarından söz eder.
“Nedir isteğiniz?” dedi Sn. Menderes…”Efendim hastalarımız için bir hastane istiyoruz… Ayrıca Mersin’e 50 doktor da kâfi değildir. Burada bir sağlık ordusu yetiştirmek için hemşirelik ve ebelik okulu lazımdır…Sn. Menderes dedi ki: “Hastane bizim için kolay iş. Ama Mersin için çok daha önemli projelerimiz var.
Evvela bir liman yapmayı düşünüyoruz. Liman, ulaşım için çok önemlidir. Sonra bu bataklıkları kurutalım ve Torosları Konya Ovasına Mut üzerinden bağlayalım. Bu Toroslar’dan Abbasiler geçti, İskender geçti ama Fransızların geçmesine izin vermedik, Merak etmeyin, Hastane işi kolaydır… Okul da açarız…MERSİN DEVL. HAST. 148
Arslanköy’lü Dr. Ahmet Arslan o gün kendisi Sn. Menderes’e Arslanköy’ün sembolü olan “aslan başlı” bir anahtar verdiğini anlatır…

—————–

ECZANELER
Eczane adedi kanunla nüfusa göre açılabildiğinden uzun süre Mersin’de sadece üç tane eczane bulunuyordu. 1930 yılında Sıhhat Eczanesi Uray Caddesi’nde-İstikamet Eczanesi Uray Caddesi’nde, Gümrük Meydanına yakın yerde Halk Eczanesi -Hastane Caddesi’nde bulunuyordu. Gümrük Meydanı’nda Asaf Ecza deposu adı ile bir de ecza deposu bulunmakta idi. O tarihlerde eczanelerde genellikle ilaçlar, reçeteye göre imal edilirdi.

Yeni Mersin Gazetesindeki ilan-1929

Yeni Mersin Gazetesindeki ilan-1929

Müstahzar ilaç çok az ve daha ziyade ampullere inhisar ederdi. İlaçların yapılmasında Türk Kodeksi eczacılara rehber olurdu. Eczanelerin laboratuar bölümü, eczanenin en büyük kısmı idi. Zehirli ilaçlar ve çok zehirli ilaçlar ayrı dolaplarda saklanırdı. Dolapların camı yeşil ve kırmızıya boyanarak ayrılırdı. Kokain gibi keyif verici maddeler daha ayrı bir kilitli bölümde saklanır, reçeteleri de teftişlerde gösterilmek üzere muhafaza edilirdi. Eczanelerde nüfusa göre tahdit usulü (kısıtlama) kaldırılınca, eczaneler Mersin’de hayli çoğaldı. Halen Mersin’de yaklaşık 120 eczane bulunduğunu söyleyebiliriz. (Şimdilerde Mersin’de 252 Eczane var.) Şinasi Develi – Eski Mersinde Yaşam

——————
S.S.K. HASTANESİ 

Meslek hastalığı, iş kazası, sakatlık gibi sağlık hizmetleri verilecekti, ama Mersin’de böyle bir teşekkül yoktu. 1 Nisan 1954 tarihinde Mersin Çukurova Fabrikası Reviri’nde bir sağlık istasyonu açıldı. (O dönem adı İşçi Sigortaları idi.) İstasyonun doktorları, Operatör Dr. Mahmut Develi ve Dahiliye Uzmanı Dr. Abdullah Ersoy idi.
1 Ocak 1955 tarihinde Mersin İleri İlkokulu arkasındaki Müzeyyen Turhan’a ait bir evde 20 yataklı bir Dispanser haline getirildi. O dönem adı İşçi Sigortaları olan kurum daha sonra Sosyal Sigortalar adını aldı.
1 Mart 1960 tarihinde Uray Cad. 21. Sokaktaki Asya Oteli, 60 yataklı bir konuma geçen Sosyal Sigortalar Kurumu Hastanesi haline getirildi. Daha sonra kendi binasına taşınıp 255 yatak sayısı ile hizmet vermeye başlamıştı.
Şubat 2005 tarihinde 5283 sayılı kanunla SSK Hastaneleri Sağlık Bakanlığı bünyesinde toplanmıştır. Mersin SSK Hastanesi, Mersin Toros Hastanesi adını almış olup bu isimle hizmete devam etmektedir.

KAYIP BİR HASTANE 

Şimdiki “Kırmızı-Lacivert İş Hanı”nın yerinde 1980’li yıllara kadar Namık Kemal İlkokulu bulunuyordu.

Burada şimdi Kırmızı Lacivert İş Hanı var.

Burada şimdi Kırmızı Lacivert İş Hanı var.

Bina yıkılıncaya kadar Milli Eğitim Dispanseri bu bina içinde hizmet veriyordu. 1940’lı yıllara ait bir fotoğrafta Namık Kemal İlkokulu’nun üzerindeki tabelâda zor okunsa da bir “Hastane” ibaresi görülüyor. Kayıp Hastane.

Dr. AHMET ARSLAN ANLATIYOR
Hastane’nin bahçesinde bir Atatürk büstü yoktu. Kıbrıs Harekâtı sırasında tanıştığımız Ordu’nun üst düzey mensuplarından yardım talep ettik. Konya 2. Ordu Karargâhından büstün kaidesini hazırlamamızı istediler.

Hastane Bahçesinde Atatürk Büstü

Hastane Bahçesinde Atatürk Büstü

Büstün beton yapısını Mersin Belediyesi inşaat ekibi yapacaktı. Köy İşleri müdürlüğü kaplama taşlarını Ulukışla’dan sağladı. Bayrak direklerini ayrı bir inşaat şirketi sağladı. Sonunda Atatürk büstü 2. Ordu dökümhanesinde hazırlandı, Hastane bahçesine getirilerek yerine monte edildi. Ancak eleştiri yazıları yazıldı ve Ankara’dan müfettişler gönderildi. Sonucunun iddialarla hiç alakası olmadığı anlaşıldığı zaman gelen müfettişler de büste ‘uygun çiçekler’ koyarak Ankara’ya döndüler.MERSİN DEVL. HAST. 151
Mersin’de Göz Ameliyatı Başlıyor
Dr. Ahmet Önen Mersin Devlet Hastanesinde göreve geldiğinde, Göz Servisi de açılır. Hizmete başladığı ilk Göz Polikliniği’nin bulunduğu binada hastanenin su kuyusu ve hidroforu vardır. Motor çalıştığında, her yeri titrettiğinden  örneğin, katarakt gibi göz ameliyatlarının yapılması için motorun durdurulması, suyun kesilmesi gerekiyordu.
1963 yılında Sağlık Bakanı Dr. Yusuf Azizoğlu, beraberinde kalabalık bir heyetle Hastane’ye geldi. Hastane’nin binaları, personel durumu, çevre ile ilişkilerini dinleyerek notlar alıyorlardı. Göz Servisine girmiştik. Su motoru önceden durdurulmuştu. Bir çare sorulduğunda,
“Bu şartlar içerisinde çalışırsan çalışırsın, aksi takdirde sizi biz zorla çalıştırmıyoruz” dedi.
İlk Buzdolabı ve Laboratuvar
1958 yılında dönemin Sağlık Bakanı Dr. Lütfi Kırdar’ın Hastaneyi ziyaretinde, kendisine 16 yaşında Ermenek’ten gelen nefrit hastası bir genci gösterip, “tonsilit” sonrası “polinefrit” başlangıcı olduğunu söyledim. Dr. Arslan, bakanı acilen ‘bir laboratuvar kurulması ve bir buzdolabı alınması gerektiğine’ ikna eder. İlgililere talimat verilir. Kısa bir süre sonra buzdolabı alınır. Laboratuar için tahsisat çıkar. Dr. Cevat Dedeoğlu laboratuarı çalıştıracak ilk hekim olur.
Eczacı Yurdanur Sönmez  Anlatıyor

Eczacı Yurdanur Sönmez Tarsus doğumludur. Babası Mersin’in Kurtuluşuma katılmış, İstiklal Madalyası sahibidir. 1957 yılında ilk görev yeri Mersin Devlet Hastanesidir. Mersin’de 17 yıl İl Sağlık Müdürlüğü görevinde bulunan Dr. Nazım Sönmez ile evli olan Yurdanur Sönmez, 52 yıllık meslek hayatından sonra yaşamını Mersin’de sürdürmektedir.

“Eczane ofisi Hastane’de, merkez binada birinci katta idi. Benden önce Hastane beş yıl eczacısız kalmıştı. Başhekim Dr. Saim Gençsoy’du. 1960 öncesi Ülkemizin sıkıntılı bir dönemiydi. Gerçekten yokluklar içindeydik. 170 TL maaşım geçinmek için yetersizdi. Baş eczacı kadrosu geldiğinde +100 TL zam almıştım. Dostluk ve dayanışma ile özverili (gece yarılarına kadar) çalıştığım bir buçuk yıl çok yoğun geçti. Pek çok ilacı kendimiz üretiyorduk. 200 yataklı hastanenin hastaları için haftada iki gün 20 lik şişeler halinde serum sale ve serum glikozu hazırlamak zaman alıyordu.
Alım-satım komisyonlarının zorunlu üyesi olduğumdan hatırlıyorum, Hastane odaları kışın odun sobaları ile ısıtılırdı. Hastanenin tek aracı vardı.
Hastanede telefon santralı vardı, odalarda telefon bağlanıyordu. Tanıdığım ErtubayAktaş telefon santralına personel alındı. Ayrıca bir başka kişi santralda görev yapıyor; bu arada çay ocağını çalıştırıyordu.
Hemşire ve ebe sayıları da yetersizdi. Okullu sayılabilecek yardımcı sağlık personeli çok azdı. Bunlardan Ameliyathane hemşiresi Sevim Karasoy ve Ebe Birsen Hanım bende iz bırakmıştır. Alata bahçecilik yatılı okulundan mezun olan (genellikle Arslanköy’lü) genç kızlara ki mezuniyetlerinde bir dikiş makinesi verilirdi.
İl Sağlık Müdürü olan eşim Dr. Nazım Sönmez’in desteğiyle bu mezunlardan seçilen kızlara Hastanede kurs verilir ve gerekli servislere hemşire yardımcısı olarak görevlendirilirdi. Mersin’de öğretmen yetersizliğinden, ben de öğle tatilinde lise de kimya derslerine giriyordum.
Temmuz 1958 tarihinde hastane’den ayrıldım ama, uzun yıllar eczacılık mesleğimi özel eczanemde sürdürdüm. Bu nedenle sağlık camiasıyla ilişkilerimiz yakın döneme kadar sürdü… “

Ortopedi ve Travmatoloji
1968 yılında servisi kurulan, ancak tayin edilecek hekim bulunamayan Ortopedi ve Travmatoloji bölümüne Dr. Özcan Özçürümez kendi isteği ile atanır.

visite çıktığımda bütün hastaneyi dolaşmam gerekiyordu.

visite çıktığımda bütün hastaneyi dolaşmam gerekiyordu.

Dr. Özcan Özçürümez Hastane’ye ilk gelişini ve tanıştığı doktor arkadaşları şöyle tanımlıyor: “1968 yılının sonbaharı. 18.000 metrekare bahçe içindeki Hastane’de Kadın – Doğum, Çocuk Hastalıkları, Başhekimlik İdare binası, laboratuarlar, yemekhane, ameliyathaneler, Fizik Tedavi, Göğüs Hastalıkları, Genel Cerrahi, Radyoloji ve Nöroloji ayrı ayrı binalarda hizmet veren geniş bir sahaya yayılmıştı. Başhekim Dr. Ahmet Arslan Bey beni büyük bir içtenlik ve sevgi ile karşıladı. Boş gördüğüm her yatağa hasta yatırabileceğimi söyledi.
Böyle olunca her vizite çıktığımda bütün hastaneyi dolaşmam gerekiyordu”…

1950'li yıllarda Mersin Devlet Hastanesi binalarının genel görünümü. Yukarıdaki fotoğraf Ali Merzeci Arşivi. Ortadaki bina ile aşağıdaki fotoğrafta sağdaki bina 1973 İl Yıllığında yer alan Devlet Hastanesi. Hayrettin Ergun Arşivi

1950’li yıllarda Mersin Devlet Hastanesi binalarının genel görünümü. Yukarıdaki fotoğraf Ali Merzeci Arşivi. Ortadaki bina ile aşağıdaki fotoğrafta sağdaki bina 1973 İl Yıllığında yer alan Devlet Hastanesi. Hayrettin Ergun Arşivi

 

1960’LI YILLARDA MERSİN DEVLET HASTANESİ


Dr. AHMET ARSLAN ANLATIYOR :
1964 yılına kadar Hastane çevresi yaklaşık 75 cm yüksekliğinde yığma taş duvarlarla ve kısmen bir metre yüksekliğinde dikenli tellerle çevrilmişti. Bu çevre duvarında, artık işlevini yapamayan bir kapı vardı.

Ve hastane duvarını gerçekleştirdik. Giriş çıkışlar tek kapıda toplandı. Ama çok da eleştri aldık...

Ve hastane duvarını gerçekleştirdik. Giriş çıkışlar tek kapıda toplandı. Ama çok da eleştri aldık…

İşte bu giriş kapısı önünde “Müracaat” ve sağlık ile ilgili yazışmaların yapıldığı bir kulübe vardı. Bu köhnemiş kapı ile hastanede disiplini, düzenli hasta ziyaretlerini sürdürmek ve gece güvenliğini sağlamak zorundaydık.
Zaman zaman hırsızlık olayları yaşanıyordu. Ayrıca hasta ve hastane personelinin binalara vakitsiz girip çıkmalarını da denetim altına alabilmek için bir çevre duvarı inşa edilmesi önerisini gündeme getirdik.

Ve duvarı gerçekleştirdik.
Giriş çıkışlar tek kapıda toplandı. “Hastane Projesine” konulan güvenlik parmaklıkları oldu.
1970’li yıllarda Çocuk hastalıkları pavyonu bahçe görevlileri tarafından taş döşenmişti.

1973 İçel II yıllığında Mersin

Yıl 1973. Hastane bahçesinden bir görünüm.

Yıl 1973. Hastane bahçesinden bir görünüm.


İl bazında doktor sayısı: 142, 1967’ye göre % 17 artış var. Fakat ihtiyaç daha fazla. Mersin Merkezde 86 hekim var, ancak Mersin Devlet Hastanesinde sadece 18 hekim var.
1920 yılında gümrükte görevli kimyager doktor Hayri bey ve Dr. Kamil Tarhan olduğunu 1973 İçel İl yıllığından öğreniyoruz

1980’li yıllarda Mersin
Ekonomik açıdan ülkenin gelişkin illerinden biri olan (İçel’de) Mersin’de sağlık düzeyi, bu gelişmişlikle bağdaşmayacak denli düşüktür. Yatak ve hekim başına düşen kişi sayısı, 0-4 yaş ölüm oranı, çevre koşullarıyla ilgili göstergeler, ekonomik açıdan hızla gelişmekte olan bu ilde sağlık hizmetlerinin son derece yetersiz olduğunu kanıtlamaktadır. İlin hızla büyüyen nüfusunun ve gelişen sanayinin yarattığı sorunlar ve hizmet talepleri, var olan tedavi kuruluşları ve sağlık personeli ile karşılanamamakta, su ve kanalizasyon şebekeleri gereksinime yetmemekte, çevre kirlenmesi giderek ağırlaşan sorunlar yaratmaktadır. Ulaşım ağı oldukça gelişkin ve trafik yükü çok yoğun olan ilde, trafik kazaları önemli bir salık sorunu oluşturmaktadır. Hele kent içinde yaşanan özellikle “mobilet kazaları” kayda değer düzeydedir. Buna ek olarak, sanayi ve inşaat kesimlerindeki iş kazaları da önemli bir sağlık sorunu oluşturmaktadır. Hızla büyüyen bu liman kentinde, bulaşıcı hastalıklar da çok sık görülmektedir.
Bütün bu sorunlara karşın, ilde yapılan sağlık yatırımları çok yetersizdir. 1. Beş Yıllık Kalkınma Planı döneminde, il’e yapılan sağlık yatırımları Mersin Kenti’nde yapılan tüm yatırımların ancak % Tini, aynı dönemde ülke genelindeki tüm sağlık yatırımlarının ise binde 4’ü gibi son derece küçük bir bölümünü oluşturuyordu. II. Plan döneminde sağlık yatırımlarının Mersin’e yapılan toplam kamu yatırımları içindeki payı % 2,3’e yükseldi. Buna karşın toplam yatırımlar içindeki payı açısından sağlık kesimi, turizmden sonra en düşük payı alan kesimdi.

Hastane önünde adeta bir 'hasta' ordusu oluşacaktır.

Hastane önünde adeta bir ‘hasta’ ordusu oluşacaktır.

İlin bu dönemde Türkiye toplam sağlık yatırımları içindeki payı yine binde 4 düzeyinde kaldı. III. Plan döneminde, sağlık kesiminin ildeki tüm kamu yatırımlarından aldığı pay % Ve düşerken, Türkiye toplamındaki payı binde 7’ye yükseldi. IV. Plan döneminde, sağlık yatırımlarının hem il toplamı, hem de Türkiye geneli içindeki payı biraz yükselerek, sırasıyla, % 3,1 ve % 1,8’e çıktı. Ancak kesimlerin toplam yatırım içindeki paylarına göre sıralanmasında, sağlık kesiminin yeri yine değişmedi ve turizmden sonra en küçük payı alan kesim olarak kaldı.
Bu dağılımdan da görüldüğü gibi, ilde sağlık hizmetlerine gereken önem verilmemekte, yeterli kaynak ayrılmamaktadır. Ülkenin İstanbul’dan sonra 2. büyük liman kenti olan ve 1987 yılında serbest bölgeye ulaşan, Ortadoğu’ya ihracat kapısı olan böylesi bir il için bu tablo son derece düşündürücüdür. Yakın gelecekte, ekonomik faaliyetler daha da hızlanarak gelişeceğine ve nüfus daha da artacağına göre, sağlık hizmetlerinin şimdiki hızla gelişmesi durumunda İçel (Mersin)de çok ciddi sorunlar yaşanacağını kestirmek pek güç değildir. Her gün hastane önünde adeta bir ‘hasta ordusu’ oluşacaktır.

Dr. Hüseyin Şendağ ve hemşirelerin sağında Dr. Gündüz Atilla Şaka gibi görülse de doktorlar geçici çözümler üretmişlerdi...

Dr. Hüseyin Şendağ ve hemşirelerin sağında Dr. Gündüz Atilla Şaka gibi görülse de doktorlar geçici çözümler üretmişlerdi…

Sağlık hizmetlerinin gelişimindeki bu (olumsuz) durum, 1970’lerde sanayi ve ticaretteki gelişmenin adeta bir patlama niteliğinde olmasından da kaynaklanmaktadır.
1970’li yıllarda değin oldukça yavaş ve düzenli bir biçimde gelişen ilde, sağlık hizmetlerinin yetersizliği fazla sorun yaratmamıştı. Ama bu yetersiz altyapı ve yavaş gelişme, 1970’li yıllardaki patlamaya hiçbir şekilde ayak uyduramayınca, sağlık hizmetlerinin etkinliği iyice azalmıştır.
Yetersiz olan sağlık hizmetlerinin Mersin merkezde ve Tarsus’ta yoğunlaşmış olması, sağlık sorunlarına bir de dengesizlik boyutunu eklemekte, hizmetlerin il nüfusuna dağılışı ve insanların bu hizmetlerden kolay ve eşit biçimde yararlanabilmesi güçleşmektedir.(Yurt Ansiklopedisi -1980)

.......1998 yılında Mersin Devlet Hastanesi Fotoğraf: Ersal Yavi

…….1998 yılında Mersin Devlet Hastanesi Fotoğraf: Ersal Yavi

YENİ HASTANE BİNASI YAPILIYOR
Şimdiki Devlet Hastanesi’nin yapım kararı, Tarsus Atatürk Kültür Parkı’ndaki bir resepsiyonda, dönemin başbakanı Süleyman Demirel ile Sağlık Bakanı Vedat Ali Özkan ve General İhsan Araş ile halkın hazır bulunduğu bir görüşme sonunda karar vererek, talimat vermişlerdi. Ayrıca bu hastaneyi canlı tutmak için bir hemşire okulu açılması kararı da yine burada alınmıştır. Dr. Ahmet Arslan’dan.

Dr. ÖZCAN ÖZÇÜRÜMEZ ANLATIYOR
“Başhekim Dr. Halil Yılmaz döneminde 1979 yılında tam gün yasası çıktığında bir yıl içinde, 18 olan doktor kadromuz beş kişiye indi. Artık daha çok çalışmamız gerekiyordu. Yasa tekrar değiştiğinde geri dönenler oldu. Kadro genişledi, ama tıbbi olanaklarımız son derece kısıtlı idi. Mersin göç almaya, nüfus hızla artmaya başlamıştı. 200 yatak yetmiyor, yapımı 1971 yılında başlayan ‘yeni hastane binası’ bitmek bilmiyordu.”

Dr. HALİL YILMAZ ANLATIYOR
Röportaj: Arife Ünüvar
1927 yılında Çorum ilinin Alaca ilçesinde doğan Dr. Halil Yılmaz aslen Samsun’lu. Babasının görevi nedeniyle burada doğdu.
O yıllarda Türkiye’de tek olan, İstanbul Tıp Fakültesi mezunu.
– O yıllar zor yıllardı… diyen Dr. Halil Yılmaz 58 yıldır hekimlik mesleğini icra ediyor. Mersin Devlet Hastanesi baş hekimlerindendi. Kendisi halen Diyabet Merkezi’nin baş hekimidir.
1965 yılında Mersin’e gelmiş ve 1992 yılında emekli olmuştur.
En zorlu yıllarda başhekimlik yapmış olan Dr. Halil Yılmaz o yılları şöyle anlatıyor:
“Hastane o yıllarda çok kötü şartları haizdi. Birkaç tek katlı bina vardı. Nasrettin Hoca’nın Türbesi misali bahçemiz vardı, ama kapı yoktu. 200 yataklı bir hastaneydik; hiç durmadan gece ve gündüz çalışırdık, ama yorulmak nedir bilmezdik. Şartlarımız çok kötü olmasına rağmen…”

Solda Zühre başhemşire ve sağında başhemşire yardımcısı Fatma Çiçek

Solda Zühre başhemşire ve sağında başhemşire yardımcısı Fatma Çiçek

Ben genel cerrahi hekimi idim. Ortopedi ve kadın hastalıkları hekimi olmadığından aşağı yukarı bütün vakalara bakardım. Hattâ birçok hasta, ortopedi hekimi olmadığından sakat kalmıştı. Daha sonraları ilk ortopedi kliniğini kurduk. O yıllarda bir Röntgen cihazımız ve orada çalışan bir personelimiz vardı.
Anestezi yapamadığımızdan açık anestezi ehil ellerde değil, ilkel koşullarda yapılmakta idi. Açık eterle hasta uyulurduk. Laboratuarımızda sadece AKŞ, üre, hemogram bakılırdı.
Personel sıkıntımız olduğundan bir kaç genç hanımı eğittik ve ücretli olarak çalıştırdık. Sonra onlarla ameliyatlar yaptık. Önceleri hemşiremiz olmadığından hastalara iğnelerini dahi ben yapardım.
Şartlarımız çok kötüydü; gaz sobalarında ısınırdık, zaten ısınmaya paramız da yetmezdi. Çamaşırlar ellerde yıkanır, bahçelerde gerilen iplerde kurutulurdu…
Anarşi döneminde başhekimlik yaptığımda önce polis ve personel nezaretinde yastıkların altındaki tabancaları toplatır sonra vizite yapardık. Hastalarımız akşam birbirlerini yaralamış olurlardı, sabah yine aynı koğuşta yatarlardı. Özel polisler nezaretinde ameliyatlar yapardık.

O yıllarda harp cerrahı gibiydim. (Dr. Halil YİLMAZ)

O yıllarda harp cerrahı gibiydim. (Dr. Halil YİLMAZ)


O yıllarda adeta harp cerrahı gibiydim. Gece hastalarımıza gidemiyorduk. Tedirgindik. Hatta bir hekim arkadaşımız muayenesinde silahlı saldırıya uğramış ve hayatını kaybetmişti.
1974 Kıbrıs çıkartması sırasında Başhekimlik yaptığımda, Mersin’de Karaduvar Kasabası yakınlarına 400 yataklı bir çadır hastane kurulmuştu…
“Mersin’e yerleşeceğimiz hiç aklıma gelmezdi ama ben, çocuklarım, torunlarım artık Mersin’e yerleştik” diyen Dr. Halil Yılmaz yıllarını hekimlik mesleğine ve Mersin’e vermiş…

ALİ AYTUĞ ANLATIYOR
(O yıllarda Hastane Müdür Yardımcısı)
Röportaj: Arife Ünüvar
1951 de babasının görevi nedeniyle Sivas’ta dünyaya geldi. 1976- 1997 yılları arasında Mersin Devlet Hastanesinde Müdür Yardımcığı yapmıştır.

“Mersine ilk geldiğim yıl hayal kırıklığı yaşamıştım. Yıl 1976. Temmuz ayı. Hava öyle sıcak ki. İlk geldiğim günler Barış Otel’de sıcakla boğuşmamı hatırladım birden. Hayal ettiğimden çok daha farklı bir Mersin. Ama hastaneden ayrıldığım günü ve bana hazırlanan emeklilik gecesini de hiç unutamıyorum.

Hastanede jenaratör yoktu. Elektrik kesildiğinde durumumuzu düşünün.
Mutfağımızı kanalizasyon suları basardı. Şebeke suyu ve pis su borularımız yan yana. Ve bu su boruları toprağın üstünde. Hastalar onların üzerinde yürürlerdi.
Kurumlarla iletişimimiz iyiydi ve birçok işimizi onlara gördürüyorduk. Köy Hizmetleri ile görüşürüz, gelirler, tamir ederler… Hastanede imkânsızlıklardan dolayı çamaşır suyumuzu dahi kendimiz üretiyorduk. Teknisyenimiz azdı. Küçük bir yangın atlatmıştık”.

Hizmet içi eğitimler artırılmalıdır.

Hizmet içi eğitimler artırılmalıdır.

Hastane Yöneticiliği ile ilgili görüşleri ise:
“Sağlık, yönetim ve ekonomi, hastanelerde iç içedir. Hastaneler birçok meslek grubunun bir araya geldiği organize edilmesi zor kurumlardır, 24 saat çalışma esasına dayalıdır.

Yönetsel olarak, “Matriks” yönetim tarzı benimsenmelidir. Fonksiyonlar birbirleri ile iç içe oturmalıdır. Ekipler iyi kurulmalıdır. İş tanımları, adama göre iş değil, işe göre adam verilmelidir.

Prensip olarak herkes söz sahibi olabilmeli, hizmet içi eğitimler artırılmalıdır“…

Dr. İRFAN AYDIN ANLATIYOR
(1972 – 2007 yıllarında çalıştı)
Röportaj: Arife Ünüvar
1942 Silifke doğumlu İrfan Aydın, Mersin Devlet Hastanesi geçmiş dönem başhekimlerindendir. İlk ve orta öğrenimini Silifke’de, Lise öğrenimini ise Mersin Lisesi’nde tamamlamıştır.
1972 ve 2007 tarihleri arasında üroloji uzmanı olarak çalıştığı Hastanemizde gerek hekim olarak gerekse çeşitli idari kademelerde görev yapmıştır. O günleri şöyle özetliyor:
“Sene 1972, Eylül Ayı. Hacettepe Tıp Fakültesi’nde üroloji ihtisasımı tamamlamış ve Mersin’e tayin olmuştum. O dönemlerde Kadın Doğum binası olarak bilinen binada; Ortopedi, Cerrahi, Dahiliye servisleri ve poliklinikleri vardı. Röntgen ünitesi ve Mahkûm Koğuşu da bu binadaydı. Ve bu bina keskin bir şekilde rutubet kokardı. Hiç unutmuyorum, soğutması olmayan bir morgumuz vardı.
İki ameliyat masası var ve bu masalarda bütün cerrahi branşlar ameliyatlarımızı yapardık. Ameliyathanede bir izdiham ki hiç sormayın, sıra bulmak oldukça zor olurdu. Açık eterle hasta uyuturduk. Narkoz teknisyeni ve narkoz uzmanı o zamanlarda yoktu. İki yetişmiş personelimiz vardı. Biri Mehmet Ağa, 60 yaşlarında, genel cerrahi uzmanlarınca yetiştirilmiş bir kişi idi. Narkoz ona emanetti.
Personelimiz, ameliyathanemizin penceresindeki saksılara Reyhan çiçekleri dikmişti. Hemen attırmıştık. Düşünsenize Tetanos için ne kadar tehlikelidir!
Ameliyat masaları yükselmez, alçalmaz, hareket etmez, ne zorluklar. Belimdeki fıtık o günlerin eseridir.
Her ameliyata bir set çıkarmaz, ilk girdiğimiz aletleri imkân dahilinde sterilize eder ve diğer ameliyatlara da devam ederdik.
Bir gece bir trafik kazası geldi. Bir hastanın böbreğini ameliyatla almamız gerekiyordu. Birden tüm şehirde ve Hastanede elektrikler kesildi. Tam da kritik bir an; pedikülü bağlamamız gerekiyor ve hastayı kaybedebiliriz.”
Dr. İrfan Aydın bize bu anısını anlatırken çok zor anlar yaşadı. Bunu belirtmeden geçemeyeceğim. Gözünden süzülen bir damla yaş ve sesindeki çaresizlik içimizi acıtmıştı. Ve devam etti…
“Ameliyatın en kritik yeriydi. Bir piknik tüpü bulduk, ucunda lüks ışığı, bir ayna ile ışığı ameliyatın en derin yerine yansıttık ve ameliyata devam ettik. Her an yangın çıkabilirdi. Dikkat edin açık eterle çalışıyoruz! Eter yanıcı bir maddedir. Ameliyatı bu şartlarda bir kaza olmadan tamamladık. Şükrettik…
Yaklaşık üç yıl sonra Hastanemize narkoz teknisyenleri geldi.
Hastane Eczanesi’nde Novaljin, Combiotic, kalp ilaçları, Transamin gibi ilaçlar dışında ilaç bulma imkanımız hiç yoktu. Şartlar öyleydi…
Bunlar, o günün ve bu günün şartlarını hekim arkadaşlarımızın mukayese etmeleri için anlattım.”

——————–

BİR HOŞ SEDA…
“Pansuman Dergisi” yayın hayatına Ocak 1999’da başlamış, bir yıl kesintisiz hizmet vermiştir.
Derginin imtiyaz sahibi Dr. Kadir Kokulu, Yazı İşleri Müdürü Dr. Şenel Karadeniz’dir.
O yıllarda çeşitli sebeplerle Kasım – Aralık 6. sayısıyla yazın hayatına veda etmiştir.
Yayın Kurulunda Kadir Kokulu, Şenel Karadeniz, Güzide Ünlü, Necdet Keykubat, Adnan Akıncı, Mustafa Yıldırım, Canan Şenol, Mehmet Canacankatan, Gülsüm Akalın, Yasemin Alçin, Kamile Kartal görev almışlardır.
“Pansuman”, Hastanemiz içerisinde ilgi uyandıran renkli, tanıtıcı, aktüel ve bilgilendirici, en önemlisi hastanemizi tanıtan bir dergi olma şansını elde etmişti. Emeği geçen herkesi saygıyla anıyoruz.

——————–

1980 öncesi Hastane Caddesi, Yoğurt Pazarı yanında kent görüntüsü

1980 öncesi Hastane Caddesi, Yoğurt Pazarı yanında kent görüntüsü

MERSİN DEVLET HASTANESİ YENİ HİZMET BİNASI

Dr. ÖZCAN ÖZÇÜRÜMEZ ANLATIYOR
(O yıllarda hastane Başhekimi)
Röportaj: Arife Ünüvar
“1981 yılı Şubat ayında Dr, Halil Yılmaz başhekimlik görevinden ayrılırken görevi bana bırakmak istemişti, Çok büyük sorumluluk ve özveri isteyen bu görevi kabul etmek için birlikte çalışacağım tüm doktor ve personel arkadaşlarla görüşüp onay aldım. Önümüzde tıbbi olarak donatılacak koskoca, ama bomboş 600 yataklı bir hastane vardı, O sırada Mersin’e yeni atanan Vali Ferruh Güven’le aramızda sıcak bir bağ oluştu, Birlikte eksiklerimizi tespit edip, gerekenleri kentin duyarlı kişi ve kuruluşlarından temin etmek için seferber olduk. Burada yine kadirşinas Mersin halkının özverili desteğini belirtmemiz lâzım. Bu arada İclal Tan başkanlığındaki Devlet Hastanesini Yaptırma ve Yaşatma Derneğinin katkılarını şükranla anıyorum, Ticaret ve Sanayi erbabı, çiftçi, esnaf özetle tüm Mersin halkı bağışlarını esirgemediler. Hastanenin en önemli bölümü olan ameliyathanelerin donanımında, yoğun bakım ünitelerinin temininde, ameliyat masaları, narkoz cihazları, ameliyat lambaları, ortopedi ve genel cerrahi, kadın-doğum, üroloji aletlerinin alınıp bağışlanmasında en büyük destekçim, dostum Hanri Atat idi. Birkaç yıl sonra Yusuf Bayık da Diyaliz Merkezinin açılmasını sağlamıştır.
Ayrıca, burada ismini sıralamakta zorlandığım pek çok değerli iş adamına da şükranlarımı sunarım,
Hastanenin, tamamlandıktan sonra 24 Aralık 1982 tarihinde açılışı yapıldı. Bu arada iki yıl içinde 75 kilodan 57 kiloya düştüm, bu nedenle başhekimlik görevimi Dr, Hüseyin Şendağ’a teslim ettim.”MERSİN DEVL. HAST. 166
Dr. YAVUZ GÖZÜKARA 
Hekimlik mesleğini yorumluyor…
Hekimlik; mayasında fedakarlık, sabır ve tahammül bulunan, büyük bir özveri ile icra edilen en kutsal meslektir. Sağlık emekçileri, ömürleri boyunca öğrenmeyi ilke edinerek memleketine ve insanlığa hizmet amacını taşımaktadırlar. Doktorlar toplumun gönül borcu duyarak saydığı, inandığı her zaman değer ve destek verdiği kişilerdir. Ülke olarak en zor şartlarda bile tecrübe ve birikimi ile sahasındaki gelişmeleri yakından izleyerek kullanan mesleğinde yetkinliğini kanıtlamış hekim kadroları ile övünmekteyiz.
Bir hekim olarak, insanlığın geleceğe daha güvenle bakabilmesi için doktorların sevgi dolu yaklaşımlarının ve özverili çalışmalarının gerekliliğine inanıyorum. İnsanın acısını dindirebilmeyi yaşatabilmeyi ve insana kaliteli yaşam sunabilmeyi amaç edinen doktorlara selam olsun. Dr. Mehmet Yavuz Gözükara – Dahiliye Uzmanı

Dr. HÜSEYİN ŞENDAĞ ANLATIYOR 
(O yıllarda Hastane Başhekimi)
Röportaj: Arife Ünüvar
25.6.1927 tarihinde Tarsus’ta doğan Dr. Hüseyin Şendağ ilköğrenimini Tarsus’ta Duatepe’de tamamlamış, liseyi Adana Erkek Lisesinde okumuş ve tıp öğrenimini Ankara Tıp Fakültesi’nde tamamlamıştır.
– O yıllarda Mersin’e gelip yıllarca başhekimlik yapacağımı hayal dahi edemiyordum, diyor.
Ancak ne oldu, o da Mersin Devlet Hastanesinde ismi geçen pırıltılı bir isim oldu. Hatta, Dr. Hüseyin Şendağ’m Mersin Devlet Hastanesinin en uzun ömürlü başhekimi olması dolayısıyla özel bir unvanı oldu…
Tabii ki böylelikle Mersin’e yıllarca hizmet etmiş oldu. Bakınız o günlerden neler kaldı hafızasında;
” 1981 yılında Mersin’e geldiğimde çok tedirgindim. Ereğli’den mesai arkadaşım olan bir Paşa, “hadi sen de ben de Mersin’e gidelim, ben oraya yerleşeceğim, sen de Devlet Hastanesinde çalışırsın,” demişti. Ve o an belki de hayatımın yönünü beraber belirlemiştik…
Neredeyse kasaba denecek kadar küçük bir yerden büyük bir şehre geliyordum. Tedirgindim, ama memleketime gidiyorum, dedim, çevrem var, dedim; hizmet ederim dedim…
Hastane binası olarak bir kaç pansiyon vardı. Binalarımız delik deşikti. Ameliyathanemizin penceresinde kuş yuvaları dahi vardı. Dışarıda küçük bir kulübe vardı; bu küçük kulübe Acil Servis’ti.
Yeni bir bina yapılmıştı ve bu binanın tadilatı, hizmete açılması, bin bir zorluklarla içerisinde olmuştu. Eksiklerimiz hiç bitmiyordu. Bir taraftan akşam bıraktığımız binayı sabah geldiğimizde talan edilmiş buluyorduk. Akşam musluklar takılmış, sabah geldiğimizde ise çalınmış oluyordu. Dayanamadık. Dr. Gündüz Atilla ile beraber Sayın Vali’ye çıktık ve resmi bir yazı yazdık.
‘Tadilatı devam eden binanın hali hazır şekliyle hizmete açılması ve tarafımıza izin verilmesi” şeklinde… Gayet tabii, dedi Sayın Vali “Hem hizmete açarsınız hem de tadilatını yaptırırsınız.”
Fakat çamaşır makinelerimiz çalışmaz, her gün bir yerler taşar, sular akmaz…
İmkânsızlık diz boyu, para yok, yatak alamıyoruz. Sonra, sağ olsun Dr. Gündüz Atilla’nın üyesi olduğu bir derneğin yardımlarıyla en kaliteli yatak ve döşekleri aldırdık. Sonra bir haber geldi ki, Evren Paşa geliyor. Sağlık Bakanlığı hemen yatak ve karyola gönderdi, fakat biz henüz yeni almışız. Hemen resmi yazı yazdık ve hastanemizin ihtiyacı olmadığını belirttik ve gelen yatakları iade ettik.
Dr. Hüseyin Şendağ Mersin Devlet Hastanesi’in en sıkıntılı günlerinde dokuz yıla yakın bir süre hastaneye ve Mersin’e hizmet vermiştir.

MERSİN DEVLET HASTANESİ AÇILDI

Fotoğraf: Cihan Hançeroğlu

Fotoğraf: Cihan Hançeroğlu

Bugün hizmet veren ana bina, 1973 yılında planlanan, 400 yataklı olarak ihale edilen bina ancak 05.01.1983 yılında hizmete açılmıştır.
1984 yılında resmi olarak açılışı yapılan sekiz katlı Mersin Devlet Hastanesi, ‘merkezi sistem’ tipine göre inşa edilmiştir. Tam teşekküllü Hastane olarak hizmet vermeye başlamıştır.

DİYABET MERKEZİ
25 Ekim 1985 tarihinde Hastane içinde oluşturulan Diyabet Merkezi, Türk Diyabet Derneği ve yardımsever Mersinlilerin katkılarıyla açılmıştır.
Türk Diyabet Cemiyeti, Mersin Şubesi 31.Mayıs.1983 tarihinde kurulmuştur. Halk arasında ismi şeker hastalığı olan Diyabet hastalığının teşhis ve tedavisi ile mücadele etmek üzere 1986 yılında hayırsever vatandaşlarımızın katkılarıyla kurulan diyabet merkezi laboratuvar hizmeti sunarken, 1990’lı yılların ortalarında gelişerek sadece kent insanına değil bölge insanına da sağlık hizmeti götürmenin heyecanı ve gururunu taşımaktadır.

MERSİN DEVL. HAST. 169
EFSANE HEKİM
Dr. ASAF YÖRÜK   –  Vahap Kokulu
Dr. Asaf Yörük, 1919 Antalya doğumludur. İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Mezunudur. Ankara Gülhane Hastanesinde Askeri doktor olarak eğitimini tamamlamış, Akıl ve Ruh Hastalıkları ihtisası yapmıştır.
Ünlü Ruh ve sinir uzmanı Ord. Prof. Mazhar Osman’ın öğrencisi ve Prof. Dr. Fahrettin Kerim Gökay’ın arkadaşıydı.
Mersin’e gelmeden önce birçok garnizonda görev almış, son olarak Ankara’da hekimlik yapmıştı. Hemşire Zehra hanımla evliydi. Bir kız, bir erkek çocuğu vardır.
1957 yılında 38 yaşında Mersin Devlet Hastanesi’ne atanmış ve Mersin’i yaşam kenti seçmişti. Sağlık Kurulu içinde olması sebebiyle Mersin Devlet Hastanesi’ne düzen ve çok sıkı disiplin uygulamaları göze çarpardı. Bu disiplin Tıp hizmetlerinin nitelik ve nicelik itibarı ile olumlu gelişmelere sebep oldu. Dr. Asaf Yörük sorumluluğundaki Ruh ve Akıl Hastalıkları Kliniği Çukurova’da meşhur oldu.
Ateşli bir Türk Milliyetçisi idi. 1950’li yıllarda Osman Bölükbaşı’nın Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisinin Mersin teşkilatının kurulmasına öncülük etti.
Mesleğini uygularken dürüst, objektif ve tarafsızdı. Bu sebepten dolayı saygı ile birlikte korku duyulan bir hekim olarak ün saldı. Ama Kendisine “Deli doktoru” denilmesine hiç kızmadı. Hatta bu lakapla anılmak hoşuna giderdi.
Evinin alt katındaki özel muayenehanesinde ücret ödeyen hastalarına kendi yazdığı makbuzları kesinlikle verirdi. Gerekli yasal kayıtları anında saptardı. Hastalıkları tedavide bol ilaç yazmakla ün saldı. Ama tedavileri ile özellikle sinir ve kalp rahatsızlıklara bağlı “Felç”lilere şifa vermekle tanındı.
Şiir yazardı. Mehmet Akif Ersoy’un “Safahat” şiirini ezbere okuyacak kadar hafızası kuvvetli idi. Muayenehanesi adeta bir kütüphane idi. Dolaplar, masa üstleri, sehpalar kitap, bülten ve dergilerle doluydu. Hastası olmadığı zamanlarda sürekli kitap okurdu. Duvarlardaki fotoğraflarda, diplomalarda Dr. Asaf Yörük’ün yaşam öyküsünü kronolojik olarak izlemek mümkündü.
Çok şık ve temiz giyinir ve kış aylarında özel ısmarladığı yün fötr şapkalar giyerdi. Yolda karşılaştığı insanları fötr şapkası ile selamlamakla meşhurdu. Bu tavrı saygı ile izlenirdi.
1957 de Mersin Tüccar Kulübüne üye olan Dr. Asaf Yörük, Mersin Tüccar Kulübüne devamlı gelen ve sosyal ilişkileri geliştirmeyi seven bir insandı. Kongrelerde sürekli Divan başkanlığı yapmıştı. Mersin İdman Yurdu Kulübü üyesi de olan Dr. Asaf Yörük, birçok Genel Kurul’da Divan başkanlığı, geçici olarak M.İ.Y Yön.Kur.Başkanlığı da yapmıştı. Başkanlığı sırasında yaptığı inceleme ve denetlemelerle Mersin İdman Yurdu’nun mali yapısının daha sağlıklı olmasına çaba göstermiş ve çeşitli yazılı ilkeler geliştirmişti. Ancak bu dürüst ve yapıcı denetlemeler sonucu MİY’na bağış yapan kişi ve kuruluşların eleştirisine muhatap olmuştu. (Bu Yönetim Kurulunda Başkan Yrd. Vahap Kokulu idi)
Bir trafik kazasında çok sevdiği oğlunu kaybettikten sonra adeta çöktü, mesleğini sürdüremedi ve Mersin’den ayrıldı. Ankara’ya kızının yanına yerleşti. Ve orada vefat etti. Allah Rahmet eylesin. Vahap Kokulu 09.10.2009
Dr. Asaf Yörük’ün yakın dostu Mersin Çaka Eczanesi sahibi rahmetli Galip Çaka’nın eşi emekli Beden Öğretmeni Mehpare Çaka ve Tüccar Kulübü Müdürü Sn. Mehmet Demirçelik’e teşekkürler.

İCLAL TAN ANLATIYOR
(1980’li yıllarda Doğum – Çocuk Bakımevi Dernek Başkanı)
MERSİN DEVL. HAST. 170“1980 ara rejim döneminde bütün dernekler kapatılmıştı. Devlet Hastanesi’nin ana binası betonarme karkas halinde idi. Sıkı Yönetim Komutanı ile Vali araştırma yapmışlar, inşaatın bitirilmesi için sivil toplum desteği sağlanması konusunda Belediye Başkanı ile görüşüp; ‘bir dernek başarılı olur mu’? diye sorduklarında: İsabetli bir karar, daha iyi bir isim düşünemiyorum, denilmiş.
Bu nedenle çağrıldım ve böyle bir görev için bana teklif yapıldı. Memnuniyetle kabul etmemin ardından bir süre Dr. Özcan Özçürümez ile daha sonra Dr. Hüseyin Şendağ ile çalışmalarımız devam etti. Hastane yönetimi ile dernek; birlikte uyumlu bir çalışma sergiledik. 500 yataklı hastaneyi 600 yatak seviyesine ulaştırdık. Derneğin bürokratik anlamda büyük katkısı olduğunu söyleyebilirim. Ayrıca Doğumevi’nin yapılması da Mersin için bir şans ve sürpriz oldu.
O dönemin Sağlık Bakanı Mersin’e geldiğinde eski binanın yıkılmayıp onarılarak bir doğumevi kazanabileceğimiz teklifinde bulundum. Bakan ise:
” Biz doğumun karşısındayız, nasıl olur”? Dediğinde, ben de: “Doğuracak kadınlarımız sokakta mı doğursun”? dedim. Bakan biraz duraklayıp sırtıma dokundu, hafifçe gülümseyerek,
“Pekâlâ başkanım, bu bina yıkılmayacak, ama doğumevinin yaptırılması size kalıyor” dedi. Biz Mersin halkı ile Bayındırlık Müdürlüğü elele verdik. Harap durumdaki köhne binayı, adeta yeniden yaptık. Bu arada işi üstlenen üç müteahhit firma da iflas etti. Ve bina adeta küllerinden doğup Mersinli kadınlara sağlıklı doğum sağlayacak bir konumda hizmete girdi.Bu arada beni karşılıksız bırakmayan öncelikle tüm doktor arkadaşlarıma minnet duygularımı sunarım.

Resimdeki bina 1934 yılının Millet Hastanesi, daha sonra Kadın-Doğum, şimdi ise İdari Bina dır

Resimdeki bina 1934 yılının Millet Hastanesi, daha sonra Kadın-Doğum, şimdi ise İdari Bina dır

KADIN DOĞUM VE ÇOCUK HASTALIKLARI HASTANESİ MERSİN DEVL. HAST. 172
Mersin Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi Binası 14,902 m2 lik arsa alanı üzerinde 1998 yılında temelleri atılmıştır. Hastanemiz 2006 -2007 yıllarında hastalarımızın hizmetine girmiştir.

Hemşireler Tiyatrosu
Ali Pehlivanın yazdığı ve Mersin Devlet Hastanesinde görev yapan hemşireler ile sağlık elemanlarının ro aldıkları “Alo Acil mi?” adlı oyun İçel turnesine çıkıyor.Dünya Hemşireler günü nedeniyle hazırlanan ve Mersin Açık Hava Tiyatrosunda sahnelendiği iki gün süresince büyük ilgi toplayan oyun, hastanelerin acil servislerinde yaşanan olayları mizahi yönleriyle ele alıyor.
Önümüzdeki günlerde İçel’in tüm ilçe ve kasabalarında sahnelenecek oyunda, Mersin Devlet Hastanes Başhekimi Hüseyin Şendağ’ın da sağladığı olanaklar açısından büyük katkısı bulunuyor. MERSİN (GÜNEŞ Gazetesi) Mayıs 1989

Devlet Hastanesi bahçesinde Cumhuriyet Bayramı için resmi geçit hazırlığı yapılıyor.

Devlet Hastanesi bahçesinde Cumhuriyet Bayramı için resmi geçit hazırlığı yapılıyor.

Op. Dr. TAHSİN ÜSTÜKARCI ANLATIYOR
(Hastanenin ilk beyin cerrahı)
Röportaj: Arife Ünüvar
1950 Ankara doğumludur. Mersin Devlet Hastanesi’ne 1981 yılı Nisan ayında 15. doktor ve ilk beyin cerrahisi uzmanı olarak tayin olmuştur.
”Hastanemizin ilk beyin cerrahı olarak göreve başladığımda acilde bir pratisyen hekim dahi yoktu. Yoğun bakım ünitesi olmadığı gibi operasyon için gerekli cerrahi aletler bile yoktu. Eski binanın birinci katında Dr. Hüseyin Taşel’in bana verdiği birkaç yatakla göreve başlamıştım. Polikliniği koridorda palmiye ağacından kesilmiş kütük üzerine oturarak yapıyordum. Satı ve Hürü hemşireler ilk hemşirelerimdi ve gece telefonla hastaların durumlarını sorduğumda ‘iyiler maaşallah’ derlerdi.
Beyin Cerrahisi için gerekli olan cerrahi aletleri kendi imkânlarım ile temin ederek 5 yıl boyunca tek başıma aralıksız hizmet verdim. 27 yılın bitiminde emekli olup ayrılırken bile bu aletlerden birkaç tanesi halen kullanılmaktaydı…
Mersin Devlet Hastanesi’ne ilk başladığım yıllarda, her uzman tek başına branşına bakmaksızın sabaha kadar nöbet tutar, en az 250 hasta bakardı. Rahmetli Abuzer Öztürk kadın doğum uzmanıydı. Bir gün Acil’de kapı nöbetçisi iken kanamalı bir kadın hastası olduğu bildirilmiş. O da hastayı doğum kliniğine almalarını söylemiş. ‘Sonra diyor’; ‘bir de ne göreyim hasta jinekolojik masaya alınmış, bir taraftan da kan kusuyor.’
Meğer hasta 50’li yaşlarda, mide kanaması geçiren bir kadıncağızmış ve hastanın jinekolojik masayla da hiç de bir ilgisi yokmuş.
Acil hasta geldiği zaman röntgen teknisyeni ve ameliyathane ekibi evlerinden çağrılırdı ve zaman zaman çok acil durumlarda sedye üzerinde bile kafatası açtığım çok olmuştur.
O yıllarda bizler böyle zor şartlarda çalışan 15 fedakâr hekimdik.
O’nun da anılarında, geçmiş yıllardaki imkânsızlıklara rağmen özveri ve samimiyet dolu bir hizmet aşkı görüyoruz.

Dr. ADNAN AKINCI ANLATIYORMERSİN DEVL. HAST. 174
(1983 – 2008 yıllarında KBB uzmanı)
Röportaj: Arife Ünüvar
1983 yılında Mersin Devlet Hastanesi’ne bir KBB uzmanı atanmıştı. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nden mezun olduğunda arkadaşları onun da kendileri gibi üniversitede kalacağı beklentisi içindeydiler. Ancak o ne yaptı? Farklı bir yol seçti, böylelikle Mersin’e uzun yıllar hizmet vermiş olacaktı.
Birçok hastanın “Siz babamın da hekimiydiniz, benim de hekimimsiniz, benim oğlumun da hekimisiniz” dediği, tabir yerindeyse üç kuşağın hekimi…
Adnan Akıncı;
Çok kötü şartlarda çalıştık ama cansiperane ve gönülden, şevkle… Art niyetsiz. Gelen her hasta sanki ahbabımız gibiydi. Arkadaşlık bağlarımız da çok güçlüydü. Mesela, çok iyi hatırlıyorum, sinema çıkışında, bu gün Acil’de kim nöbetçiymiş, diye bir bakardık, nöbetçi arkadaşımıza gezmelere gelinirdi. Hiç yorulduğumuzu hatırlamıyorum. Şimdi emekli oldum.. Binadan kopunca arkadaşlarından da kopuyorsun. İstemeden hatta farkında bile olmadan… Her gün gidilen yol bana, maalesef yabancı olmaya başladı…

DİŞ POLİKLİNİĞİNDEN , MERSİN AĞIZ VE DİŞ SAĞLIĞI MERKEZİNE

DİŞ HEKİMİ ADİL BAYRAM ANLATIYOR.
1952 Tarsus doğumluyum. İstanbul İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi, Diş Hekimliği Yüksek Okulu mezunuyum.
1978 Martında 3. Diş hekimi olarak tayin olduğum Mersin Devlet Hastanesine heyecanla ve koşarak geldiğim gün rahmetli Melahat Unsal, Mehmet Taşerimez, Emine Hemşire, Hademe Mehmet beni çok sıcak karşılıyorlar. Onların o sıcaklığına karşın koşullar inanamayacağınız tablolar sunuyor. Bugüne bakınca koşullardan nereden nereye gelindiği de anlaşılıyor.
Diş polikliniği hizmetleri taş bir binanın arkasında, yeşil alanda, ince uzun tek katlı küçük bir yapıda veriliyor. Polikliniğinin girişindeki masada kayıt yapılıyor ve önünde bir bank var. İnsanlar yaz kış açık alanda sıralarını bekliyorlar. Sırası gelen muayene odasına alınıyor. Muayene odası 3- 4 metre genişliğinde bir alan. Odanın ortasında bir ünit ve bir koltuk var. Bir köşede malzeme dolabı içinde sınırlı sayıda malzeme var. Masa üzerinde kuru hava sterilizatörü, yanına şırıngaların kaynatıldığı elektrikli bir alet var, Bugünkü koşullar hayal ötesi gibi…
Rahmetli Melahat anne o günkü koşulların nasıl oluştuğunu ve yaşadığı zorlukları anlatıyor. O sürece de uzun emekler verilerek ulaşılmış. O imkânlarla öğleden sonra tedavi hizmeti de veriliyor. Merkez okullara ve köylere diş taramalarına gidiliyor. Öğleden sonra polikliniğe çağrılan öğrencilerin dişleri çekiliyor.
Saat 14.30 gibi poliklinik hizmetleri bitiyor. O dönem kişilere her dişe 1,5- 2 gram altın ödemesi yapılıyor.
Bir süre sonra tayinlerle ünitimiz tek ama diş hekimi sayısı dokuza çıktı. Çalışma olanaklarımız yine çok kısıtlı. Herkes hastanede zaman geçirecek yer arıyor. Arkadaşlarımız başhekimlikte sevk tasdikte görevlendiriliyorlar. Hastanemizin her bölümü bizim gibi küçük birimlerde hizmet üretiyordu. O günlerde anımsadığım Misel Ağabeyin röntgen filmleri beton havuzda, ilaçlı suda banyo yapılıyor. Otopark sorunu yok. Halil abinin Mercedes’i Vahab Abinin Buick’i, Necmettin abinin Mercedes’i, Melahat Annenin Anadol’u. Neredeyse araç yok gibi…
Yönetime gelen her Başhekimimiz çözüme yönelik çalışmalar yapacağını anlatıyor, imza saatlerine uyulması konusunda bizleri bazen yumuşak bazen sert uyarırlardı… Bir süre sonra her şey eskiye dönüyor… Yeniden toplantıdayız. Toplantılarda uzun uzun konuşuluyor. Kararlar alınıyor. Koşullar öyle kolay kolay değişmiyor.
Heyecanla her şeyin düzelmesini istiyorum. Zaman içinde her şeyin kolayca değişmediğini görüyorum. Sağlık, sosyal ve çevre alanında yoğun çalışmalara katılıyorum. Ben ne kadar istesem de her şey kendi mecrasında ve hızında akıyor. Hastanemizin çıkardığı Pansuman dergisinde “en romantik” rumuzuyla da yazılar yazıyorum.
Yeni bina hizmete açılıyor. Bizde yeni yerimize taşınıyoruz, ünit sayımız nihayet üçe çıkıyor. Özel muayenelerden hizmet satın alınıyor ve bu uygulamada 2 – 3 ay içinde ödenek olmayınca durduruluyor.
Diş merkezi İstiklal Caddesi’ndeki Verem Dispanseri binasına taşınıyor. Diş hekimi ve ünit sayımız giderek artıyor. Diş laboratuvar teknisyenleri tayini geliyor.
Bugünkü laboratuvarın olduğu binaya taşınıyoruz. Gece acil kanamalı hastalara çağrılırken gece nöbetine geçiliyor. Gündüz kalabalık kuyruk var diyenler ve sinema dönüşü uğrayanlarla, gece poliklinik yapılıyor. Bu gezme serüvenin en sonunda bugünkü binamızda yerleşik düzenimize geçiyoruz. Bu süreçte diş hekimleri başhekim yardımcılığı ile görevlendiriliyorlar. Yeni malzeme ve ünit alımı kolaylaşıyor. Protez ve kronlar merkezimizde yapılmaya başlıyor…
Diş polikliniğimizden, Diş Merkezimize ve Mersin Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi kurma ve yönetme serüvenine uzanan yolculuk… Bu yeni sürece ben de yönetici olarak katıldım. Koruyucu Diş hekimliği çalışmalarını dün olduğu gibi bugün de destekliyorum. Merkezimizde çocuk dişleri tedavisine yoğunlaşarak çalışıyorum.
Mersin Devlet Hastanesi’nin çalışanlarının sıcaklığı, içtenliği, çalışma atmosferindeki aile havası insanımızın sağlığını yeniden üretme sürecinde şevk ve heyecanla, sevgi ile çalışmamızı daha da kolaylaştırdı.
Sağlıcakla sevgiyle kalın.

GÖNÜL BORCU 
Dr. GÜNDÜZ ATİLLA:
1 Ocak 1934 de Isparta, Şarkikaraağaç’ta dünyaya gelmişti.
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesinden mezun olmuş, aynı üniversiteden 1972 yılında ‘Genel Cerrahi’ alanında ihtisasını tamamlamıştı. 1975-1976 yıllarında Almanya’da Ankara Üniversitesi adına Breten Kreskulavus Hastanesinde kemik cerrahisi eğitimi aldı.
15 Kasım 1977 yılında genel cerrahi Uzmanı olarak hastanemize tayin olmuş ve uzun süre hizmet vermiştir. “Baba Gündüz” lakabıyla da Mersinlilerin gönlünde taht kurmuştur.
Daha sonrası ise; unutulamayan yağmurlu bir aralık gecesi elim, bir trafik kazasında ebediyete intikal etmiştir. Rahmetle anıyoruz.

TIBBİYE 

Dr. GÜNDÜZ ATİLLA 
Pansuman Dergisinden
Coşku ile başlanır tıbbiyeye, heyecan, gurur her zaman doruktadır, ölünceye kadar taşınır. Ayrı şekilde, ‘doktor’ diye çağrılırız, sayılırız sekseninde de yüzünde de.
Çalışırız usanmadan, bıkmadan, bazen aç, bazen uykusuz. Kaybolmaz hiçbir zaman inancımız, umudumuz. Hayat kurtarmanın veya sağlığın sevinci, her şeyi unutturur.
Yukarıda kısaca belirtmeye çalıştığım mesleğimizin özellikleri yine de zaman zaman tenkide maruz kalmamızı önlememektedir.
Doktorların da insan oldukları, aileleri, maddi sorunları olduğu unutulmaktadır. İyi, rahat ve müreffeh bir yaşam herkesin hakkıdır. İnsan doğduğunda bu
istek zaten mevcuttur. Doktor yaşamını bir başka meslek mensubu ile mukayese mümkün değildir. Kaldı ki hekim uğraşını, hiçbir zaman bir karşılık bekleyerek yapmaz.
Ancak maddi sorunu olmadan yaşamak da hakkıdır. İnancımız sarsılmaz. İlgi ister, özveri ister, sevgi ister insan, uğraşımız sürecek insanlığa her an. En güzel yarınlar dileği ile nice 14 Martlara…

MMOZAİK DERGİSİ’NDE BİR ROPÖRTAJ

Mersin Devlet Hastanesi Başhekimi Dr. SEYYAN GÜNGÖR  şunları söylüyor:
“Mersin Devlet Hastanesi 600 yataklı, oldukça büyük bir hastane. 98 uzman hekim, 30 kadar pratisyen, 25 diş hekimi, 350 hemşire, 95 memur, 100 civarında hizmetli görev yapmakta. Gördüğünüz gibi kadromuz oldukça geniş, imkânları oldukça geniş bir hastane. Yanı sıra Acil servisi kapasitesini genişletmeyi, çeşitli yönde hizmetleri artırmayı düşünüyoruz. Ancak binamız dar, poliklinik sayımız yeterli; ama yerimiz dar. Büyük projelerden bir tanesi diyaliz ünitesi kurabilmek. Bağışları kabul ediyoruz, böyle bir dernek var. Sanıyorum 3-4 ay içinde Mersin Devlet Hastanesi bir diyaliz merkezi’ne kavuşacak. Ek bina inşaatımız da tekrar başlayacak”…

Yukarıdaki söyleşinden 16 yıl sonra…

Dr. SEYYAN GÜNGÖR
Röportaj: Arife Ünüvar 04.09.2009
“Hizmet bir bayrak yarışıdır. Birinin bayrağı devrettiği yerden diğeri teslim alır ve daha iyi yerlere taşır. Mersin Devlet Hastanesinde bildiğim bir şey var: Mersin’e hizmet yarışında ne güzel ki, başhekimler arası çok iyi diyaloglar olmuştur ve bu çok iyi diyalogların hizmete çok mühim yansımaları da olmuştur” diye başlıyor konuşmasına Seyyan Güngör…
Bir gece yarısı, telefonu çaldı. Saat birdi. Gelen haber sürpriz bir şekilde Mersin Devlet Hastanesinin başhekimi olduğu konusunda bir bilgiydi. O gece yarısını hiç unutamıyor; Çok tedirgin olmuş, soğuk bir duş almış… Cesareti, kendinden emin tavırları, şefkati dillere destan olmuş…
“Ben, hekimlik mesleğimi icra ederken şunu gördüm; Hastanelerde hemşirelik hizmetlerinin önemi çok büyük. Hekim gelir, vizitini yapar, tedavisini yazar ve hastalarımız daima hemşirelerle baş başa kalırlar. Onun için hemşirelik hizmetlerine, yardımcı sağlık personeli denmesine ben esasen çok karşıyım. Asıl hasta bakımı onlara emanet ve onların duyarlı yaklaşması çok önemli ve bu başarıyı takdir etmek bazen çok önemli olabiliyor. Hiç kuşkusuz, hemşireler tedavi sürecinin en önemli bireylerinden…
Hastanelerde verilen sağlık hizmetleri aslında ekip çalışmasıyla yürüyen bir hizmettir. Bu kutsal kurumda; hastamızın altına sürgü veren personelimizden tutun da, ta ki şoföre kadar her çalışanın teri vardır. Hastanızla da sağlık çalışanı ile de, dil, din, ırk ayrımı yapmaksızın çalışacaksınız…
Başhekimlik görevi sıkıntılı yani çok zor bir iştir. Ben, kendi bildiğim ilkelerimle eşitliği, adaleti gözeterek; çok keyif alarak çalıştım. Asla bildiğim doğrulardan taviz vermedim. İnsanlara bilmeden haksızlık yapmış olabilirim, ama bu asla kasıtlı olmamıştır”…
1992 – 1995 yılları arasında başhekimlik yapan Dr. Seyyan Güngör şu günlerde, Mersin Devlet Hastanesinde psikiyatri uzmanı olarak hizmet etmeye devam etmektedir.

HEMODİYALİZ
Hemodiyaliz Ünitesi 1993 yılında 8 cihazla Başhekim Seyyan Güngör döneminde Hemodiyaliz Derneğinin katkılarıyla kurulmuştur. İlk Diyaliz Hekimi Necati Kıralp’tir. Dr. Necati Kıralpten sonra Dr. Mehmet Emin Bahçe 2008 yılına kadar Diyaliz hizmetlerinin devamlılığını sağlamıştır.
Mersin Devlet Hastanesinde bulunan Diyaliz Ünitesi 2008 yılında Yenişehir ilçesinde ayrı bir binaya taşınmıştır. 2009 yılı itibariyle 26 cihazla ayda ortalama 1100 seans ile 80 hastaya hizmet verilmektedir.
Aynı zamanda Mersin Devlet Hastanesi bünyesinde de dört cihazla hizmetimiz devam etmektedir.

Dr. NECATİ KIRALP ANLATIYOR
(Diyaliz kurucu hekimi) Röportaj: Arife Ünüvar

  Ne hasta bekler sabahı  /    Ne taze ölüyü mezar....

Ne hasta bekler sabahı / Ne taze ölüyü mezar….

1943 Çankırı doğumludur.
Dr. Necati Kıralp ilk nöbetinde 250 hasta bakmış ve adeta yıkılmış. Sabah nöbet defterine ise nöbet raporu olarak şöyle yazmış: (Necip Fazıl’dan)
“Ne hasta bekler sabahı,
Ne taze ölüyü mezar.
Ne şeytan bekler günahı,
Benim sabahı beklediğim kadar…”
O gün Başhekim Hüseyin Şendağ, Necati Kıralp’i makamına ister. Nöbet defterinin resmi bir kayıt olduğunu, bunu bu şekilde yazmasının sakıncalı olacağını belirtir.
O da: “Bu nöbet ancak böyle anlatılabilirdi” der.

HEMODİYALİZ ÜNİTESİNİN HİKAYESİ 
Uzm. Dr. M. Necati Kıralp
1993 öncesi Mersin’de resmi veya özel diyaliz ünitesinin olmayışı hastalar için büyük bir şansızlıktı. Haftada üç gün Adana’ya gitmek zorundaydılar. Maddi durumu iyi olanlar da Ankara’ya gidiyordu. Adana’da ihtisas yaparken rahmetli Doç.Dr. Cemil Kobal ve uzman Dr. Yahya Sağlıker’le “hemodiyaliz ünitesini” kurmuştuk. Diyalizin böbrek yetmezliği olan hastalar için önemini biliyor, Mersin’de olmayışına üzülüyordum. Bu nedenle 1992 yılında başhekim Dr. Murtaza Büyükkınacı ile Sağlık Bakanlığından kurma izni istedik. Yanıt olumluydu fakat bakanlık fon ayıramıyordu; bize düşen ise, diyalizi bağışlarla kurmaktı.
Kolları sıvayıp yurdum insanına anlatarak yardım toplamaya başladık. Aynı zamanda Almanya’daki Türklerle irtibat kurup altı adet Cobe 2000 Rx marka diyaliz makinesi bağışı aldık. Yapılanma ve su sisteminin kurulmasında Dr. Abdulkadir Kokulu ve teknisyen Tuncer Karahan’ın önemli katkıları oldu. Planları ve dizaynı sayın mimar Semihi Vural gerçekleştirdi.

   Fotoğraf yeni yerine taşınan merkezin görüntüsüdür

Fotoğraf yeni yerine taşınan merkezin görüntüsüdür


Ocak 1993’te beş hemşire (Sorumlu hemşire Sıdıka Kaya, Ayşegül Kanmaz, Havana Gürakar, Emine Cansev, Handan Yıldırım) ve bir teknisyenle Çukurova Tıp Fakültesinde altı aylık diyaliz kursuna başladık. Sertifikalarımızı alıp, gerekli kurumlara başvurarak ruhsatlandırıldık. 
26.06.1993’te ilk hastamızı diyalize bağladık. Ekibimize Dr. Kamuran Gonca’yı da alarak çalışmalarımızı sürdürüyorduk. Hastaların yaşam kaliteleri ve yaşam süreleri artmaya başlamıştı, hasta sayımız da 60 olmuştu. Diyalizin önemini doktorlara, hemşirelere ve de hayırsever yurdum insanına göstermiş olduk.
1993 Ağustos ayında Prof. Dr. Conner tarafından Almanya’ya davet edildim. Dr. Kokulu ve bir hemşire ile birlikte Köln Merhaim Hastanesinde bir ay eğitim görüp, sertifikalarımızı alarak döndük.
Artık akut vakalara katater takarak hemen diyalize alıyor, en kısa zamanda damar cerrahına fıstül açtırarak diyalizin sürekliliğini sağlıyorduk. Artık taşlar yerine oturmuştu. 1994 yılında emekli oldum.

Dr. SÜLEYMAN ÖZTAN ANLATIYOR
Röportaj: Arife Ünüvar 04.09.2009
1949 Ankara doğumlu Dr. Süleyman Öztan, Hacettepe Tıp Fakültesinden mezun olmuş ve Dahiliye ihtisasını burada tamamladıktan sonra Yüksek İhtisas Hastanesinden Gastroentroloji Ana bilim dalında uzmanlığını almıştır. Hastanemize 19. Uzman hekim olarak geldiği yıllara ait düşünce ve anıları şöyledir:
” 1982 yılının 18 Haziran günü mecburi hizmet yasası gereği Gastroentreloji Uzmanı olarak Mersin Devlet Hastanesine tayin edildim. Gelecek planlarımı Ankara Eğitim Hastanesinde ilerlemek olarak kurmuş ve Mersin’e isteksiz olarak geldiğimden, o dönemin hastane koşullarının yetersizliği karşısında moralim iyice bozulmuştu. Hastanemizde sadece 18 uzman doktor vardı ve günde 100 – 150 hasta muayene ediyorduk. İlk izlenimim: Bu şartlarda hekimlik yapamayacağım, ağır hastaların büyük kısmını kaybedeceğim oldu. Ankara’da Eğitim Hastanemize sıklıkla taşra hastanelerinden çare bulunamamış hastalar geliyordu ve biz bu hastaların çoğunu (ki ağır ve çaresiz hastalardı) kaybediyorduk… Mersin’de çalışmaya başladığımın üçüncü ayında bu düşüncelerim hayrete dönüştü. Kısıtlı saatlerde baktığım hastaların, ameliyat olan acil ve ağır hastaların büyük çoğunluğunun iyileşerek çıktığını gördüğümde; gerçekten hayret etmiştim. O zamandan beri, 27 sene geçti. Bu hayretim artarak devam etmekte…
Mersin Devlet Hastanesinde bu olumlu hizmetin hiç görülmemesi, sadece aksayan yanların hep öne çıkması bizi zaman zaman üzse de; geçen yıllar içinde hem Hastanemizin giderek modern koşullara kavuşması hem de arada bir olumlu hizmetlerin de görünür hale gelmesi bizi sevindirmektedir.
Halen Hastanemizde gastroentreloji uzmanı olarak görevine devam etmektedir.

1993 Ekim Ayı Yine Bir MOZAİK DERGİSİ  Yazısı
‘Hastanemize destek olalım’ başlığı ile küçük bir Köşe/Çağrı yazısı. İclal Tan yayımladığı Basın Bülteninde, nüfusla birlikte hasta sayısında artış olduğunu belirterek diyor ki:
” Nüfusa paralel olarak artan hasta trafiği, gün geçtikçe hastanemizde sunulan sağlık hizmetlerini olumsuz yönde etkiliyor.
Kapasitesinin üzerinde hizmet veren Mersin Devlet Hastanesi Ek İnşaatı’nın bir an önce hizmete girmesi amacıyla dernek olarak kampanya başlattık. Hastane Ek İnşaatı’nın önemi bir kez daha ortaya çıkıyor. Devlet Hastanesi’nde hasta ve doktor çok, hastaya bakacak oda yok”...
Ek Bina İnşaatı yaklaşık 10 yıl daha sürecektir…

Dr. AYDIN EGE 
“1948 yılında Ankara’da doğdum. 1971 yılında Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdim. 1978 yılında Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroşirurji anabilim dalından uzmanlık diplomasını aldım. 1978 yılı başladığında defalarca müracaat etmeme rağmen hem Mersin Devlet Hastanesi’ne hem de Mersin SKK Hastanesi’ne nöroşirurji uzmanına ihtiyaç yoktur gerekçesiyle tayinimi yaptıramadım bunun üzerine babamın emekli ikramiyesinin bir kısmı ile Hollanda’ya gidip kraniotomi ve laminektomi setlerini aldım (bu olay bireysel satış olarak dünyada ilk kez olmuştur). Bunun üzerine Mersin’de serbest beyin cerrahisi uzmanı olarak çalışmaya başladım. O dönemde travma dışında baktığım hiçbir hasta olamadı. Geldikten bir yıl sonra bel fıtığı nedeniyle gelen hastamın elini sıkarak tebrik ettim, beyin cerrahına gelmeyi akıl ettiği için. Mersin’de beyin ve vertebra ameliyatları ilk kez tarafımdan yapılmıştır.
Anarşi yıllarında bölgede benden başka hiç beyin cerrahı yoktu. Yaralanan polis ve askerlerimiz için bölgenin çeşitli hastanelerine askeri helikopterlerle götürüldüğüm çok olmuştur.
İhtilal den sonra SSK Mersin Hastanesi’ne anlaşmalı tayinim çıktı daha sonra 1986 yılında üst kademe çevrelerinin baskısı ile Mersin Devlet Hastanesi’ne tayin oldum.
İyi ki Mersin’deyim. İyi ki Mersin Devlet Hastanesindeyim. Bu ortamda çalışmak bana mutluluk ve gurur veriyor.    Kitabın  4. bölümüne ulaşmak için bu satırı tıklayınız……………………………………………………. 

Biyografik Bilgi

scroll to top