MERSİN TARİHİ YAZIMINA KATKILAR – Mehmet KAYADELEN

Huğ.jpg

MERSİN TARİHİ YAZIMINA KATKILAR [*]

Mehmet KAYADELEN
Bu yazıda, Mersin kenti kuruluş dönemine ilişkin mevcut görüşleri irdeleyen ve yumuktepe.com adlı web sitesinde Nisan 2017’de yayımlanmaya başlanan; “Mersin Kentinin Kuruluş Yılı ve Yeri”, “Mersin’de Nereler Bataklık idi?”, “Mersin’in İlk Sakinleri ve Adının Kaynağı” ile “Arap Alevîleri Ne Zaman ve Nereden Geldiler?” başlıklı dört yazıda biriken kanaatler ile Mersin tarihinin aydınlatılmasına yönelik bazı öneriler yer almaktadır.

1) “Mersin” ile neresi kast ediliyor?
Bu yazılarda “Mersin”, Mersin ili ya da bu ilin merkez ilçeleri anlamında değil, bu adla bir yerleşim yerinin ilk kuruluş ve gelişme döneminde kapsadığı alan, kabaca, bugünlerdeki Akdeniz ilçesinin yalnızca bir bölümü olan Mersin Çayı, Yumuktepe civarı, 1. Çevre Yolu (GMK Bulvarı), Çakmak Caddesi ve deniz arasında kalan alan anlamında kullanılmaktadır.

2) Mersin ne zaman kuruldu?
Mersin’in ne zaman kurulduğuna ilişkin kesin bir bilgi bulunmamaktadır. Erişilebilen yayınlara göre, 1809 yılında Mersin adıyla bir yerleşim yeri kurulmuş idi. Bu bilginin kaynağı İsviçre asıllı gezgin ve şarkiyatçı John Lewis Burckhardt’ın 2 Ekim 1809 tarihli mektubudur. Birinci baskısı 1819 yılında yayımlanan “Travel in Nubia” adlı kitapta yer alan bu mektubunda Burckhardt Türkçesi şu olan bir cümleye yer vermiş: “Tarsus’un batısında bulunan, ondan on dört mil kadar mesafedeki Mersin denilen bir köyler (?) topluluğu (a collection of villages) yolunda demir attık.”
Travel in Nubia adlı kitaptan ve Burckhardt’ın bu mektubundan Mersin tarihini konu edinen yayınlarda daha önce söz edene rastlanmamıştır.
İngiliz deniz subayı Francis Beaufort da 1812 yılında birkaç kulübeden oluşan Mersyn’den söz etmiş, 1817 yılında yayımlanan kısa adı Karamania (Karamanya) olan kitabında.
Buna göre, Mersin (Mersyn, Mersìn, Mersine, Mersina, Mursina gibi farklı biçimlerde de yazılmış) adlı bir yerleşim yerinden söz eden en eski tarihli belge Burckhardt’ın 2 Ekim 1809 tarihli mektubu olmakla birlikte, Mersin adına yer veren en eski yayın Karamania’dır. Çünkü Beaufort Mersin’e Burckhardt’tan 3 yıl sonra (1812 yılında) gelmiş olmasına karşın, anılan kitabı onunkinden 2 yıl önce (1817 yılında) yayımlanmış. Yeni araştırmalarla Mersin’in kuruluşunun biraz daha eski tarihlerde olduğu ortaya çıkarılabilir.

3) İlk kulübeler hangi mevkide yapıldı, gelişme nasıl oldu?
Mersin’de ilk kulübeler Mersin Çayı’nın doğusunda, muhtemelen Yumuktepe civarında yapılmış. Yapılaşma, ilk zamanlar, doğuya ve güneye yayılarak gelişmiş olmalı. Dolayısıyla, en azından kuruluş dönemi için şöylesi bir tez öne sürülebilir: Bir ailenin yerleştiği mevki Yumuktepe’ye ve Mersin Çayı’na ne kadar yakınsa o aile Mersin’e o kadar erken gelmiş; Yumuktepe’nin ne kadar güneyinde ve Mersin Çayı’nın ne kadar doğusunda ise, o aile Mersin’e o kadar geç gelmiştir. Bu kanaatlerin dayanakları şunlardır:

a) Francis Beaufort 1812 yılında Türkçesi şu olabilecek notları almış: “Pompeipolis’in doğusunda yapay höyüğe benzeyen bazı küçük tepeler var; ve daha ilerde küçük bir nehrin doğu yönündeki, Mersyn’e geldik. Bu, kıyıya yakın birkaç kulübeye yerli halk tarafından verilen addır. Bu yerin hemen yakınında bulunan birkaç iri taş ve eski tuğla, vaktiyle orada bazı önemli binaların var olduğunu gösterir gibidir.” İngilizceden çevirisi farklı biçimlerde yapılabilen bu ve sonraki ifadelerin bağlamından, “kıyı” sözcüğünün deniz kıyısı değil, Mersin Çayı’nın kıyısı anlamında kullanıldığı düşünülmektedir. Birkaç iri taş ve eski tuğla da, Yumuktepe Höyüğü ve civarında geçmişte var olmuş uygarlıkların önemli yapılarının kalıntıları olabilir. “Kıyı” sözcüğü deniz kıyısı anlamında yorumlandığında, o ve sonraki ifadelerin bağlamından akla uygun bir anlam çıkmamaktadır. Çünkü Mersin sahilinde 19. yüzyılda kum tepeleri (kumul) olduğu; Karamania adlı kitaptan, bu kitabın yazarının yaptığı haritalardan ve M. Necati Çıplak’ın İçel Tarihi adlı kitabından anlaşılmaktadır. M. Necati Çıplak, Adana Valiliği ile merkezî hükümet arasında yapılan ve sahildeki kumlukları konu edinen yazışmalar sonucunda, 1855 yılında, bu kumlukların Bezm-î Âlem Valide Sultan Vakfına bırakıldığını belirten bir ferman yayımlandığını belirtir. Bu yazışmalara göre, Mersin sahillerindeki kumluklarda yapılaşma 1850’li yıllarda başlamış. Sahilde yapılaşmanın daha önce başladığına işaret eden somut bir kanıt da yok. Uray ve Atatürk caddelerindeki bazı eski yapılar bu görüşün yaşayan tanıklarıdır. 1960’lı yılların başlarına kadar Topçular-Muğdat-Pozcu mevkiinde görülebilen kumluk arazi de, anılan kumulların yöredeki son kalıntıları olmalı.

b) Mersin’e ilk yerleşenlerin geçimlerini esas olarak tarımdan sağlamış olmaları beklenir. Çünkü yakın çevresinde hiç kimsenin olmadığı bir alanda, ticaret ve zanaat gibi başkasına hizmeti hedefleyen bir uğraş anlamlı olamaz. Tarım için en uygun mevki de, bir su kaynağı yakınındaki verimli, tarıma elverişli arazinin olduğu mevkidir. Bu coğrafyaya geldikten sonra, her yer boş iken ve Mersin Çayı güzergâhı yakınlarında sulak, verimli ve tarıma uygun araziler varken, bir başka mevkide özellikle kumlukta kulübe yapmak, akla uygun bir davranış olmasa gerek.

c) Fikri Mutlu, 1940 yılında Mersin Halkevi Dergisi’nde yayımlanan “Mersin Şehri Ne Zaman ve Nasıl Kuruldu” başlıklı yazı dizisinde, İbrahim Paşa, 1832 yılında Adana’yı ele geçirdiği yıllarda Mersin’in, Efrenk (Mersin) Çayı’nın doğusunda dağınık ve sahile kadar uzanmış büyücek bir köy halinde olduğunu belirtmiş. Ancak anılan yılda yapılaşma henüz sahile kadar uzanmamış olmalıdır.

d) 1870 yılı Halep Vilayet Salnamesi’ne göre, 1869 yılında Mersin’de “Şarkiyye” (Doğu) ve “Garbiyye” (Batı) adlı iki mahalle varmış. Doğu ve batı adlandırmaları bir referansa göre yapılabilir. Bu durumda referansın, Yumuktepe’den sahile uzanan Soğuksu Caddesi olduğu düşünülmektedir. Bir başka anlatımla Mersin’in ilk iki mahallesi, Soğuksu Caddesi’nin doğusunda ve batısında kurulmuş olmalıdır. Bu iki mahallenin sonradan bölünmeleri ile de Soğuksu Caddesi’nin doğusunda Mahmudiye ve Cami-i Şerif mahalleleri, batısında da Bahçe ve Kiremithane mahalleleri kurulmuş olmalı.
Buna göre, Mersin’in 19. yüzyılda deniz kıyısında birtakım kulübelerden oluşan bir balıkçı köyü olduğu görüşü/tezi de; Yoğurt Pazarı’nın Mersin’in oluşumundaki ilk ve tek nokta olduğu görüşü/tezi de doğru değil. Ayrıca Mersin’in kuruluş dönemi ile ilgili aşağıdaki iki görüş de belirtilen nedenlerle doğru değil.

i) 19. yüzyılda Mersin’in kurulduğu alan bataklıktı; bataklıkları Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın oğlu İbrahim Paşa, Suriye ile birlikte Çukurova’yı da işgal ettiği dönemde (1832-1840) kuruttu. Bu görüş yanlış çünkü Mersin’in kurulduğu yerde bataklık olduğuna, olabileceğine, İbrahim Paşa’nın Mersin’de bataklık kuruttuğuna dair hiçbir kanıt yok. Mersin’e en yakın bataklık Kazanlı-Tarsus arasında; bir sonraki en yakın olanı ise, 1939 yılında kurutulmaya başlanmış olan Aynaz (Karabucak) bataklığı idi.

ii) İbrahim Paşa Çukurova’da tarımı ya da pamuk tarımını başlattı. Bu görüş doğru değil çünkü pamuk tarımının Türkiye’deki geçmişi Milattan öncesine uzanmaktadır. Ayrıca, 19. yüzyıl başlarında da, Çukurova’da pamuk ile bazı ürünlere yönelik tarımının yapılmakta olduğunu, o dönemde Bölge’ye gelen Avrupalı gezginler/araştırmacılar da not etmiştir. Ama İbrahim Paşa, Kıbrıs ve Mısır’dan pamuk tohumu ithal ederek dokumaya daha uygun uzun lifli pamuk üretimini sağlamış.
Bunlara karşılık Mersin’in gelişme sürecindeki ilk sıçramanın İbrahim Paşa’nın Çukurova’yı işgal ettiği dönemde olduğu görüşü doğrudur. İbrahim Paşa 1830’lu yıllarda bir iskele yapıp Mersin’i Çukurova’nın giriş kapısı yapınca, yörede ticaret ve hizmet sektörü canlanmış ve Mersin’in gelişmesi hızlanmış. Bölge’yi Paşa’nın yönettiği dönemde Mersin köy statüsüne kavuşmuş. Kulübe sayısı, 1812 yılında Beaufort’a göre birkaç iken 1839 yılında Habeeb Risk Allah Efendi’ye göre yaklaşık elliye ulaşmış. Nüfusu da, Katolik Kilisesi kayıtlarına göre 1844 yılında bin, 1854-1858 arasında 2 bin küsur olmuş.

4) Mersin’in ilk sakinleri kimlerdi?
Mersin’in ilk sakinleri Fellah, Nusayri, Bahçeci vd olarak da adlandırılan Arap Alevîleri idi. Yani Mersin’i kuranlar Arap Alevileridir. Bu kanaatin dayanakları şunlardır:

a) Mersin’in kurulduğu ve ilk geliştiği alanda, yani, Soğuksu Caddesi’nin Yumuktepe ile bugünkü 4619 nolu sokak (Mersin Emniyet Müdürlüğü Çocuk Şube Müdürlüğü yakınında) arasındaki kesiminin, batısındaki Bahçe Mahallesi’nin tamamı ile doğusundaki Mahmudiye Mahallesi’nin caddeye yakın bölümlerinde 20. yüzyılın ortalarına kadar yalnızca Arap Alevîleri vardı. Yalnızca onlar olduğu içindir ki: (i) Bu alanın çoğunluğu, 1950’li yıllara kadar, bahçe ve tarla idi. (ii) Bu alanda ilk cami (Akel Camii) 1949 yılında yapıldı; 140 yılda (1809-1949) başka hiçbir ibadet yeri yapılmadı ve yapım tarihleri bilinmeyen çok sayıda (8 adet olmalı) ziyaret/türbe var(dı). Nedeni de, Arap Alevîlerin, ibadetlerini yapmak için camiye ihtiyaç duymamaları (idi). Ama ziyaretlerin onların inancında önemli bir yeri vardır.

b) Erişilebilenlerden kuruluş dönemine en yakın tarihli olan şu demografik veriler: (i) Habeeb Risk Allah Efendi, 1839 yılında geldiği Mersine’den söz ederken Fellahların yaşadığı, yaklaşık elli kulübeden oluşan küçük bir köy olduğunu belirtmiş. (ii) Muhammed Emin Galip et-Tavil, Çukurova’daki İbrahim Paşa işgalinin son bulup askerlerin 1840 yılındaki geri dönüşünden söz ederken şöyle yazmış: “Mısır askerleri dönüş sırasında bir süre Akdeniz kıyılarında konakladılar. Bu amaçla sahile bir belde kuruldu, burası halkının çoğunluğu Alevî olan Mersin’di.”
Mersin, o dönemde Arap Alevîlerin kurduğu tek yerleşim yeri değil, ama en hızlı ve en çok gelişeni oldu. Çukurova’da pek çok köy daha kurdular o dönemde. Çoğunluğu, Mersin örneğinde olduğu gibi, bir akarsu yakınındadır. Şimdilerde Akdeniz ilçesinin mahalleleri olmuş Karaduvar, Kazanlı, Karacailyas ve Adanalıoğlu köyleri, Arap Alevilerin o dönemde kurduğu köylerden bazılarıdır. Adana ve Tarsus gibi mevcut kentlerin etrafındaki tarıma uygun mevkilere yerleşenleri de oldu.
Arap Alevilerin o dönemde Çukurova’ya göçlerinin iki temel nedeni vardı. Biri iç savaşlar, gıda yetersizliği, huzursuzluk, 1822 yılında Lazkiye’de büyük bir deprem olması, daha iyi bir yaşam isteği vb nedenlerle Suriye’deki yurtlarını terk etmek istemeleri. Diğeri ise, tarıma uygun toprak ve iklim koşulları ile görece huzurlu ortama sahip olması, boş olması vb gibi nedenlerle Çukurova’nın cazibesidir.
Konu ile ilgili diğer görüşler/tezler ile bunlara ilişkin kanaatler ve bu kanaatlerin dayanakları da şöyledir:

4.1) İlk sakinlerinin Mersinoğlu Köyü’nden olduğu görüşü
Bu görüşü destekleyecek hiçbir kanıt bulunmamaktadır. Tek dayanağı, Evliya Çelebi’nin, Seyahatname adlı eserinde Mersinoğlu adlı bir Türkmen köyünden söz etmiş olmasıdır. Evliya Çelebi’ye göre, Mersinoğlu Köyü, Alata/Sorgun Çayı (Nehr-i Al Ata) ile Mersin Çayı (Nehr-i Yumuk) arasında ve Alata Çayı’na 1 saat ve Mersin Çayı’na 7 saat mesafede. Bu da Erdemli ilçesinin bugünlerdeki Arpaçbahşiş Mahallesi civarına tekabül etmektedir. Kentin ilk sakinleri Mersinoğlu Köyü mensupları olsaydı, kentin kurulduğu yerde onların torunları ya da en azından izleri olur; bu köyden en azından bir ailenin Mersinoğlu ya da bunu çağrıştıracak bir soyadını almış olması beklenir ve birileri de şimdiye kadar çıkıp bunları söylerdi. Bu tür argümanlar, ilk sakinlerinin, Mersin kentinin yakınlarında geçmişte var olduğu iddia edilen “Mersinli” adındaki aşiret mensupları olduğu görüşü için de geçerlidir.

4.2) İlk sakinlerinin Rumlar, Hristiyanlar ya da Levantenler olduğu görüşü
Mersin tarihi ile ilgilenen yazarlar ile bazı bilim insanları arasında hayli rağbet gören bu görüşleri de destekleyecek hiç bir kanıt bulunmamaktadır. Mersin’i Rumlar, Hristiyanlar ya da Levantenler kurmuş olsaydı: (a) 19. yüzyılda yöreye gelen Avrupalı araştırmacıların/gezginlerin en azından birinin notlarında bu durum belirtilirdi. Bu yönde tek bir ifadeleri bile yoktur. (b) Mersin de, yörede o dönemde Hristiyanların yaşadığı köyler gibi Gâvur Köyü, Hristiyan Köyü gibi bir adla anılırdı. (c) Kentin kurulduğu yerde, yani Mersin Çayı’nın doğusunda Yumuktepe civarında Rumların/Hristiyanların/Levantenlerin yaşadıklarına dair kanıtlar olurdu. Kiliseleri, okulları, evleri, işlikleri burada/buraya yakın olurdu. (d) İbadet yeri girişiminde bulunmak için en azından 40 yıl (1809-1849) beklemezlerdi. (e) Bu kesim (Rumlar vd) bu alanda tarımla uğraşmış olurdu. Oysa Hristiyanların/Rumların Osmanlı toplumunda genellikle olduğu gibi Mersin’de de tarıma değil, ticarete ve zanaata yönelmiş oldukları bilinmektedir. Bu kesimin, 1830’lu yıllardan sonra, yani iskele yapıldıktan ve Mersin bir cazibe merkezi olmaya başladıktan sonra, Mersin’e gelmeye başladıkları pek çok yayında yer almaktadır. Hristiyan aileler 1950’li yıllara kadar, Soğuksu Caddesi’nin orta-güney kesiminde (bugünkü 4619 nolu sokağın güney kesiminde) ve kentin sahile yakın kesiminde görülebiliyordu.

4.3) Arap Alevîleri İbrahim Paşa’nın getirdiği görüşü
Bu görüş doğru değil çünkü İbrahim Paşa işgali öncesinde de Çukurova Bölgesi’nde ve Mersin’de Arap Alevîleri vardı. Ancak Paşa’nın icraatı onların ve başka etnik grupların Bölge’ye ve Mersin’e göçlerini özendirmiştir. Arap Alevîleri ile ilgili nitelikli araştırmaları bulunan Muhammed Emin Galib et Tavil, Hakan Mertcan, İnan Keser ile Gisela Prochazka-eisl ve Stephan Prochazka’nın yazdıklarına ve alandan edinilmiş bilgilere göre özet olarak: Arap Alevîlerin Bölge’ye ilk gelişlerinin tarihi 11. yüzyıla uzanmaktadır. Zaman içinde bazı olaylara bağlı olarak Çukurova’daki nüfusları artmış ya da azalmış. İbrahim Paşa işgali döneminden önceki son göç dalgası Et-Tavil’e göre 1760/61’den sonradır. Bu dalgadan önce gelenlerin ardılları kalmışsa bile büyük oranda asimile olmuşlardır. Mersin’deki Arap Alevîleri Mersin’e aynı zaman aralığında gelmedi. Gelişleri Et-Tavil’in sözünü ettiği 1760/61 yılları sonrasındaki göç dalgası ile başlamış olmalı ve halen devam ediyor.
Arap Alevîlerin bir kısmının İbrahim Paşa’nın ordusu ile gelip sonra dönmeyip Bölge’ye yerleştiklerini belirtenler olmakla birlikte bu görüş muğlaktır. Ordu ile gelip dönmeyenlerin Adana ve Tarsus’a yerleştiği belirtilirken, Mersin’e yerleşenleri olduğuna dair bir bilgi bulunmamaktadır. Tarımı bildikleri için getirildikleri görüşü ise doğru görünmüyor. Çünkü Paşa’nın Çukurova’ya karşı asıl ilgisinin şeker ve pamuk üretme potansiyeli nedeniyle olduğu, bunların hiç birinde de Arap Alevîlerin deneyimlerinin olmadığı; şeker ve pamuk tarımı için getirilenlerin Mısır ve Sudan’dan ve görece küçük ölçekte olduğu, Alevî olmadıkları belirtilmektedir.
Bölgedeki Arap Alevîlerin çoğunluğu Suriye, bir kısmı ise Lübnan kökenlidir. Mısır kökenli olan varsa bile çok çok azdır. Mersin’deki Arap Alevîleri esas olarak Suriye kökenlidir, Lazkiye sahillerindendir. Adana Alevîlerinin çoğunluğu Antakya’dandır. Bu görüşlere dayanak oluşturacak bilgiler şunlardır: 19. yüzyıl başlarında ya da ortalarında Mısır’da, Kilikya’ya nakledilmiş olacak kadar Alevî topluluğu olduğuna dair tarihsel bulgu yoktur. Çukurova’daki ziyaret/türbe isimleri, Suriye’dekilerle aynıdır. Alevî olan ya da olmayan Arapların şivesi, Suriye’nin sahil kesimindeki şivenin bir koludur. Alevîlerin Mısır’dan geldikleri görüşü; bir Alevî aşiretinin (Mahariza) İslam’ın ilk yıllarında Mısır’a yerleşmiş, buradan, önce Suriye’ye daha sonra da Kilikya’ya göç etmiş olmasından kaynaklanmış. Ayrıca bazı kaynaklar da Fellah sözcüğünü hatalı olarak Mısır ile ilişkilendirmiş. Suriyeli Alevîleri Çukurova’ya hiçbir otorite getirtmedi. Onlar özgür iradeleri ile geldiler.

5) Mersin adı nerden geliyor?
Mersin kentinin adı mersin (murt) bitkisinden geliyor olabilir. Bu görüşe göre Mersin’in kurulduğu yerde bu bitkiden çok miktarda olduğu için o yere Mersin adı verildi. William Burckhardt Barker ve Victor Langlois’in Bölge’ye ilişkin gözlemlerini aktardıkları ve 19. yüzyıl ortalarında yayımlanan kitaplarında ve 1880 tarihli Adana Vilayet Salnamesi’nde de yer alması, bu görüşün doğru olma olasılığını artırmaktadır. Ancak bu görüşün akla uygun olmayan yanları da var, cevaplayamadığı sorular da var: Murt bitkisi kurak alanlarda ve nispeten yüksek kesimlerde yetişebilmektedir. Yumuktepe civarı kurak da değil, yüksek de değil. Dolayısıyla Mersin’in kurulduğu yerde bu bitkinin bol olmaması gerekir. Zaten 19. yüzyılın ilk yarısında bu bitkinin o mevkide bol olduğunu yazan da yok. Ama alçak tepelerde çokça görüldüğünü yazanlar var. 1880 tarihli Adana Vilayet Salnamesi’nde de mersin ağaçlarının iç kesimlerdeki ormanlıkta olduğu belirtilmiş. Yöreye özgü olmayan, başka yerlerde de bolca bulunabilen, ama kentin kurulduğu yerde yetişmeyen, yetiştiği yerlerde de tek bitki türü olarak değil maki vejetasyonunun diğer elementleri ile bir arada bulunan bu bitkinin adı, Mersin’in kurulduğu mevkie neden verilmiş olabilir? Bu adı kimler uygun görmüş olabilir? Yöreye 1812 yılında gelen Francis Beaufort, bu adı yerli halkın verdiğini belirtmiş. Mersin’e ilk yerleşenler Arap Alevîleri ise ki öyle görünüyor, bu adı onlar değil çevrede yaşayanlar vermiş olmalı. Çünkü Araplar murta “hambeles” der. Arap Alevîler gelmeden önce mi, geldikten sonra mı bu ad verilmiş?
Mersin adının kaynağına ilişkin çok tekrarlanan diğer bir tez olan Mersinoğlu Köyü’nden ya da Mersinli adındaki aşiret mensuplarından geldiği görüşünün, yukarda “4.1” bölümünde belirtildiği gibi hiçbir dayanağı bulunmamaktadır. 19. yüzyılda yayımlanmış yayınlardan erişilebilenlerin hiç birinde yer almayan bu görüşü ilk olarak kim, ne zaman ve neye dayanarak öne sürdü?

6. Sonuç ve öneriler
Mersin tarihi ile yakından ilgilenmeye başladıktan sonra akla ve alandaki gerçekliğe uygun görünmediği düşünülen görüşlerin doğrusuna ulaşma arzusu, önce yeni yeni okumalara, sonra mevcut görüşleri irdeleme çabasına ve daha sonra da edinilen kanaatleri paylaşma sorumluluğuna neden oldu. Yumuktepe.com adlı sitede Nisan 2017’de yayımlanmaya başlanan ve adları yukarda belirtilen dört yazıda esas olarak mevcut görüşlerin irdelenmesi; bu beşinci yazıda da irdeleme sürecinde biriken kanaatlerin derli toplu sunulması amaçlanmıştır.
Öğrenilenler ve edinilen kanaatler, erişilebilen kaynaklardaki bilgilere ve bu bilgilerin yorumlanmasına dayanmaktadır. Yararlanılan kaynaklardaki bilgilerin ve/veya bu bilgilerin yorumlanma biçimlerinin yanlışlığı kanıtlanmadıkça, ki bunlar da mümkündür, belirtilen kanaatler doğru kabul edilmelidir.
Bu beş yazı ile Mersin’in kuruluş döneminin tümüyle aydınlatıldığı elbette düşünülmemektedir. En önemli eksiklik, nitelikli bir alan araştırmasını kapsamamasıdır. Ancak, Mersin tarihinin aydınlatılmasına katkıda bulunduğu ölçüde bu yazılar amacına ulaşmış sayılacaktır.
Bu beşinci yazıda da belirtildiği üzere; Mersin’i kimlerin nerede, hangi mevkide, ne zaman kurduğu, kuranların nereden geldiği gibi kuruluş dönemine ilişkin olup pek çok yerde tekrarlanan temel görüşlerin/tezlerin, ne yazık ki, önemli bir kısmı doğru değildir. Bazı çok değerli katkıların haklarını teslim etmek kaydıyla belirtilmeli ki; tarihi 19. yüzyıl başlarına, hatta belki 18. yüzyıl sonlarına uzanan, 1861 yılında Belediye Meclisini oluşturabilmiş, ilk gelişme döneminden beri dünyanın pek çok yeri ile çeşitli biçimlerde ilişkisi olabilmiş bir kentin tarihinin bu kadar temel yanlışlar üzerine kurgulanması mazur görülebilir bir kusur olmasa gerekir. Nedenleri ayrıca araştırılabilir. Araştırılmalıdır da.
Bu durumda ne yapılabilir? Öncelikle bu beş yazıdaki bilgi ve yorumlar sorgulanmalıdır. Bu bilgi ve yorumların, dolayısıyla da belirtilen kanaatlerin tümünün yanlışlığı kanıtlanabilirse, bilgi kirliliğinin artırılmaması için bu beş yazı derhal yayından kaldırılabilir. Kanaatlerin en azından bir bölümünün doğru olduğu sonucuna varılırsa da; bir yandan yanlış görüşlerin yaygınlaştırılmalarına katkı sunmaktan kaçınılabilir, diğer yandan da bilgi eksikliğinin giderilmesi ve doğru görüşlerin geliştirilerek yaygınlaştırılması için çaba harcanabilir.
Mersin tarihindeki eksik bilgilerin mümkün olabildiğince tamamlanabilmesi, yanlışların ayıklanabilmesi ve doğruların geliştirilebilmesi için; söylentilere, yakıştırmalara, ön yargılara ve şovenist duygulara değil, objektif ve tarihsel gerçekliklere ve alan araştırmalarına dayanan ayrıntılı ve derinlikli çalışmalara ihtiyaç vardır. Bu alandaki bilgi kirliliğinin daha fazla artmaması için de, yayımlanacak çalışmaların bir süzgeçten geçirilmesi gerekmektedir. Yapılacak çalışmalar, bugüne değin olduğu gibi yalnızca Akdeniz ilçesinin bir bölümünü kapsamamalı, tüm Mersin ilini ya da en azından bu ilin merkez ilçelerini kapsayacak biçimde olmalı ve bu coğrafyadaki eski kentlerin var oluş ve yok oluş nedenlerini de sorgulamalıdır. Bu türden çalışmaları her hangi bir kişinin yapabilmesi elbette kolay değildir. Bu nedenle gerekiyorsa doktora tezi düzeyindeki çalışmaların da özendirilmesinde yarar olabilir.

7) Yararlanılan Başlıca Kaynaklar
Nükhet Adıyeke ve Nuri Adıyeke, Modernleşmenin Doğurduğu Kent: Mersin, Sırtı Dağ, Yüzü Deniz: Mersin. Haz.: Filiz Özdem, YK Yayınları, 2004, İstanbul ss. 69-89.
Gündüz Artan, Mersin’in Kuruluşu ve Mersin’e Göçler, İSK Bülteni, sayı 59, 1997. http://www.yumuktepe.com/.
Resul Bağcı ve Songül Karahasanoğlu, Türkiye’de Yaşayan Arap Alevîlerinin Etnik Ve Müzikal Kimliği, Elektronik Sosyal Bilimler Dergisi, Bahar-2015 Cilt:14 Sayı:53, s. 57. http://dergipark.ulakbim.gov.tr/.
John Lewis Buckhardt, Travels in Nubia, Published by the Association for Promoting the Discovery of the Interior Parts of Africa, London, 1819, s. xiv. https:/books google.com.
William Burckhardt Barker, Cilicia: Its Former History and Present State, London and Glasgov (1862?) s.114, 120, 122, 123. https://archive.org.
Francis Beaufort, Karamania, or Brief Description of the South Coast of Asia Minor and of the Remains of Antiquity With Plans, Views, &c. Collected During A Survey of that Coast Under the Orders of the Lords Commissioners of the Admirality, in the Years 1811-1812, London, 1817, s. 256 vd. https:/books.google.com.
M. Necati Çıplak, İçel Tarihi Bölüm I, Güzel Sanatlar Matbaası, 1968, Ankara.
Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman ve Robert Dankof, Evliya Çelebi Seyahatnamesi, Yapı Kredi Yayınları, 1. Baskı: İstanbul, 2005, s. 154. https://www.academia.edu.
Edwin Jhon Davis, Life in Asiatic Turkey, A Journal of Travel in Cilicia (Pedias and Trach(ea), Isauria, and Parts of Lycaonia and Cappadocia, London, 1879, s. 12. https://archive.org.
Şinasi Develi, Dünden Bugüne Mersin, http://dundenbugunemersin.blogspot.com.tr.
Şinasi Develi, Mersin Adı Üzerine Bir İnceleme, İSK Aylık Bülteni, Temmuz 1996, 49. Sayı, http://www.yumuktepe.com.
Muhammed Emin Galip et-Tavil, Arap Alevîleri Tarihi, Çev. İsmail Özdemir, Karahan Kitapevi, 3. Baskı, 2015.
Habeeb Risk Allah Efendi, The Thisle and the Cedar of Lebanon, Second Edition, London, 1854, s. 63-64.
Charles Leonard Irby ve James Mangles, Travels in Egypt and Nubia, Syria and Asia Minor, During the Years 1817 and 1818, London, 1823, s. 504 ve 507. http://books.google.com.
Mehmet Kayadelen, Mersin Kentinin Kuruluş Yılı ve Yeri, www.yumuktepe.com.
Mehmet Kayadelen, Mersin’de Nereler Bataklık İdi? www.yumuktepe.com.
Mehmet Kayadelen, Mersin’in İlk Sakinleri ve Adının Kaynağı. www.yumuktepe.com.
Mehmet Kayadelen, Arap Alevîleri Ne Zaman ve Nereden Geldiler? www.yumuktepe.com.
İnan Keser, Kentsel Dinamikler ve Kamusal Alan Farklılaşması: Adana Nusayrileri, Ank. Ü. SBE, Yayımlanmamış Doktora Tezi, Ankara, 2006.
Willam Martin Leake, Journal of Tour in Asia Minör, With Comparative Remarks, On the Ancient and Modern Geograpgy of that Country, London, John Murray, 1824, s. 214, https:/books google.com.
Victor Langlois, Eski Kilikya, Çev.: Rahmi Balaban, Mersin Halkevi Yayınlarından, Mersin 1947.
Hakan Mertcan, Türk Modernleşmesinde Arap Alevîler (Tarih Kimlik Siyaset) Karahan Kitapevi 3. Baskı, 2015.
İbrahim Oğuz, Tarsus Şer’iyye Sicillerine Göre Mersin Kenti’nin Kuruluş Öyküsü, ME. Ü. SBE Yüksek Lisans Tezi, MTSO, Mersin, 2006.
Gisela Prochazka-eisl and Stephan Prochazka, The Plain of Saints and Prophets, The Nusayri Alawi Community of Clicia (southern Turkey) and its Sacred Places, 2010, s. 40-41. https://books.google.com.tr.
John Purdy, The New Sailing Directory for the Strait of Gibraltar and The Western Division of the Mediterranean Sea, London, 1832, ss. xx, 247 ve 248, https:/books.google.com.
Nihat Taner, Beaufort’un Mersin’i, İçel Sanat Kulübü Aylık Bülteni, Ocak-Şubat-Mart 2017, Sayı 214, Mersin.
Ehud R Toledano, Where Have all the Egyptian Fallahin Gone to? Labor in Mersin and Çukurova (Second Half of the Nineteenth Century), Mersin, the Mediterranean, and Modernity: Heritage of the Long-Nineteenth Century, Mersin, 2002: s. 21-28. https://www.academia.edu/
Tülin Selvi Ünlü, 19. Yüzyılda Mersin’in Kentsel Gelişimi, Mersin Ü. SBE Yüksek Lisans Tezi, 2007, Mersin.
Tülin Selvi Ünlü ve Tolga Ünlü, İstasyon’dan Fenere, MTSO Mersin Kitapları Dizisi, http://www.mtso.org.tr. E. Tarihi: 15.10.2016.
Semihi Vural, Pamuğun Çocuğu Mersin ve Mersin İskeleleri, MDTO Yayınları, 1. Baskı, Mersin, 2015. http://www.yumuktepe.com.
Semihi Vural, Huğ’dan Gökdelene Mersin, 170 Yılın Mimarlık Mirası, Mersin Valiliği, 2010.
-, Mersin Katolik Kilisesi Tarihçesi, http://www.mersinkilisesi.com/en/?page_id=108
Şerife Yorulmaz, Doğu Akdeniz’de Bir Liman Kenti Olarak Gelişen Mersin’de Yabancı Tüccarın Rolü ve Mersin’de Levanten Kültürü (19. Yüzyıl), Kolokyum: 19. Yüzyılda Mersin ve Akdeniz Dünyası, Mer. Ü. Mersin, 2005. ss. 2-13.
————————
[*] Bu yazı, İçel Sanat Kulübü Aylık Bülteni Nisan-Mayıs-Haziran 2017, Sayı 215’te yayımlanan aynı başlıklı yazının, yazarı tarafından gözden geçirilmiş biçimidir.

Maden mühendisi. Ankara’da yaşıyor. Mesleki örgütlerde etkin görevler üstlendi. Çeşitli konularda yayımlanmış yazıları var.

scroll to top