MERSİN İSKELELERİ SERÜVENİ – 42. BL.

Mersin-İskele.jpg

MERSİN’DE İSKELELER SERÜVENİ

Koşuver güneye gönlün dinlensin
Bin huzur köşesi, her zaman Mersin
Bekir Mutlu

1820 yılından önce Tarsus ve Mersin iskeleleri hakkında belge bulmak zordur. Eldeki verilere yeniden göz atalım.

Piri Reis Haritaları

1526 yıllarında Akdeniz’i tarayan Osmanlı Kaptanı, coğrafyacı ve haritacı Piri Reis, Tarsus Lagünü ve çevresini anlatıp çizer ama  Mersin’den söz etmez. “Kitab-ı Bahriye” adlı eserinin 4. cildinde “…Tarsus deniz kenarından üç mil kadar içerde ova üzerinde kurulmuş bir kasabadır. Önünden Tarsus Çayı akar. Burada bulunan gölün (Rhegma=giderek Aynaz bataklığı) içine sandallar girerek 6 kulaç suda demir atarlar.”

Mersin İskelesi Tarsus'tan Mersin'e yaklaşıyor. (Tülin Selvi Ünlü'den)

Mersin İskelesi Tarsus’tan Mersin’e yaklaşıyor. (Tülin Selvi Ünlü’den)

Tarsus İskelesi ve İskelenin Önemini Kaybetmesi

Tarsus İskelesi’ne ait ilk tarihsel saptama 1820’li yılların ortasına rastlar. Bu dönemde Mısırlı İbrahim Paşa yönetiminde olan “Tarsus İskelesi Emtia Gümrüğü”nden söz edilir.

1825-1826 yılları arasında (bir yıl) Tarsus İskelesi’nin ticari etkinliğinin önem arz ettiği anlaşılmaktadır. Tarsus İskelesi bu tarihlerde özellikle Tokat üzerinden, Kayseri ve Niğde yolları kullanılarak, Anadolu’nun dış satım kapısı olarak kullanılmakta, yabancı ülkelere külçe bakır ve pamuk esaslı mal sevk edilmektedir.

Çukurova’nın Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın oğlu Mısırlı İbrahim Paşa tarafından işgali ile Tarsus Şer’iyye Sicilerinin de kesintiye uğramış olduğu anlaşılıyor. İşgal öncesine tarihlenen son kayıt, Tarsus İskelesi’nin adının da anıldığı, zahire ihracı ile ilgili bir emirname kopyasıdır.

Ticaret Anlaşması ve Tanzimat Fermanı

Osmanlı İmparatorluğu 1838 yılında Batı Avrupa ülkeleri ile serbest ticaret anlaşması imzalar. Ardından açıklanan Tanzimat Fermanı’yla, İmparatorluğa yabancı sermayenin girmesi ile gayrimüslim vatandaşlara ve Levanten denilen yabancı tüccar ve işyeri sahiplerine kolaylıklar sağlanır, imtiyazlar tanınır. Bunun sonucunda özellikle deniz kıyısındaki kentlerin hızlı bir şekilde geliştiği gözlenir.

1850 tarihli Adana Valiliği’ne gönderilen bir fermanda, “İstanbul’da Deftername-i Amire’de Mersin iskelesi ve kariyesi (köyü) hakkında bir kayıt olmadığı gibi, bir vakıf ve arazi dâhilinde de olup olmadığı anlaşılamamıştır” denilmektedir. Ancak, aynı yıl içinde Mersin toprakları, Sultan Abdülmecid’in bir fermanı ile Valide Sultan Vakfı’na katılır.

1850’li yıllarda Mersin artık büyükçe bir pazarın kurulduğu, hareketli bir ticarete sahip, iskelesi olan bir merkezdir. Ancak yapılan iskelenin ihtiyaca kâfi gelemediği kısa sürede ortaya çıkar. Yenilenecek iskele ve yollar için devletçe görevlendirilen heyetin içinde Adana Valisi Ziya Paşa ve Tarsus Kaymakamı Hasan Bey bizzat yer ve durum tespiti yaparlar. 1852 yılı Kasım’ında Mersin’e yapılan ziyaretten sonra yazılan raporda; “bizzat Mersin’e gidip, ardından Viranşehir’e geçilerek, görevli mühendisle birlikte keşf ve muayenenin yapıldığı, bu işe ayrılan 150 bin kuruşla bu işin tamamlanmasının mümkün olamayacağı, iskele ve yol yapımı için toplam 300 bin kuruş masraf gerektiği” kaydedilmiştir.

İskele Yapım Gereçleri

Adı geçen bu yeni iskele yapılmadan önce kullanılan ilk dönem iskelesi ahşaptır. Oysa yapılacak yeni iskelelerde, devşirme antik kesme taş kullanılacağı anlaşılıyor. Bu yeni iskelenin taş olarak yapılmak istenmesinin nedeni ise, yolcu ve malların çok zaman denize düşmesini önlemek ve kolay gidip gelmeyi sağlamak olarak açıklanmaktadır. Kullanılacak taşların da, Viranşehir’den (yani Soli-Pompeipolis antik kenti ören yerinden) getirilmesi kararlaştırılmıştır. Bu amaçla, Ziya Paşa’nın, Mersin iskelesine yaptığı keşifte, taşların develerle nakline başlanmasına karar verildiği anlaşılıyor. İskele için kullanılacak kurşunun ise Gülek madeninden iskeleye taşınması kararlaştırılmıştır.

Böylece 1850’lı yılların ortalarında Mersin, biri ahşap diğeri taştan olmak üzere, iki adet iskeleye sahip olmuştur. Yapılan iskelelerden ahşap olanı, 1857’de, artık harap olmaya başlamıştır. Bu iskelenin onarımına ve ayrıca Mersin’e yeniden iskele inşaatına karar verilmiştir. Bu kararın alınmasında Mersin’in büyümesi gerçeği göz önüne alınmış olmalıdır.

İskelelerin yapılma nedeni açıklanırken; “mukaddema canib-i miriyyeden inşaa olunan iki taş ahşap ve ahşab iskelenin bazı tüccar mağazalarına uzaklığı cihetiyle tüccar-ı merkume resm vermediklerinden… beş aded iskelenin daha taş veya ahşap olarak inşası…” halinde, senelik 60 bin kuruş rüsum alınabileceği ve ileride daha fazla bedelle işletmeci bulunacağı gerekçe gösterilmiştir.

Bu nedenle yapılacak iskelenin ‘kâgir’ olarak yapılması gerektiği anlatılıyor. İşin önemi ve acilliği, Adana Valisi Ziya Paşa tarafından İstanbul’a bildirilmiştir. İşin aciliyeti nedeniyle, Adana tarafından Kolağası Mehmed Efendi bu işle görevlendirilmiştir. Yazıdan anlaşıldığına göre Mersin’de, daha önceden yapılmış olan iki adet iskeleden ahşap olanının tamamen yıkılmış olması söz konusudur.

1857 tarihinde, Fransa Devleti Posta Vapurları Kumpanyası’na, Mersin’de mevcut iskelelerden taş olanına bitişik, 30 arşın uzunluğunda bir ahşap iskele ilavesi ruhsatı verildiğine tanık oluyoruz. Bu durum Fransa’nın bölgeye ilgisini gösterdiği gibi, aynı zamanda iskelenin işlekliğini de göstermesi yönünden dikkat çekicidir. Buna göre, Mersin’deki iki iskeleden ahşap olanı tamamen harap olup yıkılıyor, taş iskelenin ise iki tarafı kumla dolarak kullanılmaz hale geliyor, ön kısmı da zamanla yıkılıyor. Varlığı bilinen bir üçüncü iskele ise kullanılmaz durumdadır.

Bu nedenlerle, kumpanyanın böyle bir istekte bulunduğu ve bu onarım için malzemenin ve ustanın Marsilya’dan getirileceği kumpanya vekili tarafından devlete bildirilmiştir. Ancak Osmanlı Devleti bu durumu iskele yapılacak yerlerin devletin malı olduğunun unutulmaması gerektiği şartıyla kabul eder. Bu ayrıntılar  iskelelerin bölge ve ülke açısından ne kadar önemli olduğunu ortaya koymaktadır. Kentte artan ticari faaliyetle birlikte 1857’de, mevcut bulunan ahşap iskelenin eskimiş olması ve onarımına ihtiyaç duyulması üzerine, söz konusu iskelenin onarımının yanı sıra beş yeni iskelenin yapılmasına karar verilmiştir.

Görüldüğü üzere, 1830’lu yıllardan itibaren bir yerleşim yeri olmaya başlayan Mersin, 1860’lı yılların başına gelindiğinde; birden çok iskeleye sahip, yerli ve yabancı tüccarların rağbet ettiği bir ticaret merkezi haline gelmiştir. Askeri, ekonomik, siyasi ve jeopolitik açıdan, önemli ve gelişmeye uygun, yabancı devletlerin, dolayısıyla Devlet-i Ali’nin’de dikkatini çekmeyi ve yatırımların hızla arttığı bir yerleşim alanı haline gelmeyi başarabilmiştir. 1860 yılının başlarında Mersin’in, kurulmasını tamamlayarak artık gelişme dönemine girdiği anlaşılıyor. Böylece Mersin’in kendini sadece Osmanlı Devleti’ne değil, Avrupa ve diğer denizaşırı ülkelere tanıtıp, önem kazandığı bir geçiş devri başlamıştır.

Bu dönemde Mersin’in, sadece ekonomik olarak değil, askeri bir merkez olarak da, özellikle donanma açısından, önem kazandığı bir gerçektir. Akdeniz’deki Osmanlı donanması için bir ulaşım ve istihkâm yeri olarak Mersin, bu yıllarda İskenderun ile birlikte artık sıkça anılmaya başlamıştır.

1872 yılının Adana Vilayet Salnamesi’nden kentte dört adet iskele olduğunu öğreniyoruz. İki yıl sonra (1874) Messageries Maritime Şirketi tarafından kentte bir iskele daha yapılır.

Çukurova, Orta Anadolu ve Kuzey Suriye Üretiyor, Mersin Satıyor

1880 tarihli Adana Vilayet Salnamesi’ne göre: “… İş bu Mersin kasabası ve nahiyeleri lebiderya olup, vilayetin (Adana) havi olduğu sancak, kaza ile Anadolu tarafına gelip giden eşyanın kaffesi (tamamı) oradan ihraç ve ithal olunur. İkisi taş ve ikisi ahşap olmak üzere, dört (aslında beş olmalı SV) iskelesi olup, ithal ve ihraç olunan eşyanın kaffesi bu iskeleden indirilir ve çıkartılır. İthalat ve ihracattan, Belediye için muayyen rüsum alınır. Fransız Messageries Maritimes Kumpanyası vapurları ile İngiltere “Bell” Kumpanyası vapurları işlemekte olup, acenta memurları dahi vardır.”

1889 yılı içerisinde Mersin limanına gelen buharlı yük gemileri: 96 İngiliz, 5 Avusturya-Macaristan, 5 İspanyol, 68 Fransız, 25 Yunan, 35 Osmanlı, 53 Mısır, 23 Rus. Yelkenli olarak gelen gemiler ise: 3 Yunan, 14 Kudüs, 2 İtalyan, 560 Osmanlı gemisidir.

V. Cuinet’e göre, Mersin limanından hem vilayete ait, hem de transit yoluyla gelen malların ihracı yapılmaktadır. 1890 yılında Mersin limanından 15.230.000 Fransız Frangı ihracat ve 8.528.000 Fransız Frangı ithalat gerçekleşmiştir.

1890’lı yıllarda limanın yakın çevresinde ticaret ve taşımacılık acenteleri ile konsolosluklar kurulmaya başlandı. Limana gelip giden  gemilerin sayıları arttıkça, mevcut iskeleler ihtiyacı karşılayamaz oldu. Belediye talebi karşılayabilmek için, Taş İskele’yi, daha sonra da yeniden Gümrük İskelesi’ni yaptırdı. Bu iskeleler de yeterli olmayınca, kurumlar ve özel kişiler kendi iskelelerini yaptırdılar.

1893 yılı Adana Vilayet Salnamesi’nde: 1892 yılında kentte, dört tanesi ahşap, birisi taş, diğeri taş temelli ahşap ve birisi de Şimendifere ait demir olan toplam yedi iskele bulunmaktadır (Bozkurt, 2001: 114).

Aynı salnamede: “… 5’i ahşap, 1’i taş temelli ahşap ve diğeri şimendifere mahsus demirden mamul” kaydına bakarak yukarıdaki bilginin doğrulandığı ve 1880 yılına göre 3 iskelenin yapıldığı anlaşılıyor. İskele sayısının artışı ile birlikte Mersin’e uğrayan gemilerin sayısı da hızla artmaktadır. 1890 yılında Mersin’e gelip giden vapur adedi 264, yelkenli sayısı 1004 olarak görülüyor.

Mersin iskeleler çevresinde deniz fazla derin olmadığından gemiler kıyıdan bir mil uzakta demirlerler, nakliyat mavnalarla gerçekleştirilirdi. İskeleden açıktaki gemilere ve gemiden iskeleye yolcu taşıma işlerini özel kişiler kayıklarla yapmaktaydı.

Tanin Gazetesi yazarlarından Ahmet Şerif,  Anadolu’da yaptığı geziler sırasında 6 Ocak 1910 günü vapurla Mersin’e geldiğinde bu taşıyıcılarla ilgili gördüklerini şöyle yazar: …”Vapura gelen, kara yağız, tuhaf bir şekilde Arapça konuşan kayıkçılar, bir çekirge kadar çevik, kayıktan kayığa sıçrıyor, vapurun merdivenlerine, halatlara sarılarak yukarı çıkıyorlardı.”

Mersin İskeleleri araştırılırken, değişik dönemlerde iskelelere dair bilgiler çelişkili olabiliyor. Araştırılan kaynaklar sadece iki iskelede söz birliği yaparlar. Taş İskele ve Gümrük İskelesi.

Konumları hep aynı olmakla birlikte, bu iskelelerin de zaman içinde yapıları değiştirilmiş, yerleri biraz kaydırılmış, boyları ve genişlikleri artırılmıştır. Ancak Gümrük İskelesi ilk yapılan iskele olup adı zaman içinde açıldığı meydanla bütünleşmiştir. Çeşitli fotoğraflarda bu meydan, Çeşme Meydanı veya Gümrük Meydanı olarak anılır.

Demiryolu İskelesi en genç iskele olması ve Mersin Garı ile bağlantılı olması nedeniyle hep böyle anılmıştır. Bir şehir efsanesine dönüşen iskele ise Alman İskelesi’dir. Günümüzde bile anılarda kalan bu yer sadece iskele adı olmayıp, artık şehrin doğu tarafındaki eskiyip giden, unutulmuş iskelelerin bulunduğu denize girilen bir mahal adıdır.

1916 Yılında Mersin’deki İskeleler

Khanzadian tarafından 1916 yılında hazırlanan Mersin haritasında kentte dört iskele bulunduğu görülmektedir. Bu iskeleler, doğudan batıya doğru, garla doğrudan ilişkili olan “Demiryolu İskelesi”, Taşhan’ın önündeki “Taş İskele”, Gümrük Meydanı’ndaki kentin ilk iskelesi olan “Gümrük İskelesi” ve haritada ismi belirtilmemiş ve yalnızca “İskele” olarak gösterilmiş olan iskeledir. (Selvi Ünlü, 2007: 139).

Tülin Selvi Ünlü

Tülin Selvi Ünlü

Yandaki haritada önde görülen ilk kurulan/ çakılan ahşaptan yapılma iskele, Mersin İskelesi ( daha sonra Gümrük İskelesi) olmalıdır.

Arkadaki iskeleler ise Mavromati’nin inşa ettiği (demir) iskele ile Messageries Maritime (ahşap) ya da Tuz İskelesi olmalıdır. Mersin’e dair Fransız fotoğrafçı Félix Bonfils’in (1831-1885) çektiği bu ilk nadide fotoğraftan aktarılan detayda; anlatılanlarla arasında yine 60-70 yıllık zaman farkı olduğu unutulmamalıdır.

İngiliz konsolosunun 22 Temmuz 1914 tarihli raporuna eklenmiş olan ölçekli krokide Mersin’deki beş iskele işaretlenmiştir. Kroki üzerine sonra işlendiği anlaşılan nota göre bu iskelelerden üçü ilerleyen yıllarda yıkılmış, “Demiryolu İskelesi” ile “Gümrük İskelesi” kalmıştır.

“Uray Caddesi’nin kadim ismi İskele Caddesi’dir. Caddenin deniz yönünde Devlet Demir Yolları İskelesi, Alman İskelesi, Belediye İskelesi, Tuz İskelesi, Taş İskele bulunuyordu. DDY İskelesi’nin yanında fumigatuar (Nihat Taner kükürtleme yeri diye açıklıyor.) binası bulunuyordu.” (Şinasi Develi – Eski Mersin’de Yaşam. S. 138. Mersin 2007.)

I. Dünya Savaşı’nda çok şey yitirmiş olsalar da, Mersin ve Tarsus Fransızların ele geçirmek istedikleri şehirlerdendi. Bu nedenle büyük casusluk olaylarına ev sahipliği yapmak durumunda kaldılar. 1918 ortalarında Mersin limanında gece yarısı bir sandalda ele geçen bir torba dolusu çeşitli belgeler casusluk olayını ortaya çıkardı (Yurt Ansiklopedisi. 3650)

Biyografik Bilgi

scroll to top