Mersinde Piyano Aramak – Prof. Nevit Kodallı

Kodallı.jpg

…Benim çocukluğumda Mersinimiz, şimdiki gibi kalabalık ve gürültülü bir şehir değildi. Doğal güzelliği insanlarının kibarlığıyla “Akdeniz’in incisi” diye anılan, huzur dolu, kültür düzeyi yüksek bir şehirdi. Şehirdeki Katolik Kilisesi ise çok önem taşıyan bir yerdi ve halk arasında sadece “Saathane” diye adı geçerdi. Kilisenin kulesindeki saat bütün Mersin’in saati öğrendiği, kendi saatlerini ayar ettiği, gece gündüz kulak verdiği, işlevi önemli bir yerdi. 0 günlerde saat ayarı alabilecek ne radyo, e de televizyon vardı. Bu işleri Saathanemiz yerine getirirdi. Her türlü gürültüden uzak Mersin’de gündüzleri bile her taraftan saatin vurduğu işitilebilirdi. Ben de içinde olmak üzere bütün ilkokul öğrencileri, öğretmenlerimiz tarafından Kilisenin avlusuna götürülür, duvardaki çizgileriyle güneş saati gösterilir, orada ders işlenirdi. İletişim araçlarının hemen hemen bulunmadığı o zamanlarda Saathane’nin saati bu yolla bulunur, ayarı yapılarak halka iletilirdi.
Çocukluğumda, Mesudiye Mahallesi’ndeki evimizde, geceleri sessizlikte tek tük geçen faytonlardan yükselen at nalı sesleri Hastane Caddesi’nden sokakları çınlatır, yaklaştığı gibi uzaklaşır giderdi. Bazen istasyonun kampanası, hareket memurunun düdüğü, sonra şeftrenin borusu işitilir, lokomotif buna tiz bir çığlıkla yanıt verir, puf-puflarla tren hareket eder, gittikçe yükselerek hızlanan ray sesleri uzaklaşır, makinistin ustaca öttürdüğü tren düdüğüyle birlikte kaybolurdu. Sıcak çocuk uykularımızın arasında Saathanenin tok sesiyle saati vurduğu işitilir, bu ses bizlere ninni gibi gelirdi.
Bu kiliseyle ilk anım, bundan 50-51 yıl önce, yanılmıyorsam 1943 yılında öğrenci olduğum Ankara Devlet Konservatuarı’nın Şubat ayında yarıyıl tatili için ailemin yanına, Mersin’e gelmemle ilgilidir. Konservatuarımızda okumakta olan Mersinli bir arkadaşımız vardı. Olağanüstü bir sesi vardı. Ablasının da bulunmaz bir alto sesi vardı. Bu aile, bana ilk müzik eğitimimi veren rahmetli Hayri ağabeyin yakın dostları idi. Ağabeyimin anlattığına göre en büyük ablaları da güzel bir soprano imiş. Bir gün beni evlerine yemeğe misafir etmişlerdi. Bir ara, kendilerine kilisede yapılacak olan pazar ayininde söyleyecekleri dinsel havalarda org-armoniumla eşlik edip edemeyeceğimi biraz sıkılarak sordular. Sıkılarak sordular; çünkü kendileri Hıristiyan Katolik’tiler. Ben ise Müslüman… Bu dostça ricayı kabul ettim. Söylenecek parçaların notalarını aldım, inceledik, pazar sabahı da kilisede buluştuk. Kilisenin arka kısmında, üst katta bulunan koro yerine Saathane’nin merdivenlerinden çıktık. Koro yerinin önü bir kafesle kapalıydı ve kimsenin aşağıdan bizi görmesine olanak yoktu. Org denilen de, ayak pedallarıyla hava basan iri bir armonuimdan başka bir şey değildi. Ayin başladı, çaldığım daha ilk notalarla bütün kiliseyi boyutlu bir müzik dolduruyordu. Herkes merakla başını yukarı çevirmiş, kim çalıyor diye araştırıyordu. Bütün rit içindeki müzikleri seslendirdikten, “şan”lara eşlik ettikten sonra ayin bitti ve ben doğaçlama (emprovize) büyük bir final müziği çaldım. Akorlar bütün kiliseyi dolduruyordu. Her halde ilk kez bu kilisede bu denli büyük çapta bir müzik şöleni veriliyordu. Cemaatin kiliseden çıkıp gitmesini yukarıda bekledik, içeride kimse kalmayınca biz de yukarıdan aşağı indik. Bir de ne görelim!… Cemaat dışarıda, gitmemiş, kimdir bu çalan diye merakla bizi bekliyor!… Rahip de bunların arasında!… Geldi, bize büyük teşekkürler etti, hele Müslüman olduğumu öğrenince hayretleri daha da arttı, beni sonradan da bir öğle yemeğine çağırmıştı. İyi bir insandı.
İkinci anıma gelince:
Bir yandan konservatuarın kompozisyon bölümünde öğrenciliğim, bir yandan da ikinci Dünya Savaşı olanca şiddetiyle devam ediyordu.
1944 – 45 ders yılı çok başarılı eserler yazdığım için konservatuar’da bir yıl sınıf atlamama karar verildi. Yalnız 1945 – 46 yılının ders programına göre yaz tatilinde 2 keman 2 viyola 2 viyolonsel için bir “Yaylı çalgılar sexteti” yazmağa başladım. Her zaman olduğu gibi cehennem sıcağı gene Çukurova’yı basmıştı. Çalışmak zordu.. .Yazdıklarımı kontrol için bir piyanoya ihtiyacım vardı. Bizim evimizde de piyano yoktu… Rahmetli Hayri ağabeyime durumu anlattım ve bir piyano nereden buluruz diye sordum. 0 sıralarda (şimdi de öyle ya!) Mersin’de tek tük piyano vardı. Ağabeyim, arkadaşı olan rahmetli Barcı Reşit’e gitti ve gündüzleri barda piyanoda çalışabilmem için izin aldı. Barın her tarafı kapalı!.. Işık yok! Sıcak! Hademeler temizlik yapıyor, gürültü patırtı, çalışmamın olanağı yok!.. Ağabeyim, bu sefer piyanosu olan Tüccar Kulübü idarecileriyle konuştu ve izin aldı. Sabah daha çalışmaya başlamadan, öğle yemeği için garsonların tabak çanak, temizlik seslerinden çalışabilene aşkolusun! Yemek bittikten sonra ayni terane akşam yemeği için başlıyor!.. Bu kez Hayri ağabeyim: “Benim artık piyanosu olan tanıdığım başka yer yok! istersen bir de kilisedeki armoniumu dene” dedi. Çaresiz kabul ettim. Hem orası sessiz de, serin de… Pazar ayinleri dışında her gün orada çalışmak üzere Rahip Efendi’den izin aldık ve ben çalışmalarımı kumru, güvercin sesleri arasında sürdürmeye başladım. İyi, hoş ama armoniumun pedallarına basa basa çalmaktan yoruluyor, canım çıkıyordu… Birkaç saatlik bir çalışmadan sonra sanki maraton koşusundan çıkmış gibi canım burnumdan geliyordu. Böylece Sextet’in 1. 2. bölümlerini bitirdim. Neyse ki sütkardeşim Tahsin Merze imdadıma yetişti ve Eylül ayında bir piyano satın aldı da ben rahat, bacaklarım rahat son bölümü de bitirdim. (Bu piyanoda, sonradan sütkardeşim Suna Tanaltay piyano çalışmalarını sürdürdü). Ekim ayında Sextet’i sınav heyetine sunarak sınıf atladım. 1946 yılında da Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestramızın değerli 6 üyesiyle Ankara Radyosu’nda ilk icrası yapıldı ve bu benim radyolarda çalınan ilk eserim oldu. Bu yüzden de yazılışı ve ilk seslendirilişiyle neredeyse 50 yıl geçmiş olan bu eserim, benim için çok değerli bir hatıra ve anlam taşır. Sextet’in partisyonunu her elime aldığımda kiliseyi hatırlar, loş ve serin bir sessizlik içinde kumru ve güvercin seslerini, kanat çarpmalarını duyar gibi olurum.
“İki Anı” başlığıyla yayınlandığı İçel Sanat Kulübü 22-23 nolu Aylık Bülteninden Alınmıştır.

Biyografik Bilgi

scroll to top