YUMUKTEPE VE MERSİN İSKELELERİ – 32. BL.

Yumuktepe-b1.jpg

YUMUKTEPE

Kuruluşu on dokuzuncu yüzyıl ortalarına dayandırılsa da, yerleşim olarak Mersin tarih öncesinin izlerini taşır. Bu izlere ilk olarak 1933 yılında İngiliz Arkeolog Prof. Dr. Garstang’ın Yumuktepe Höyüğü’nde başlattığı kazılar  onucunda ulaşılmıştır. Uzunca bir süre ara verildikten sonra 1993 yılında yeniden başlatılan ve İstanbul Üniversitesi ile Roma Üniversitesi’nin birlikte sürdürdüğü çalışmalarda elde edilen bulgular, höyüğün dokuz bin yıllık bir geçmişi barındırdığını ortaya koymuştur.

En eski Kilikya haritası içinde Zeyhyrion=Zafira=Zafra iskelesi görülüyor

En eski Kilikya haritası içinde Zeyhyrion=Zafira=Zafra iskelesi görülüyor

Mersin il merkezinin Antik Çağ’daki ismi Zephyrion, Grek dilinde “Zephyr Yeri”, yani “Batıdan Esen Tatlı Rüzgâr Yeri” anlamına gelir. MÖ 175’te Seleukos Kralı IV. Antiokhos döneminde Kilikya sınır kentlerinden Zephyrion’da sikke basımı başlar. Ancak Zephyrion şehrinin resmi başlangıç tarihi, otonom yönetimce resmen onaylanan MÖ 68 olarak kayda geçmiştir. Roma Dönemi’nde Zephyrion şehri, İmparator Hadrianus’un bölgeye yaptığı ziyaret sırasında veya öncesinde ‘Hadrianopolis” (Hadrian’ın Şehri) unvanını almıştır.

Kalamya’dan Limana

MERSİN İSKELELERİ

En eski Kilikya haritası içinde Zephyrion = Zafira = Zafra iskelesi görülüyor. Mersin’in ilk liman adının ne olduğu onusunda çok az bilgi vardır. Küçük Ermeni Krallığı zamanında (1080-1199) Mersin’in yerindeki antik Zephyrion kentinin üzerindeki son yerleşim yeri Port de Zabari (Zabari limanı) veya Zafra olarak biliniyordu. Böylece Mersin’in ilk kez bir liman kenti olarak anıldığını görüyoruz.

Arap tarihçiler bu iskeleyi Qalamya (Kalamya) olarak yazarlar. Bu sözcüğün aslı Anadolu kökenli Luvi dilindeki ‘kalamaka’ sözcüğünden türetilmiştir. Kala-(u)ma-ka; iskele / kıyı halkının yurdu. (Bilge Umar – Türkiye’deki Tarihsel Adlar. s. 361.)

Kent MS 260 yılında başlayan Pers saldırılarında Sasani Kralı Shapur tarafından fethedilir ve ortadan kaldırılır. Mersin ve yöresi Anadolu’ya Türkmen boylarının yerleşmeleri sırasında talep görmez ve yüzyıllarca boş kalır.

W. M. Leake, 1824 tarihli haritasında Mersin’i, Mersin nehrinin denize döküldüğü yerde, antik Zephyrium kenti olarak gösterir.

Doğu bilimci Victor Langlois “Kilikya’da Bir Gezi” isimli eserinde şöyle yazmaktadır: “…Osmanlı Köprüsü’nden geçince Mersin şehrine varılır. Deniz kenarında güzel evler vardır. Bu evlerin olduğu yerde eski bir şehir harabesi vardır ki, burası eski Zephyrium şehridir.” Mersin, Eliza rüzgârlarına açık olmakla beraber, bu havalinin en mühim iskelesidir. (V. Langlois 1861 – Eski Kilikya, s. 31)

Zephyrion kent sikkesi M.Ö.1. yy

Zephyrion kent sikkesi M.Ö.1. yy

Zephyrium, Roma döneminde çok büyük bir şehir olmamakla birlikte sonradan sürekli iskân edildiği, üzerinde yeni yerleşimle kurulduğu için arkeolojik açıdan şanssız sayılacak yerleşmelerden biri olmuştur.

1836’lardan itibaren bölgeye yerleşen, Levanten olarak adlandırılan Avrupalı tüccarlar, bu antik yapı kalıntıları, taş ve tuğla örenler üzerine yeni bir yerleşim merkezi kurmuşlardır. 1940’lı yıllardaki inşaatlar sırasında Vali Konağı. Kız Enstitüsü. Halkevi ve çevre binaların temel kazılarında birçok tarihsel buluntu ele geçmiş; harçlı duvar kalıntıları, sütunlar, sütun başlıkları, bazı plastik formlu mermer parçalarına rastlanmıştı. Kentin nekropolü ve liman yapıları Mersin Kültür Merkezi binasının bulunduğu alanda yayılmış olmalıdır. Geçmişin izleri olan kalıntılar ne yazık ki korunamamıştır. Anılan kalıntılar bugün tamamen yok olmuştur. Yaklaşık dört yüz yıllık bir yaşamın izleri ancak o döneme ait Zephyrion sikkelerinde ve müzelerdeki eserlerde görülebilmektedir. (Tülin Selvi – Tolga Ünlü.
İstasyondan Fenere Mersin. MTSO Yayını, Mersin.)

Top