Santa Tekla – Santa Maria – Prof. Nevit Kodallı

Meryemlik.jpg

DEVLET SANATÇISI PROF. NEVİT KODALLI

İnsanoğlu, ta başından beri ister Anadolu’nun büyük Ana Tanrıçası Kibele’ye tapsın, ister daha sonra Antikite’de, payyen dönemlerde, başta Baba Tanrı Zeus olmak üzere diğer çok tanrılara tapsın, bu tapınmayı kendi elleriyle yaptıkları heykelleri tanrıların timsalleri olarak görerek bunlar aracılığıyla tapınıp, Tanrı ya da Tanrılara erişmeye çalışmışlardır. Hiç görmedikleri için bu timsaller, daima kendi düş güçleriyle yaratıldıklarından, Kibele heykelcikleri doğal olarak biri birilerine benzemezler, biz sadece doğurganlığı simgeleyen iri karınlarından ve iri memelerinden bunların Kibele’yi temsil ettiklerini anlarız. Payyen dönemde ise üzerlerinde yönettikleri güçleri temsil eden sembollere bakarak, ya da varsa altlarındaki yazılardan bunların Zeus mu, Apollon mu, Pallas Atena mı olduğunu anlarız. Aynı şekilde, bu dönemde yapılan Tanrı heykellerinin, kabartmalarının yüzleri ve bedenleri biri birilerine benzemezler, çünkü bunları yaratan insanların düş gücüne göre değişik tasvir edilmişlerdir.

Hıristiyanlık dönemine gelince de durum aynıdır ve sistem eskisinin devamı gibidir. Tasvir, ya da heykelleri sonradan yapan hiç kimse ne Hz. İsa’yı görmüştür, ne Meryem Ana’yı, ne de sonradan Hıristiyanlık âlemince aziz veya azize olarak kanonize edilmiş, sayısını kesin bilemem, 450 mi 475 mi kutsal kişiyi!.. Bu kimselere ait yaşamlarında yapılmış otantik resimleri, heykelleri de mevcut değildir! Sonradan ressamlar, heykeltıraşlar, ikonlarda olsun, fresklerde olsun, resimlerde olsun tapınmada araç olarak kullanılan İsa’yı, Meryem’i, Tekla’yı, Sofia’yı ve diğerlerini kendi düşlerinin ürünü, temsili olarak yaratmışlardır. Bu yüzden ne Boticelli’nin Afrodit’i, Fidias’ın, bir diğerinin Venüs’üne, ne Rafeal’in Meryem’i, İsa’sı, Micheal Ange’lınkilere benzerler. Çünkü elde otantik olabilecek hiçbir belge, örnek yoktur, herkes kendi duyusuna, muhayyelesine göre yaratmıştır.

Hıristiyan aleminde de payyen dönemde olduğu gibi tasvirlerin kimler olabileceklerine dair bazı ipuçları vardır. Örneğin, milyonlarca kiliseyi dolduran İsa resim ve heykelleri, yüzler benzemese de çarmıha gerili oldukları için İsa; Meryem, kucağında bebek İsa olduğu için Meryem kabul edilir, yanında arşları varsa bu Aziz Markos’tur, etrafında evcil hayvanlar varsa Aziz Antuan’dır vb. Ama yüzleri, giysileri hiç birbirlerine benzemezler, yalnız ortak bir yanları vardır, o da başlarının üzerinde kutsal nurdan bir çember, bir hâle bulunur. Bunları belirttikten sonra, altında kim olarak yapıldığını belirten bir yazı yoksa ve ne maksatla, nerede, niçin yapıldığını düşünmeden her gördüğümüz başı hâleli – hâlesiz kadın heykeli, resmi Meryem Ana veya bir başka azize sanılamaz.

Benim genç yaşta, 1975 yılında vefat eden en küçük ağabeyim Nihat Kodallı çok sanatkâr bir ferforjeci idi. Atölyesi Mersin’de, Atatürk Caddesi’nde, eski Tüccar Kulübü ile Akkahve’nin karşılarında idi. İşleme demir sanatında tekdi. Günlük rutin işlerinin yanında kendi kreasyonuna göre demirden değişik şeyler yapardı. Hatta uzun çalışmalardan sonra komple bir Karagöz takımını bütün tipleriyle demirden yapmıştı. Atölyesi Akkahveliler’in sık sık ziyaret ettiği bir yerdi ve yerli yabancı turistlerin gelip uzun uzun seyrettikleri dernİrden eriyle doluydu duvarları.. 60 II yıllarda Ankara’da Fransız Kültür Merkezi’nde bir sergi açmış, çok ilgi toplamıştı. Kendisine “Demiri konuşturan adam” denilirdi. Bundan 36 yıl önce bir Mersin’e gelişimde kendisi, Silifke’de, Aya Tekla’nın tapındığı mağarasının girişine muhafaza için bir demir işlemeli kapı yaptığını söylemişti. Kimin sipariş ettiğini hatırlamıyorum. Belki Silifke Turizm Bürosu, belki bir Hıristiyan Misyonu tarafından yaptırılmıştı. Bana, kapının üzerine bu kutsal yerin sahibi Aya Tekla’yı tasvir eden bir figür yaptığını, karıştırılmaması için üzerine demirden “Aya Tekla” yazısı koyduğunu anlatmıştı. O zaman Aya Tekla adını ben ilk kez orada duyuyordum. Sonra kendisi, eşim ve birkaç dostla birlikte otomobille yola çıktık, Taşucu yolundan içerilere saparak bazı kilise kalıntılarının bulunduğu bir yere geldik, yer altına inen bir mağara ağzına benzeyen yeri korumak için rahmetli ağabeyimin yaptığı, üzerinde Aya Tekla tasviri bulunan işleme demir kapıyı görmüştük. Stil ve işçilik tekniği tamamen Nihat Kodallı’nın stiliydi. Aradan yıllar geçti, geçenlerde İçel Sanat Kulübü’nün tertiplediği bir yat gezisinde Silifke’den Sn. Celâl Taşkıran’la tanışmıştım. Lâf lâfı açıp, konu Aya Tekla’ya gelince, kendisine yukarıda anlattığım üzere oradaki kapıdan söz etmiştim, Bana “O figür Aya Tekla’nın değil, Meryem Ana’nındır! diye cevap alınca “Yahu etme eyleme. Bunu ağabeyim bundan 36-37 yıl önce Aya Tekla için yapmıştı” diyerek geçmiş olayı anlatmıştım. İçel Sanat Kulübü’nün Eylül 96 Bülteni’nde kendisinin, ağabeyimin yaptığı demir kapının üzerindeki figürün Aya Tekla’ya değil, kesin bir ifade ile Meryem Ana’ya ait olduğunu yineleyen yazısını okuyunca, ya bana inanmadığını, ya da bazı şeyleri bilmediğini üzülerek gördüm. 21 yıl önce vefat eden ağabeyim Nihat Kodallı mezarından çıkıp, gerçeği söylemeyeceğine göre bu görev durumu bilen ve tanık olan bana düşüyor demekti!

Taşkıran ının bu kanıya varabilmesi için söz konusu kapı üzerindeki “Aya Tekla” ibaresini bir yana bırakalım, Meryem Ana’nın temsili olmayan otantik bir imajını hiç görmüş müdür ve dünyada var mıdır ki böylesine “Meryem Ana”dır diye ahkâm kesebiliyor?. Tabii ki yoktur! Pekiyi, figürün kucağında Meryem Ana’yı temsil eden bir bebek İsa var mıdır? Yoktur!.,. Kendisi Aya Tekla’nın tasviri olmayan otantik bir resmini, heykelini görmüş müdür ki “Bu Tekla’ya değil Meryem’e benziyor” diyebilsin? Tabii değil!.. Niçin Aya Sofia, Aya İrini değil de ille de Meryem Ana?. Bilemem L. Uzun uzun kavuştu” dediği ikondaki tasviri yapan ressam, Aya Tekla’yı 1980 yıl öncesinden görmüş biri midir?… Yok canım! olur mu öyle şey!.. resmin bir yanında Aya Tekla’yı tasvir ettiğini belirten bir yazı yoksa her halde tahminime göre gözleri havaya dikili, başında hâlesiyle bir kadın resminin Aya Tekla olduğunu nereden anlayabiliyor?..

Bırakalım bunları.. Nihat Kodallı’nın 36-37 yıl önce elleriyle yaptığı demir kapıdaki o güzel figürün Aya Tekla adına yapıldığını simgeleyen bir “AYA TEKLA” ibaresi vardır. Ve bu böyledir!

Keşke ağabeyimin yaptığı kapının arkasında Aya Tekla’yı temsil eden daha birçok ikonlar, resimler, heykeller bulunsa da, o mekân daha zenginleşse, ünlü turistik bir müze olsa…

İÇEL SANAT KULÜBÜ Aylık Bülteni 52. Sayısından Alınmıştır.

Söz Konusu Kilise deki Tablo ile ilgili Celal Taşkıran’nın yazısı için tıklayınız. 

Aynı konu ile ilgili M.Vehbi Uysal’ın yazısı için tıklayınız……….. 

Biyografik Bilgi

scroll to top