MERSİN ‘DE EL SANATLARI – Arşt.Hilmi DULKADİR

kilim1.jpg

Dokumacılık

Mersin bir yörük cennetidir. Yörüklerin büyük bir kısmı yerleşik düzene geçmiş olmalarına rağmen yaz aylarında birkaç ay için de olsa yaylalara göç etmekten vazgeçemezler. Vazgeçemedikleri yalnızca göç değildir elbette, eski hayatlarının pek çok parçası ile birlikte dokumalarından da vazgeçemezler. Yörede; Mekikli, Mekiksiz, Çarpana ve Kirkitli dokumaların en güzel örnekleri dokunur.

A – Kirkitli Düz Dokumalar  Kilim: Yöre dokumacılığının en güzel örneklerini veren kilimler, üzerindeki yanışlarla (nakış) bir başka güzelleşirler. Bu yanışlar hiçbir yerde duramayan, göze en ufak ziyan vermeyen, gezgin, göçebe duygular, ürkek, çocuksu, saf renkler, bir uçtan öteki uca yanıp tüterek, kalın ısdar tarağının ağzından kurtularak, çılgınca akmışlar kilimin üstüne. Birbirinin içine girmiş, pişmiş renkler, düğüm ve ilmeklerle kardaşlaşıp kaynaşarak, sonsuzluğun içinde yok olup erimekte. Küçücük parçalardan oluşan nakışlar; yer yer sıçramalar yaparak, kusursuz bir bütünlük meydana getirmekteler. Alaçuval: Genç kızların çeyiz eşyası arasında baş sıralarda gelir. Çok zengin bir renk ve motif hazinesi halindeki alaçuvallar, gerek motif gerekse renk uyumu yönünden, Türk kadınının iç dünyasına açılan penceredir diyebiliriz. Çadırların genellikle sağ köşesine konulur. Çadıra girişte rengarenk yanışlar bir tablo gibi insanı kendine cezbeder. Renkler ve motifler cıvıl cıvıl ötüşür, sıcak bir sevgi sarar ruhu; her yanış bir duyguyu fısıldar; sükunet, haz, aşk, dostluktur bu. Bir sıra yanış sizleri nazardan korumak için, bir sıra yanış sihirden korumak, biri güçlülüğünüze, biri sevdiğinize kavuşmaya hep dua edecektir. Kıl Çuval: Alaçuvallar genellikle giyeceklerin korunma ve saklanmasında kullanılırken, kıl çuvallar tahıl, yiyecek kapları gibi eşyanın taşınması ve konulmasında kullanılır. Atkılığı ve çözgülüğü kıldan oluşur. Üzerine esasen (yanış) konulmaz. Eğer yanış kullanılacaksa basit olduğu için bıtırak, sinek, meneğ, şakka yanışları tercih edilir. Un Çuvalı: Un çuvallarının atkılığı ve çözgülüğü yün veya pamuktur. İçine yiyecek maddeleri konulan bu çuvallar, deve veya eşeğe yüklenerek taşımada da kullanılacaktır. Bıtırak, sinek, şakka, meneğ, sığır sidiği yanışlarını çuval üzerine serpiştirilmiş halde her zaman görmek mümkündür. Çul: Yörüklerde ev sergisi olarak çul yerine kilim kullanma geleneği zayıftır. Buna rağmen sergi için veya eşya örtüsü için her aile birden fazla çula sahiptir. Somat: Üzerine konan leğen içinde hamur yoğrulur. Sacda pişirilen ekmekler arasına konarak kuruması önlenir; kurumuş ekmekler elle sulanıp arasına konarak yumuşatılır. Yemekler, üzerinde yenilir. Seccade: İslamiyet’in kabulünden sonra Türk dokuma türleri arasına giren seccadeler, “farda” tekniğiyle dokunur. Yani iki yüzü de aynı görüntülüdür.  Genellikle “farda” ve “saksağan” yanışlarını kullanmak tercih edilmiştir. Heybeler: Çobanların içinde yiyecek taşıması, alışveriş merkezlerinden karşılanan ihtiyaçların eve getirilmesi, yerleşim yerine uzak olan pınarlardan alınıp kaplara konulan suyun taşınması gibi pek çok fonksiyonu olan heybeler, bütün Yörüklerde vazgeçilmez bir dokuma türüdür. Muz Lifiyle Dokunmuş Kilim: Bozyazı’da önemli bir ekonomik gelir kaynağı olan muz bitkisinin dış gövde kabukları sıyrılarak ince parçalara dönüştürülür. Bu parçalar suda uzun süre ezilerek yıkamaya tabi tutulur, lif haline getirilir. Biriken lifler güneşte kurumaya bırakılır. Kuruduktan sonra “Eğirtmeç”le eğrilir ve ip haline getirilerek yumak biçimine dönüştürülür, “Istar” adı verilen ağaç dokuma tezgahlarında değişik boy, ebat ve desende dokunur. Şimdiye kadar başka bir yerde örneğine rastlanmayan kilimden bugün için elimizde 2 adet bulunmaktadır. Örnek kilimlerin ebatları: ı. kilim 3×4 m, 2. kilim 2,5×3,5 m ebatlarındadır. Tülüce: Saçak yünler ayrı ayrı renge boyanır. Düğümlemek için direziden geçecek yünler 3′er kirtilir. Baklava dilimleri başta olmak üzere geometrik desenler verilir. Tülüce, çobanları soğuktan koruyucu, Olarak ve yaz günlerinde dışarıda oturmak için yer yaygısı olarak kullanılır.

B – Mekikli Düz Dokumalar Aba [Beynamaz (Bi-Namaz) Aba]: Düz dokuma tekniğine girmek istediğimiz bu bölümde, Türkmenlerin büyük çoğunluğunun şalvar veya ceket olarak kullandığı abalardan kısaca söz etmek isteriz.”Çulfalık” denilen dokuma aleti ile dokunur. Yaklaşık 50 cm enindedir. Kaldırıp bakıldığında arka taraf görülebilir. Elyafların birbirine kaynaşması sonucu elde edilir. Başlangıçta soğuk su dökmek suretiyle 1 saat süreyle bisiklet pedalı çevrilir gibi karşılıklı ayak tabanları altında ezilir. Daha sonra, salıncak ipi gibi yüksek bir yere asılır. İki ucu birbirine dikilerek arasına 20-30 kg ağırlıkta bir cisim konulur. Bu ağırlık depme sırasında meydana gelen kırışıklıkları nispeten telafi ederken; depmenin her tarafının da aynı düzeyde pürüzsüz olmasını sağlar (bir nevi ütülemedir). Asılı halde suyu da çekilmektedir. Depme için soğuk su yerine ilk anda sıcak su kullanıldığı takdirde “siğilenir” yani pürüzlenir.   Savan: Çulfalık denilen yer tezgahlarında dokunur. Bu örtü, 60-70 cm olan üç enin yan yana dikilmesi ile istenilen boyda yapılmaktadır. Milli kültür değerlerimizden olan çulfalığın tarihi Orta Asya Türklerine kadar dayanır. Savan genellikle halı ve kilim üzerine serilen örtüdür. Savanın dokunduğu çulfalık tezgahında çeşitli giyecekler için “kumaş”, “battaniye”, “havlu”, “çıpıt” denilen yolluk, “güclük” denilen erkek gömlekleri, “peşkir” denilen yüz havlusu, “savan” denilen ince kilim, “göynek” denilen iç giyim dokunmaktadır.

C – Keçe Dokunmamışlar grubunda yer alan bir el sanatı ürünüdür. Yün yayda atılır. Çıkan belli miktardaki yün, yayın çubuğuyla (çirti) yerden yuvarlanarak bir kenara götürülür. Çirtiyle toplanmış bu yüne “dulup” denilir. Yapılacak keçenin boyunda yere serilen çulun üzerine, yaklaşık 10 cm kalınlıkta duluplar yerleştirilir. Üzerine su serpilir. Amaç yünün birbirini tutmasıdır. Kalıplaşan yün (keçe) yumruk büyülüğünde döşenmiş taşlar üzerine serilir. Bir kenarı yarım turla içe bükülür. 8-10 kadın bu bükülü kısma dizleri üzerine oturarak kollarının bilekle dirsek arasına koyarlar. Ellerini yakmayacak ısıda tutulan suyu kolları altındaki keçe üzerine dökerken, kadınlar hep birden bir ileri bir geri ezmeye başlarlar. Bu durum keçenin ilk başlanılan kısmından bitimine kadar sürer. Ne kadar tur devam ettirilebilirse keçe o kadar iyi olacaktır. Keçeler kara çadırların üst, yanlar ve arka kısmının kapatılmasında kullanılır. Yağmuru geçirmez, soğuk ve sıcağı ayarlı tutar. Çobanlar için “kepenek” yapılır. Betonarme ve toprak yapılı evlerin tabanına serilerek soğuğun etkisinin azaltılması sağlanır. Hayvan semerlerinin iç kısımlarında kullanılır.

D- Örücülük Bölgede şiş, tığ, iğne ve mekik örücülüğü; ayrıca, köy düğümü (bağlama), ağ yapımı ve bitkisel örücülük oldukça yaygındır. Bunlar arasında yer alan iğne oyalarından biraz bahsedelim: İğne Oyaları: Daha çok Çamlıyayla ve Tarsus ilçelerinde yapılır. “Ulama”lar (genellikle namaz örtüleri için yapılan ve birli zincir şerit üzerinde çiçek meyve vb yerleştirilerek hazırlananlar); daha büyük yapılı ve baş süslemelerinde kullanılan “hotoz”lar; göğse, başa takılan (bir veya birkaç çiçeğin buketi), saksı ve kır çiçeklerinden esinlenerek yapılan “başörtü kenarlıkları” başlıcalarıdır. Bunlar için stilize edilmiş bitkiler, çeşitli geometrik şekiller, sebze ve meyvelerden örnekler kullanılır. Ayrıca sembollerin de yer aldığı oyalardan başka “Türkan Şoray Göbeği”, “Zeki Müren Kirpiği” gibi benzetmeler de yapılmaktadır. HİLMİ DULKADİR

Biyografik Bilgi

scroll to top