Evliya Çelebi'nin, 1670'Ii yılların sonlarında bölgemizden geçtiğini biliyoruz. Bu geziye ait notlar, seyyahatnamesinde yer almıştır. Seyyahatnamenin bölgemizle ilgili bölümünde aynen " /> Evliya Çelebi'nin, 1670'Ii yılların sonlarında bölgemizden geçtiğini biliyoruz. Bu geziye ait notlar, seyyahatnamesinde yer almıştır. Seyyahatnamenin bölgemizle ilgili bölümünde aynen " />

MERSİN ADI NEREDEN GELİYOR – Av. Şinasi DEVELİ

Murt-Mersin.jpg

Mersin adı, Mersin ismi

Evliya Çelebi’nin, 1670′Ii yılların sonlarında bölgemizden geçtiğini biliyoruz. Bu geziye ait notlar, seyyahatnamesinde yer almıştır. Seyyahatnamenin bölgemizle ilgili bölümünde aynen şöyle denilmektedir. “Kırk elli evli Hacı Alaittin Oğlu Köyünü geçerek, Gerendir nehrinden sonra MERSİN oğlu denilen 70 haneli bir Türkmen Köyü’nde misafir olduk”(1) Bu ifade Mersinimizin adını bu aşiretten aldığı görüşünü gündeme getirmiştir.
İçel tarihi üzerinde değerli ve yararlı araştırmaları ve bu konuda yayınlanmış eserleri bulunan Sait Uğur merhum da, bu beyana dayanarak Mersin’in ismi üzerinde şu kanaate varmıştır.Sait Uğur kitabında (2) şöyle diyor.”Mersin’e Mersin denilmesinin sebebi şimdiki Mersin Şehrinin yakınlarında eskiden MERSİNLİ adında bir aşiret varmış. Bu aşiret Türkistan’dan gelen aşiretlerdenmiş. MERSİN adı ile Anadolu’da daha yedi, sekiz tane köy vardır ki, MERSİN adı bu Mersin adındaki Türk Oymağının adına göre konmuştur. Yoksa Mersin’deki Mersin ağacından dolayı buranın adı MERSİN konmuş değildir.”
Sait Uğur bu kanaatinin kanıtı olarak da;Trabzon, Aydın, Çanakkale, Salihli, Tire gibi yerlerde Mersin gibi bölgeler bulunduğu halde, buralarda Mersin nebatının bulunmadığını göstermektedir. Mersin adının nereden geldiği bahis konusu olduğunda, bu tanımlamaya itibar ediliyordu. Biz de kitabımızda bu görüşe yer vermiştik.
Ancak şimdi edindiğimiz bilgi ve bulgular Mersin’in adının nereden geldiğine dair kesin kanaat sahibi olmamıza neden oldu. Artık Mersin Nebatı Murt’un Mersin’den başka yerlerde de yetişmiş olduğunu öğrendik. Bugün oralarda yok, fakat eskiden var olduğu belgelenmiş durumda. Bodrum’da Karya Prensesi Ada’nın mezarında bulunan mücevherler arasında Mersin dalı şekilli bir taç olduğu görülmüştür. Demek prensesin yaşadığı tarihte Bodrum da murt yetişiyormuş.
Mersin nebatı, İspanya’daki bir yerde de MERSİN adını verdirmiş. Çok eskiden bir gazeteden kestiğim haber aynen şöyle; “Granada da Elhamra Sarayı’nın avlusunda etrafı Mersin ağaçları ile donanmış bir havuz vardır. Bu yüzden İslam Mimarisinden günümüze ulaşan bu tek bahçe örneğine MERSİNLİLER AVLUSU adı verilmiştir.”Mersin Adı Nereden Geliyor – Avukat H.Şinasi Develi
Bu konuda diğer önemli bir Belge de Heredot Tarihidir. Aslında tarihi eserler roman gibi okunmaz, ihtiyaç hissedildiğinde başvurulur. Fakat ben ilginç bulduğumdan bu eseri baştan sona okudum, Kitaptan aşağıdaki bilgiyi öğrenince Mersin adı üzerinde başka bir ihtimale yer verilmeyecek kesin bir kanıya sahip oldum.Kitapta anlatılanları aynen aktarıyorum.
Dariyus’ten sonra Pers Kralı olan Kserkses, Atinalilar’la Peleponez’deki komşularını yenerlerse, Pers imparatorluğunun sınırlarını tanrının göklerine kadar genişleteceği iddiası ile bir ordu hazırlamış ve Çanakkale önlerine gelmiş. Ancak Avrupa’ya geçmek için Çanakkale Boğazına bir köprü kurması gerekmiş. Çanakkale Boğazına köprü yapılması planlanmakta olduğu şu günlerde, Çanakkale Boğazı Köprüsü’nün büyük babası da böylece öğrenilmiş oluyor.Persler 674 Gemiyi yan yana dizmiş, keten ve papirüs halatları ile birbirine bağlamış ve köprüyü geçilir hale getirmişler.
Asıl konumuzla ilgili bölümde şöyle deniliyor.”Köprüden geçmek için hazırlıklar bütün gün sürüp gitti. Ertesi günü güneşin doğmasını görmek isteği ile beklerken,köprüden güzel kokular yaktılar ve üstünü MERSİN ağaçlarının dalları ile süslediler. “(3)Heredot’un belirttiği olay Milattan önce 431 senelerinde olmak gerekir. Bugün oralarda izine rastlanmayan Mersin Nebatı, o günlerde uzun bir köprüyü donatacak kadar bol bulunabiliyormuş.
Bu bulgulardan şu sonuca varabiliriz.Sanıldığı gibi, MERSİN nebatı (Murt) yalnız Mersin’e has bir bitki değildir. Halen; Trabzon, Aydın, Çanakkale, İzmir, Tire, Salihli gibi yörelerde MERSİN isimli köyler var olup da, MERSİN nebatı görülmüyorsa, bu nebatın önceleri de buralarda olmadığı neticesine varamayız. Görülüyor ki, Karia Prensesi’nin mezarında MERSİN motifli mücevher bulunmuş. Çanakkale Boğaz köprüsü boydan boya MERSİN dalları ile süslenmiş. Demek ki milattan önce bu yörelerde MERSİN nebatı bolca mevcutmuş.
İspanya’nın Granada Şehrinde Elhamra Sarayı’nın avlusundaki MERSİN Avlusu ismini, Türkmen Aşireti’nden almış da değil Mersin adının nereden geldiği hususundaki diğer bütün ihtimalleri artık terk etmek durumundayız.
Konuyu bağlarken bir hususu önemle belirtmeyi gerekli gördüm. Bundan 50-60 yıl önceleri MERSİN nebatının meyvesini yemek için Osmaniye Mahallesine kadar gitmek yetiyordu. Şimdi Toros eteklerine gitmek gerekiyor, bu tahribatı önlemek şarttır. Yoksa diğer bölgelerdeki gibi, Mersin nebatının adın tarih kitaplarında aramak zorunda kalırız. Eskiden bu nebatın sadece meyvesi olan Murt yenirdi, şimdi dalları kesiliyor, hatta kökleniyor.Mersin’imize adını veren bu bitkiyi koruma altına almaları hususunda ilgililerin ilgisin bekliyoruz.
1) Evliye Çelebi Seyyahatnamesi (1971 Baskısı) Cilt 13. Sa. 18
2) İçel Tarihi Sait Uğur Cilt 2. Sa. 18
3) Heredot Tarihi Sa. 291 (P. Kuturman Tercümesi)

*Bu yazı  “MERSİN ADI ÜZERİNE BİR İNCELEME başlığıyla yayınlandığı İçel Sanat Külübü” Aylık Bülteni “TEMMUZ 1996 – 49. Sayı” sından alınmıştır.

*Semihi Vural’ın Şinasi Develi’ye armağan ettiği “Pamuğun Çocuğu Mersin ve Mersin İskeleleri”  Kitabında Mersin İsminin kaynağına ilişkin bölümünü de okumak için bu satırı tıklayınız ……….

Biyografik Bilgi

scroll to top