REFAH FACİASI – ŞİNASİ DEVELİ

Refah-e1382428656572.jpg

REFAH FACİASI – REFAH ŞEHİTLERİ – H.ŞİNASİ DEVELİ
Olay nasıl başladı – Refah ‘ı kim batırdı – Hangi Bakanlar suçlandı. Kurtulanlar neler anlattılar- Gurupta ve Mecliste sert tartışmalar.
Mersin’de Atatürk Parkı’nda heybetle duran bir Anıt vardır. Bu “Refah Şehitleri Anıtıdır” bunu herkes bilir. Bu anıtın neyi ifade ettiğini acaba herkes biliyor mu?
Biz bu yazımızda facianın hafızalarda tazelenmesine çalışacak ve aziz şehitlerimizi tekrar anmış olacağız.
Türk Deniz tarihinde ERTUĞRUL gibi büyük olanı da dahil, birçok deniz faciaları yaşanmıştır. Bir çoğunun nedeni kaza’dır. Fakat Refah olayında büyük hata ve ihmal vardır ve ayrıca insanlık dışı alçaklık vardır. Harp dışı bir ülkenin en değerli varlıklarına adice saldırılmıştır. Saldırı yapan ülkenin hangisi olduğunu kesin olarak bugün dahi bilmiyoruz. Gerçi bilsek ne olur, bilmesek ne olur, bunu kestiremiyoruz.
Refah olayı nasıl başladı?
Türkiye tarafından ingiltere’ye dört muhrip, dört denizaltı, oniki çıkarma gemisi, dört uçak filosu sipariş edilmişti. Bunların tamamı ingiltere tezgahlarında hazır olmuştu, fakat ingiltere bunları Türkiye’ye vermiyordu. ingiltere müttefekimiz olduğu için, onlara baskı yapıyorduk.
Nihayet o tarihte ingiltere’nin Ankara’daki Büyük Elçisi sir knutchebull huggessen 1941 yılı Haziran ayı başlarında Hükümetimize şu mesajı iletiyordu.
“ingiltere’ye sipariş edilen Burak Reis, Murat Reis, Oruç Reis, Uluç Ali Reis denizaltıları hazırdır. Ayrıca dört uçak filosu de teslim edilmek üzere tamamlanmıştır. Bunları alacak elemanları gönderin, derhal teslim edelim” Anlaşılan diğer siparişleri vermeye niyetleri yoktu. Mesajı alan Dışişleri Bakanlığı durumu Milli Savunma Bakanlığı’na iletti. Milli Savunma ve Genel Kurmay gemileri ve uçakları getirecek kafileyi hazırlamaya girişti. Deniz ve havacılardan oluşan bir ekip hazırlandı. Bu ekipte Deniz Yrb. Zeki Işın Komutası’nda 19 deniz subayı, 62 astsubay, 68 er ve komutanı ile birlikte 21 hava asteğmeni bulunuyordu. Ayrıca Refah Gemisi’nin 25 personeli de gemide idi.
Milli Savunma Bakanlığı, Ulaştırma Bakanlığı’ndan kafileyi götürecek gemi tahsisini talep etti, bu iş için görevlendirilen İstanbul Deniz Ulaştırma Komisyonu Berzilay Benjamen şirketine ait Refah Gemisi’ni bulmuş ve hazırlamıştı. Gemi İstanbul’dan 16.6.1941 günü hareket ederek 21.6.1941 günü Mersin’e geldi.
Refah nasıl bir gemi idi? Bu bir yük, hatta kömür gemisi idi. Dış sefere elverişli değildi. Telsizi, kurtarma araçları yetersizdi, gemide bu kadar kişinin yatacak yeri olmadığı gibi, tuvaleti dahi yoktu. Ben o tarihlerde Hukuk Fakültesi’nde talebe idim, yaz tatili nedeni ile Mersin’deydim. Bir tatil günü Mahmudiye Mahallesi 159 Sokaktaki evimizin karşısında oturan komşumuz Raif Akça’yı bazı marangoz malzemeleri ile evinden çıkarken gördüm. (Raif amca Marangoz ustası ve dostumuz Ressam Doğan Akça’nın babası idi) Bunu olaya bir yönü ile tanık olduğumuz için anlatıyorum. – “Raif amca, bu tatil gününde nereye?” aldığım cevap şöyle.
-” Limanda bir gemi var. Kamarası, tuvaleti yok, bunları yapıyoruz. Çok önemli imiş, ısrar ettiler iki gündür çalışıyoruz”, demişti. İlaveler yapılan gemi Refah Gemisiydi.
Ordunun zor yetişir değerli elemanları işte böyle bir gemi ile açık denize açılacaktı.
Aslında Gemiyi batıranlar kadar, vatan evlatlarını bu gemi ile yola çıkaranlarda sorumlu olmalı idi, ama olmadı.
Gemi Mersin Limanı’na gelince kömür yüklemeye başlamıştı. Kafile ile birlikte kömür de Port Said’e gidecek ve dönüştü Mısır’dan mal getirecek ve böylece o günkü para ile bir milyon lira kazanılacaktı.
Kim düşünmüş ise böyle düşünmüş. Fakat Mersin’de bulunan Deniz Okulu Komutanı bu durumu Ankara’ya iletmiş ve kömür yükleme işini durdurtmuştu.

ingilizler geminin 25 Haziran 1941 günü Port Said’de bulunmasını istiyorlardı. Kafile buradan Orta – Batı Afrika’da Gine körfezinde bir yere, oradan da ingiltereye gidecekti. Aslında geminin hareketi 21 Haziran olarak tespit edilmişti, fakat belirttiğimiz nedenlerle eksiklerin tamamlanması bitmemişti. Bu nedenle iki gün ertelendi.
Mersin’deki ingiliz konsolosu gemiye gelmiş ve gemi kaptanına rota bildirmişti. Genelde gemilerin rotası Suriye sahillerini takiben oluyordu, bu rota bildirimi biraz garip karşılanmıştı, fakat uyulacaktı. Geminin ülkesini belirtmek üzere iskele, Sancak ve Güverteye tahta üzerine Türk Bayrağı tersim edilmişti. Gece projektörlerle aydınlatılacaktı.
Refah, 23 Haziran 1941 günü saat 17.30 da Mersin’den hareket etti. Beş saat süren 65 km. bir yolculuktan sonra gemi Karpat burnu yakınlarında iken bir infilakla sarsıldı. Gürültü makine dairesinden geliyordu. Zeki Bey, kazanda bir patlama olduğunu sanarak, “hemen tamir ederiz” diyordu. Fakat Gemi birden iskele tarafına yatmaya başladı. Önce küpeşte çökmüş sonrada sancaktaki bölme yıkılmıştı.
Resmi merciler geminin normal seyrinde olduğunu sanıyorlardı. Değindiğimiz gibi gemide telsiz yoktu, böyle bir haberi alamayacaklardı. 25 Haziran sabahı Mersin Liman Reisliği hayretler içerisinde idi. Çünkü Refahın filikalarından birisi 28 kişi ile geri dönmüştü. Facia o zaman anlaşıldı.
Mersin ve İskenderun’dan derhal motor ve yelkenliler çıkarılarak Refahtakilerin aranmasına başlandı. Faciadan sonra 36 saat geçmişti, sonuç alınamıyordu. Sadece denizle boğuşan 4 kişi bulunabildi.
Harbiye talebelerinden Haydar Gürsan şöyle anlatıyordu.
” 23 Haziran 1941 günü bir mavuna ile Refah’a geldik. Yanıma bir şezlong ile birkaç kilo pamuk almıştım. Gemide kömür ambarı üzerine demirler konulmuştu ve karşılıklı yataklar sıralanmıştı. Birkaç saat sonra şarkılar söyleyerek hareket ettik. Ben sancak tarafında şezlong üzerinde uyumuştum. Saat 23.00 sıralarında korkunç bir gürültü ile uyandım. Gidip gelenler, bağırıp çağıranlar vardı ve bir süre sonra bir patlama daha oldu. Gemi sancak tarafından batıyordu. Tayfalardan birisi, “Bizi mahvettin ingiliz” diye bağırıyordu. Saat dörde doğru bir hayalet görüldü ve bir torpil daha vurdu ve gemi battı. Ben arkadaşım Asım ile birlikte bir kapıya tutunarak gemiden uzaklaştım. Yönümüzü bulamıyordum, sağ taraf Suriye sol taraf açık denizdi. Üzerimizden uçaklar geçiyordu, bunlar Kıbrıs’taki ingiliz birliklerindeki uçaklardı. İkinci günü akşam üzeri idi, saçının durumundan bunun bir Mehmetçik olduğunu anladım,
– “Komutanım çok yorgunum kapınıza tutunayım” dedi, kapıya çıktı, fakat sonra kendisini denize attı ve kayboldu. Ayın 24 ünde Asım ilerde parlayan bir cisim gördü, kapıdan ayrıldı. Kendisini kaybettim. Ben bir gece daha deniz üzerinde kaldım, kuzeye doğru yüzmeye başladım, bir ara Toroslar’ı çizgi halinde gördüm, rüzgarda yardım ediyordu, kapıyı bırakıp bir tahta parçası aldım. Yarım bir simit vardı. Bir süre sonra Mersin’in ağaçlarını ve daha sonrada insanlarını görmeye başladım. Solumda bir motor peyda oldu, ip atıp beni çektiler. Beni hastaneye götürdüler. Bir ara sayıklayıp onları hayli şaşırtmışım. ” Hava Yüzbaşı Reşat Ersel’de şöyle anlatıyor. “Gemi batıyordu, birkaç genç gemiden atlamak istiyordu, uyardım atlarsanız köpek balıklarına yem olursunuz dedim.
– Siz kimsiniz, dediler
– Hava Yüzbaşısıyım deyince atlamaktan vazgeçtiler. Birçokları atladı ve boğuldu. Sancak tarafından sandal indiriliyordu, indirirken çaptılar, sandal parçalandı, içindeki 20 kişi boğuldu. Sandaldakilerden yalnız Nejat Bey kurtuldu. İskele tarafından bir filika indiriliyordu fakat bu da dolmuştu.”
Faciadan 4 deniz, 5 hava subayı ve 15 astsubay, 5 er, 3 gemi personeli olmak üzere 32 kişi kurtulabilmiş gerisi sulara gömülmüştü. Olay duyulunca bütün Mersin yasa bürünmüştü. Tabii aynı durum bütün Türkiye içinde aynı idi. 29.6.1941 tarihli mesajında Genel Kurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak, Hava ve Deniz Kuvvetlerine başsağlığı diliyordu. “Memleket müdafaası için kıymetli harp vasıtalarını anavatanına getirmek görevini alan ve Refah vapurunda şehit düşen kahraman denizaltı ve havacı evlatlarımın manevi huzurunda tazimle eğilir, deniz ve hava mensuplarına en kalbi taziyetlerimi sunarım”
Genel Kurmay sadece mesajla kalmadı ve Refah Şilebi’ni bu işe tahsis eden Ulaştırma Bakanı Cevdet Kerim İncedayı ile Milli Savunma Bakanı Saffet Arıkan’ın muhakeme edilmek üzere teşrii masuniyetlerinin (dokunulmazlıklarının) kaldırılmasını istiyordu.
Genel Kurmay’ın asıl üzerinde durduğu husus, Mersin’deki ingiliz Konsolosu’nun yeni bir Rota belirlerken, garanti veremeyeceğini beyan etmesinin niçin değerlendirilmediği idi. “Eğer bunun üzerinde durulmuş olsa ve havadan gözetleme gibi tedbirler alınmış olsa 168 canın saatlerce deniz üzerinde çırpınarak hayatlarını yitirmeleri önlenmiş olurdu” deniliyordu. Genel Kurmay’a göre ortada suç ve suçlu vardı. Suç ve suçlunun meydana çıkması için olanları göreceğiz.
Konu; Kütahya Milletvekili Ali Süha Delibaş’ın verdiği önerge ile önce CHP grubuna geldi. Bilindiği üzere o tarihte Türkiye’de tek parti CHP idi. 29 Haziran günü grupta tartışmalar başladı.
Önerge üzerine ilk sözü Milli Savunma Bakanı Saffet Arıkan aldı ve “sorumlu varsa meydana çıkarılsın” dedi.
Milletvekillerinden Rasih Kaplan, “biz görevimizi yapmazsak millet bizi taşlar” diyerek işin önemle takibini savunuyordu.
Refik Şevket ise; “bu olay üzerine Milli Savunma ve Ulaştırma Bakanlarına güvenim kalmamıştır. Bu arkadaşların kendiliklerinden istifa etmelerini istiyorum” diyordu.
Başbakan Refik Saydam eleştirilere verdiği cevapta ” … ben bu sözlerde özel amaç arıyorum. Sanki bu işi Hükümet yapmış, ya da Hükümet işi saklamak istiyormuş gibi bir şey. Ne yaptık ki, ulus bizi taşlayacak” diyordu.
Refik Şevket tekrar söz alır ve ” … karşılaştığımız ihmalleri, sorumlulukları bu kürsüden söylerken sayın Başbakanın sinirlenmeye hakkı yoktur. Sinirlenmek bu görevi yapmamıza engel olamayacaktır. Bu görevi her ne pahasına olursa olsun, yapmaktan dönersem namerdim” diyor ve “Bizi özel amaçla suçladılar … ben açık alın, açık kalple bu kürsüde görevimi yaparken bakanlara güvenim kalmadığını açıklarken bana özel amaç yüklenemez” diye ilave ediyordu, devamla “Refik Saydam bey, ülkenin en seçkin bir topluluğunu Refah gibi çürük bir tekneye bindirerek kurban etmek ihmal değil midir? Bundan sizin vicdanınız sızlamıyor mu? Bu olay bütün milletin vicdanını sızlatan bir olaydır, bundan vicdanı sızlamayacak olan ancak hayvandır” diyordu.
Başbakan Refik Saydam bu konuşmalar üzerine daha yumuşak bir ifade ile “kendisinin hiçbir zaman eleştiri yapılmamasını, konuşulmamasını isteyecek bir kişi olmadığını” beyan ile eleştirileri cevaplamıştı.
Milli Savunma Bakanı Saffet Arıkan söz alarak ” .. bazı arkadaşlar Savunma Bakanı’na güvenleri kalmadığı için çekilmemi istediler. İlk kez böyle bir davranış karşısında kaldığım için istifa ediyorum ve benimle Ulaştırma Bakanı hakkında Meclis soruşturulması açılmasını istiyorum. Varsa sorumluluğumuz ortaya çıksın ve cezamız verilsin” dedi.
Konuşmaların sonunda Cevdet Kerim İncedayı ve Saffet Arıkan görevlerinden istifa ettiklerini açıkladılar ve gruptaki tartışmalar böylece sonuca bağlandı.
CHP grubundan sonra konu Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne intikal etti ve 4 Temmuz günü görüşmeler başladı. Konu Meclise yine Genel Kurmay’ın talebi ve Refik Saydam’ın isteği ile gelmiş oluyordu. Meclis’te, tahkikat açılıp açılmamasının araştırılması için önce beş kişilik bir komisyon seçilmesine karar verildi. On günlük çalışmadan sonra Ulaştırma ve Milli Savunma Bakanları hakkında Meclis tahkikatı açılmasına komisyon, oy çokluğu ile karar verdi. Karara muhalif kalan Rize Milletvekili Fuat Sirmen, Saffet Arıkan’ı suçlu bulmuyordu. Recep Peker ise iki Bakan hakkında da tahkikat açılması gerekmediği şeklinde karara muhalefet etmişti.
Komisyon Raporu, Meclisin 2 Şubat 1942 günlü toplantısında müzakereye açıldı. Şimdi bu önemli toplantıda yapılan konuşmalara göz atacağız. Encümen adına ilk sözü Sinop Milletvekili Yusuf Kemal Tengirşenk almış ve,
“- Arkadaşlar, seçtiğiniz beş kişilik encümenin vazifesi, Meclisce tahkikat yapılmasına yer olup olmadığını tespittir. Ben, bütün o ağır mesuliyetin yükün altında kendi kendime düşündüm. Suç var mı? Suç var. Bunda müttefikiz. Ama suç şu şekilde işlenmiş, bu suretle işlenmiş bunda belki ayrılıyoruz. Suçun şu şekilde veya bu suretle işlenmiş olduğunu tahkik edecek bizim encümenimiz değildir. Bizim encümenimiz tahkikata yer olup olmadığını tayin edecek bir encümendir”
diyerek iki bakanın açık alınla efkarın karşısına çıkabilmeleri için tahkikata tabi tutulmalarının gerektiğini belirtti.
Afyon Milletvekili Berç Türker, “ben bu iki bakan arkadaşımın yerinde olsam hakikatin meydana çıkması için tereddüt etmeden Meclis Tahkikatı açılmasını isterdim” diyordu.
Recep Peker ise, “168 yiğit, yetişkin, olgun Türk gencinin hayatına mal olan bir facianın tetkiki gibi bir işte görev aldıklarını, ancak sorumluluğun bakanlara sirayetini asla kabul etmediğini, olayda suç vardır ve suç, tahliye eksikliklerinin tamamlanmaması suçudur. Bu bulunmalıdır, ancak bakanları tahkikat
encümenine gönderemeyiz” diyordu.
Recep Peker’i koca mecliste sadece birkaç milletvekili destekliyordu. Muğla mebusu emekli general İzzettin Çalışlar ise olaya daha bir açıklama getiren konuşmasında şöyle diyordu.
“Refah Vapuru gibi çürük ve lüzumlu emniyet vasıtalarından mahrum bir yük vapurunun tahsisi ve böyle bir sefere çıkacak olan bu vapurda her türlü emniyet tertibatının alınıp alınmadığı işleriyle meşgul olanların büyük kusurları ve ihmalleri olduğu meydandadır. Denizyollarından daha elverişli bir vapur tahsis edilmemiş olmasını mazur gören Recep Peker’in fikri doğru değildir. Buyurdukları gibi fevkalede ahvalde, mavnalarla da asker nakledilir amma, fevkalede ahval yoktur. Deniz vasıtalarımızın hepsi elde ve kullanılmaya elverişlidir. Milli Müdafaa Bakanlığı bu kafileyi deniz aşırı yerlere göndermek için elindeki vasıtaların en iyisini seçmekle mükellefti. İhmal meydandadır. Bu ihmalden dolayı hasıl olan büyük, ağır maddi ve manevi zararlar unutamayacak kadar büyüktür. İki Bakan hakkında tahkikat açılmalıdır.”
Kazım Karabekir Paşa da söz aldı ve iki bakanın savunma yapmalarını istedi, fakat bakanlar konuşmak istemediler.
Recep Peker ve arkadaşları verdikleri bir önergenin oylanmasını istediler. Bunda Bakanların sorumluluğunu gerektiren bir dayanağın bulunmadığı açıklanıyor ve her iki bakanın mesuliyetsizliğine karar verilmesi isteniliyordu. Grup kararına da uyularak meclis bakanların suçlu olmadığına karar veriyordu.
19 Aralık 1941 tarihinde iki bakan hakkındaki tahkikat sona ermişti, fakat ikinci derecede suçlu iddiası ile Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan davalar devam ediyordu. Bunlar Mersin Liman Başkanı ve gemiyi hazırlayan komite üyeleri idiler. Onlar da 1 Mart 1942 tarihinde beraat ettiler. Bu facianın dasyası da böylece kapandı.
REFAH’ı kim batırdı?
Aradan bu kadar yıl geçmesine rağmen hala kesin olarak bilinmeyen bu konuya da bir nebze temas ederek, yazımızı noktalayacağız. Burada şüphe edilen üç ülke vardı. ingiltere, Almanya, İtalya. Olayın öğrenilmesinin ertesi günü o tarihte ingiltere’nin Ankara’daki büyükelçisi sir knutcheebull huggessen, Refah Gemisi’nin Akdeniz’de bulunan İtalyan ve Alman denizaltılarından birisinin batırmış olacağını bildirmiştir.
Almanlar ve İtalyan’lar dan birkaç gün ses çıkmadı. Nihayet Almanların DNB resmi ajansından şu açıklama yapıldı. “Refah Gemisi’nin torpillenmesinden birkaç saat sonra hiçbir ingiliz denizaltısının bu torpilleme ile ilişkisi olmadığı bildirilmiştir. Alman askeri yetkilileri şu nokta üzerinde dikkatle durmaktadırlar. Denizaltı harekatının düzenlenmesini bilen herkes için bu kadar kısa zamanda harekatta bulunan denizaltıdan haber alma olanaksızlığı kesindir.
ingilizlerin bu garip ve fevkalade acele açıklaması kendilerinin vicdan rahatsızlığını kanıtlamaktadır. Alman ve İtalyan yetkilileri dikkatli bir incelemeden sonra Alman ve İtalyan filosundan herhangi bir geminin Türk Refah Vapuru’nun batırılması ile ilgili herhangi bir girişimde bulunmadığını resmen açıklar.” Almanlar kısaca diyorlardı ki, ingilizler batırmasa idi, bu kadar kısa sürede açıklama yapmaları mümkün olamazdı, zira bu süre gerekli haber almaya imkan veremezdi.
ingilizlerden de şüphe ediliyordu. Siparişleri uzun süre vermemişler, bir kısım siparişleri de vermeyeceklerini bildirmişlerdi. Türklerin Almanlarla anlaşabileceği gibi bir endişeleri bulunuyordu. Çünkü Türkiye Almanlarla ilişkisini sürdürüyordu ve müttefiklerden yana harbe katılmamakta direniyordu.
Mersin’deki ingiliz konsolosu”nun, geminin hareketinden önce, gemiye gelip, geminin rotasını Kıbrıs’ın batı ve kuzeyinden geçmek suretiyle belirtmesi mesajını vermesi idi. Halbuki normal rota, Suriye sahillerini takiben Port Said’e gidilecek rota idi.
Faciadan kurtulanlardan Ahmet İkiz’in tahmini gemiyi ingilizlerin batırdığı yönünde idi. Gemi batarken bir tayfa şöyle bağırıyordu.
-Bizi mahvettin ingiliz.
İtalyanlar hakkındaki kanı daha güçlü idi. İtalyan Deniz Yarbayı Corroda Dal Pozzo raporundan bu güçlülük anlaşılıyordu.
“Kıbrıs’ın Andreas Burnu civarında üstlerimden aldığım emre uyarak 1-24 Haziran tarihleri arasında görevdeydim, bölgede yoğun bir düşman trafiği vardı. Kıbrıs’ın Andreas (Karpat) burnunun 25 Km kadar açığında bir ticaret gemisinin yol aldığını saptadık. Geminin hüviyeti meçhul ve kendini belli edecek mutad işareti yoktu. (Halbuki yukarıda değindik, gemide projektörle aydınlatılmış üç yerde Türk bayrağı bulunuyordu ve görülmemesi mümkün değildi.)
Bunun üzerine geminin bir düşman gemisi ya da düşmana hizmet eden bir gemi olabileceğini düşündük ve denizaltım gece saat 21.33 te yaklaşık bin metre mesafeden gemiye ard arda üç torpil gönderdi. Tam isabet alan gemi saat 22 de battı. Batan geminin 3805 Tonilatoluk Türk Gemisi Refah olduğu anlaşıldı.
Bu ifadeler olayın oluş şekline daha yakın görünüyordu, ancak yine de Refah’ı kimin batırdığı 55 yıl geçmiş olmasına rağmen kesin olarak tespit edilemedi.
Sonuç: Faciadan sonra Refah Şehitleri için 4000 er lira yardım yapılmasına dair Yasa çıkarıldı.
Ancak bu yasa, başka bir yasa ile çeliştiğinden yardımın gerçekleşmesi mümkün olamadı. 1953
yılında çıkarılan bir yasa ile şehitliklerinin kabulü ile maaş bağlanabilmesi mümkün olabilmişti.
Olayın vukuundan 31 yıl sonra 1972 yılında Mersin’de Atatürk Parkı içerisindeki “REFAH
ANITI” açıldı. Her yıl 23 Haziran günü Refah Şehitleri Mersin’de anılmaktadır.
Kaynak
1) Refah Faciası Em. Amiral Fahri Engin. Yakın Tarihimiz Cilt 4 Sa. 329
2) 21.ci Yıldönümünde Refah Faciası. Yakın tarihimiz Cilt 2. Sa. 99 Feridun Kandemir
3) Refahı Kim Batırdı? Milliyet. Yakın Tarihimiz Fasikül 14. Sa 218
4) Refahı Kim Batırdı? Milliyet. Yakın Tarihimiz Fasikül 15. Sa. 236
5) 52 yıldır çözülmeden kalan sır. Refahı kim batırdı Murat Badakçı. Show. Sayı.41
6) Deniz Tic. Dergisi Necdet Canaran. Sayı 3. Sa. 7
7) TRT 2. Dünya Harbi Proğramı.
8) Ansiklopediler
9) Dünden Bugüne Mersin. Ş. Develi 2. Baskı
*Bu yazı “İçel Sanat Külübü” Aylık Bülteni “Eylül 1996 – 51. Sayı” sından alınmıştır

Ziya Aykın

Ziya Aykın

Biyografik Bilgi

scroll to top