Öyküleriyle Karacaoğlan / NE DEDİM DE BENDEN KÜSTÜN SEVDİĞİM – Ali UYSAL

Pamuğun-Çocuğu-Mersin-8.jpg

ÖYKÜLERİYLE KARAC’OĞLAN ŞİİRLERİ
Bu sabah, içinde nedenini anlamadığı bir sıkıntı vardı. Kimi zaman olurdu böyle. Böylesi anlarında sazını kaptığı gibi fırlardı çadırdan dışarı. Yörük çadırlarının kurulu olduğu, keçilerinin, oğlaklarının yayıldığı bu dağlar vefalı bir dost, bir barınak gibi gelirdi ona. İç sıkıntılarının tümünü boşaltırdı.
Bir ara durup dört bir yanı dinledi: Bir köşede uzun uzun horaz öttü. Bir başka yörede eşek anırdı. Bunlara bir de dal kırma sesi karıştı: Tak! Tak! Tak! Bu seslerin her biri orada bir çadırın kurulu olduğunun imiydi. Ne tarafa gitseydi acaba? Horaz (horoz) sesine yöneldi.
Bir süre yürüdükten sonra bir de ne görsün bir küren! Analarının peşinde yirmi kadar palaz.Anacıkları ne bilsin gelenin Karacaoğlan olduğunu! İki bacağı, iki kolu var ya! Acımasız insanoğlu. Yavrularına kötülük yapacağını düşünmüş olmalı. Görülmeye değer bir telaş, bir çaba: Gelen canlıyı oyalama işine girişti. Kanatlarını kabartarak yakınına sokulup garip sesler çıkarmaya başladı. Çok geçmede yavrular gizlenmişti. Ana da görünmez oldu.
Bir çadıra yaklaşıyordu.Burnuna taze ayran kokusu geldi.Kadın işini bitirmiş yanıktan yağlı ayranı kazana aktarıyordu.Selamlaşmalardan sonra kadın sordu:”Ayran sümürür müsün?”. Nazlanmadı.Kadın çomçayla verdi ayranı. Huyu değilken bir kez daha istedi. Yannıktan çomçayla ayran isteğine dayanamadı.
-Aç mısın? Taze yağ var çomaç (sıkma) da yaparım sana.
-Aç değilim.Mis gibi ayran hepsine değdi.
-Ne arıyorsun buralarda?
-Esme konuşmuyor benimle. Nerelerde şimdi o?
-*Tahra sesini duyuyor musun? Oğlak dallıyor. Ağacın başındadır şimdi.Git, ağacın dibine otur. Sor derdini.Türkülerine dayanamaz.Bildiğim gadarıyla bir güzeli öğmüşsün. Türkü yakıp çağırmışın. Duymuş onu.
-Esmenin dal gırdığı ağacın dibine kadar gelmişti. Gördü onu Esme. Gördüğünü belli etmemeye çalıştı. Suratı asıktı. Bozağacın dibinde bir taşın üstüne kurulup can yoldaşı,dert ortağı sazını uzatıp kollarına, salıverdi dağa taşa yanık sesini:

Ne dedim de benden küstün sevdiğim
Sana bir tenhada sözüm var benim
Kumaş yüküm dost köyüne çözüldü
Bir zülfü siyaha nazım var benim

Ağ ellere al kınalar yakılır
Ala göze siyah sürme çekilir
Dost olanlar dost yoluna bakılır
Dosta giden yolda izim var benim

Karac’oğlan der ki konanlar göçmez
Bu ayrılık bizim aramız açmaz
Bir deli gönlüm var güzelden geçmez
Ne güzele doymaz gözüm var benim.

Köy Enstitüsü mezunu, edebiyat öğretmeni. Özellikle halk kültürü, Karacaoğlan, N. Hikmet konularında konuşmacı, yazar.

scroll to top