RESSAM ALİ CEMAL BENİM VE HALKEVİ RESİM KURSLARI – MERİÇ ALKAN

Ali-Cemal-Benim-1.jpg

Bugün yetmişli yaşlarda olanlar Halkevlerinde yapılan çalışmaların sonlarına yetişmişler, ama geçmiş yıllara ait birçok şey dinlemişlerdir büyüklerinden. O kişilerden biri olarak benim belleğimde de Mersin Halkevi’ndeki resim kursları yer etmiş. Bunun nedeni, evimizin duvarlarında asılı olan özgün resimler olsa gerek.

Sandık odamızı bilinçli olarak karıştırmaya başladığım yaşlarda bir tahta palet, kurumuş yağlı boya tüpleri, uzun saplı fırçalar bulmuştum. Anneme sormuş olmalıyım ve o da bana anlatmış olmalı ki; 1930’lu yıllarda Mersin Halkevi’nde resim kurslarının verildiğini, annemin de bir genç kız olarak o kurslara katıldığını ve duvarlarımızdaki resimleri o dönemde yaptığını belleğime yerleştirmişim. O kurslarda çekilmiş birkaç fotoğraf da duyduklarımı pekiştirmiş olmalı. Bir de annemin, resim yapmaya devam edemediği için üzüldüğünü anımsarım. (Kim bilir, belki de bir gün yeniden başlayabileceğini umarak saklamıştı o boyaları, fırçaları.)

Bir süreden beri Mersin’in geçmişiyle ilgili birçok çalışma yapılmakta, çeşitli yayınlarda da bu bilgilerden yararlanılmakta. “Gökkuşağı Gibi” adlı kitabı hazırlarken ben de kullandığım bilgilerin bazılarını bu çalışmalardan aldım. Mersin’in sanattaki geçmişini anlatan bölümü oluştururken ise 1930’lu yıllardaki resim çalışmalarına ait bir bilgiye rastlamadım. Oysa o dönemin kanıtları, bazısı tuval, bazısı kontrplak üzerine yapılmış birkaç resim, yani annemin resimleri, hemen karşımda, evimin duvarlarındaydılar.

Benim için manevi değerleri öne çıktığından sanatsal açıdan üzerlerinde hiç düşünmemişim. Oysa eski tanıdıklar, diğer resimlerin yanında hiç yadırganmıyorlardı. Mersin Halkevi’ndeki kurslarda böyle resimler yaptıran öğretmen, aynı zamanda usta bir ressam olmalıydı. Peki kimdi?

Annemin anlattıklarından hocasının ön adının Cemal olduğunu anımsıyordum. Biraz araştırdıktan sonra soyadını buldum ve bu değerli hocanın Türk Resim Sanatı’nda önemli bir yeri olan Şişli Atölyesi ressamlarından Ali Cemal Benim olduğu bilgisine ulaştım. (Soyadı bazı kaynaklarda “Ben’im” olarak geçmekte.) Oradan yola çıkarak daha geniş bir araştırma yaptım.

“Gökkuşağı Gibi” adlı kitabımda, Halkevi’ndeki çalışmalar kapsamında yer verdiğim bu konuyu burada, gelecekte önemli bir başvuru kaynağı olacağına inandığım İçel Sanat Kulübü dergisinde daha ayrıntılı olarak ele alırken, 1930’lu yıllarda Mersinli gençleri resim sanatıyla tanıştıran Ali Cemal Benim Hoca’yı ve bir sanat tutkunu olan öğrencisi annemi saygıyla anıyorum.

Ressam Ali Cemal Benim’in yaşamıyla ilgili olarak çeşitli yayınlardaki bilgiler dikkatlice incelendiğinde çoğunun, 10 – 12 Ocak 1939 tarihinde Yeni Mersin Gazetesi’nde yayınlanan Ali Riza Tuncal imzalı, “Ressam Ali Cemal Benim ve ‘Atatürk’ Tablosu” başlıklı yazıya dayandığı görülmekte. Yazının ilk paragrafları şöyle:

“Şehrimiz Halkevi Ar Komitesinin dördüncü yıl resim sergisi evin konferans salonunda açılmış bulunmaktadır.
938 senesi zarfında komite derslerine müdavim (devam eden) 41 talebeye ait 170 kadar muhtelif etüdün teşhir edildiği bu sergide diğer senelere nispetle mükemmel bir inkişaf (gelişme) ve hakiki bir kabiliyet sezilmektedir.

Evvela bu ince duyguların yayılıp genişlemesine amil olan ar komitesini bu ulvi ve Milli vazifesinden dolayı şükranla karşılarken, diğer taraftan bitmez tükenmez bir gayret ve gaye ile memleketimize sanat aşkını zerk eden ve sergiyi ‘Atatürk’ tablosu gibi muazzam ve mükemmel bir eserle zenginleştiren Ressam Ali Cemal’i de burada takdirle anmak ve bazı hatıratını mevzu bahsetmekten kendimi alamayacağım.”

Sonrasında da özgeçmişinin anlatıldığı yazı, Ressam Ali Cemal Benim henüz hayattayken ve belli ki kendisinden alınan bilgilere dayanılarak yazılmış:

Ali Cemal Benim 1297 (1881) yılında Tüccar Emin Bey’in çocuğu olarak Beyrut’ta doğmuştur. İlkokula orada başlar, daha sonra ailesiyle birlikte geldiği İstanbul’da eğitimine devam eder. Rüştiye’den (Ortaokul) sonra Bahriye Mektebi Haddehane’de okur ve oradan 1901 yılında mülazım (teğmen) rütbesiyle mezun olur. Askeri okulda resim yeteneği fark edilir ve Sanayi-i Nefise Mektebi’ne (Güzel Sanatlar Akademisi) gönderilir. 1903 yılında da burayı madalya alarak, birincilikle bitirir, Bahriye Mektebi’nde resim öğretmeni olarak çalışmaya başlar. Daha sonra sivil okullarda da öğretmenlik yapar. 1904 yılında kolağası (yüzbaşı) rütbesine terfi etmesinin ardından askerlik mesleğinden ayrılır.

Sonraki yıllar duvar resimleri ve afişler yaparak geçimini sağlar ve ardından gazetelerde çizmeye başlar. Önce Âlem, Tasvir-i Efkâr, İleri adlı mecmualarda temsili resim ve karikatür çizer, Kurtuluş Savaşı yıllarında da Tercüman’ı Hakikat ve Akşam gazetelerinde çalışır. Resimli Gazete ve Resimli Ay gibi mecmualar, Nasrettin Hoca ve Karagöz gibi mizah gazeteleri de onun emek verdiği yayın organlarıdır. 1923-1932 yılları arasında Yeni Gün gazetesinde ve onu izleyen Cumhuriyet gazetesinde aralıksız çalışır. Gazete ressamlığı yaptığı yıllardaki başarılarından ötürü 1933 yılında İstanbul’daki Gazeteciler Cemiyeti tarafından kendisine bir takdirname verilir.

Yeni Mersin gazetesindeki yazıda Ali Cemal Benim’in Tasviri Efkâr gazetesi tarafından Çanakkale’ye gönderildiği ve dönüşünde savaştaki bir askeri betimleyen “Timsali Şecaat” adlı bir resim yaptığı anlatılmakta. Bu resim Harbiye Nâzırı Enver Paşa tarafından satın alınmış ve baskı kopyaları çıkarılmak üzere Almanya’ya gönderilmiş. Baskılar yapılmış, ancak savaş sonrasının kargaşası nedeniyle ödemeler aksamış ve tablo, basımın yapıldığı matbaada kalmış.

1914 yılında Birinci Dünya Savaşı çıkınca resim öğrenimi için Paris’te bulunan öğrencilerin İstanbul’a dönmeleri ve çeşitli okullarda öğretmenlik yapmaya başlamalarının ardından 1916 yılında “Galatasaraylılar Yurdu” adlı mekânda, tanınmış 48 ressamın katıldığı bir sergi açılır. Güzel Sanatlar Akademisinin parlak mezunlarından biri olan Ali Cemal Benim de o sergiye resim veren sanatçılardan biridir.

Ertesi yıl da Şişli’de “Harbiye Nezareti Resim Atölyesi” adıyla bir sanat atölyesi kurulur. Daha sonra “Şişli Atölyesi” adıyla anılacak olan bu girişime, sanatçı ve sanat tarihçisi Celal Esat Erseven’in önerisi üzerine Harbiye Nezareti tarafından izin verilmiştir. Osmanlı Devleti’ndeki sanatsal çalışmaları tanıtmak üzere müttefik Avrupa ülkelerinde sergiler açılması düşünülüyordur ve mevcut resimlere ek olarak savaş resimlerinin üretilmesi için böyle bir girişimde bulunulmuştur. Özellikle Çanakkale Savaşlarını konu alacak olan bu kahramanlık resimlerinin ayrıca toplum için moral kaynağı olacağı düşüncesi de nedenlerden biridir.

Şişli Atölyesi’nde çalışmak üzere bir grup ressam görevlendirilir. O grupta Ali Cemal Benim’den başka İbrahim Çallı, Hikmet Onat, Namık İsmail, Ruhi Arel, Sami Yetik ve Ali Sami Boyar vardır. Zaman zaman kendisi de resim yapan Abdülmecid Efendi ve dönemin başka sanatçıları da uğrarlar atölyeye.

Kendilerinden savaş ve kahramanlık konularının işlenmesi istenen bu sanatçılardan bazıları savaş alanlarını incelemek üzere Çanakkale’ye giderler. Ayrıca, atölyeye devlet tarafından, model olarak kullanılmak üzere asker ve savaş malzemesi gönderilir; muşamba, boya gibi savaş sırasında bulunması kolay olmayan resim malzemesi sağlanır.

Türk resim tarihinde önemli bir yeri olan bu atölyede, gece gündüz çalışılarak kısa süre içinde çok sayıda savaş resmi üretilir. Ancak bu resimlerde savaşın şiddet içeren yüzünden çok, insancıl ve duygusal konuların ele alınmış olduğu gözlenir. Bu resimler önce 1914’ten itibaren yapılmış diğer resimlerle birlikte “Savaş Resimleri ve Diğerleri” adıyla Galatasaraylılar Yurdu’nda açılan bir sergide sergilenirler, sonra da Viyana’ya gönderilirler. 1918 yılında açılan Viyana Sergisi’nde, aralarında Abdülmecid Efendi’nin de eserleri olan 142 tablo yer alır. Bunlardan sekizi Ali Cemal Benim’in yapıtıdır. Viyana’nın ardından Berlin’de de bir sergi açılması öngörülmüştür; ancak savaş sonrasının koşulları nedeniyle bu sergi gerçekleştirilemez. Resimlerin yurda geri getirilmesi bile epeyi uğraş verildikten sonra, ancak 1921 yılında mümkün olur.

Ali Cemal Benim’in bu sergide yer alan yapıtları şunlardır: “Biraz Su/Yaralı Düşman Askerine Yardım Eden Türk Askeri”(Genelkurmay Karargâhı Koleksiyonu), “Dobruca’da” (Ankara Resim Heykel Müzesi), “Yaralı Asker” (Askeri Müze Koleksiyonu, “Türk Süvarisi” (İstanbul Resim ve Heykel Müzesi), “Maydost’tan” (Nerede olduğu bilinmiyor), “Yasak” (Nerede olduğu bilinmiyor), “Siperde Mektup Okuyan Asker” (Özel Koleksiyon) ve “Yalak Yanında Atlı” (1917 tarihli olmasına karşın bu resmin sergide yer alıp almadığı bilinmiyor)

Ali Cemal Benim, Çanakkale’yi ve Kurtuluş Savaşı’nı konu alan resimlerden başka, deniz resimleri, peyzaj, portre, natürmort olmak üzere değişik türlerde resim yapmıştır. Deniz konulu eserleri de çok başarılı olduğu için deniz ressamı olarak da tanınır. Yağlıboya dışında suluboya eserleri de vardır. Bazı resimlerinin bulunduğu özel koleksiyonlar bilinmektedir.

Yeni Mersin gazetesindeki yazıda Ali Cemal Benim’in kendi ağzından Beyoğlu’nda bir atölye açmış olduğu, binden fazla yapıt ortaya koyduğu, bunlardan bir kısmını sattığı, ama çoğunu ya armağan olarak verdiği ya da yardım kurumlarına bağışladığı anlatılıyor. Ancak bu atölye çalışmasının tarihi hakkında bir bilgiye rastlanmadı.

Ressam Ali Cemal Benim’i sanatsal yönden irdeleyen bir çalışmada, resimlerinde önceleri gerçekçi tarz görülürken, zamanla izlenimciliğin etkisinin görülmeye başlandığı ve bunun Şişli Atölyesi’nde ürettiği eserlerinde çok belirgin olduğu vurgulanmakta ve örnek olarak “Biraz Su/Yaralı Düşman Askerine Yardım Eden Türk Askeri” (1917) adlı yapıtı verilmekte. Ayrıca, Ali Cemal Benim’in Şişli Atölyesi’nin en çok resim üreten ressamı, adeta yıldızı olduğu değerlendirmesi yapılmaktadır.

Yazar Mahmut Yesari de “Modern Türkiye Mecmuası”nda (sayı15) onun gazeteciliği ile ilgili olarak şöyle yazmıştır: “O, Türk gazeteciliğinin tanınmağa ve tanıtılmağa değer bir simasıdır. Türkiye’deki gündelik gazetelerde ilk defa ‘temsili resim’, ‘hamasi krokiler’ çizen gazete ressamı odur. ‘Pazar ola Hasan Bey’, ilk önce onun kalemiyle gazete sütunlarına geçmiştir. Ali Cemal’in çizdiği ‘Pazar ola’ bir şaheserdi…”. Yazar, daha sonra da espriyle, onun bir bahriyeli, Haddane’den çıkmış eski kurtlardan olduğunu vurgulayıp, “yorgun yüzüne bakıp aldanmamak gerekir” diyerek yazısına devam eder.

Ali Cemal Benim’in, İstanbul’dan ayrılıp Liman İdaresi’nde çalışmak üzere Mersin’e yerleşmesinin 1930’ların başlarında olması gerek.

Mersin’e yerleştikten sonra da Halkevi’nde gönüllü olarak resim kursları vermeye başlar. Ali Rıza Tuncal’ın yazısının yanı sıra o dönemden kalan fotoğraflar da kursların ne kadar yoğun ilgi gördüğünü, orada yapılmış resimlerse çalışmaların ne kadar ciddiye alındığını göstermektedir.

Halkevi’nde Resim Kursu (5 Mayıs 1937) (Meriç Alkan Arşivi)

Halkevi’ndeki çalışmaların yer aldığı 1939 yılının başındaki sergide bir de onun eseri “Atatürk” tablosu vardır. Yeni Mersin gazetesindeki yazısında Ali Rıza Tuncal bu tabloyu ayrıntılı olarak betimlemekte; resmin dört yıllık bir çalışma sonunda ve fotoğraf kullanılmadan, hayal gücüyle yapılmış olduğunu belirtmektedir:

“Ali Cemal’in mahir elinden çıkmış, Türk şehametini (bahadırlığını) temsil eden çok kıymetli tablolar mevcuttur. Fakat ‘Atatürk’ tablosundaki fevkaladelik, üstadın sanat bakımından ruhundaki inceliği tebarüz ettiren yegâne şahittir.

Bu tablo hiçbir taraftan kopya edilmiş değildir. 2.10 m boyunda ve 1.40 m eninde yapılmış hayali bir resimdir. Lakin Büyük Önder’i mareşal üniformasıyla irae etmektedir (göstermektedir.). Ve aynı zamanda poz itibariyle bambaşka bir fevkaladelik göstermektedir. Fon, bulutlu ve serin bir havayı tecessüm ettirmekte. Gazi, tabloda görünmeyen bir karargâh yanında mevcut büyük bir tepe üzerinde durmakta, sağ elinde sigara ve omuzlarında kaput bulunmaktadır. Duruşta hakiki bir tabiilik olmakla beraber çok büyük bir azamet ve sonsuz bir alâm görünmektedir.

Her cihetten tabloda canlı bir ruh olduğu ilk bakışta nazara çarpmakta ve insanı gayri ihtiyari önünde baş bükmeye sevk etmektedir.
… Yapılış tarzına gelince: Klasik ile empresyonist arasındadır.
… Umumiyetle kahramanlığın, iradenin ve idealin bir ifadesi olan, çok beğenilen ve çok sevilen bu tablo hakkında söz söylemeyi fazla görürüm.
… Fakat bitimi ne kadar acı bir eseri tecellidir ki, Ulu Önder’in hayata gözlerini yumduğu güne tesadüf eder.”

Bu yazının İSK dergisinde yayınlanmış olan versiyonunda “2.10m x 1.40m boyutundaki bu tablonun nerede olduğu bilinmiyor olsa gerek.” diye yazmıştım. Ancak kısa süre önce bir sahafta tablonun bir posterini bulduğumda aslının nerede olduğu bilgisine de ulaştım. Posterde resmin altına “Ulu Önder Yüce Komutan – Mareşal Mustafa Kemal Atatürk” ve sağ alt köşesine de “Ali Cemal Benim-1938” diye yazılmış. Aslının da Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde olduğuna dair bir not düşülmüş.

Böylece hiç olmazsa tablonun daha önce ulaşamadığım bir fotoğrafını görme imkânı doğmuş oldu. Bu arada, Ali Riza Tuncal’ın yaptığı betimlemelerin de ne kadar isabetli olduğu görülmektedir.

Bu tablo Mersin Sergisi’nden sonra 1939 yılının Mart ayında Ankara Halkevi’nde açılan “Ali Cemal Benim ve Öğrencileri Resim Sergisi”nde de yer almıştır4.

Resmin yapıldığı yıllarda Mersin Halkevi’ndeki tiyatro çalışmalarına katılan Şinasi Develi de bir söyleşisinde, resim atölyesinde Ali Cemal Benim’in çok büyük bir Atatürk tablosu üzerinde çalıştığını gördüğünden söz etmektedir.

Ali Cemal Benim, Yeni Mersin Gazetesi’ndeki o yazının yazıldığı yılın sonunda, 7 Aralık 1939’da, henüz 58 yaşındayken Mersin’de hayata veda eder ve Mersin Mezarlığı’nda toprağa verilir.

Bu bilgiler ışığında “Mersin’deki resim çalışmalarının başlangıç noktası Halkevi’ndeki resim kurslarıdır” demek yanlış olmasa gerek.

Halkevi’nde yaptığı Atatürk tablosuna Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yer verilen Ali Cemal Benim gibi büyük bir ressam, Mersin için bir şans olmuştur. Anısına saygıyla.

Ali Cemal Benim’in eseri “Mesudiye Zırhlısı tablosu (Semihi Vural dosyasından)

Öğrencisi Nezihe Hanım’ın tablosu (Kontrplak üzeri yağlıboya 30 x 40 cm – Meriç Alkan keleksiyonu)

KAYNAKÇA
1) TUNCAL, Ali Riza- Yeni Mersin Gazetesi,10 ve 12 Kânunsani (Ocak), 1939.
2) GÖREN, A.Kamil -Türk Resim Sanatında Şişli Atölyesi ve Viyana Sergisi, 1997.
3) ÖZDENİZ, Engin- Türk Deniz Subayı Ressamlar/Turkish Naval Officer Painters, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Kültür Yayınları Sanat Eserleri Dizisi No:1, İstanbul 1994.
4.) acıkarsiv.ankara.edu.tr – Çiğdem Doğan, Ankara Halkevi Sergileri, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Sanat Tarihi Ana Bilim Dalı Yüksek Lisans Tezi, 2009
5.) Hayat Mecmuası (Tarihi belli değil)

Not. Yeni Mersin gazetesi arşivinden fotokopi sağlayan arkadaşım Semihi Vural’a ve Mimar Sinan Üniversitesi Kütüphanesinden kitap sağlayan Ressam Yahya Bağcı’ya teşekkür ederim.

İlk defa İçel Sanat Kulübü Dergisi, Sayı 161, s. 26 (2008)’de yayınlanmış olan yazı, Ocak 2017 itibariyle yenilenmiştir.

Top