YUMUKTEPE    Prof.  Isabella Caneva  Mersin’in atası olan Yumuktepe, 9000 yıl önce höyüğün çekirdek tabakasını oluşturan Neolitik çiftçiler tarafından oluşturulmuştur. Ardından gelen yerleşimler ile tepe zaman içinde 23 m yükselmiş, teraslı evle, önceki kalıntıların üzerine yollar inşa edilmiş, böylece " /> YUMUKTEPE    Prof.  Isabella Caneva  Mersin’in atası olan Yumuktepe, 9000 yıl önce höyüğün çekirdek tabakasını oluşturan Neolitik çiftçiler tarafından oluşturulmuştur. Ardından gelen yerleşimler ile tepe zaman içinde 23 m yükselmiş, teraslı evle, önceki kalıntıların üzerine yollar inşa edilmiş, böylece " />

YUMUKTEPE HAKKINDA GENEL BİLGİ – Prof. İsabella CANEVA

Yumuktepe-w2.jpg

Mersin’in atası olan Yumuktepe, 9000 yıl önce höyüğün çekirdek tabakasını oluşturan Neolitik çiftçiler tarafından oluşturulmuştur. Ardından gelen yerleşimler ile tepe zaman içinde 23 m yükselmiş, teraslı evle, önceki kalıntıların üzerine yollar inşa edilmiş, böylece tabakalanma daha karmaşık bir hal almıştır.

Uygun konumunu, doğal kaynaklara ve ticaret olanaklarına borçlu olan yerleşme, Ortaçağ dönemine (13. yüzyıl ortaları) kadar kesintisiz iskan edilmiş ve Anadolu platosu, Doğu Akdeniz ve diğer Akdeniz ülkeleriyle ilişkisini sürdürmüştür. Yumuktepe 1936-1938 arasında J. Garstang tarafından kazılmıştır ve yirminci yüzyıla kadar Yakın Doğuda bilinen tek Neolitik site olarak yerini korumuştur. 1993’te İstanbul ve Roma Üniversiteleri kazılara tekrar başlamış ve daha önce gözden kaçan ekonomi, çevre, tarihleme ve teknoloji gibi noktaları değerlendirmek ve yakın zamanda yapılan keşiflerle oluşan yeni kültürel manzarada yerleşimi gereken yere yerleştirmek amaç edinilmiştir. Yeni çalışmalar Garstang’ın ortaya koyduğu tabakalanmayı büyük ölçüde doğrulamıştır. Ancak, tabakaların sıralanması daha iyi doğru tespit edilmiş ve gruplanmalar rahatlıkla izlenebilmiştir.

YUMUKTEPE    Prof.  Isabella Caneva
Yumuktepe, the ancestral settlement of Mersin, was founded 9000 years ago by Neolithic farmers, whose dwelling ruins formed the core of the stratification. With the subceding settlements, through time, the hill grew up to 23 m and the stratification became more complicated, with terraced houses and streets being cut into the slopes of the previous deposits.
Owing to its favourable position both as regards natural resources and trading opportunities, the site was uninterruptedly flourishing until the Medieval Period (13th century) and maintained trade contacts with the Anatolian plateau, the Levant and the Mediterranean countries. Yumuktepe was excavated in 1936-38 by J. Garstang and was the only Neolithic site known in the near east until the mid twentieth century. Excavations were resumed in 1993 by a combined expedition of Istanbul and Rome Universities, in order to reconsider previously neglected aspects, such as economy, environment, dating and technology, as well as to place the site in the new cultural context outlined with the recent discoveries. The new operations have largely confirmed Garstang’s general stratigraphy.  However, a finer sequencing of levels and a different grouping of levels into phases can now be traced.

Çevre
Sulak Mersin ovasının bir ucu iç Anadolu’ya, diğer ucu da Suriye ve Doğu Akdeniz’e açılır. Yumuktepe’nin erken tabakalarından çıkan Antep fıstığı, meşe ve çam kalıntıları bölgenin zamanında ormanlarla kaplı olduğunu göstermektedir. ATSR-2 uydusundan alınan görüntüler, Yumuktepe etrafındaki alanın jeomorfolojik değişimlerini ortaya çıkarmıştır: kıyı şeridinin, lagünlerin, kum tepelerinin, bataklıkların hareketini ve tektonik değişimler gibi… Bu hareketler sitenin etrafındaki alanda çeşitli formasyonların oluşumuna neden olmuştur. Höyüğün batısından akan Efrenk deresi, höyüğün kenarını yemiş ve aslında karşı tarafta olan  yatağı değişmiştir.

The Landscape
The well-watered plain of Mersin rises towards inner Anatolia on one side, and opens towards Syria and the Levant on the other side.  Charred remains of Pistachio, Oak and Pine trees from the early levels at Yumuktepe show that the area was much more densely forested than in modern periods. Satellite ATSR-2 images have highlighted geomorphologic transformations of the territory around Yumuktepe: changes in the shoreline, with the gradual formation of dune-bordered lagoons and swamps, and neotectonic movements.  These movements are likely to have produced an important morphological change in the immediate surroundings of the site : the Efrenk river, which now flows west of the mound, eroding its edge, changed its course, which was originally on the opposite side.

Erken Neolitik (M.Ö. 7000-6100)
İlk kazının en derin açmasının yanı başında yeni bir sondaj açılmıştır. Eski açmanın 80 cm aşağısında insan yerleşimine dair izler bulunmuştur.
Alçak taş temeller ve arka yüzlerinde saz izleri bulunan duvar sıvası parçaları dal örgüsü tekniğindeki kulübelerin varlığına işaret etmektedir. Arkeolojik kalıntılar bunların daha önce öne sürüldüğü gibi ahır olarak değil, yaşamak için kullanıldığını göstermektedir. Taş platformlar olasılıkla ocak işlevini görmüşlerdir. Çok sayıda iyi korunmuş hayvan kemiği prehistorik Mersin’in ekonomisi hakkına fikir verir. Bunların çoğu koyunlara ve keçilere aittir; bunların ardından sığır ve domuz gelir. Yumuktepe bu dört önde gelen evcil hayvanın bulunduğu en erken yerleşimlerden biridir. Avcılık artık yapılmamaktadır. Kültüre alınmış tahıllar (Triticum dic. Ve Hordeum), baklagiller (mercimek, bezelye ve burçak) ve meyvelerin (zeytin, incir, Antep fıstığı vb.) aralarında bulunduğu botanik kalıntılar karışık bir tarım ekonomisinin uygulandığına işaret eder.
En erken çanak-çömlekler küçük, kalın çeperli, perdahlı ve deve tüyünden koyu kahverengine değişen renklerde çömleklerden meydana gelir. Aletler büyük ölçüde, en tipik örnekleri delgiler olan obsidyen aletlerdir; farklı delgiler ve spatulalardan oluşan kemiklerdir.

The Early Neolithic (7000-6100 BC)
A new sounding was made next to the deepest trench of the old excavation.  Traces of human occupation were found for about 80 cm below the bottom of the old trench. Low stone foundations and fragments of wall plaster bearing imprints of reeds on the back are remnants of wattle and daub huts. The archaeological remains suggest that these were dwellings and not animal stables as previously proposed. Cobble platforms were probably used as fireplaces. Well preserved and abundant animal bones provide now information on the economy of prehistoric Mersin.  The majority are from sheep and goat, followed by cattle and pig. Yumuktepe is, so far, one of the earliest settlements with all four major domesticates.  Hunting was no longer practised. A mixed farming economy is also confirmed by the botanical remains, which include domestic cereals (Triticum dic. and Hordeum), cultivated legumes (lentils, peas and bitter vetch) and fruits (olives, figs, pistachios, etc.).
The earliest pottery is represented by small, thick pots, with a burnished surface ranging in colour from buff to dark brown. The tools are mainly in obsidian, the most typical being  perforators, or bone, including also different kinds of perforators and spatulas.

Orta Neolitik (M.Ö. 6293-6060)
Derin sondajın arkasında, 9 m derinliğinde geniş bir açma açılmıştır. Garstang’ın XXVI. Tabakasının altındaki yapı, bir koridorla birbirine bağlanmış dikdörtgen odalardan oluşur. Plan temel taşları sayesinde anlaşılabilmektedir; üst yapı ise olasılıkla dal örgüsü tekniği ile oluşturulmuştur. Uzaktan getirildiği anlaşılan iki konglomera blok siteye getirilmiş ve yapının güneyindeki anıtsal kapıda kullanılmıştır.  İç kısımda belli bir yapı ayırt edilememektedir, ancak çakıl taşlarından yapılmış, iki plasterli niş göze çarpmaktadır. Tabanda ortaya çıkarılan karbonlaşmış tohumlar, besinlerin kültüre alındığını göstermektedir.
Bu safhadaki en yaygın çanak çömlekler, kavuniçi renkte, perdahsız küçük kaplar ya da kâseler  ve  perdahlı, siyah renkli kaplardır. Bu dönemde taş aletlerde bir değişiklik gözlemlenmemektedir.

The middle Neolithic (6293-6060 BC)
Behind the deep sounding, a wide trench was opened at an  elevation of 9 m. The uncovered structure, below Garstang’s level XXVI, is composed of rectangular rooms connected by a corridor. The plan is outlined by foundation stones, while the superstructure was probably still in mud-plastered reeds. Two monolithic blocks of marine conglomerate, which were carried up to the site from some distance away, form a massive gate on the southern side of the building. The interior shows no particular structures, except for two plastered niches made of flat pebbles.  Carbonised seeds and fruits scattered on the floors of the dwelling suggest a domestic food processing activity.
The most common pottery type in this phase became orange unburnished small jars or bowls, together with a kind of Dark Faced Burnished Ware which shows metallic surface burnishing on thiny black or red cups.  No change in the lithic implements is visible in these levels.

Geç Neolitik (M.Ö. 5800)
Bir sonraki yapı katından önce, kalın bir kül tabakası bulunmaktadır. Bu katmanda bazı mezarlar bulunmuştur. Pek iyi korunmamış iskeletler küçük, yuvarlak mezarlar içindedir. Taş ve kabuktan yapılmış boncukları olan kolyeler dışında, yıldırım motifleri ile süslü, küçük çömlekler ve kâseler mezar buluntuları arasındadır.
Bu safhayı asıl tanımlayan mimari özellikleridir. Evler büyüktür ve apsise sahiptir; etrafları taş döşeli silo ile çevrilidir. Kerpiç tuğlalar ilk kez kullanılmıştır. Yerleşim höyüğün eteklerine doğru genişlemiş ve teraslı evler ile büyüt tahkimat duvarları inşa edilmiştir.
Boyalı ve perdahsız çanak çömleklerin ortaya çıkışıyla, keramik repertuvarında değişim gözlenir. Yeni tip çanak çömlek oldukça kaba, açık renklidir ve tipleri sınırlıdır.  En yaygın olanları kova ya da düz dipli, boyunlu çömleklerdir. Çeşitli geometrik motifler (şeritler, dikey ya da paralel şeritler, noktalar ve çengeller vb) kırmızı ve kahverengi renklerle boyanmıştır.

The Late Neolithic (5800 BC)
A thick ashy layer was deposited before the next building level.  Several graves were found in these deposits. The skeletons, poorly preserved, were lying in small circular pits, on their right side, in a contracted position. Besides necklaces made with stone and shell beads, grave goods included small pots, beakers or cups, decorated with painted “yildirim” motifs.
Architectural innovations characterise this phase: the houses were big, with absidal ends, surrounded by stone-paved silo.  Mud bricks were used for the first time.  The village extended down the slopes of the mound, with terraced houses and in the latest part of the phase big fortification walls were built.
Additional changes can be seen in the ceramic repertory, with the appearence of painted, unburnished pottery. The new ware is quite coarse, light coloured, with a limited variety of types, the most common ones being open buckets or large necked jars with flat bases. Various geometric motifs (chevrons, vertical parallel or crossing bands, dots and hooks, etc.) were applied with a dense red or brown colour.

Erken Kalkolitik (M.Ö. 5000)
XVI. yapı katında, 15 m derinlikte başka mimari yenilikler ortaya çıkar. Burada, taş temelli kerpiç bir duvar ile tahkim edilmiş, anıtsal bir kapısı olan küçük bir yerleşim vardır. Birbirine bitişik, sırayla inşa edilmiş yaşam alanları, askerlerin kullandığı barakalar şeklinde açıklanmıştır ve bunlar sitadelin iç çapını 60 m ile sınırlarlar. Yerleşmenin geri kalanı höyüğün eteklerindeki teraslara yayılmıştır ve bu yerleşim dışı mahalleler ile sitadeli birleştiren en azından bir yolun varlığı ortaya çıkarılmıştır. Sitadelin küçük boyutları, tahkimat sistemi, yoğun teraslama faaliyeti ve değişik alanlara uygulanan farklı mimari özellikler, iyi tahkim edilmiş ve nüfusun küçük bir bölümüne hizmet veren bir yukarı şehir ile pek özenli olmayan daha az standart yapılar arasındaki ayrımı belirtir. Bu durum aynı zamanda daha önceden belirlenmiş sosyal bir ayrımın göstergesidir. Söz konusu evre, güneydoğu Anadolu’daki Mezopotamya kökenli Obeyd kültürü etkisinin zirvesini temsil etmektedir. Tipik Obeyd üslubunda, kavisli kabartma süslerle bezenmiş çanak çömlekler Yumuktepe’de sıklıkla karşımıza çıkmaktadır.

Early Chalcolithic (5000 BC)
Further architectural innovations appear in correspondence of level XVI of the old excavations, at  an elevation of about 15 m, where a thick stone-based mud-brick wall with a monumental gate surrounds a small fortified town. A row of adjoining living quarters, interpreted as lodgings for soldiers (barrack rooms), limit the inner diameter of the citadel at about 60 m. The rest of the settlement was built on terraces on the slopes of the mound, and at least one road was discovered to connect these extra muros quarters with the citadel. The small size of the citadel, its monumental fortification, the intensive terracing and the different architectural features in the different areas reveal a marked separation between a high town, well defended and reserved for a small part of the population, and a lower settlement, with less standardized dwelling structures quite roughly built. This reflects an already defined social differentiation. This phase represents the climax of the Mesopotamian Ubaid influence in south-east Anatolia. Typical Ubaid-style pottery, decorated with painted festooned lines, was abundant in Yumuktepe.

Geç Kalkolitik (M.Ö. 4300)
Takip eden tabakalarda tahkimat, en azından yamaçlar üzerindeki duvarları desteklemek için yapılan istihkamlar ile devam etmiştir. Geçmiş yıllarda sadece üstün körü incelenen tabakalar, hem boyalı (kavisli siyah çizgiler), hem de çakmaktaşı ile işlenmiş (Coba kaseleri) tipik geç Obeyd çanak çömleği ile tanımlanmaktadır. Bu tabakalar, Yumuktepe’deki son Yakın Doğu etkili mallardır ve daha sonra yerlerini Troia ve Beycesultan gibi batı Anadolu merkezlerinin -belki de Yumuktepe’de gelişen yeni metalurji endüstrisi sayesinde-  kültürel özelliklerine bırakır. Takip eden evre olan ve şimdiye kadar çok fazla incelenmeyen Bronz Çağında, yerleşim yamaçlara, özellikle de güney kesime doğru genişlemiştir.
Late Chalcolithic (4300 BC)
The fortification continued in the following levels, at least as ramparts to sustain the walls on the slopes, if not for defensive purposes. The final levels, which have only been briefly investigated in recent years, were characterised by typical late Ubaid pottery, including both painted (wide festooned black lines) and flint-scraped bowls (Coba bowls). These levels show the last near eastern influence in Yumuktepe, replaced by new cultural traits typical of western Anatolian sites, such as Troy and Beycesultan, perhaps in connection with the new metallurgical technology developed at Yumuktepe.  During the following phase, the Bronze Age, so far very marginally investigated, the settlement expanded to the slopes, particularly on the southern part of the tell.

Ortaçağ Tabakaları (11.-13. yüzyıllar)
Yumuktepe’deki yeni kazılar Yumuktepe’nin geç Ortaçağ’da  hâlâ bir kale olduğunu göstermiştir. Bunun sebebi, çevresindeki geniş düzlüğe tepeden bakan tek yükselti olmasıdır.
Yumuktepe’de buluntular yardımıyla 11.-13. yüzyıllar arasına tarihlendirilen üç yapı katı vardır. Bunlar arasında en iyi korunmuş olan 11.yüzyıla tarihlendirilen Ib yapı katıdır. Bu, Yumuktepe’nin son kez tahkim edildiği tarihtir. Sur içinde, yapılar bir sokak boyunca sıralanmıştır. Bu yapı katıyla ilişkili, doğu kısmı kazılmayı bekleyen,  büyük bina, batı-doğu yönündedir. Bu binanın tabanının altında bulunan, yanlarına haç, cam koku şişesi, cam bardak, seramik maşrapa ve kase gibi ölü hediyeleri bırakılmış gömüler, yapının dini bir işlevi olduğunu düşündürtmektedir. Ortaçağ yapı katlarında ele geçen buluntular, Yumuktepe’nin Ortaçağ’da Batı Anadolu, Ege ve Suriye-Filistin bölgesiyle yakın ilişkiler içinde olduğunu göstermektedir.

Middle Age Levels at Mersin (11 th_ 13 th century)
It is evident from the new excavations that Yumuktepe was still a fortress in late Medieval times (11 th – 13 th centuries). The site would have  been chosen for a fortress as it is the only elevation in the surrounding broad plain.
Civilian, military and religious remains have been found.  The most magnificent Medieval buildings come from level Ib, which covers the eleventh century. This is the last time that the mound is enclosed by a fortified wall. Within the walls memorial architectural buildings line both sides of a street. The main building, of which the eastern section awaits excavation, lies in a northwest-southeast direction. We are lead to presume that the building was of a religious nature by the many burials found beneath its floor. Bronze crosses, glass drinking vessels, glass perfume bottles and ceramic jugs and bowls found amongst the remains support this supposition. The pieces of vase, cup and glass and bronze bracelets found along with large quantities of pottery closely resemble in colour and style, the finds from excavations at the Western Anatolia, Aegean and Syria-Palestine, all important sites of the period.

Biyografik Bilgi

scroll to top