TARSUS GÜLEK BOĞAZI – (ANADOLUNUN KAPISI) – SEMİHİ VURAL : 3. BÖLÜM

Orta-Toroslar.jpg

Orta Toroslar / Doğu Akdeniz
Kilikia’dan Kapadokya’ya Uzanan Tarihi Yol
Melih Eriş
“ Eğer kendini arıyorsan, yönünü dağlara çevir, dağlarda gözlerini kapat, kulaklarınla gör. Ağaçların fısıltılarını dinle, böceklerin seslerini. Binlerce yıllık uygarlıkların izini sür. Doğaya bir keşif yolculuğu için yoldan çıkmaya hazır ol! İnsan kısa sürede neleri keşfedebilir? Yol aldıkça kendini, kültürünü, unuttuklarını…

…Belki Orta Toroslar ve Aladağları geçme hayalini gerçeğe dönüştürmek istiyordum. Orta Toroslar, güney batıdaki Taşeli platosu ile kuzey doğudaki Uzunyayla arasında uzanır. Bu kesimdeki başlıca yüksek kütleler batıdan doğuya doğru Bolkar Dağları, Aydos Dağları, Aladağlar, Tahtalı Dağlar ve Binboğa Dağları’dır.

Planımız, Toroslar’ın terasından çatısına çıkmak. Yolumuzu bulabilirsek, önümüzde Orta Toroslar’ın en zor geçidi olan, yüksekliği 3200 metrenin üzerindeki ‘Atkuyruğunu Sallamaz’ geçidini aşarak, Toroslar’ın bir yakasından diğer yakasına geçerek, Aladağlar’ı aşıp, Acısu yaylasını, Kapuzbaşı şelalelerini görüp, sonrasında Kapadokya’ya ulaşmak. “Atkuyruğunu Sallamaz Geçidi” araçla geçilebilecek en yüksek yer olarak kayıtlarda görünüyor. Buraya ‘Atkuyruğunu Sallamaz’ denmesinin sebebini oradaki Yörüklerden öğreniyoruz. Bu geçit de sadece keşfetmenin hazzını duyuyoruz.

Kilikya’dan Kapadokya’ya uzanan tarihi yolu aşabilmek için biz de yoldan çıktık. Bu yolda zorlu dağlar, geçitler bizi bekliyordu. Zorlukların derecesini kestirebiliyor olsam da, yıllardır içimi kemiren yükseklikten dolayı o kadar soğuk olur ki buralarda, sinek yaşamaz, bu sebeple atlarda kuyruklarını sallamazlarmış. Tahtalı Dağı üzerindeki yolu takip ederek Kokarat, AttıranÇeşme, Damlama, Topak Ardıç, Çıkrıcak, Boynırbık, Kalacık, Olukkaya Köyü, İnköyü’nü aşarak Gülek Boğazı’na varıyoruz. Şimdi rotamız, Orta Toroslar üzerindeki Aladağlar…”

Kilikya’dan Kapadokya’ya uzanan tarihi yol. Land Rover Owners (LRO) Türkiye web sitesi: http:/lroturkiye.org/index.php?option=com_ content&task=view&id=31&Itemid=49

Orta Toroslar’da İklim ve Bitki Örtüsü
Akdeniz Bölgesi’nde, Toros Dağları’nın denize bakan yamaçları tipik Akdeniz ikliminin etkisi altındadır. Bu yamaçlarda yükseklik artışına paralel olarak iklim karakteri sertleşir. Yüksek platolarda ve iç kesimlerde ise kara iklimi hüküm sürer. İç kesimler orman örtüsünün tahribi sonucunda çıplak ve kıraç kalmıştır. Bütün bunlara rağmen, Türkiye orman varlığının % 25’i Akdeniz Bölgesi’nde, özellikle Toros Dağları üzerinde yer alır. Kış aylarında

Toroslar’ın denize bakan yamaçlarında yer yer 2000 milimetreyi aşan yağışlar saptanır. Yüksek alanlarda kar uzun süre kalır. Doğu yönünde ise iklim karakteri çok daha serttir. Dar kıyı şeridi boyunca uzanan Çukurova’da, Akdeniz iklimine uygun çeşitli tarım ürünleri yetiştirilir.
Toros Dağları’nın doğal bitki örtüsü, bulunduğu bölgeye göre çeşitlilik gösterir. Toroslar’ın Akdeniz iklimi hüküm süren bölümlerinde makiler, yer yer iğne yapraklı çam ormanları, bazı korunabilen alanlarda sedir türleri görülür. Akdeniz Bölgesi içinde bulunan dağlarda egemen olan bitki örtüsü makidir. Yüksek kesimlerde meşe ve kızılçam ormanları, daha yükseklerde ise iğne yapraklı ağaçlar, Lübnan Sediri karaçamlar ve ardıçlar bulunur. Orta Toroslar’da, Adana bölümünde, Sarıçam ve Halep Çamı toplulukları bulunurken Amanos Dağları’nda Toros Dağları’nda bulunan ağaçlarla Doğu Kayınları bulunur. Yapraklarını döken ve her mevsim yeşil kalan ağaçları, derin vadileri, akarsuları ve şelaleleri ile Toros Dağları, mukayese edilemez güzellikte bir doğaya sahiptir.

Türkiye’de coğrafya araştırmaları konusunda 50 yıla yakın çalışmalar yapıp yayına dönüştüren Hüseyin Saraçoğlu, ülkenin bitki örtüsünü iyi saptayıp, ulaşım için karayollarının buna göre planlanmasını gerektiğini belirtir, bunu başarmak için örnekler verir:

“Mesela, Güney Anadolu başlıca iki iktisadi grubu içerir. Antalya grubu; Anamur burnu ile Kaş arası Antalya kolektörüne bakar ve bunun iktisadi akış yeri de ‘Çubuk Boğazı’dır. Daha önemli olan Çukurova grubu ise ‘Gülek Boğazı’ile Maraş – Malatya koridorudur. Bu halde Türkiye, bu kabilden bir hayli iktisadi büyük gruplara ayrılacak, her grubun Türkiye’yi oluşturan bütün içinde iktisadi değeri belirtilecek, sonra da, kan damarları gibi, bütün bu üretim maddelerinin akış yönleri, yan yollar ele alınacak ve ona göre değerlendirilecektir. Yollar kuru bir sıralama şeklinde değil, iktisadi bünyeye sıkı bir surette bağlanarak açıklanacaklardır.” (Hüseyin Saraçoğlu -Türkiye Coğrafyası, Bitki Örtüsü, Akarsular Göller. Sh.30-81)

Toros Dağları (Tarsus Mountains)

Saklı Adlar Doruğu Toroslar’ın Anlamı
Toros Dağları’ndan söz ederken Halikarnas Balıkçısı şöyle der:
“Dikkat edin, bu adı iyi araştırmak gerekir” der. “Çok eski arkaik zamanlarda Atinalılar, Giritliler’e düşmandı… bu olaydan bir efsane uydurdular… Ayrıca bu olayın altında birtakım tarihi gerçekler gizlidir. Zeus’un boğa kıyafetine girerek, Avrupa’yı (Europa) doğudan kaçırdığı efsanesiyle Toros, yani “Boğa” dağlarının adı arasında büyük ilişkiler vardır.

Çukurova’nın göverileri, Adana ufukları boğa türünün gelişmesine en uygun ortam olduğu için bu yerleri çevreleyen dağlara Toros (Taurus-Boğa) dağları denmiştir. Zaten bu dağlara Türkçe’de “Binboğa Dağları” denir ki, bu da Toros sözünün Türkçe’ye çevirisidir.

…Ama Toroslar’a, Toros adının verilmesinin nedeni sadece bu değil; eskiden beri eski Girit’in, koskoca Ege ve deniz uygarlığını yaratanların, Anadolu’dan adalara göçen Anadolulular oldukları biliniyordu.” (Halikarnas Balıkçısı – Hey Koca Yurt – s. 268-270)

Toros’un sözlük anlamı (Taurus), ‘Boğa’ olarak geçse de, bazı kaynaklara göre eski Yunanca’da Taurus, “beyaz boğa” anlamına gelmektedir.

“Yeryüzünün çoğu yarımadaları kuzey-güney doğrultusunda oluşmuşken , Küçük Asya, doğudan batıya doğru uzanır. Kuzey ve güney kıyılarına paralel olan (Taurus=Beyaz Boğa adı belki de TanrılarTanrısı Zeus söylencesinden gelen) Toros sıradağları, Ege Denizi’nin verimli ovalarına yaklaştıkça genişler ve alçalır.” (Bozkurt Güvenç – Türk Kimliği, S. 59).

Aşağıdaki yazı, 10 Nisan 2010 yılında “4. Çukurova Kültür, Sanat Günleri” sözcüsü, gazeteci-yazar Çetin Yiğenoğlu’nun, Taha Toros için yapılan anma günü için; Yaşar Öztürk’ün hazırladığı kitabın önsözünden alıntıdır.

Çukurova Ödülü’nün Anlamı, Öyküsü Torosların Boğası
Çetin Yiğenoğlu
Çook, çok eskilerde, henüz takvimin bilinmediği devirlerde, Homo Tauricus (Toros) insanları, “zaman” kavramını kendilerince anlamlandırıyorlardı. …Bazı kabileler, aylara “yılın adımları” yıla ise “zamanın geçişi” diyorlardı. Zamanı her yıl yeniden başlatarak kozmogoniyi –zamanın yeniden doğuşunu, yenileyip yineliyorlardı. Zaman üzerine kurguladıkları ritüellerde geçmişi yok ederken, insanın, toplumun günah ve hatalarını siliyor, dünya ve evreni kirinden arındırıyor, bir “yeniden doğuş”u gerçekleştirmiş oluyorlardı. Kozmogonik eylemin bu biçimde sonsuza dek yinelenişi, her yeni yılı yeni bir çağın başlangıcına dönüştürürken ölüler diriltiliyor, insanların yeniden doğuşa inancının sürekliliği sağlanıyordu.

Eski inançların etkisinde yaşayan bu insanlar, göksel ‘arketip’ arayışlarında, yüksek dağlara kutsal kimlik kazandırıyorlardı. Bu yönelim sonucu “dünyayla evrenin merkezi” ve “göğün kapısı”nın, kutsal kabul ettikleri dağın doruklarındaki kozmik bölgede bulunduğunu düşünüyorlardı… Filistin’de Tabor ve Gerizm dağları, Hindistan’da Meru Dağı, Mezopotamya’da Ülkeler Dağı, (Ziggurat da bir kozmik dağdır), Ural-Altay bölgesindeki Sumeru Dağı, İran’da El Bura Dağı ile Laos’taki Zinnalo dağı gibi, Toroslar da kozmik bir dağ olarak dünyanın ve evrenin merkezi konumunda görülüyordu. Yılan balıklarını yumurtlamak için gittikleri Meksika kıyılarından, Caretta Caretta kaplumbağalarını da Avusturalya’dan Çukurova kıyılarına çeken ilgide, günümüzde bile kozmik bir iz, im arayan insanlar o dönemlerde yarattıkları her mite kozmik anlamlar yüklüyorlardı.

İnsanoğlunun eski devirlerdeki bu “zaman” ve “kozmik merkez” arayışlarına bakarak “Boğa” anlamına gelen “Toros” ismine bir anlam yüklemek ilk anda anlamsız gelebilir. Ancak, “Toros” isminin etimolojik geçmişiyle sunduğu merkez simgeciliği ve yeni yıl senaryolarının ilk örneklerine ilişkin anekdotlar dikkate alındığında, ilginç gerçeklikler çıkıyor ortaya.

Çukurova’yı ve Doğu Akdeniz’i kucaklayan bu görkemli dağın, bu Toroslar’ın, geç antik çağda biçimlenen bir dinin felsefesi ve sembolizmasının oluşumunda nasıl önemli bir işlev üstlendiği açık seçik görülüyor. Ekinoksların (ekvatorun zodyakla kesiştiği noktalar) gerilemesine ilişkin astral gerçekliğin, MÖ 128 yılında Hipparkus tarafından keşfedilmesi üzerine biçimlenen Mitraizm dininin temel dayanaklarını oluşturan kültün, en az altı bin yıllık geçmişe sahip Toros imgesinden nasıl esinlendiği hemen anlaşılıyor.

Mitras, eski bir Pers tanrısı olan “Mitra” adının Latince ve Yunanca biçimi; bölgemizde, Tarsus özelinde Çukurova’da doğdu, önce Doğu Akdeniz’e zamanla Akdeniz’in her yerine yayılan bir din olarak insanları oldukça etkiledi. Soyut Tanrı, tek Tanrı kavramının oluşumunda çok etkili oldu.

Mitras, bazı yazıtlarda “fethedilemez güneş” diye nitelendirilir. Güneşi “Tanrıları doğuran, bütün varlıkların babası” diye tanımlayan Sofokles buradan hareket etti. Bu tür astral arayışların sonucunda bir felsefi disiplin olarak Mitraizm, Stoa’dan, Stoa da Mitraizm’den etkilendi. Mitraizm, Stoacılığın, bir tür astral din ya da yıldız tapkısının varlığını kabul anlamında “astrolojiye bağlılık, uzun astrolojik devirler ve dünya dönemleri”, “Büyük Yıl tezi”, “doğa güçlerinin kişileştirilerek temsil edildiği alegorik açıklamalar” gibi, Stoacılığın üç temel dayanağının oluşumunda etkili oldu. Mitraizm’de galaksimizin bir parçası olduğu Samanyolu (Sütyolu), Stoacılığın etkisiyle, “yaratılış yolundaki ruhların yolu” diye tanımlandı…

“Ruhların beslendikleri sütle dolu” olduğuna inanıldığı için Samanyolu’na da “Yaratılış’ın Tanrısı” denildi. Bundan etkilenen Stoacılar, doğa güçlerini mitoloji kahramanları olarak kişileştirdiler. Zamanla ekinoksların gerilemesini belirleyerek uzay hareketini yöneten bir tanrının varlığını öne süren bir tez geliştirdiler. İnsanlığı soyut Tanrı, Tek Tanrı kavramına götüren bu gelişmeler sonucu Stoacılar, ay, yıl, mevsimlerle, yıldızlara da kutsal anlamlar yüklediler. Uzayı ve yıldızları kutsal birer varlık olarak kabul ettiler; onlara uzay hepten bir tanrı gibi göründü.

Mitraizm, bir ikon olan boğa öldürme sahnesiyle (Tauroktoni) günümüze geldi. Artık ölü bir kült olarak kabul edilmesi gerekirken, astral din kökenli düşünce sahiplerince ortaya sürülen günümüzdeki kıyamet senaryolarını da etkilemeyi başardı.

2012 yılında kıyametin kopacağını savlayan kimi şarlatanlar senaryolarını ekinoks noktalarının zodyak üzerinde gerileyerek çok yavaş bir hızla devinmesini, her 2160 yılda bir burcu geçerek Zodyakları 12 kez 2160, yani 25.920 yılda tamamladığına inanan Mitraizm’e dayandırıyorlar. Mitraizm’e göre ilkbahar ekinoksu bugün Balık takımyıldızında ise, birkaç yüzyıl sonra Kova’da olacak demekti. Yunan-Roma döneminde ilkbahar ekinoksu Koç, sonbahar ekinoksu ise Terazi’deydi. MÖ 4. bin ile 2. bin arasındaki Tauroktoni’de, onların yerini Boğa ve Akrep alıyordu. Tauroktoni, gök ekvatorunu göstermesine karşın ekinokslar Koç ve Terazi’deyken değil, Boğa ve Akrep’teyken meydana geliyordu.

Tauroktoni sembolizması ilkbahar ekinoksunun tamamen Boğa’da olmasına dayandırılmakta, dolayısıyla bahar ekinoksunun Boğa burcundan çıkışını anlatmaktaydı. Boğa, en son değişen burç olduğu için, söz konusu külte böylece damgasını vuruyordu. Ne var ki, Boğa sembolizması, Mitraizm’den birkaç bin yıl öncesinde de Anadolu halkları tarafından biliniyordu. Kizzuwatnalılar’ın (Çukurovalılar) yanı sıra Tarsus sikkelerinde de kentin sembolü olarak kullanılıyordu. Hititler’de ise boğa, aşılmaz Toros dağlarını açarak krala ve askerlerine yol gösteren ilahi/kozmik bir güçtü.

Uluslararası Çukurova Sanat Günleri’nin her yıl ilkbaharda düzenlenmesiyle birden çok gerekçenin yanı sıra bu külte de gönderme yapıyor. Etkinlik, bir anlamda ilkbahar ekinoksunun Tauroktonik dönüşümüne denk düşüyor. Stoacıların öncelediği “akıl” ile büyük dönüştürücü güç Tauroktoni birlikte değerlendirilince, “Çukurova Ödülü”nün plaketi, Çukurova’nın işte bu öz kültür varlığından yola çıkılarak hazırlandı. Yapılan birkaç küçük değişiklik ve soyutlamanın yanı sıra, evrenin astrolojik dönüşümünü sağlayan “boğayı öldüren kılıç” yerine “kalem” tasarlanarak dünyamızın gelişimine sanatın bölgemizden katkısı vurgulanmak istendi.

Özellikle Orta Toroslar, Anadolu yönünden bakıldığında görkemli bir görünüm sergiler. Hele kış mevsiminde, özellikle güneşli havalarda görülmeye değer; seyrine doyum olmaz. Pek çok boğanın ardı ardına dizildiği bir boğa sürüsünü hayal etmek hiç de zor değildir. Bu ‘beyaz boğa’ tanımına ileride tekrar dönmek üzere, şimdi “Toroslar ve Gümüş” üzerine derlemelere bakalım.

Gümüş ve Toroslar
Gülek Boğazı yoluyla Anadolu’yu Akdeniz’e bağlayan Toros Dağları üzerinde, Darboğaz Kasabası’na bağlı Maden ve Gümüş köyleri vardır. Bu köylerin yakınında bulunan ocaklarda, geçmiş çağlarda işletilen kurşun, simli kurşun ve gümüş ocakları vardır. Osmanlı dönemine kadar işletilen bu madenlerin öyküsü antik çağlara kadar uzanır.

Tarihin babası Bodrumlu Herodot, (MÖ 5. yy.) Kilikya’nın Pers yönetimine vergi olarak, 500 talent (1260 kg) gümüş ve 360 beyaz at verdiğini yazar. (Kitap III. Sh.173) Gümüş, dört bin yıldır hayatımızda yer almaktadır. Yazılı kaynaklarda adı sık sık zenginlik kaynağı olarak geçen gümüşün tarihi, Asur koloni dönemine dayanmaktadır. MÖ 2000 başlarında Mezopotamya’daki Asur Devleti yöneticileri, bugün adını gümüşten alan Gümüşhane’ nin de içinde bulunduğu Anadolu’ da pazarlar kurarak, yöreden çıkarılan gümüşü ülkelerine götürmüşlerdir. Toros çevresi de gümüş ve diğer madenler açısından oldukça verimlidir. Bu yüzden Hitit endüstrisi, demir yataklarına, ormanlara kolaylıkla ulaşabilmesi açısından, düzlükteki devletlere göre stratejik avantaja sahipti. Güneyde bulunan Kizzuwatna, Tarhuntassa yerleşimleri “Gümüş Dağı” olarak anılan Toroslar ve Amanos bölgeleri, çok kısa sürede devlete katılmıştı.

MS 66 yıllarına ait 13 gr lık şekel.

Hititler zamanında önemli bir zenginlik kaynağı olan gümüş, alışverişte değer ölçüsü olarak kullanılmış, o dönemde ödemeler genellikle gümüşle yapılmıştır. Levhalar biçiminde kestikleri gümüşün üzerine çivi yazısı ile yazılar yazılmıştı. Bu belki de “ilk para” idi.

Hititler’in para birimi ‘Şekel’di. Şekel, aynı zamanda, tıpkı bugünkü İngiltere parasında (pound) olduğu gibi, bir ağırlık ölçüsüydü. Bir şekel, bugünkü ölçüyle 8.4 gramdı.

Para olarak kullanılan şekel 8.4 gram ağırlığında gümüş çubuk ve halkalardı. Paranın icadından sonra da şekel kullanıldı.

Gümüş Dağları
Fenikeliler sadece İspanya, Kuzey Afrika, Fransa ve İtalya ile sınırlı kalmamışlardır. Batı Akdeniz’in yanı sıra Doğu Akdeniz’de Kıbrıs’ta ve Anadolu’da yayıldıkları bilinmektedir. Kilikya’daki Samal (Zincirli Höyük), Toroslar’daki Karatepe, Fenikeliler’in Anadolu’daki önemli merkezleri haline gelmişti. Fenikeliler için ticaret ve keşif aynı anlama geliyordu neredeyse. Keşfettikleri her bölge, gittikleri her yer, kurdukları her yerleşim birimi, ticareti daha iyi yürütmek içindi. Ulaştıkları adalara, vadilere ad veriyorlardı. Bu adlara bakarak bir ülkede ne gibi zenginlikler olduğunu anlamak mümkündü. Bakır Adası denen Kıbrıs’tan bakır getirilirdi. Bugün Sina Yarımadası olarak bilinen, eski dünyanın Malakit Yarımadası’nda malakit denen yeşil bakır taşı çıkarılırdı. Gümüş Dağları’ndan gümüş elde edilirdi.

Keşfettikleri her bölgeyi adlandıran Fenikeliler, gümüşün çıktığı yer olan Toros Dağları’na da Gümüş Dağları adını vermişlerdir. Hitit adı da bu kavime komşularınca verilmiş bir isimdir. Onlar kendilerine “Neşalı” diyorlardı.

Yazılı kaynaklarda, Asurlular’ın Babil’in 200 kilometre kadar kuzeyindeki Tuttul (Hit) kentine sefer yaparak, Batı Samiler’in baş tanrısı ‘Dagan’a burada dua ettikleri belirtilmektedir. Dagan, Man kenti de dahil olmak üzere, Yukarı Bölge’yi, Sedir Ormanları’nı ve Gümüş Dağları’nı bağışlamıştır. Bahis konusu Sedir Ormanları Amanus veya Lübnan Dağları ve Gümüş Dağları ise Toroslar’dır.

Görüldüğü gibi, sadece Fenikeliler değil, Mezopotamyalılar da Toroslar’a Gümüş Dağları diyorlardı. Gümüş ve Boğa sözcükleri özdeşleşmiş gibi…

Boğa Betimlemeleri
(Gümüş) Boğa = Fırtına (Gök) Tanrısı

Tarsus Gözlükule’de bulunan Fildişi Dağ Tanrısı Heykelciği – Adana Müzesi

“Hititler’de baş tanrı Fırtına (Gök) Tanrısı idi. Fırtına Tanrısı, baş tanrıça ile birlikte federal Hitit Devleti’nin en önemli birleştirici gücünü oluşturuyordu. Ona hem yerli Hatti ve Hurri halkları, hem de Anadolu’ya göçen Hint – Avrupalı Hititler tapıyorlardı. Hitit metinlerindeki ‘siu’ sözcüğü Yunancadaki ‘Zeus’ ve Latincedeki ‘Deus’un karşılığıdır. Ancak ‘siu’ belirli bir tanrının adı olmayıp, Latincedeki gibi yalnızca tanrı anlamında kullanılıyordu. Fırtına Tanrısı’na Hattiler ‘Taru’, Hurriler ‘Teşup’ diyordu. Hitit hiyerogliflerindeki işaretler ise Prof. Dr. Sedat Alp’e göre ‘Tarhu’, ‘Tarhuna’ ya da ‘Tarhunt’ diye okunuyordu.” (Ekrem Akurgal, Anadolu Kültür Tarihi, s..120)

Taru
Anadolu’nun tarihi coğrafyası hakkında elde edilen bilgilerden dolayı “Wilusa”, Troya ile bağlantılıdır. Çeşitli kaynaklarda saptanan, Wilusa / (w)İlios / İlion; Taruisa //Tru(w) isa / Troya; Alaksandu / Aleksandros isimleri arasındaki ilişki artık kanıtlanmıştır. Troya’da 1995 yılında bulunan hiyeroglif mühürden, Troya ile Hitit ve Luwi kültürleri arasındaki bağlantı olduğu kabul edilebilir.

Luwi ve Hitit’ten gelen bu kutsal ismin Troya kentine ve Toros dağlarına adını vermiş olduğu anlaşılıyor. (Fahri Işık ile kişisel tartışma notlarından. SV), (Metin Alparslan – Artukka, Assuwa Ülkesi ve Lokalizasyonu. Anadolu Araştırmaları XVI İstanbul, 2002:25)

Hitit kralı II. Murşili, MÖ 1318 yılında yaptığı Arzava seferi ile güçlü düşmanının topraklarını üçe bölüp, vasal (uydu) krallıklar olarak kendine bağlar. Bunlardan birisi, daha sonra Troya olarak anılacak olan, ‘Viluşa’nın başkenti olan Taruisa kentidir. Viluşa’nın güney ve batı Anadolu’da kesinleşen yerleri özellikle Hattuşa tunç tabletleriyle belgelenir.

Toros adı “Taru”dan geliyorsa ve “Kutsal Beyaz Boğa” demekse; öyküdeki boğanın rengi ve boynuzlarının gümüş olduğu başka nasıl açıklanabilir?

Hitit tanrılarının isimleri Hattice, Hurrice, Sümerce olmasına karşın, söz konusu tanrının işlevi ve niteliği değişmemektedir. Örnek vermek gerekirse, Hitit panteonunun baş tanrısı olan Fırtına Tanrısı’nın Hattice adı Taru, Hurrice adı ise Tesup’tur. Fırtına Tanrısı Taru, metinlerdeki tasvirlerde ve sanat eserlerinde dağlar üzerinde durmaktadır. Hititler, dağları kutsal sayıyorlar ve onlara tapıyorlardı.

Anadolu’da, Hititler’e ait “Boğa ile Fırtına Tanrısı” ile ilişkilendirilebilecek çok daha erken dönemlere ait çeşitli tasvirlere rastlanır. Çatalhöyük’te ortaya çıkarılan, MÖ 6000 yılına tarihlenen bir kült odasındaki boğa başları ve boynuzlarının da ortaya koyduğu üzere, boğa kadim bir Anadolu tanrısıdır. Alaca Höyük güneş kursları ve kral âlemlerinin hepsi bir çift boğa boynuzu üzerinde taşınırdı.

Hatti dini, Eski Tunç Çağı’nın “zoomorph” denilen hayvan biçimli tanrı inanışı yerine, insan kılıklı inanca sahipti. Hititler, Hattiler’in etkisiyle “anthropomorph”, yani insan kılıklı tanrı inancına geçtiklerinde, hangi tanrıyı kastettiklerini anlatmak için, her insan kılıklı tanrıyı onun hayvan biçimli karşılığıyla tasvir ediyorlardı. Orta Tunç Çağı’nda ise, boğa, Anadolu’da gök tanrısının kendisi olmuştu.

Hitit sanatında görüldüğü üzere ‘boğa’ en büyük tanrı olan Fırtına/Gök Tanrısı’nın simgesiydi. Boğa’nın tanrıyla özdeşleştirilmesi ilk defa Hitit yazılı kaynaklarında görülür. Hitit dilinde yazılmış en eski yazılı belgede, Yüceltici, tanrı katında saydığı önemli bir yazıda şu ifade yer almaktadır:

“Pitha’nın oğlu Kusarra kralı Anitta! O, göğün Fırtına (boğa) Tanrısı’nın katında sevilirdi… Benim ardımdan kim kral olursa ve oraya yerleşirse, göğün Fırtına Tanrısı onu çarpsın.” (Ekrem Akurgal, Anadolu Kültür Tarihi, s. 23)

Muhtelif Boğa Betimlemeleri

Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nden Boğa Başları Standı.

Solda: Çatalhöyük’te bulunan bu boğa resmi Anadolu’da bulunmuş en eski boğa betimlemesidir. Sağda: Çatalhöyük. Bir kült odasının duvarını süsleyen boğa resmi (MÖ VI. Binyıl) Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi

Gümüş kakmalı tunç boğa heykelciği. Yükseklik 52 cm. Hititler’de gök/fırtına tanrısını simgeleyen bu yapıt, Hattili ustalar tarafından üretilmiştir. (Alacahöyük. MÖ 2100-2000) Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi.

Horoztepe buluntusu boğa betimi : Yükseklik 41 cm. (MÖ 2200) (J.G.Macgueen – Hititler ve Hitit Çağında Anadolu) Horoztepe’de bulunan Hatti sanat ürünü ikiz boğa heykelcikleri. Bu boğalar, Gök Tanrısı’nın arabasını çeken Serri (gündüz) ve Hurri (gece) adlı kutsal boğalardır. (MÖ 2100-2000)  New York, Metropolitan Sanat Müzesi.

III.Murşili’nin (MÖ 12182-1275) mühür baskısı. Gök Tanrısı, Hurri ve Serri adlı kutsal boğaların çektiği arabasında. Boğazköy buluntusu. (Peter Newe, Antike Welt 1992, kapak resmi.)

Hitit maden sanatının başyapıtları arasında ön sırayı alan Gümüş Boğa ritonu. MÖ 2. Bin yıl boğalarının karekteristiğinde ve döküm tekniği ile yapılmıştır. (Norbert Schimmel koleksiyonu. (New York)

Acaba fotoğrafta görülen boğa, Halikarnas Balıkçısı’nın sözünü ettiği “UROK” denilen yaban boğaları mıdır? (1991 Adana İl Yıllığından) O şimdi kayıp!

Solda Çankırı, İnandıktepe Tapınağı’nda bulunmuş olan boğa ritonları. Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi.
Sağda: Boğazköy, boğa adam rölyefli bir vazodan parça. Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi.

Artık, Beyaz Boğa ve Gümüş Dağları terimlerinin ışığında Anadolu uygarlıklarında saptanan boğa betimlemelerine geçebiliriz. Anadolu’da, arkeolojik kazılar sonunda, Hitit sanatına ait pek çok boğa betimli eser gün ışığına çıkarılmıştır. Fotoğrafların bazıları Ekrem Akurgal’ın “Anadolu Kültür Tarihi” adlı kitabından alınmıştır.

MÖ 6500’lerde Çatalhöyük’ten güneye bakınca, adını kutsal boğadan alan Toros Dağları’nın gözlenebilmesinin de bir anlamı olmalıdır. Dikkat çekici bir başka ayrıntı da, boğa türbesi olarak adlandırılabilecek, boğa başları ve resimleriyle bezeli özel odalarda, boğa başlarının da Toros Dağları’na bakar biçimde düzenlenmiş olmasıdır. Çatalhöyük, dağ ile boğanın, boğa ile inancın özdeşleştiği bir coğrafyadır. (Kevser Yalçın – indigo dergisi | arşiv | Sayı 72 | Eylül 2011)

“Aksiyon” Dergisinden Bir Haber:
“Avrupa’da eski eser meraklısı birisi, elinde bir boğa heykeli olduğunu, eğer bu heykel Türkiye’nin malı ise, iade edceğini söylemiş ve Adana Müzesi’nden boğa heykelinin fotoğrafını istemiş. Ama gel gör ki, istenilen boğa heykelinin fotoğrafı Adana Müzesi’nde yok! Oysa boğa heykelinin bu müzeden çalındığı biliniyor…”

Diğer Boğa Seçkileri
1.25 metre yüksekliğinde, bazalt bir taş levha üzerindeki rölyefte; kral ve kraliçe boğa önünde libasyon (Tanrıya içki sunumu) yapıyor.

MÖ 14. Yüzyıl. Alacahöyük. Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi (The Ancient World. Psul Hamlyn Limited 1966 Kondon. Sayfa 79, Resim 60)

Tarsus Mühürü
Arkeoloji literatüründe “Tarsus Mühürü” olarak bilinen hematit mühür beş yüzlüdür. Kare olan esas mühür alanı çifte gloş motifiyle çevrilidir; burada oturan tanrıça karşısında tapınma durumunda, kısa giysili figür, kral veya rahip yer almaktadır. Diğer dört yüzde de tanrılar, tanrıça, tapınan kişiler ve libasyon yapan (Tanrıya içki sunan) uzun giysili kartal başlı karışık varlık ( jeni) dikkat çekmektedir. Bu mühürde tanrıların ve ikincil figürlerin işlenişi özgün Hitit biçemini yansıtmaktadır. Hitit gliptiğinde (mühür oyma sanatı) büyük kral Muvatalli hariç, birkaç mühür baskısı üzerindeki “boğa betimleri” adalelerin belirtilmesi, baş, boyun, ense ve özellikle kalça üzerindeki palmet (dilimli simetrik yaprak motifi) stilizasyonu, Alaca Höyük Fırtına Tanrısı “Boğa”nın koşutudur.

Başını öne eğmiş, saldıran boğa kabartmalı ortostat. Görüldüğü gibi “boğa” Anadolu kültürlerinde başat bir simgedir. (Alaca Höyük. Ankara, Anadolu Medeniyetleri Müzesi)

Hitit mühürleri ve baskıları üzerinde de boğa ve konsantrik daireler üzerindeki boşluğa “kral oğlu” işareti ve iki yanında konsantrik daireler işlenmiştir. Altta kral ve kraliçe mühürlerinde görülen assu/sağlık, iyilik ve TI/hayat işareti, sağda da başka unvanlar görülmektedir. Ayrıca boğanın sırtı üzerinde HH işareti Yıldırım/L 199”, grifon ve çift başlı kartal (var). (Oxford Ashmolean Museum)

Kitabın bir sonraki bölümüne geçmek için bu satırı tıklayınız. ……………………………………..

Ziya Aykın

Ziya Aykın

Biyografik Bilgi

scroll to top