SİLİFKE VE TARİHİ ZENGİNLİKLERİ – Şinasi BAŞAL

Silifke.jpg

Kültür Varlıklarımız – Şinasi Başal
Silifke yüzyıllardan beri çeşitli medeniyetlerin yerleşmelerine, kök salmalarına beşik olmuş, onları toprağıyla, suyuyla, havasıyla beslemiş, savaşmış savaştırmış, abideler yaptırmış, şehirler meydana getirmiştir.
İlçemiz, doğudan batıya, kuzeyden güneye, yalnız Türkiye’nin değil, dünya üzerindeki bunca ülkenin elde edemeyeceği tarihi ve doğal güzelliklere sahiptir. Yol üzerinde veya arazi üzerinde adım attığımız her yerde, gözümüze çarpan her alanda bir tarih iziyle karşılaşmamız mümkündür.
Silifke şehir merkezi, Taşucu kasabasının kuzey sırtlarında kurulan koloni şehir HOLME’nin önemini kaybetmesiyle M.O. 3-4. yüzyılda büyük bir iskan harekine uğramıştır. Ancak mezar buluntularından çıkan pişmiş toprak eserlerden görüldüğü üzere Greklerin de iskan ettiği bir şehir olduğu görülür, M.S. 2-3. yüzyılda yapılmış olan Zeus mabedi Roma döneminin en güzel örneklerindendir. Korint nizamında yapılan mabed, Peripteros planlı olarak bilinmekteydi. Ancak, yapılan arkeolojik kazılar sonucu “Pseudo Dipteros” oldüğü görülmüştür.
Roma dönemi Silifke Satrapı ( Vali ) Octavius Memor tarafından M.S. 77-78 yıllarında yaptırdığı taş köprü, çeşitli defalar gördüğü tamiratlar sonucu eski özelliğini kaybetmiş durumdadır, Roma dönemine ait olan tiyatronun bugün sadece bir paradosu ortadadır.
Bizans dönemine ait kalıntılardan en önemlisi ana kayayı oyarak sonradan mimari bir estetik verilen ve Tekir Ambarı olarak bilinen su sarnıcı da mimari bir güzellik olarak görülmelidir.

Kale ise, Orta Çağda Dağlık Kilikyaya hakim olan Rupan sülalesi tarafından eski temeller üzerine inşası biraz daha genişletilerek onarılmıştır.Sivri kemerli tonozlu kale için Türk devrinde de onarımlar görmüştür. İçinde II. Beyazıd vakfı cami de bulunan kalede Evliye Çelebiye göre 17. Asırda 60 kadar ev bulunmakta idi. Bugün bütün bu kalıntılar yıkılmış durumdadır,
Selçuklular dönemine ait iki eser kayıtlara geçmesine rağmen hamam 1974 yılında yıkılarak yerine bina yapılmıştır. Çarşı Camii olarak da bilinen Alaattin Camii uzunlamasına 3 beşik tonozla örtülü tek kubbelidir. İç kısmında süsleme izi olmasa da mihrap ve kapı girişi süslemeleri orijinaldir.
Osmanlı dönemi eseri olan Reşadiye Camii de, Sadrazam Nusret Paşa tarafından yaptırılmıştır. Camii pek önemli bir mimari yapıya sahip değildir. Ancak iki tarafta yer alan sundurmalar, devşirme mazerne kullanılmak suretiyle çeşitli sütun ve sütun başlıklarının bünyesinde bulundurmaktadır.
Kayıtlara göre Roma dönemine ait Stadium ile Abiin Paşa küşküne (Eski Kız Enstitüsü) ait bugün hiç bir iz kalmamıştır.
İlçemizin yakın çevrisinde bulunan Ayatekla Orenyeri de Bizans döneminin en kutsal yerlerinden birisidir. Aslen Konyalı olan Azize Tekla’nın gizlice Hristiyanlığı yaymaya başladığı kutsal yeraltı kilisesi, sonradan inşa edilen büyük Tekla bazilikası, kubbeli kilise, hamam ve sarnıçları ile nekropol alanı zaman içerisinde burasının önemli bir yerleşim yeri olduğunu gösterir.
Dağlık Kilikya içerisinde ilçemiz sınırlarında kalan kısımda yer alan, Cambazlı, Yenibahçe, Karadedeli, Paslı, Karakabaklı, Karaböcülü, Demircili, Hasanaliler köyleri arazisinde de adım atılan her yer Roma ve Bizans döneminin kalıntıları ile doludur. Ağa Limanı veya Liman Kalesi olarak bilinen yarımada üzerinde kurulan kale de Türk askeri mimarisinin güzel örneklerinden biridir.
Silifke-Anamur yolundan 14 km. stablize yol ile ulaşılabilen Kilikya Aphrodisiası da görülmeye değer kültür varlıklarımızdandır. Bir çok yapı kalıntısı ile su sarnıçları ve lahit mezarların bulunduğu alanda en önemli eser Panteleon Kilisesidir. MS. 4. yüzyılda yapılmış o küçük kilisenin içi tamamen rengarenk ve desenli çini figürleri ile kaplıdır.
Kısaca açıklamaya çalıştığımızı örenyerlerinin yanısıra ilçemiz sınırları içerisinde sayısız antik kalıntı mevcuttur. Bir çoğu onarılmak ümidiyle bekleyen bu antik kalıntılar özellikle yabancı ziyaretçilerin zevkle gezip gördükleri, Biim adamlarının incelemek amacıyla dolaştıkları alanlardır.

İçel Sanat Kulübü Yayını : 1 Antik Silifke ve Çevresi Yazan : Şinasi Başal

Bu yazı İÇEL SANAT KULÜBÜ AYLIK BÜLTENİ – TEMMUZ 1993 15. SAYI’sından alınmıştır.

Biyografik Bilgi

scroll to top