TARSUS İŞGAL ALTINDAYDI – Ethem AYDIN

kuvayı-e1382428999137.jpg

Dağ başını duman almış
Gümüş dere durmaz akar
Güneş ufuktan şimdi doğar
Yürüyelim arkadaşlar!…
Yıl, 1919.  Tarsus Fransızların işgali altında. Sokağa çıkma yasağı var. İşgalciler her gün sabahtan, her evin nevalesini, etinden, sütünden, yağından, peynirinden, boy boy konservesine kadar dağıtıyorlar. Kuşun sütü eksik! O zaman Tarsus’ta evler tek katlı, toprak damlı.
Savaş artığı; yaşlılar, orta yaşlılar, hemen hemen hiç genç yok, damdan dama geçerek, çelengilerin duldasında toplanıp yarenlik ediyorlar, yavaş sesle!
Biri – Yahu şu Fransızlar iyi mi ne? Bu bir avuç döküntüyü, sizi bizi neye besliyorlar, kılıçtan geçirip neden kurtulmuyorlar.
– Ülen aslında bunlar akidemizi zehirliyorlar, bunu iyi bil!
– Zahir gene de Osmanlı’dan korkuyorlar, mı ne?
– Osmanlı’da korkulacak ne galdı, onu da İstanbul’da ingiliz gavırı besleyip duruyormuş.
– Asırlardan belli, Osmanlı onların efendisiydi, zahir bizi dev bellediler! Eriyip bittiğimizi ağnayamıyorlar!
– Padişah Amerika’ya habar salasıymış, gelin bizi kurtarın deyesiymiş. Bir çok ulema da böyle düşünüyormuş!
– Donuna güvense gene savaşırdı ya;
– Bizim gimi özürlülerden ne köy olur ne kasaba! Hepimizi sehipleyiverdi, yularımızı üzerimize attı, ne gördüğü var, ne düşündüğü!
– Eskiden, keyfi yerindeyken, istediğinde, cendermesini yollardı, erginleri, kulağından tutar, sınır boylarına yollardı. Öl babam öl…
– Bir kolsuz – eyi deyoguz, eyi de; – Şu işsiz güçsüz, çeleni duldalarında kaçamak kaçamak buluşmalarla, geçirdiğimiz günlere, gün mü deyorsunuz? Gafes guşu gibi değil miyiz?
– Böyle yaşaya bilir mi, goca yörük!..
– Öğümüzdeki sokaklar, bağlar, bahçeler, arkadaki tepeler, doruğu karlı, yeşilli morlu, enişli yokuşlu, soğuk sulu pınarlarıyla boz bulanık dereleriyle, goca Toroslar bizim değil miydi? dersiğiz? Ebencet ölenler neyin uğruna öldü bellersiğiz!!! Garşımızda, mezarlıkda yatan, yediden yetmişe, ölülerimiz; vallaha galkıp yüzümüze tükürürler böyle böyle, değsiz gonuşursanız!
Aynı yaşlı kolsuz – gulağıma geldiğine göre, sarı paşa deye biri varmış, duşmanla girdiği savaşları hep gazanırmış; şimdi.
– Dağlara çıkan çeteler de onuğ emrindeymiş. Bizler burada sivtinip duracağımıza, tez zamanda dağlara çıkalımın, çetelere garışag. Belkime bir işe yararız. Ölürsek de, milletin nezdinde bir yerimiz olur.
Tarsus’ta iki gün koyu bir sessizlik yaşanır. Zulalardan, tek horozlu, çift horozlular çıkarılır, namlıların karıncası, gazla temizlenir, vazaline yatırılır. Boy boy saçmalar dökülür, güğerçile kükürt, kömür tozu harmanlanır, kalınca bezler arasında yavaş yavaş ezilir. Atım ayarları yapılır. Barıdın nemi azaltılır. (Böylece endazesiz diremsiz barut yapılmıştır). Güdüllere doldurulur. Azık çıkınları, tütün keseleri, çakmak gayıtıda unutulmadan yerini bulur. Seher vakti, kuşlar kurtlar destur alıp öterken, ev halkıyla sarmaş dolmaş vedalaşılır. Göz yaşları selolur, umut barajlarında, geleceğin, güzel ve özgür günlerin yüksekliğinde buluşmak düşleri, o Türkün gizil gücü bir avuç savaş artığı, yelolur, birer birer evlerinden çıkar, yola ravan olurlar. Sayıları yirmidir; ama bir ordu kadar içleri dolu dolu kavi, Pozantı’ya doğru yol alırlar! Bu sonun başlangıcıdır.
Kısa aralıklarla; Fransız taburu (Karboğazında esir alınmış, Menil teslim olmuş, Ankara, bu çok sayıda esirin iadesi için, koşulsuz özveri göstererek, iyi niyet gösterisinde bulunmuş, sıcak yaklaşım Fransız kurmaylarınca ve devletince, çok çok iyi karşılanmış, askıda kalan bir çok problemin dostane çözümüne katkıda bulunmuş; 1920 de Ankara Anlaşması imzalanmıştır.) Bu sonun başlangıcıdır.
*Bu yazı  “GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE BİR İLETİ başlığıyla yayınlandığı İçel Sanat Külübü  Aylık Bülteni Ocak 1997 – 55. Sayı” sından alınmıştır

Biyografik Bilgi

scroll to top