MERSİN ve MİTOLOJİDEKİ YERİ – Mualla YILDIRIM

Çukurova’nın, antik adı ile Kilikya’nın güzel kenti İçel’in Merkez ilçesi olan Mersin; bilindiği üzere Toroslar’ın eteğine kurulmuş olup; tarihi ve arkeolojik kalıntılarıyla günümüzün önemli bir turizm merkezidir. Aynı zamanda limanı ile de ticaret kenti olma özelliğini taşımaktadır. Bir başka niteliği de Orta ve Doğa Anadolu’yu Akdeniz’e, Kıbrıs’a bağlayan kavşak noktası olmasıdır. Bütün bunlara ek olarak Anadolu’ya sırtını dönmüş, yüzünü Akdeniz’in berrak suları ile serinleten Kilikya’nın şanslı mı şanslı bir kentidir. Neden mi?..
Sevgili Hocamız Prof. Dr. Veli Sevin bakın bir yazısında ne diyor: “İnsanlann olduğu gibi örenyerlerinin de bir yazgısı vardır. Tüm zenginliğini bağrında saklayan, “GEÇMİŞİN SUSKUN BİLGESİ” Yumuktepe’nin de yazgısı 1937’de başladı. Anadolu’nun en önde gelen örenlerinden biri olan Yumuktepe; insanoğlunun geçmişinin en iyi izlenebileceği köşelerden biridir. ”
İşte bunun için şanslı bir kent! insanlığın serüvenine kesintisiz tanıklık yapmış ve izlerini bugüne dek koruyarak günümüze ulaşmış “Bilge bir höyüğe” sahip kaç kent var yeryüzünde?..
Üstelik bilinen en eski adı ZEPHYRiUM olan kent kalıntılarının bu höyüğün katmanları arasında yer alma olasılığı da bir başka güzel yanı biz Mersinliler için…
Gümüş dağlarına Toroslar’a sırtını dayamış olan kentimizin geçmişine ait ayrıntılı bilgi çok az elimizde. Nekropol Halk Mezarlığı ve liman yapısı kalıntılarının daha önceki Mersin Halkevi Binası ve Vali Konağı temel kazıları sırasında ortaya çıktığı bilinen antik dönem Zephyrium kentinin akropolü herhalde Yumuktepe katmanları arasında gün ışığına çıkarılmayı beklemektedir. Kentimizin tarihi geçmişini aydınlatacak olan bu eski yerleşimle ilgili buluntuların biran önce bilim dünyasına “merhaba” demesini özlemle bekliyoruz.
Mersin’in antik çağlardaki adı olan “Zephyrium” sözcüğünün kaynağı yazısız tarih çağları içinde yer almaktadır. Söz vardır, söylenceler vardır o dönemlerde tanrılarına özdeşleşen… Yani mitoloji.
insanlık tarihinde yeriniz böylesine önemli olur da söylencelerde, mitolojide sizden bahsedilmez olur mu?.
Mitolojide ZEPHYROS = Batı Rüzgarı olarak adlandırılan rüzgar antik dönemlerde kentimize ad olmuştur.

Zephyros; şafak tanrıçası EOS’un dört oğlundan biridir. Kardeşleri NOTOS= Lodos, BOREAS= Poyraz ve EUROS = Doğu (Şafak) rüzgarı ile birlikte çoğu kez deniz tanrısı POSEİDON’a eşlik ederler. Günümüzde 45°’lik açı kaymasından dolayı Notos = Lodos – Kıble, Boreas – Poyraz – Yıldız, Euros = Doğu rüzgarı Keşişleme, Zephyros = Batı rüzgarı – Karayel adını alır.
Bu rüzgarlar mitolojide özgün ve renkli kişilikleriyle ayrı bir yer alırlar. Yunan şiirinde özellikle ozan Homeros’un Odysseia’sında çok önemli bir rol oynarlar. Örneğin deniz tanrısı Poseidon’un oğlu Polyphemos’un tek gözünü kör eden Odysseia’ya olan kin ve intikam duygularını ozan Homeros şöyle dile getirir.

“Böyle dedi, yığdı bulutları üst üste
bir anda, allak bullak etti denizi,
üçlü yabasını tutuyordu elinde,
salıverdi çeşitli yellerin kasırgasını tekmil,
toprağı,denizi kapladı göklerden,
Euros’la Notos ve uyuyan Zephyros,
Ve koca dalgalarla açık gökten kopan Boreas,
Estiler dört bir yandan boğuşa boğuşa.”

Kentimize geçmişte Zephyrium adının verilmesinin nedeni belki de batı rüzgarlarına açık bir bölge olması ya da Zefiros’un bahar meltemlerini getiren batı yeli olması mı? Kim bilir?…
Kentimizin “MERSiN” adı ile ilgili olarak da iki kaynakça var elimizde.
İlk kaynağımız ünlü gezginimiz Evliya Çelebi. E. Çelebi Mersin adının bir Türkmen aşireti olan “Mersinoğullarından” geldiğini yazıyor. 1671’Ierde bu yöreyi dolaşan gezgin dostumuz; “Mezitlioğlu köyünden sonra at üzerinde Üseli (Karaisalı) Köyünden geçerek Gerendir Nehrine (Müftü deresinin Akdeniz’e dökülen ağzının yanındaki tepenin eteklerinde yer alır.) ulaşıp; bunu da aşarak Mersinoğlu = Mersinlioğlu denilen bağlık bahçelik, 70 evlik bir köyde konuk olduğunu” belirtir. Bir göçebe kışlağı olarak kurulmuş olan bu yer, zamanla adını da taşıyarak deniz kıyısına kadar uzanır ve bugünkü Mersin’in çekirdeğini oluşturur.
İkinci kaynakça mitoloji öykülerinde çıkar karşımıza. Oldukça ilginç bir söylencedir bu.. Üstelik Murt= Mersin ağacı ile ilgilidir.
Murt ağacı bilindiği gibi en fazla 3 m. ye kadar yükselebilen bir Akdeniz bitkisidir. Hatta ağaççık demek daha doğru olur. Çiçekleri beyaz renkli, meyvesi nohut büyüklüğünde mor, fildişi renkli çok tohumludur. Yaprakları sivri uçlu, tüysüz, güzel kokuludur. Yaprak ve meyveleri mikrop öldürücü ve yara iyileştirici olarak kullanılmıştır geçmişte… Bu nedenle defne, incir, zeytin gibi kutsal ağaçlar arasında yer alır. Yaprakları bugün artık unutulmuş bir başka yönüyle de Kilikya insanına yardımcı olmuştur çağlar boyu…
Kurutulan mersin yaprakları dibeklerde dövülerek henüz kimyasal olarak pudranın üretilmediği dönemlerde pudra yerine kullanılmış yöre halkı tarafından. Her Kilikyalı’nın evinde mutlaka bulundurulan bu pudra; yeni doğan bebeklerin ten koruyucusu olarak değerlendirilmiştir. Saf sızma zeytinyağı ile yağlanan yeni doğmuş bebekler murt yaprağı pudrası ile 40 gün boyunca pudralanarak hem pişiklerden uzak tutulur, hem de yetişkin bir insan olup ta terlediği zaman terinin ve teninin fena kokmaması için pudrayla insanın doğal kokusunun bu yöntemle 40 gün içinde özdeşleşeceğine inanılırmış. Ayrıca yöre insanının ten ve saç parlaklığı da bu bitkinin yaprakıarına bağlanır. Murt yapraklarıyla kaynatılan suda yıkanmanın bu parlaklığı verdiği söylenir.
Tüm bunlara ilaveten yöre halkı bugün bile ölülerinin mezarlarını murt dalları ile örterler. Mezar ziyaretlerine giderken murt dalları götürürler. Nedeni cennete ulaşan uzun yol boyunca ölen kişinin murt dalı gölgesinde dinlenmesini sağlamak mıdır, bilinmez?.
Mitolojik söylencelerde yer alan Murt=Mersin ağacının öyküsü ne gelince:
Suriye ya da Kıbrıs kralı KiNYRAS'(Kiniras)ln güzel kızı MYRRNA (Miyra – Mirina) ya da bir diğer adıyla Smyrna (Simima) güzelliği ile öylesine övünmektedir ki; hatta güzellik tanrıçası Afrodit’i bile kendine eş tutmakta, onunla yarışmaktadır pervasızca.. Afrodit onun kendisine karşı olan bu saygısızca davranışına öylesine öfkelenir ki; bir gün tüm “hışım ve kin rüzgar/arını” salar övüngen Mirina’nın düşlerine.. Aşık eder kral kızını babasına!… Babasını da bu aşkın günahını hissetmesin diyerek büyüler çarpıcı soluğu ile… Mirina Afrodit’in yönlendirdiği dadısının kurduğu bir düzenle, hileyle girer babasının koynuna… Tam on iki gün, on iki gece onunla birlikte olur. Son gece de gebe kalır. Büyünün etkisi geçip de gerçeği gören kral kılıcıyla kızını öldürmek için peşine düşer güzel Mirina’nın…
Mirina tanrılara yalvararak “görünmez kılınmasını” ister. Kıza acıyan tanrılar onu Murt=Mersin ağacına dönüştürürler. 9 ay sonra çatlayan ağacın kabukları arasından yakışıklılığı ile ün salacak; yakışıklılık simgesi olma niteliğini “Tanrı Apolion” ile paylaşacak olan “ADONiS” doğar.
Bebek Adonis’in güzelliğine vurulan tanrıça Afrodit onu büyütmesi için yeraltı tanrıçası Persephone’ye verir. Ama Adonis delikanlı olunca; onu büyüten Persephone’de aşık olur kendisine. Ve geri vermek istemez Afrodit’e.. Tanrıçalar arasında kopan kavgaya hakemlik etmek tanrılar tanrısı Zeus’a düşer. Kurnazdır Zeus. Tanrıçaların öfkesinden çekinir. Der ki Adonis’e: “Yılın dört ayını Afrodit’le, dört ayını da Persephone ile geçireceksin. Geri kalan dört ayı da istediğin yerde yaşayabilirsin!… ”
Adonis doğal olarak Afrodit’le geçirir bu dört ayı da.. Tanrıça Afrodit’in yılın sekiz ayı birlikte olduğu Adonis’e duyduğu aşkı kıskanan tanrı Ares (ya da tanrıça Artemis); Adonis’in üstüne bir yaban domuzu salar. Kasığından yaralanan Adonis yarası kanaya kanaya can verir. Toprağı sulayan kanından kır lalesi (ya da Manisa Lalesi) denen Anemon’lar = bahar çiçekleri biter.
Öte yandan sevgilisinin yardımına koşmak isteyen Afrodit’in ayağına diken batar. Sıyrığından akan bir damla kan tanrıçanın sembolik çiçeği olan beyaz gülü kırmızıya boyar. “işte bunun için insanlar sevgililerine kırmızı gülle aşklarını ilan ederler, işte yine bunun için kırmızı gül ölümsüz aşklarm simgesi olarak yorumlanır denilir.
Kışın yer altında saklanan, baharla birlikte yer yüzüne dönen ve aşk cümbüşü içinde fışkırıp gelişen kır lalesi ile simgelenen Adonis’e özellikle Suriye’de kadınlar tapınırdı geçmişte… Yılda bir kez bahar bayramı yapılır; saksılara, sepetlere tohum dikilir, sıcak sularla sulayarak hızlı büyümeleri beklenirdi. Fakat çabucak büyüyen bu çiçekler kısa zamanda da ölürlerdi. Kır laleleri ile bezeli “Adonis Bahçeleri” denilen bahçeler karşısında kadınlar (Ah, Adonis!) diyerek yas tutarlardı.
Adonis Efsanesi, söylencesi Sümer ve Hitit yani Anadolu kaynaklıdır. İbranice “Efendi” anlamına gelen TAMMUZ adının Yunanca karşılığıdır Adonis. Ayrıca Hitit Bereket Tanrısı TELEPiNU söylencesi ile Adonis Söylencesi arasındaki benzerlik Anadolu’nun bu söylencenin ilk kaynağı olduğunu göstermektedir.Mualla YILDIRIM – Sanat Tarihçisi –

* Bu yazı  “İçel Sanat Külübü” Aylık Bülteni  40. Sayı” sından alınmıştır.

Ziya Aykın

Ziya Aykın

Biyografik Bilgi

scroll to top