MERSİN DE EDEBİYAT VE EDEBİYATÇILAR – Arşt. Gündüz ARTAN

edb.jpg

SUNUŞ  : Bu araştırma -belki de- ilk kez “kent ölçeğinde edebiyat tarihi” niteliği taşımaktadır.

Mersin, üzerinde kurulduğu bölgenin tarih ‘e kültür zenginliğiyle -öteki dallardaki sanatçılar gibi- şairlerin, yazarların harman olduğu sihirli bir kenttir. Bunlardan birçoğu bölgemizde ve yurdumuzda tanındıkları gibi ünü sınırlarımızı aşanlar da vardır. 1995 yılında kurulan “Mersin Yazarlar, Şairler Derneği (MEŞYAD) de -sanırım- yurdumuzda bu konuda kurulan derneklerin ilklerindendir.
6 Döneme ayırarak incelediğim bu çalışmada ilginç bulduğum bir-iki saptama oldu:
Mersin’in kurulduğu ve hızla geliştiği yıllarda ticaret ve taşımacılık uğraşları, edebiyata zaman ve fırsat bırakmamıştır. Ancak cumhuriyetin ilanından başlayarak kentte görev yapan öğretmenler, okur-yazar memurlar, gönülleri Cumhuriyet aşkıyla dolu aydınlar, sanatçılar bir ışık gibi halkımızı aydınlatmışlardır.
Bir başka saptama da şudur. İşi, eşi dolayısıyla ya da doğasına, iklimine tutularak Mersin’de bir süre oturanlar ve yerleşip kalanlar burada sanat ve edebiyat etkinliklerini yaratmış ve geliştirmişlerdir.
Edebiyatçıların tanıtıldığı bölümlerde dikkati çekeceği gibi, Mersin doğumlulardan çok, öğrenim, görev, iş ve aile nedenleriyle bir süre de olsa oturan ya da yerleşen edebiyatçıların sayısı oldukça çoktur. Zaten -kuşkusuz- onlar da kendilerini Mersinli saymışlardır.
Bu araştırmanın yöntemi ile ilgili olarak şunu belirtmem yararlı olacaktır.
Kişisel bir araştırma olduğu için seçme ve değerlendirmelerde -ne kadar dikkat etmiş olsam da- yanlı (sübjektif) bulanlar; “neden filan yok?”, “neden ben yokum?” diyenler olacaktır.
Edebiyatçılarla ilgili değerlendirmelerde (­görebildiğim kadar) eleştiri,  tanıtma yazılarından yararlandığımı ve çeşitli görüşleri alıntı olarak aktardığım; yaşayanlardan ise doğrudan bilgi aldığımı belirtmek isterim. Örneklerin seçiminde kişisel beğeniden çok, sanatçının özelliklerini yansıtmasına özen gösterdim.
Olabildiğince yansız (objektif) ölçülerle yaptığım bu çalışmanın, bu konuda yeni araştırmalara başlangıç olmasını ümit ediyorum.

1. Bölüm

KURULUŞ YILLARI (CUMHURİYETE KADAR) EKMEK Mi EDEBİYAT MI?

Kuruluşu pek eski olmasa da Mersin kentinde sanat ve edebiyatın dikkati çekecek bir canlılık göstermesi doğaldır. Üzerinde kurulduğu yöreden gelip geçen, konup göçen milletlerin, kavimlerin (Pers Seferine giden “Onbinler”in), aşiretlerin çeşit çeşit nitelikleri; azıcık eşseniz toprağında, yudumladığınız suyunda, soluduğunuz havasında akıp esmektedir.
Kültür ve tarih zenginlikleriyle dolu bereketli topraklar üzerinde Mersin “yeniden doğan” (eski bir deyimle “Ba’sü bad-el mevt”) bir kültür merkezidir.
Neolitik (Yeni taş) Çağda Anadolu’muzun birkaç yerleşim yerlerinden biri olan Yumuktepe’de yaşayanlar -herhalde- savaşçı ve tüccar insanlardı.
Torosların el değmemiş sedir ağaçlarını kestirip kıyıya indiren ve gemi yapım yerleri, barınaklar kuran Fenikeliler, güçlü ve sağlıklı orman insanları olan yerli halkı gemilerle Akdeniz ülkelerine götürüp satan köle tüccarı denizcilerdi.
Mersin kentinin altında kalan Zephyrium liman kenti de ticaret kolonilerinin özelliğini taşımaktaydı.
Bu bilgileri çoğaltıp kavimlerin, orduların yolu üzerindeki bu yörede savaş ve ticaretten başka duygulara yer yoktu demek haksızlık olacaktır.
Antik Soli-Pompeiopolis kentinde doğup büyüyen filozoflar (Athenador, Aristotales, Khrysippos) bölgenin düşünce ve sanat ikliminde yaşamışlardır.
Tarsus, üniversitesiyle, filozofları din uluları ve sanatçılarıyla yörenin en eski kenti değil midir?
İstanbul seferine giden Müslüman Arapların, Horasan’dan getirilen Türkmen yapı ustalarının, Acemlerin; Anadolu’nun Türkleşmesi sürecindeki kaçıp kovalamaların, yerleşmelerin, buralara kadar uzanan Moğolların ve Haçlı Seferlerinin bölgenin kültür iklimine olumlu­ olumsuz etkileri yadsınamaz.
160 yıl önce sahilde birkaç huğdan ve tahta iskeleden ibret Mersin, Amerikan iç Savaşı ve Kırım Savaşının etkisiyle, daha sonra Süveyş Kanalının yapımı dolayısıyla çok kısa süreçte Anadolu’nun ve Doğu Akdenizin işlek bir liman ve ticaret kenti olmuştur.
Ticaret işlerini İngiliz ve Fransızların, ulaşım hizmetlerini Almanların üstlendiği kentte bu işlerin erbabı yabancılar (levantenler), malzemesini dışarıdan getirttikleri malikânelerde yaşamışlar fakat edebiyata zaman bulamamışlardır.
Kısa zamanda zenginleşip palazlanan, kazançtan, paradan ve iş aleminden pay kapmaktan başka şey düşünmeyen Frenk ya da Arap kökenli aileleri de edebiyat pek ilgilendirmiyordu.
Tarım işçisi Mısırlı Fellahlar (Arapça “filahat= çiftçilik”ten. Atatürk “Eti Türkü” demiştir), Habeşler ve beden gücüne dayalı taşıma, yükleme işlerinde çalışan Lübnanlı, Lazkiyeli Arap kökenliler yanında Çerkezler, Giritli, Rodoslu, Kıbrıslı muhacirler ve yoksul yerli halk ise ekmek parası uğraşında edebiyat ile tanışmak fırsatını bulamamışlardır.
Pamuk çuvallarını sırtlayıp uzun ve derme çatma tahta iskelelerin ucundan ya da yarı beline kadar denize girerek açıkta demirlemiş mavnalara yükleyen bu insanlar için edebiyat nedir ki?
Eli biraz para gören bu yoksul insanları, ticaretin tatlı karına ortak etmemek için, işveren kesimi tarafından başlarına kumar, içki, esrar iptilası sardırılmış, sefalet içinde sürünmeleri sağlanmıştır
Komşu ilçelerde ve köylerde yaşayan halk ozanlarının etkisi, ne yazık ki iletişim güçlüğünden Mersin’e ulaşamıyordu.
Mersin’de 1896 yılında Gümrük meydanında açılan Saz Salonunda (sonra Çarşı Karakolu binası) çalınan alafranga ve alaturka müzikli eğlenceler; 1920’li yılların başında açılan ilk sinemada, piyano ile müzik eşliğinde gösterilen sessiz filmler Mersin’de kültür yaşamını etkilemiştir.
Mersin’de görev yapan yöneticilerin, eğitimcilerin, din adamlarının, tarım ve sanat ustalarının halkın düşünce alemine olumlu katkıları olmuştur. 1907 yılında mutasarrıf olarak görev yapan şair Mustafa Edip – Cabbarzade (1859–1925), bunun bir örneğidir.
Mersin’in kurtuluşundan sonra Mersin’de Hükümet Hekimi olarak görev yapan Dr. Reşit Galip (1897–1934). Mersin Gençler Birliği Başkanlığı yanında kültürel çalışmalar ve öğretmenlikle çevresine yararlı hizmetler vermiştir. Mustafa Kemal (Atatürk)’in Mersin’e ilk gelişinde (17 Mart 1923) Gazi’ye hitabıyla (edebi değer taşıyan gönülden bir konuşmadır) ilgi çekmiş ve daha sonra milletvekili ve Maarif Vekili olmuştur.
Birinci Dünya Savaşı sonunda bölgeyi işgal eden düşmanlara karşı, birçoğu Adana Muallim mektebi mezunu vatansever genç köy öğretmenleri, başlatıp yürüttükleri Kuvay-ı Milliye mücadelesiyle vatan ve özgürlük sevgisinin kökleşip pekişmesinde yararlı olmuşlardır.
Cumhuriyetten önceki dönemi tanıtan bu bölümü, Mersin’de kaldığı birkaç yılın, duygu ve düşünce dünyasında etkisi olduğuna inandığım bir edebiyatçıdan söz ederek bitirmek istiyorum:
Ünlü şair; yazar Cenap Şahabettin (1870-­1934),1896 yılında Mersin’de Karantina idaresi Askeri Hekimi (Binbaşı) olarak görev yapmıştır. Mersin’de geçen birkaç yılın tatlı, acı anıları ve izlenimleri -kuşkusuz- onun duygu, düşünce dünyasını etkilemiş ve eserlerine yansımıştır.

2. Bölüm

CUMHURİYETİN  İLK YILLARI  (1923-1933)

Mersin’in tarih. ve kültür zenginlikleri cumhuriyetle birlikte canlanıp filizlenmiştir.Milli Eğitime verilen önem, kent merkezinde ve köylerde açılan yeni okullara atanan gayretli, idealist öğretmenlerin coşkulu çabaları, okuma-yazma seferberliği       kısa sürede meyvelerini vermeye başlamıştır.
Öğretmenler Hepsini saygı ve rahmetle andığımız Ramiz (Ortaokul müdürü), Nahit Cemal (Maarif müdürü, ortaokulda öğretmen), Ferruh Şevket (Ticari idadi müdürü), Süleyman Vahit (Ortaokul Türkçe, Yazı öğretmeni), Niyazi (Arığ) (İleri, Çankaya okulları müdürü), Hakkı Arif (Gazipaşa okulu müdürü). Salih (Necatibey okulu müdürü), Fehmi (Ortaokul öğretmeni), Bigam (Dalgün) (İsmet Paşa okulu müdürü), Asım (Ergelen, öl. 1955) (Türkçe öğretmeni) Hoca’lar ve adını anamadığımız niceleri, çalışkan, gayretli, fedakar öğretmenler, edebiyatı tanıtıp sevdirmede büyük rol oynamışlardır.
GazetecilerBu yıllarda Mersin’de kültüre hayat veren idealist gazetecilerden söz etmek gerektiğine inanıyorum.
Her ne kadar “gazetecilik” edebiyatın bir bölümü olarak kabul edilmese de Mersin’de yayınladıkları sürekli ve uzun ömürlü gazetelerle, sadece haber verme görevi dışında, edebiyatçıların ve heveslilerin yazdıklarını da yayınlamakla hem onları yüreklendirmek hem de okuyucuya “edebiyat zevki” kazandırmak gibi kutsal görevleri başaran gazetecileri saygıyla anmak yerinde olacaktır.
1890’1ı yılların başında Mersin’de kurulan ilk matbaayı (“Papazın Matbaası” adıyla bilinirdi. Gayri Müslimlerin, özellikle Ermenilerin çıkardıkları gazeteler, sonraki yıllarda Tarsus ve Silifke’de yayınlanan Türkçe gazeteler burada basılıyordu) satın alarak “Yeni Mersin Matbaası”nı kuran Fuat Selami (Akbaş) (öl. 1949) matbaasında 1928 yılında “Yeni Mersin”, 1943 yılında “İçel Postası” gazetelerini yayınlamıştır. (Fuat Selami Bey, 1912 yılında ilk Türkçe “Tarsus” gazetesini yayınlayan “1927 yılına kadar” Müezzinzade Mehmet Tahir’in oğludur. Oğlu Besim Fuat Akbaş ve kızı Nimet Tufan, damadı İhsan Tufan da tanınmış değerli gazetecilerimizdir.)
Mersin’in idealist ilk gazetecileri arasında gazeteci Ali Rıza Efendi‘den söz etmeliyiz. 1910’Iu yıllarda İstanbul’dan gelerek Mersin’e yerleşen ve Eski Cami karşısında saatçilik yapan Ali Rıza Efendi, 1920’li yılların başında haftalık “Papağan” gazetesini ve 1925 yılında haftalık “Bilgi” gazetesini yayınlamıştır.
Sözü edilecek bir gazeteci de Ata Çelebi (1891 Karaman-1946 Mersin) dir. Mersin’e yerleşen ve sosyalist görüşleri; atak, gözüpek kişiliğiyle dikkati çeken Ata Çelebi, kurduğu “Doğru Öz Matbaası”nda “Doğru Öz” gazetesini yayınlamıştır. (5 Ocak 1922–1928 arasında)
Daha sonra “Ata Çelebi Matbaası” adını verdiği basımevinde yayınladığı günlük “Akın” gazetesi, ölümünden sonra kapanmıştır. (16 Mayıs 1944 – 4 Ağustos 1946 arası)
Bu dönemde genç gazeteciler edebiyat ürünü olarak değer taşıyan yazı ve şiirlerini de yayınlamışlardır. Bu gazeteciler arasında Muallim Hilmi (Hayri) Gültekin’i,  Aşki Naili’yi, Bekir Uluğ‘u sayabiliriz. (Soyadı yasasından önceki yıllarda öğrenim gören gençlerin, kişiliğine uygun ikinci bir ad almaları gelenekleşmişti. Sonra birçoğu bu adı soyadı olarak almışlardır.)
Kültür Dergileri     Mersin’de edebiyat denemeleri ve örneklerine de yer veren ilk kültür dergileri bu dönemde yayınlanmıştır.
Aylık Yeni Yurd dergisi 20 Şubat 1930’da yayınlanmış, ancak 3 sayı çıkabilmiştir.
Dr. Hayri Bey’in çıkardığı Mes’ul Müdürlüğünü ihsan Cemal’in yaptığı 15 günlük Toros dergisi, 1 Aralık 1930’da yayına başlamış, 1931 yılında kapanmıştır.
Bu dönemde Mersin’de kültür hayatını etkileyen, çeşitli çalışmalarıyla (1950’li yılların başına kadar) canlandırıp yönlendiren, yazdığı piyesler ve romanıyla bir sanatçı ­edebiyatçıyı tanımalıyız:
CELAL CEMİL (ABAÇ) 1928 yılında ailesiyle Mersin’e yerleşen Celal Cemil (Abaç) (1899 İstanbul – 1962 Mersin) zamanın Belediye Başkanı Mithat (Toroğlu) Bey’in desteği ve sağladığı olanaklarla ilk olarak 1930 yılında Şehir Bandosu’nu, Musiki ve Tiyatro Okulu’nu kurmuştur.
İstanbul’da iken Dar-ül Bedayi-i Osmani’de çalışan Celal Cemil’in çabalarının önemli bölümü Mersin Halkevi’nin kurulduğu ve çalıştığı döneme rastlar.
Halkevi Tiyatro ve Gösteri Kolu’nun çalışmaları önceleri (şimdiki Borsa Sarayı’nın olduğu yerde) ilk Halkevi Binası’nda ve (şimdiki Zafer Çarşısının yerinde bulunan, 1944 yılında yıktırılan) Aya Yorgi Kilisesi’nin salonunda, 1946’dan sonra (şimdi Kültür Merkezi) Halkevi binasının döner sahneli salonunda sahneye konuluyordu.
Kendi yazdığı birkaç piyesi de sahneleyen     Celal Abaç, “İçel Halkevi dergisinde ve yerel gazetelerde çok sayıda makale ve bir romanını yayınlamıştır.
1943 yılında Yeni Mersin gazetesinde (bir yıla yakın) tefrika edilerek yayınlanan “Emirali” romanında Celal Abaç, Osmanlı imparatorluğu döneminde Ege sahillerine dadanan Cenevizli ve Venedikli saldırgan korsanlara yiğitçe karşı koyan mert bir Türk denizcisinin yaşamını anlatmıştır.
Bölümü Bitirirken    Cumhuriyetin ilk 10 yılını kapsayan bu bölümü, Mersin’de geçen çocukluk yıllarının izlenimlerini ve o yılların Mersin’ini bir şiirinde ölümsüzleştiren, genç yaşta (24 yaşında) kaybettiğimiz bir şairden söz ederek bitiriyorum.
Muzaffer Tayyip Uslu (1922 İstanbul ­1946 Zonguldak), babasının polis komiseri olarak Mersin’de görev yaptığı beş yılda (1927-1931 yılları olabilir) belleğine işleyen iyi komşularıyla, sıcak yaz geceleriyle bir düş gibi anımsadığı anılarını “Mersin” şiirinde anlatmıştır:

……..Nelere alışılmaz sanki zamanla,
Zararsızdı işte ,havası ve suyu.
Hala düşmez annemin dilinden
İnsanlarının komşuluğu.
Nelere alışılmaz sanki zamanla
.……..Ve bir rüya gibi hatırlıyorum şimdi
Sıcak yaz gecelerinde.
Bundan bilmem kaç sene evvel
Hür ve mesut yaşadığım Mersin’de
Bir rüya gibi hatırlıyorum şimdi.

7 kıtadan oluşan bu şiirin tamamı için bkz: MuzafferTayyip) Haz.: Necati Cumalı) 1956 Yeditepe Yayınları.

3. Bölüm

HALKEVi YILLARI (1933-1951)

Atatürk’ün Halkevlerini kurduğu 19 Şubat 1932’den bir yıl sonra “Mersin Halkevi” 24 Şubat 1933 günü (şimdiki Borsa. Sarayı’nın yerinde) “Ma der-i Vatan iptidai mektebi” binasında açılmıştır.
Mülkiyeti Özel idareye ait iki katlı binanın geniş odaları ve salonun da Halkevinin komite (kol) çalışmaları hızla başlatılmıştır. (Silifke ilinin kaldırılarak Mersin iline bağlanması ve “içel” adıyla yeni bir il kurulması hakkındaki 2197 sayılı yasa, Allahtan ki bu açılıştan sonra çıkmıştır. Yoksa Mersin halkevi yerine içel Halkevi adı verilirdi).
Geçen bölümde tanıttığımız Celal Cemil (Abaç)’ın’ 1930 yılında kurduğu Şehir Bandosu ile Musiki ve Tiyatro Okulu hemen Halkevi bünyesine alınmış, Resim Kursu açılmıştır.
“Ar”, “Gösterit”, “Spor”, “Köycütük”, “Kitap Sarayı ve Yayın”, “Halk Dershaneleri ve Kurslar”, “Müze ve Sergi”, “Dil, Edebiyat ve Sanat”, “Sosyal Yardım” Komiteleri kurularak çalışmaya başlamıştır.
Türk Ocağı Mersin Şubesi’nden devir alınan 788 adet kitapla “Kitap Sarayı” kurulmuştur.
Mersin Halkevi’nin hemen giriştiği çalışmalardan biri de yayın konusunda olmuştur. Halk sağlığı, çiftçiye tarım bilgileri, hayvancılık gibi konularda küçük boyutlu fakat çok yararlı kitapçıklar yayınlanmıştır.
Cumhuriyetin 10. yılı Mersin’de, Halkevinin katkısıyla büyük coşkuyla kutlanmıştır. “Onuncu Yıl Marşı” genç-yaşlı, kadın-erkek tüm Mersin’lilere öğretilmiştir.
İstanbul gazeteleri trenle üç gün sonra gelen ve birkaç tane radyo bulunan Mersin’de Halkevine alınan radyodan ajans haberleri ve müzik yayınları, kent içinde kurulan hoparlör düzeni ile halka duyurulmaya başlanmıştır. Sonraki yıllarda “Halkevi Matbaas!” kurularak kitap ve dergi yayını yapılmıştır.
SUAT SALİH (ASRAL) Mersin, Tarsus Ortaokullarında Türkçe öğretmenliği yapan Suat Salih (Asral) Bey, (1891 Trablusgarp – 1981 İstanbul) 1934 yılında “Aylık Sanat ve Fikir Mecmuas1” GÜNEY’i çıkarmaya başlamıştır.
Mersin’de Ege Matbaasında basılan büyük boy 20 sayfalık derginin Mart 1934’de yayınlanan ilk sayısında özgün araştırma ve makaleler yanında J.J. Rousseua, Aristophanes, Daniel Momet’den çeviriler, halk edebiyatı şiirleri ve bir masal yer almıştır. Güney dergisi 5 sayı yayınlanabilmiştir.
Suat Salih Bey’in, “Öz Türk Masalları” kitabı 1935 yılında “Mersin Halkevi Yayım” olarak basılmıştır.
Bu dönemde yayınlanan iki dergi daha vardır: 15 Günlük “Sanat ve Fikir Mecmuası”  BiLGi YOLU, 23 Mart 1937’de yayınlanmaya başlanmıştır. Mersin’de basılan bu dergi 3 Mayıs 1937’de yayınına son vermiştir.
Mersin’de kültür dergilerinin en önemli ve uzun ömürlüsü Mersin Halkevinin İÇEL dergisi olmuştur.
İÇEL, 1 İkinci kanun (Ocak) 1938’de başlayan yayınını düzenli olarak sürdürmüş ve 1 Temmuz 1946’da yayınına son vermiştir. Mersin Halkevi Basımevinde basılan büyük boy 24 sayfalık aylık derginin Sahibi Mersin Halkevi Başkanı Mansur Bozdoğan, Umumi Neşriyat Müdürü Fahri Gülser‘dir.
Dergide bölgenin tarihi, coğrafyası, ekonomisi, etnoğrafyası vb. konularda özgün araştırmalar yayınlanmıştır. Bunlar arasında 1936-1937 yıllarında Yumuktepe kazısını yöneten İngiliz arkeolog John Garstang’ın ilk sayıda yayınlanan yazısı önemlidir.
Atatürk’ün ölümü dolayısıyla ikinci teşrin (Kasım) 1938 tarihli 10. sayı özel sayı niteliğinde ve ilgi çekici değerdedir.
Dergide araştırma ve inceleme yazıları yanında edebiyat ürünlerine de yer verilmiştir. Mersinli edebiyatçıların, meraklı ve heveslilerin şiirleri, düz yazıları yayınlanmıştır.

Edebiyatçıların dergideki yayınlarından bazıları:

TAHA TOROS (1912 Tarsus-)’un “Toroslarda Tahtacı Oymakları”, “Tarsus Alim, Şairleri”, “Muzurlu Kerim – Aşık Nihaii” dizi – araştırmaları yanında birkaç şiiri.
SAiT UGUR‘un halk bilgisi derlemeleri, İçel tarihi incelemeleri.
ALi RIZA YALGIN‘ın halk bilgisi incelemeleri.
BEKiR ULUĞ‘un İçel tarihi konulu yazıları ve şiirleri.
AVNi MUTLU (1912 Mersin – 1988 Mersin)’nin “Nuseyrilerin Dini Şiirleri” incelemesi, hikayeleri, şiirleri (Kasım 1938’de yazdığı “Ağlarım Atam Diye” şiiri). (Avni Mutlu hakkında çalışmamızın 5. bölümünde geniş bilgi verilecektir.)
HASAN MAZHAR – DAYI – GÜREPiK‘in şiirleri. (Yaşamı için bu satırı tıklayınız…………………………………………) 
FARUK EDiZ‘in “Bizde Serbest Nazım” dizi ­incelemesi, şiirleri (Kasım 1938’de yazdığı “Onun Ebedi Huzurunda” şiiri)
RIZA  ATiLA (Gazeteci, 1950’li yıllarda Matbuat Genel Müdür Muavini olmuştur) nın sanat yazıları.
NEZiHE SiREN ve KEMAL KAPLAN­CALI‘nın yazıları, şiirleri.

Şubat 1944’te temeli atılan yeni Halkevi binası 29 Ekim 1946’da törenle açılmıştır. Vali Tevfik Sırrı  Gür’ün çabalarıyla meydana getirilen bu görkemli bina, döner sahnesi, büyük salonları ve bölümleriyle birçok etkinliklere sahne olmuştur. (Yapılışı ve açılışı konusunda Mozaik dergisinin Temmuz 1992 tarihli 4. sayısının 18. sahifesinde bilgiler vardır.)
1950 Yılında iktidara gelen Demokrat Parti tarafından 1951 yılında 5830 sayılı yasa ile kapatılan Halkevlerinin her türlü taşınır ve taşınmaz varlıkları hazineye aktarılmıştır.
Böylece Mersin’in kültür, sanat ve edebiyat yaşantısında “Çağlayanlar Dönemi” kapanıyordu.
Halkevi yıllarının Mersinli edebiyatçılarından     ikisini, daha geniş tanımalıyız:
SAiT UĞUR    Çok yönlü araştırmacılığı ve yazarlığı olan Sait Uğur (1882 Silifke – 1955 Silifke)’u, kitap ve makalelerinde topladığı halk bilgisi (folklor) ve halk edebiyatı konusundaki derlemeleriyle, araştırmalarıyla edebiyatçı saymak yanlış olmayacaktır.
Silifke’nin ilk gazetesi Taşeli’ni yayınlayan (1918), öğretmenlik, Türkocağı, Belediye Başkanlığı yapan Sait Uğur, (T.Sırrı Gür’ün Valiliği sırasında başladığı) Mersin Müftülüğünden ölümüne yakın yıllarda emekli olmuştur.
Mersin Halkevinin İÇEL dergisindeki dizi  araştırmalarının yanında “İçel Tarihi (2 cilt) 1944 Mersin”, “İçel Rehber (Fuat Akbaş ile) 1944 Mersin”, ve “İçel Folkloru I-II, 1947, 1948, Mersin Halkevi Yayını ” kitapları yayınlanmıştır. (Geniş bilgi için, Sıtkı Soylu’nun İçel Kültürü Dergisi Temmuz 1992, sayı 22’deki yazısına bakınız)
BEKiR ULUĞ Gazeteci, yazar -daha önemlisi- değerli bir şair olan Bekir Uluğ, yılların vefasızlığı içinde -yazık ki daha nice şairler gibi- unutulmuştur. Oysa onun bir dileği vardı:”Bekir Uluğ gamlanma elindesin kaderin

Değerin anlaşılır bilinir bir gün kadrin
Keşfedilir mezarın olur bir ziyaretgah
Erenleri olursun ıstırap çekenlerin

“(Hayal Çiçekleri s. 161)”Adana’nın Belez nahiyesinden Abdullah Efendi oğlu Bekir Uluğ” Doğru Öz gazetesi’nin “seyyar muhabir”liğini yaparken bir süre de Sovyetler Birliği’nin Mersin Konsolosluğunda kâtip olarak çalışmış, bu yüzden soruşturma geçirmiştir. (Yoğurt Pazarı’na bakan köşedeki Sovyet Konsolosluğu’ndan dolayı o yıllarda şimdiki Silifke Caddesine halk arasında Moskova Caddesi denmişti.)
Halkevi yıllarında vatan, cumhuriyet ve Atatürk sevgisiyle coşan Bekir Uluğ’un şiirleri konu yönünden çok zengindir. Lirik, pastoral, epik şiirler yanında ulusal konular, Atatürk ve yurt sevgisi. Özellikle Mersin hayranlığı.

“Bu şehir çok güzeldir hem de çok şahanedir.
Benim sevgim uğruna yanan bir pervanedir.
Ben severim Mersin’i bir anne sevgisiyle
Çünki şehrim cennettir, cennetten nişanedir.

(“Mersin” Hayal Çiçekleri s. 79) Ona “Bahar Şairi” demek yanlış olmaz. Baharla ilgili şiirlerini topladığı “Bahar Bahçesi” kitabının her Sayfası bahar kokularıyla doludur.

“Gel beraber coşalım gelmiş bak nazlı bahar
Boz bulanık kükreyen derin bir ırmak gibi
Ürperelim önünde taze bir yaprak gibi
Bahar kokularını dağıtırken şen rüzgar. “

(Bahar Bahçesi s. 17)

Çukurova’da kurtuluş mücadelesinin destanlarını, Kuvay-ı Milliyeci mücahit gazi ve şehitlerimizin yiğitliklerini ölümsüzleştiren ve coşkun duygularını ölçüye sığdıramadığı için çoğunu serbest tarzda yazdığı, pek çok şiiri vardır.

“Türklüğü anlayamaz, büyüklüğü bilmeyen
Dünyada en şerefli insandır Türküm diyen.”
(“Fırtma” Çağıltı s. 28)

“Kördür cumhuriyetin kadrini bilmeyenler

Bir bedbahttır bu günün sırrına ermeyenler. “

(“Cumhuriyet” Çağıltı s.19)

“Sen Türklüğün kalbinde sönmeyen bir alevsin
Asırlarca bu millet sana edecek minnet
Asırlardan asıra senden gelen bir sesin
Arkasından koşacak seni seven bu millet.”

(“Eşsiz Ata” Çağıltı s. 7)Bekir Uluğ, gerçekten çok yönlü bir şairdir. Dostları, arkadaşları için yazdığı dörtlükler, şiirler, onun sıcak, Sevecen kişiliğini belirtmesinin yanında o yılların birer belgeseli olması yönünden çok değerlidir. (Gene o yıllarda karikatür ustası Turan Oğuz‘un “Mersin’den Tipler. Karikatür Albümü. Mersin 1946” ne kadar güzel bir çalışmadır. Ne yazık, insanlar öyle maddeci ve kendini düşünür olmuşlar ki yarım yüzyıl sonra bugün Mersin’de böyle duygusallıkları özlüyoruz.)

“Celal Abaç gamlanmaz, gönlünü tutar serin
İnanmıştır ki insan, elindedir kaderin
Vefasız sevgilinin, düşmanların yüzünden
Bir kazık çakamadı düşünür derin derin”

(Hayal Çiçekleri s. 161)

Kitapları :
“Tarih Boyunca Çukurova” (1948) ve Mersin Halkevi dergisi İçel’de yayınladığı yazıları çok değerli bir kaynak niteliğindedir. Bekir Uluğ, bölgemizin tarihini ve mitolojisini çok iyi biliyordu.
“Iraz” (Üç perdelik manzum piyes. Mersin 1939) milli mücadele yıllarında Çukurovalı yiğit bir Türk kadınının yaşadıklarıdır.
“Vatan için” (Üç perdelik piyes. Manzum bölümleri var. Mersin 1941) kurtuluştan sonra Kuvay-ı Milliye mücadelesi günlerinin anılarını dile getirmektedir.
“Aşkın Zaferi” (Manzum piyes. Mersin 1945, 138 s.) Arzaova’da (eski Çukurova) Amazonlar Kraliçesi Tomris ve öteki mitoloji kahramanlarının katıldığı ilginç bir konuyu işlemektedir.
“Çağıltı” (Şiirler. Mersin 1943. 102 s.)
“Bahar Bahçesi” (Şiirler. Mersin 1946, 136 s.) Bahar konusunda şiirler.”Hayal Çiçekleri” (Şiirler. Mersin 1946)Bekir Uluğ’un aşağıya aldığımız dizeleri onun kişilik özelliklerini ve acı kaderini anlatmaktadır:
“Biliyorum dostlarım sizlere şiir diye
Sunduklarım pek yavan, kupkuru birer satır,
Farzediniz hepsini bir hoşça fanteziye”
“Size rica ederim, sizden ederim niyaz
Yalnız insaf edip de okuyun beni biraz
Neş’e, hazlarım olsun size benden hediye”
(“Hediye” Hayal Çiçekleri s.7)
“Gülmek nasip olmadı uğursuz kaderime
Ben de bilmem ömrüme nasıl nasıl yanayım”
(“Neyleyim” Hayal Çiçekleri s. 32)
“Ne yapayım ki bahtım bana fırsat vermedi
Beni de ezdi geçti hayatın silindiri
Silindir geçti lakin ne gariptir ölmedim
Ölmedim amma bugün ölüden de yok farkım
Neşeyle sevinç dolu içten içe gülmedim
Dün ne ise bugün de ıstırap benim zevkim”
(“Varlığım” Hayal Çiçekleri s. 100)
Bölümü bitirirken, Nisan 1939’da Halkevleri Müfettişi olarak Mersin’e gelen şair Behçet Kemal Çağlar (1908 -1969)’ln, portakal çiçeği kokularıyla dolu bahar güzelliklerinin coşkusuyla o günlerde yazdığı “Mersin’e” şiirinin bir bölümünü hatırlatayım:
El ister cenneti önüme sersin,
Vatansın dünyada en güzel yersin.
Akdeniz uzaktan bir mavi gözse
O gözde bebeksin, o gözde fersin
.….Gündüz güneşleri emersin sanki,
Sanki yıldızları gece elersin.
Seni nasıl sevmez Türk olan Mersin,
Hem eşsiz güzelsin hem eşsiz ersin.

4. Bölüm

AKKAHVE YILLARI (1948 – 1962)
Edebiyat tarihçileri henüz sözünü etmiyorlar ama “Akkahve Sanatçıları” benzerine az rastlanır bir topluluktur. Edebiyatımızın topluluk ve akım’larının birçoğundan daha uzun ömürlü, etkili ve üretken olduğu halde “Akkahve Sanatçıları” taşrada (Anadolu’da) olduğu için görmezlikten gelinmiştir.
Bugüne değin yayınlanan (son yıllarda yoğun nostalji duygularıyla daha sık yayınlanıyor) söyleşilerin, anıların hemen tümünü, Doğan Akça’nın -İçel Sanat Kulübü- Bülten’inde   Mart 1995’ten beri her sayıda tanıttığı “Akkahve’nin Sanatçıları” dizisini, İlyas Halil’in öykü kitapları (Akkahve’den söz eden “Theodor Katz”, “Akkahve Günleri”, “Leylayı Arayan Adam” ve “Odunlarımı Ver Hakim Bey” öyküleri) ve Semihi Vural’ın çıkartmakta olduğu “Akkahve” dergilerini okudum.
Akkahve Edebiyatçıları’nın Mersin’den hiç ayrılmayan ve en yetkin temsilcisi (1960’lı yıllarda topluluğun yayın organı olan “Elek” dergisini çıkaran) son yılların usta ressamı Sayın Doğan Akça’nın lütfettiği bilgilerden çok yararlandım.
Şimdilerde, Akkahve’ye şöyle bir uğramış, orada çay kahve içmiş kişilerin bile kendilerini “Akkahve Edebiyatçısı” saydıklarını görüyoruz. 1950’li yılların ortalarında Akkahve’de birçok kere oturmuş ve sohbetleri dinlemiş bir kişi olarak Akkahve’yi ve o dönemi tanıtmaktan onur duyuyorum.
Akkahve:”Şimdiki Belediye binasının bulunduğu yerde eski şekliyle taş bir bina vardı. Altında Alanyalı Mustafa Efendi’nin nal ve çivi fabrikası, üstü ise ev idi. Burası sonradan İdmanyurdu lokali de olmuştur. Tevfik Sırrı Gür Mersin Valisi olduktan sonra binanın özüne dokunmadan tadil ederek alt katını “Akkahve”, üst katını da “Akotel” şekline getirdi.
Akkahve o tarihlerde Mersin’in müzikli, nezih bir dinlenme yeri ve aynı zamanda Mersinli sanatçıların bir sanat lokali haline gelmişti.” (Şinasi Develi)
Vali T. S. Gür tarafından 1945 yılında Macar asıllı mimar Matisner’e hazırlatılan projeye göre yapılan düzenlemeler sonunda 1947 yılında Akkahve ve Akotel olarak hizmete giren binanın zemin katının taşları Beyrut’tan getirilmişti.
“Mersin’de başka hiçbir binada görülmeyen sükkari taşıyla örülen çapraz tonozlar, sonraki yıllarda elektrikçi ve kalorifer ustalarının keskileriyle delik deşik edilmiştir. Çeşitli nedenlerle “amip” gibi bölünüp kimi zaman bilgisiz yetkililerce bir de beton kaçak kat çıkılan, çağına ve kimliğine hiç yakışmayan yeni düzenlemeler yapılan bu görkemli bina aslında Mersin’in en eki yapılarındandır.” (Semihi Vural)
Akkahve kalın duvarları ve konumu nedeniyle loş ve serindi. Atatürk Caddesindeki kapısından girilirdi. Karşısında Güneş Sineması vardı.
“Akkahve’nin bir lokanta kısmı vardı ve orada yemekle beraber içki de içilirdi. Ama Akkahvenin “müsteciri” (Beyaz Rus) Hasan Baba’nın eşinin çaldığı piyano eşliğinde verilen bir şölendi o yemekler. Tavla, oyun kağıdı ise kesinlikle yoktu.
Sanatçı takımı da zaten yemek yiyecek kadar parası olmayan hatta bir çay içip akşama kadar oturup sohbet eden insanlardı genelde.” (Doğan Akça. Bülten sayı 34, s.12)
Hasan Baba, işlerin kesat gitmesinden yakınır, zararın suçunu “yarı salak, bütünüyle sarhoş” oğluna yüklerdi. “Üç şairle iki ressam. Sabahtan akşama iki çay içip dünyanın derdine çözüm arıyorlar. Laf ebesi tümü de” derdi. (İlyas Halil “Teodor Katz” öyküsü)
“Akkahve, gündüzleri pek kimsenin yaşamadığı ama akşamın ilk saatlerinden itibaren oluşan bir kültür okuluydu. Akkahve’de toplanan sanatçılar yeni yapıtlarını ortaya koyar ve bunlar tartışılır, eleştirilirdi.” (Bedii Demirseren, Mozaik sa.8) Akkahve kahvelikten çıkar bir sanat mabedine dönüşürdü.
“Akkahve’nin en güzel yanı ak boşluğu, ak ışıkları idi. denize bakan kapısından arasıra mavi bir ışık dolardı.” (İlyas Halil Mektubundan. Bülten sa. 37, s. 27)
Kuşluk vakti penceresinden denize bakınca “mavnalar, iskele, çakıl taşları, kayalıkta uyuklayan martı” görünürdü. (Ziya Arman)
Çakıl taşlarını döven dalgalar, Akkahve sohbetlerine ya da şiirlere fon müziği olurdu.Betonla, asfaltla denizi dolduranlar o güzellikleri yok ettiklerinin farkında değiller miydi?
Akkahveliler:    Halkevlerinin kapılarına kilit vurulmuştu. 1930’lu yılların başından beri Halkevi çatısı altında yürütülen sanatsal olaylar nerede sürdürülecekti. O yıllarda yoğunlaşan etkinlikler sona eremezdi.
Akkahve zaten “nezih” bir lokaldi. Karşısında Güneş Sineması vardı. Güneş Sinemasının özellikle 18.00 matineleri “en yeni filmleri” izlemeye gelenlerle dolup taşardı.
“Sinemanın karşısı Akkahve, ak kemerli bir yapı. Dalgaların tam ucuna martı gibi oturmuş. Arkası deniz. Kahvenin içinde yağmur kokan bir serinlik akşam ağzı.” (İlyas Halil)
Öğretmenler Lokali, Akkahve’nin bitişiğindeki Tüccar Kulübü’nün altındaydı. Lise öğretmenleri arasında Cahit Öztelli (1910 Erzincan i 1978 Ankara), Salih Ziya Arıkan (1915 Yumurtalık -1979 İstanbul) gibi yazarlar, Burhanettin Atay (1914 İstanbul – 1980 İstanbul), Aytekin Yakar (1927 Erzurum – 1967 Ankara), M. Gündüz Göktürk (1914 Malatya) gibi Edebiyat öğretmenleri, Hüsnü Mengenli (Fransızca öğret.) gibi çevirmenler, Haşmet Akal (1918 İstanbul – 1960 İstanbul) gibi ressamlar, Hikmet Hazar (1918–1989) gibi müzik öğretmenleri vardı. Lise öğrencileri arasında ise şiire, öyküye, resme tutkun öğrenciler çoktu. “Çok iyi öğretmenler” ile “çok iyi öğrenciler” karşı karşıya gelmişlerdi.
Öğretmenler Akkahve’ye pek uğramazlardı. Öğrencilerin Akkahve’ye gitmesine okul idareleri ses çıkarmazdı.
Adında “kahve” bulunduğu halde tavla şakırtıları, nargile fokurtuları duyulmayan “nezih” bir sanat ve kültür yuvasıydı. Lise öğretmenlerinin hatta öğrencilerin Resim Sergileri burada açılıyordu.
İşte Akkahve, Güneş sineması, Öğretmenler lokali ve (birkaç yıl sonra salonu kiraya verilerek hizmete açılan) Eski Halkevi Binası, sanat ve kültür etkinliklerinin yoğunlaştığı bir dörtgen oluşturuyordu.
Bu dörtgenin daha sessiz bir başka köşesini de Nuri Abaç’ın Mimarlık Bürosu ile Celal Çumralı’nın Adliyedeki yargıç odası oluşturmuştu.
“Yıllar önce Nuri Abaç’ın bürosu bize aynı forumu sağlamıştı. İlk şiir münakaşaları, resim kavgaları, felsefe çekişmeleri Nuri’nin bürosunda başlamıştı.    Sanat dövüşmeleri çok sonra Akkahve’ye Öğretmenler Derneğine atladı.”
“Bir yandan bu türlü çekişmeler olurken diğer yandan Mersin, bir renkli şiir içinde yüzüyordu. Akkahve dünyaya açılıyordu.
O günlerin Akdeniz kıyısında unutulmuş bir küçük kasabada yaşayan bir avuç sanatçı, oval bir tren yolunda giden katarlar gibi birbirlerini ittiler. Birbirlerine hız, güç verdiler. Kimin itip kimin itildiğini kestirmek olanaklı değil ne de önemli. O günlerin sanatsal anlamına hepsi ayrı katkıda bulundular.” (ilyas Halil)
Akkahve konusunda Sayın Nuri Abaç’ın verdiği bilgiler çok önemlidir:
“Mersin henüz küçük bir Anadolu kenti iken yani 1950’li yıllarda birkaç ressam, birkaç şair ve birkaç öykü yazarından ibaret bir grup insan zaten içten içe yanmakta olan bu ateşi harlandırmışlardır. Bugün “Akkahveciler” adıyla anılan bu grup ve Akkahve olayı Halkevi döneminden çok sonradır. Bu bir kurs olmamasına karşın birçok günümüz ünlüsünün yetişmesine katkıda bulunmuş bir okuldur.
“Akkahve olayı giderek bir ütopya özelliğine bürünüyor. Resim yapanlar, şiir, öykü yazanlar bir araya gelmiştik. O dönemde fazla ses çıkartamayan (bir baskı mutlaka vardı) yine de itiraz hakkını kullanabilen, küçük ama çevresini etkileyebilen bir toplum oluşmuştu. Küçük bir lobi kurduk, dernek yapamadık bunu. Bir dostluk grubu olarak kaldık.Akkahveciler pek fazla değildiler başta. Ama sıkı bir beraberlik yaşıyorduk. Birkaç yıl sonra ikinci kuşak da aramıza katıldı. Onlardan sonraki kuşak da. Böylece üç kuşak sürdü.
Genç sanatçılar zaten Mersin’in zengin kültüründen fazlasıyla yararlanmış, ateşlenmeye hazır sanat füzeleriydi. Sadece düğmeye basmak kalıyordu. “(Nuri Abaç ile Söyleşi. Bülten sa. 35 s. 4)
(Nuri Abaç’a göre, Akkahve olayının, bugün başarı ile çalışmalarını sürdüren İçel Sanat Kulübünün kurulmasına kadar uzanan olumlu etkileri olmuştur.)
“Akkahveyi ilk keşfedenler, o müthiş keyfi ilk tadanlar “birinci kuşak” Akkahveliler, Tevfik Sırrı Gür Lisesini 1953–1954 yıllarında bitiren, adlarını sanat dünyasına daha lise sıralarında duyuranlar olmuştur.Mersin Lisesinde şiir gecelerini başlatanlar, Halkevinin görkemli salonunda şiir akşamları düzenleyip (Hocaları Ziya Arıkan’ın yönetiminde), o gecelerde Lale Devri dekorunda Şair Nedim’i canlandıranlar (Teoman Karahun) yine anlardı.” (Doğan Akça. Bülten s.38)
“Bu gençler, sonraları Türkiye’nin önde gelen sanat ve edebiyat dergilerine girerek adlarını duyurmakta gecikmediler. Hem de çok genç yaşlarına rağmen.” (Teornan Karahun)
“Mersin Lisesi şair doluydu. Varlık’ın neredeyse her sayısında Mersin Liseli bir şairin şiiri çıkardı. Bu bütün okula onur verir ve şair dostlar arasında gizli ama güzel bir kıskançlık ve daha iyisini yapma hırsı doğururdu. Mutlaka hepimiz aşık ve mutlaka iki yudum şarapla kafayı bulan çocuklardık. Bir de denizin içinden mehtabı çıkarıp dereye ışıklarını vurdurduk mu, mutluluk hüzün, hüzün şiir olurdu.” (Doğan Akça. Bülten sa: 36 s.5)
“1950’ler, Mersin’de lise yıllarında şiirli, heyecanlı aşk dolu yıllardı… Heykelin önünden Akkahve’ye doğru şiirler söyleyerek gerine gerine, bizi izliyorlar mı diye baka baka inerdik. Tıpkı bayramlarda izci olarak şişine şişine yürüdüğümüz gibi.” (Ergun Evren)
“O zamanlar Şubat aylarında üniversiteli öğrencilerin tatile geldikleri günlerde yılın en büyük şiir günleri yapılırdı Akkahve’de. Yalnız şiir günleri mi? O günün önemli edebiyat sanat emekçilerini, büyük büyük isimleri biz hep orada o mukaddes kubbenin altında tanıdık. Her yıl ilkbaharda ünlü eleştirmen Nurullah Ataç Mersin’e gelirdi. “(Ergun Evren)
Nurullah Ataç bir yazısında, Mersin gezisini ve Akkahve’yi gördüğünü anlatır. “Mersin’in Akkahve’sini gördüm, o Akkahve’de bir kara kahve içtim, sonra koca halkevini gördüm.” (“Prospera ile Caliban”  s.72)

1. Birinci Kuşak Akkahveliler  (1948 -1953):
Şair, yazar Ziya Arıkan (1915 Yumurtalık­1979 istanbul), Abidin Subaşı (1931 Tarsus), A. Ercan Belen (1934 Gülnar), Teoman Karahun (1932 Akşehir-), Vedat Fuat Belli (1933 Mersin-), Ziya Arman (1932 Mersin), Ekrem Genç (1933 Mersin -) Oktay Baloğlu (1934 Anamur -) Ali Püsküllüoğlu (1935 Kadirli -), Şahinkaya Dil (1931 Çorum­ 1993), Turhan Oğuzbaş (1933 Mersin -) Necmettin Onel (1933 Mersin -), Mustafa Canpolat (1936 -), Nermin Tok (-), Nurer Uğurlu (1940 Adana-), Güngör Yerdeş (1933 Silifke-)
Tarsus’tan: Ahmet Nadir Caner (1925 Tarsus – 1977 İstanbul), Necati Darendelioğlu (-), Sami Aşar (1932 -)
Karikatürcü: Oğuz Turan (1928 istanbul)
Ressam: Etem Çalışkan (1928 Tarsus)
Ara sıra katılanlar: Suna Merze (Tanaltay) (1933 Mersin -), Ressam Güngör Danışman (Arıbal) (1934 Manisa-),Tarsus’tan: Ümit Yaşar Oğuzcan (1926 -1984), Ressam Duran Karaca (-),Amerikan Koleji’nden: Mete Akyol (-), Tuncer Karamustafa (-), Engin Ünsal (-) Askerliğini yaptığı İskenderun’dan ve İzmir’den : Tarık Dursun K. (Nermin Tok ile evlenmiştir.)

2. İkinci Kuşak Akkahveliler  (1954-1956) :
Şair, yazar: Ergun Evren (1936 Manisa), Özdemir İnce (1936 Mersin – ), Mansur Akyıl (-), RehberAydın (-) Halil Uysal (1939 Anamur – ) (Paris’te yaşıyor)
Ressam Doğan Akça (1936 Mersin-) (Yumuktepe.com notu; ölüm 2007),
Tiyatrocu Suphi Tekniker (1940 Mersin), İsmet Barlas (1939 Silifke – 1992 Mersin)
Birinci Kuşak’tan sürdürenler: Sami Aşar, Vedat Fuat Belli, Ziya Arman, Oktay Baloğlu, Ümit Yaşar Oğuzcan

3. Üçüncü Kuşak Akkahveliler  (1956-1959):
Şair, yazar: İlyas Halil (1930 Adana -)(Kanada’da yaşıyor.) Celal Çumralı (1916 Konya – 1990 Mersin), Bedii Demirseren (1925 Beyrut – ), Aysel Payaslı (1936 Mersin -1975 Mersin), Osman Özeren (-) (Assubay Ortaokulu’nda Fransızca öğretmeni)
Ressam Nuri Abaç (1926 istanbul -)
Ara sıra gelenler: Suna Merze, Nurer Uğurlu 4. Elek’çiler, Kıyı’cılar : (1959-1962)Elek Dergisi (1960 – 1961): Zihni Balım (-), Güven Oğuzbaş (-) Haluk Aker ( -), A. Hilmi Turan (1938 Ilgın – 1987 Mersin), Kemal Sümen (-)İkinci Kuşak’tan katılanlar: Doğan Akça, Suphi Tekniker, İsmet BarlasKıyı Dergisi  (1962 – 1963) :  (Önceki Kuşaklardan) Ziya Arıkan, Sudi Abaç, Nuri Abaç, Aysel Payaslı, Celal Çumralı, Mansur Akyıl    Yazı ve şiirleriyle, Mersin’de ya da Mersin dışında olan pek çok Akkahveli.    Nuri Abaç’ın verdiği bilgilere göre bu listeye şu adları da eklemek doğru olacaktır:Üçüncü Kuşak Akkahvelilere (1956 ­1959) öykücü Zeliha Noyan ( – ), şair Zekai Yiğitler (1940 Mersin -), Feriha Öktemberk ( – ), ressam Nezihi Fırat ( – ) (Assubay Okulu resim öğretmeni), ara sıra uğrayan  Mehmet Erdoğmuş ( – )

DERGiLER: İstanbul ve Ankara’da çıkan edebiyat dergilerinde sürekli şiir ve yazıları yayınlanan, yerel gazetelere de yazan Akkahveliler 1952, 1953 yıllarında “Çevre” ve “Kıyı”, 1957’de “Sel” dergilerini çıkarmışlardır. Birkaç sayı sonra kapanan bu dergilerden sonra 1960’a kadar dergi yayınlamaya girişmemişlerdir.
ÇEVRE: İlk sayısı 1 Şubat 1953’te yayınlanan “Aylık Edebiyat Dergisi” ÇEVRE’nin Sahibi ve Mesul müdürü Turhan Özgüner’dir. Her türlü müracaatın Abidin Subaşı’ya yapılacağı belirtilen dergi, Yenimersin Matbaasında (sonra Adana’da Sesimiz Matbaasında) basılmıştır. Büyük boy (40×28 cm) sayfalı ve başlığı “Ressam Oğuz Turan” tarafından yapılan dergi uzun ömürlü olamamıştır.
KIYI: 15 Nisan 1953’te yayınlanan orta boy 4 sayfalı”Aylık Sanat ve Kültür Gazetesi” KıYı’ Mersin’de Toros Matbaası’nda basılıyordu. Sahibi ve yazı işleri müdürü: Enver Dinçsoy.Lise öğretmenlerinin desteğiyle hazırlanan Kıyı’nın görebildiğimiz birinci sayısında Ziya Arıkan’ın sunu yazısı, C. Öztelli, Hüseyin Sevim’in yazıları, Aytekin Yakar’ın “Estetikçe”, Ercan A. Belen’in “Mevsim Bahar” şiirleri, Tarık Dursun K.’nın “Ispanak Tarlası” hikayesi, A. Maurois’dan “Sanatta Gelenek”, P. Valery’den “Şiir Üstüne” çeviriler, “Devrim Üstüne S. Kemal Yetkin Dedi ki”, “Gezici Köy Kitaplıkları” yazıları vardır. Kıyı’nın kaç sayı yayınlandığını bilemiyoruz.
SEL: 1 Nisan 1957’de yayınlanan ve Mersin’de İçel Matbaası’nda basılan küçük boy 4 sayfa, aylık “Fikir ve Sanat Gazetesi” SEL’in sahibi Aysel Payaslı, mesul müdürü Mehmet Erdoğmuş’tur. Başlığının sol üst köşesindeki ay resmi ile sahibinin adı oluşuyordu. Akkahveli edebiyatçıların yazı ve şiirlerine, çevirilere de yer verilen SEL, uzun ömürlü olamamıştır.Akkahve Edebiyatçıları Ahmet Nadir Caner’in (1925-1977) Tarsus’ta 1955’te yayınlamaya başladığı ÖZGÖRÜ aylık sanat gazetesinde şiir ve yazılarını yayınlamışlardır.
ELEK: Akkahve Edebiyatçıları 1960 yılı başlarında dergi çıkarmaya giriştiler. Güçlükle denkleştirilen parayla aylık “Düşünde – Sanatta” ELEK dergisinin ilk sayısı Mart 1960’da yayınlandı. (2. sayıdan sonra “Düşünde – Dörütte” ELEK oldu.)Derginin ağzından yazılan “çıkarken”de dergi fikrinin Akkahve’de doğduğu belirtilmişti. Orta boy, renkli kapaklı, 22 sayfalı; Mersin ve Adana’da değişik basımevlerinde basılan derginin sahibi Doğan Akça (6. sayıdan sonra A. Hilmi Turan) Yazı işleri Sorumlu Yönetmeni Salih Turhan Lokmanoğlu (4. sayıdan sonra Sezgin Saraoğlu)’dur. Fiatı 75 kuruştur.
Dergide, desenlerle süslenen çok sayıda şiir ve yazılar, çeviriler, araştırmalar; Celal Çumralı’nın “Güneyli Sanatçılar Arasında” dizi röportajı vardır. 6. sayı, 30 Aralık 1960’da ölen ressam ­şair HaşmetAkal’ln anısına özel sayı niteliğindedir.  Mayıs – Haziran – Temmuz. 1961 tarihli 8. sayıda kapanmıştır.
KIYI:   15 Şubat 1962’de yayınlanan “Aylık Sanat ve Fikir Gazetesi” KıYı’nın sahibi Aysel Ç. Payaslı (3. Sayıdan sonra İlhan Çevik), mesul müdürü Sudi Abaç’tır. Yenimersin Matbaası’nda basılan büyük boy 4 sayfalı dergi, içeriği ve düzenlenmesi yönünden dikkati çekmektedir.
Bütün sayılarını gördüğümüz dergide, Akkahve edebiyatçılarının yeni ve özgün ürünleri yanında Mersin dışından gönderilen şiir, öykü ve yazılar, desenler, İngilizceye şiir çevirisi denemeleri yer almıştır. Mersin’de gerçekleşen sanat etkinliklerini tanıtan haber ve yazılar, Mersin’in kültür ve sanat yaşamının zengin ve renkli özelliğini aksettirmektedir. Her sayısında Ziya Arıkan, Celal Çumralı, Mansur Akyıl, Aysel Payaslı, HalukAker’in yazı ve şiirleri ile Nuri Abaç, Özer Kabaş, Hüsnü Züber’in desenleri, Sudi Abaç’ın karikatürleri yer almaktadır. Ekonomik güçlüklere bir yıl göğüs geren KıYı, 15 şubat 1963 tarihli 13. sayısında yayınına son vermiştir.

Kitap: Üç yazarlı – belki de ilk- şiir kitabı Akkahveli üç şair tarafından yayınlandı: Zihni Balım – Güven Oğuzbaş – Haluk Aker : “Tanrı Katı” (Şiirler. Zemin Matbaası, Adana 1959, 79 s.)Ve bir gün deniz bitti. “Limon çiçeği kokan kenti bırakıp yabancı ellere düşenler oldu.” (i. Halil) Ama Akkahve anıları bitmez. Akkahve, giderek bir ütopya özelliğine bürünüyor.

5. Bölüm

SUSKUNLUK YILLARI (1962 – 1986)

Halkevi döneminde ve Akkahve yıllarında Mersin’de edebiyat etkinlikleri organize (düzenli) bir nitelik taşımaktadır. “Kurumsal ve kuramsal” bu niteliğin, Cumhuriyetin ilk yıllarında da ilke ve inkılapların yerleştirilmesi amacıyla bir ölçüde uygulandığı, çalışmamızın ilk bölümlerinden anımsanacaktır.
1951 ‘de Halkevlerinin kapatılmasından sonra Mersin’de edebiyatla ilgilenen, yazar ve şairlerin bir bölümü, Akkahve etkinlikleri dışında kalmışlardır. Sanat ve dünya görüşlerindeki farklılık dışında, özellik ve önem taşıyan başka bir neden, örneğin bir küskünlük, kırgınlık olmadığı kanısındayım.
Akkahve sanatçılarının çeşitli nedenlerle Mersin’den başka kentlere gitmeleri ve sanat etkinliklerinin giderek azalmasından sonra “kurumsal ve kuramsal” nitelik gözetmeyen ve “organize” olmayan edebiyatçılar eser vermeyi sürdürmüşlerdir. Bu bölümde, bu edebiyatçıların – önceki yıllara ait olsa da ­eserlerinden söz edilecektir.
Çalışmamızın 6. bölümünde belirtileceği gibi 1986’lardan sonra Mersin’de yine “organize, kurumsal ve kuramsal” etkinlikler başlamıştır.1952’lerden sonra yurdumuzda yaşanan siyasal çekişmelerden, 1961 Anayasasının getirdiği özgürlük ve 1968’li yılların değişim rüzgârlarından     sonra, kanlı  sağ-sol çatışmasının alevlendiği, düşünce özgürlü­ğünün kısıtlandığı, kitapların toplatıldığı, yakıl­dığı, tutuklamaların arttığı askeri müdahale dönemleri, Mersinli edebiyatçıları da çok etkilemiştir. Bu ortamda bile, yazdıklarını yayınlamayı düşünmüşler ve kısıtlı da olsa yayınlayabilmişlerdir.
Mersin’de sanayi ve inşaat çalışmalarının hızlandığı, iç göçlerin başladığı, kentin giderek büyüyüp kalabalıklaştığı bu dönemde Mersin’de “Sanat ve Edebiyat Dergisi”nin yayınlanmamış olması da dikkat çekicidir. Şair ve yazarlar, yerel gazetelerin yer verdikleriölçüde ürünlerini yayınlamak olanağı bulmuşlardır.
1958 yılında “bütün İçel’in, bütün Çukurova’nın, bütün Güney’in bir fikir dergisi olma” dileğiyle yayına başlayan ve ­iki yıllık ara verme dışında- bir ölçüde gerçekleştiren “Kuvay-ı Milliye” dergisi 1973 yılına kadar, (asıl konusuna ağırlık vererek) bu işlevi de başarmıştır.
Bu dönem edebiyatçılarının kendi olanaklarıyla bastırıp yayınlamayı gerçek­leştirdikleri kitapları, onların sesini duyurabilmeleri yönünden övgüye değerdir.

Dergiler:

KUVAY-I MiLLiYE: Türkiye Kuvay-ı Milliye Mücahit ve Gazileri Derneği Mersin Şubesi’nin KUVAY-I MiLLiYE dergisi, Nisan 1958 Aralık 1973 arasında 160 sayı yayınlamıştır. Haziran 1962 Mayıs 1964 arasında iki yıllık ara verme dışında aksamadan yayınlanan “ülküsü açık, görüşü aydın, yolu belli, aylık milliyetçi dergi”, çoğu resimli karton kapak içinde, önce 18, sonra 32 sayfa yayınlanmıştır. Sahibi Lütfi Oğuzcan, mesul Müdürü Besim Fuat Akbaş (1-45. sayı); S. Fikri Mutlu (46-160. sayı) dır.
Mersin ve Çukurova da Kuvay-ı Milliye çalışmaları ve mücahitleri konusunda pek çok anı ve yazıların yayınlandığı dergi, düzenlediği bağış kampanyası ile Mersin’de Mücahit Gaziler binasının inşaatını da gerçekleştirmiştir.
İlk sayısının sunuş yazısındaki “bütün İçel’in, bütün Çukurova’nın, bütün Güney’in bir fikir dergisi olma” dileğini bir ölçüde başardığını gördüğümüz dergide Lütfi Oğuzcan’ın çoğu İstiklal Savaşı’na ait hikâyeleriyle kahramanlık şiirleri ve oğlu Ümit Yaşar Oğuzcan’ın çok sayıda şiiri yayınlanmıştır. Gazeteci – yazar rahmi Yalın’ın “Askerin Taş Diktiği Yer” öyküsü, bir süre Tarsus’ta bulunmuş Çukurova’lı şair Hasan Talat Muter’in şiirleri de dergide yer almıştır.
DOST IŞIKLAR: 1960 yılı başında Mersin’de öğretmen­- edebiyatçılar tarafından yayınlanmaya başlamıştır. İlk sayısı Ocak 1960’da yayınlanan aylık “İlim – Fikir – Sanat Dergisi” DOST IŞIKLAR, özgür yazı ve desenlerle süslenmiş şiirler yanında çeviri yazı, şiir ve araştırmalarla yayınını düzenli olarak sürdürmüştür. (11. sayıdan sonrakileri göremedik) Orta boy 22 sayfa, renkli kapaklı ve Adana’da basılan derginin kurucusu Nebih Tunçsiper, sahibi ve yazı işleri müdürü Hakkı İşleker’dir.
Dergi’nin 2. sayısında “Hikaye ve Şiir yarışması” düzenlediği duyuruluyor ve koşulları belirtiliyor. 11. sayıda ise Dergi Yayınlarının birinci kitabı olarak “En Güzel Şiirler Antolojisi”nin yakında çıkacağı  duyuruluyor. (Bu kitap yayınlanmıştır: Nebih Tunçsiper : En Güzel Şiirler (Antoloji) Zemin Matbaası, Adana 1960, 147 s. Dost Işıklar Dergisi Yayınları: 1 )
İNSAN: Aysel Payaslı – Çağlayan’ın 1967’de Mersin’de yayınladığı aylık “Edebiyat Gazetesi” iNSAN, ne yazık ki uzun ömürlü        olamamış, 1968 yılında kapanmıştır.

Kitaplar: Akkahve edebiyatçıları arasında adını andığımız sanatçıların bu dönemde yayınladıkları kitapları:
İlyas Halil: Akkahve yıllarında yayınladığı -biri çeviri- beş şiir kitabı:    Hal ve Hayal (Sümer Matbaası, Ankara 1951, 16 s.)    Öpücük (Sümer Matbaası, Ankara, 1952, 20 s.)    Emerson’dan Şiirler (Çeviri 1954)    Mürdüm Dalı (Buket Basımevi, Ankara 1954)    Yalandır Herhalde (1959)
Aysel Payaslı: His (Şiirler. Yenimersin Basımevi, Mersin1953,38 s.)Bir İnsan Sesleniyor (Şiirler. Önder Basımevi, Tarsus, 1956, 64 s., Özgörü Sanat Gazetesi Yayını)      Hiç (Şiirler. Başarı Matbaası, Ankara 1959,32 s. Aysel P. Çağlayan adıyla)    Yaşmaklı Gelinler (Roman) Başnur Matbaası, Ankara 1964, 99 s, Çağdaş Yayınları         İnsanlık Ağlıyordu (Roman) Şark Matbaası, Ankara, 1965, 95 s.    Deli Saime (Roman) 1967    Kanserli çağ (Şiir) Güryılmaz Matbaası, Ankara 1974, 89 s. (Aysel Payaslı – Er adıyla)
Celal Çumralı : Şiirle başlayan ve öykücülüğe yönelen Çumralı’nın Akkahve yıllarında Mersin’de yayınladığı şiir kitapları:    Dost (İpek Basımevi, Adana 1957, 64 s. kapak: Nuri Abaç Özgörü Yayınları)    Mavi Dünya (Arkadaş Matbaası, Adana 1959, 28 s., Salkım Dergisi Yayını)    Evren (Yenimersin Matbaası, Mersin 1959, 70 s., resimli)    Elek dergisinde “Güneyli Sanatçılar          Arasında” dizi röportajları yayınladı.    Postacı ve Aşk (Öykü, şiir) 1965    Şiirin  Geleceği   (Şiir Sorunları). ‘Denemeler). içel Matbaası, Mersin 1965, 104 s.    Ağıt (Şiir) 1970
Feriha Öktemberk: ( – )Ak Bulutlar Kara Bulutlar. Kemal Matbaası, Adana 1963, 47 s. Üvez Dallarında Ağlayış. Gürpınar Basımevi, Adana 1965, 32 s. Elek Yayınları: 1Hüzün Sarmaşığı. Gürpınar Basımevi, Adana 1966, 46 s. Umut Durağı, Gürpınar Basımevi, Adana 1971, 64 s.

6. Bölüm

YENİDEN CANLANMA DÖNEMİ (1986-1996)

Birdenbire Edebiyat­
Halkevi ve Akkahve dönemlerinden sonra bir süre durgunlaşan “dalgalanan titreşimleri”, 80’Ii yılların sonuna doğru ­sanki sihirli bir dokunuşla- yeniden canlanmaya dönüşmüştür. Hem de önceki dönemlere göre daha canlı, daha etkin, daha görkemli olarak.Birdenbire edebiyat, birdenbire nostalji (o coşkulu yıllara özlem) ve birdenbire çevreye, doğaya, tarihe, arkeolojiye, mitolojiye büyük bir ilgi ve bilgilenme merakı. Bu olgulardan hangisinin ötekileri etkilediği, üzerinde durulması gereken bir konudur sanırım.
Bu dönemin belirgin bir niteliği de “or­ganize kurumlaşma”ların görülmesidir. Or­ganize kurumlaşmada kişisel girişimler ve çabalar kadar, devlet desteği bu süreci hızlandırmıştır.
Çoğu İstanbul’da oturan “Mersin Lisesi Mezunları”nın yıllar sonra, Mersin’de gerçekleşecek etkinlikleri düşünüp düzenlemeleri ve uygulamaları; üstelik “Evlerinin Önü Mersin” albüm-kitabını hazırlayıp yayınlamaları -bence- bu coşkuyu ateşleyen ilk kıvılcım olmuştur.
Kuruyup çoraklaşmış haldeki dergisizlik ortamının ilk damlası “İçel Kültürü” olmuştur. Hilmi Dulkadir’in Ocak 1987’den beri, tüm güçlükleri göğüsleyerek aksatmadan yayınladığı iki aylık dergi, halkbilimi araştırma ve derlemeleri kadar Mersinli şair ve öykücülere de sayfalarını açmıştır. Tanınmış şairler yanında çok sayıda “hevesli”, ilk şiir ve yazılarını burada yayınlama olanağı bulmuşlardır.
Halk Eğitim Merkezi tarafından ikişer kez yapılan “İçel Kültür Sempozyumu”(1987, 1988’de) ve “Şiir Akşamları” (1992 ve 1995’te) önemli etkinliklerdir.
1982 Yılında restore çalışmalarının başlaması üzerine Eski Halkevi binasından çıkmak zorunda kalan İl Halk Kütüphanesi, 5 yıl elverişsiz bodrum katlarında hizmetini sürdürürken 1987 yılında, itfaiye sokağı köşesindeki eski Özel idare binasının ondülinle örtülen çatı katına taşınmıştır. Binanın ikinci katındaki “İl Genel Meclisi Toplantı Salonu”, o yılların sanatsal etkinliklere açık tek salonu oluvermiştir. Şiir günleri, konferanslar ve anma günlerinde, bir avuç hevesli bu salonda coşkulu saatler yaşamışlardır.
Daha sonraki yıllarda Ticaret ve Sanayi Odası’nın Özel idare’nin, ihracatçılar Birliği’nin, İçel Sanat Kulübü’nün, Yeni Kütüphane’nin, Metropol’ün ve Özel Okulların konferans salonları da, kültür ve sanat etkinliklerine hizmet vermiştir.
1986 yılında İFAD (İçel Fotoğraf Amatörleri Derneği) yedi fotoğraf sanatçısının (Sacit Aker, Fevzi Eryılmaz, Bülent Akbaş, Muzaffer Tunca, İsmail Kayadalen, Selami Türk, Erkan Ertan) bir araya gelmesi ile kurulmuş ve halen faaliyetlerini sürdürmektedir. 1989 Yılında “İçel Sanat Kulübü” kurulmuştur. Sudi Abaç’ın bürosunda yapılan toplantılarda düşünülüp kurulan Kulüp, ilk başkan Semihi Vural döneminde kökleşmiş, Fazıl Tütüner’in başkanlığının sürdüğü yıllarda örnek bir kurum haline gelmiştir.
İçel Sanat Kulübü’nün geniş katılımlarla gerçekleştirdiği ve gelenekselleşen “Felsefe Günleri” (1994,1995’te), “Arkeoloji Günleri” (1995’te) ve “Kanlıdivane Konserleri” (1993’ten beri her yıl) büyük ilgi görmüştür.
Bu yıllarda kısa ömürlü bir sanat dergisi yayınlanmıştır. Aylık “Senfoni”, Ağustos. 1990’da başladığı yayınına, Ocak 1991 ‘deki 6. sayıda son vermiştir.
İçel Milletvekili Sayın Fikri Sağlar’ın Kültür Bakanı olarak görev yaptığı yıllarda Mersin, “devlet desteği”nden yararlanmıştır. Mart 1992’de açılan “Kültür Merkezi” nde “Mersin Devlet Opera ve Balesi”nin kurulması, sanat etkinliklerinin nitelik ve kapsamını etkilemiştir.
1993 Yılında açılan “Mersin Üniversitesi”nin, kent kültür ve edebiyatına değerli katkıları olmaktadır.
Diyebilirim ki hiç bir dönemde Mersinli şairler, son yıllardaki kadar ilgi görmemiş ve gündemde kalmayı başaramamışlardır. Şiirler ilgisi olmasa da birçok toplantı ve gün etkinliklerinde -muhakkak- birkaç şair, mikrofona daveti kırmamak için, cebinde getirdiği şiirlerinden birini okuyuvermiştir.
1995 yılında kurulan ve Ahmet Ayberkin’in Başkanı olduğu MEŞYAD (Mersinli Şairler ve Yazarlar Derneği) çeşitli etkinlikleri sürdürmektedir.

Dergiler:

İÇEL SANAT KULÜBÜ BÜLTENİ : İçel Sanat Kulübü’nün ikinci yılında (1991) fotokopiyle çoğaltılan tek yapraklı “duyuru mektupları” daha sonra dört dosya kağıdının katlanmasıyla Bülten’e dönüşmüştür.Nisan 1992’de aylık dergi olarak ilk sayısı yayınlanan Bülten, giderek artan sayfaları, genişleyen içeriği ve 38. sayıdan beri renkli kapağıyla Bülent Akbaş yönetiminde yayınını sürdürmektedir.
MOZAİK : Nisan 1992’de yayınlanan Aylık Haber, Politika, Sanat Dergisi “Mozaik”, son yıllarda Mersin’de yayınlanan dergiler içinde dikkati çekmiştir.Sahibi, Sorumlu Yazı işleri Müdürü: A. Galip Özkan, Genel Yayın Yönetmeni: Bedir Solmaz. Renkli sayfaları da bulunan 52 sayfalı dergide, çevrenin sanat ve tarih, arkeoloji, turizm konularındaki araştırmalara yer verilmiştir. Tablo güzelliğindeki renkli kapakları, Mersinli ressamların ve fotoğraf sanatçılarının özgün çalışmalarıyla süslenmiştir. Nisan 1994 tarihli 25. sayısıyla yayınına son veren “Mozaik” Mersinli şairler ve öykücülerin ürünleri, anılar, söyleşiler, makalelerle bu dönemin belgeseli olmuştur. İÇEL’DE KÜLTÜR Kültür Müdürlüğü’nün Eylül 1993’te yayınlamaya başladığı “İçel’de Kültür” dergisi, düzensiz olarak 3 sayı çıkmıştır.
YENİ UFUK :  Eylül 1994’te yayınlanan kurucusu, genel yayın yönetmeni: Şenol Eşrefin, küçük boy, 16 sahifeli Aylık Sanat Bülteni “Yeni Ufuk”, 8. sayıda kapanmıştır.
YELKEN : Mart 1995’te yayına başlayan Aylık Kültür Sanat Dergisi “Yelken”in sahibi: Doğanay Saygılı, Yayın Sorumlusu: Celal Soycan’dır. (Son sayılarda Yayın Sorumlusu: Orhan Özdemir) Mersin Üniversitesi’nde görev yapan sanatçıların çeviri ve özgün yazıları, şiirleri dergiye değer kazandırmaktadır.
Not: Özetlenerek yayınlanan bu çalışmanın, her dönemin birkaç şair ya da yazarının tanıtıldığı ve bol örnekler verildiği bölümlerle, kapsamlı bir kitap halinde yayınlanacağını ümit ediyorum. (G.A)
Gündüz ARTAN ın bu araştırması İçel Sanat Kulübü’ Bülteninin (1995-1996 yıllarında) 39-47 sayılarında dokuz parça olarak yayınlanmıştır.

Ziya Aykın

Ziya Aykın

Biyografik Bilgi

scroll to top