,

AKKAHVE 3.Bölüm

Akkahve1.jpg

Kitabın tamamı 4 parçaya bölünerek bu siteye konmuştur. Bu sayfa 2. dir. Kitabın başına dönmek için bu satırı tıklayınız.

AKKAHVE
1940’lı yılların ilk yarısında Mersin’de Toros Oteli ve İstanbul Oteli dışında, yerli veya yabancı bir turistin kalabileceÄŸi lüks sayılabilecek bir otel yoktur.
Öte yandan Mersinlilerin ailece gidebilecekleri kapalı eğlence yerleri olarak da sinemadan başka bir yer yoktur. Tüccar Kulübü binasının yapımına başlanmıştır; ama oradan yalnızca üyeler yararlanacaktır. Oysa herkesin yararlanabileceği kapalı bir eğlence mekânına gereksinim vardır.
Tevfik Sırrı Gür bu eksikliklere bir çözüm bulmaya karar verdiÄŸinde, Tüccar Kulübü’nün yanındaki eski taÅŸ bina dikkatini çeker. Bu binanın bir depo olan alt katını bir gazinoya, üst katının da üzerine bir kat daha çıkılmasıyla bir otele dönüştürerek kente iki iÅŸlevsel mekan kazandırmayı planlar.
3 Mart 1944 tarihli Yeni Mersin Gazetesi otelin açılacağını şu haberle duyurur:
“Åžehrimizin muhtaç olduÄŸu bir otel yapılmak üzere elyevm (halen) İdman Yurdu olarak iÅŸgal edilmekte olan deniz kenarındaki yapı vilayetçe 35 000 liraya satın alınmıştır. Üst katının yıkılması iÅŸi müteahhidine verilmiÅŸtir. Altında açık ve kapalı 1000 kiÅŸi alacak bir ÅŸehir gazinosunun ve üzerine de i
katta 56 odayı ihtiva edecek olan otelin planları tamamlanmak üzeredir. Gazinonun üç ay içinde ve otelin de kıştan önce bitirilmesi umulmaktadır.” [6]
15 Nisan 1944 günkü Yeni Mersin gazetesinde de bir önceki haberde müjdelenen çalışmanın hemen başlatılmış olduğu görülmektedir:
“Åžehir gazinosu ve ÅŸehir oteli inÅŸaatı önemle inkiÅŸaf ettirilmektedir. Gazinonun bu yaz içinde meydana getirilerek açılmasına çalışılmaktadır.”
Tevfik Sırrı Gür’ün, restorasyonu yapacak teknik kadrosunda Halkevi’nin yapımında da yer alan Macar asıllı mühendis Matisner ve geleceÄŸi parlak genç bir mimar olan ErtuÄŸrul MenteÅŸe vardır. Ekip binanın zemin katının özelliklerine dokunmayan bir tasarım hazırlar ve restorasyon baÅŸlatılır.
Vali Tevfik Sırrı Gür 29 Ekim 1944’teki Cumhuriyet Bayram konuÅŸmasında Akkahve ve Akotel hakkında ÅŸu bilgileri verir:
“Yapılacak otel altındaki eski tuz deposunun eÅŸsiz bir kahve olacağını takdir ederek hemen inÅŸasına baÅŸlandı. 20-25 gün sonra hizmete açılacağını umuyorum. Bu kahvenin adı Åžehir Kahvesi deÄŸil, (Akkahve) olacaktır. Altında bulunduÄŸu (Akotel’in) adına uymak için.”
“Akdeniz’in kıyısında bembeyaz, tertemiz bir otel için bundan uygun baÅŸka ne isim bulunabilir?” diyerek de otelin adının “Akotel” olacağını bildirir.
Projenin gazino bölümü kısa sürede tamamlanır ve zemin katta yer alan mekân, Akkahve adıyla Vali Tevfik Sırrı Gür tarafından hizmete açılır. Eski antrepo, tarihi iç görünümünü koruyarak lüks bir gazino salonuna dönüştürülmüştür.
Vali Bey araştırıp gazinonun işletmecisini de kendisi bulmuş ve göreve atamıştır. Böylece mekânın nezaheti hiç bozulmayacak, diye düşünmüş olmalı.
Tevfik Sırrı Gür yukarıdaki konuşmasında, otel inşaatında zaman kaybedildiğini ve buna üzüldüğünü, ancak hemen projeye başlanacağını da belirtir.
Çalışmalar başlatılır. Mevcut üst katta plan değişikliği yapılır. Bu katın üzerine bir kat daha çıkılacaktır, ama eski yapının alanı yetersiz görülür. Alanı genişletmek amacıyla bir yeni blok planlanıp binanın batı tarafına betonarme teknikle inşa edilir.
Doğu tarafına da bir kabul salonu ve üst katlara ulaşmak için rahat bir taş merdiven bloğu eklenir.
Üç bloktan oluşan bu yapının cepheleri doğal kesme tasla kaplanacak ve eski Taş Bina böylece yeni bir kimlik kazanacaktır (Bu, günümüz koşullarında bile hünerli eller gerektiren bir işlemdir.)
Vali Tevfik Sırrı Gür ertesi yıl da 29 Ekim 1945 günkü Cumhuriyet Bayramı mesajında yine Akkahve çalışmaları hakkında halk bilgilendirir. Akkahve’nin açılmış olmasından duyduÄŸu mutluluÄŸu da şöyle dile getirir:
“Geçen yıl Akkahve açıldı. DeÄŸerli bir orkestra ile çok nezih kış geceleri geçirildi. Åžehir, bu kış ÅŸehir lokantasına kavuÅŸtu. Müzikli ve temiz yemek salonu, bu ÅŸehrin medeni seviyesinin ölçüsüdür.”
Akkahve açılmıştır, ama Akotel inÅŸaatı zor ilerlemektedir. ValiliÄŸin olanakları inÅŸaat giderlerini karşılamaya yetmez. Projeyi tamamlamak için kaynak bulamayan Tevfik Sırrı Gür binayı Mersin Belediyesi’ne devreder. 1947 yılında Kastamonu’ya atanıp Mersin’den ayrıldığında bina inÅŸaat hâlindedir.
Belediye de hemen kaynak bulup inşaatı bitiremez ve hatta bir ara bu binanın satılması bile gündeme gelir; ama bu gerçekleştirilemez. Planda değişiklik yapılarak otelden vazgeçilir ve uzun süren uğraşlar sonunda inşaat tamamlanır. Binanın başlangıçta otel olarak düşünülmüş olan üst iki katına Mersin Belediyesi taşınır.
Yıllar boyunca, üst katları inşaat hâlinde olan bu binanın giriş katındaki Akkahve ise tüm görkemiyle varlığını sürdürmüştür.
Akkahve’nin açılışından kısa süre sonra yolu Mersin’e düşen Gazeteci-Yazar Hüseyin Cahit Yalçın, Åžubat 1945’te, İstanbul’da yayımlanmakta olan Yedigün Dergisi’nde şöyle yazmıştır:
“Fakat Mersin’de çoktan hazırlanmış nefis bir bina, bir ÅŸaheser mevcut. AkÅŸam yemeÄŸini yemek üzere bizi Akkahve’ye götürdükleri vakit hayretimden adeta haykırdım: Ne zaman yaptınız’ dedim.
Eski bir pamuk deposu imiÅŸ ve biz onun mahzeninde bulunuyormuÅŸuz. Evet, binanın mahzeni! Viyana’da Rathaus Keller; küçük nispette. Fakat iç içe uzanıp giden gotik kemerlerle muntazam taÅŸları, mütenasip ebadi, vakur ve ciddi manzarasıyla bir mimarlık incisi. Buraya elektrik girmiÅŸ, temizlik girmiÅŸ, bakım girmiÅŸ. Duvarlarını bozmadan tamir etmiÅŸler ve bu ÅŸaheser canlanmış. Bir tarafında yere kadar inen pencereler var ki, denize bakıyor. Gündüz buramın perdeleri açılınca, denizin manzarası levhanın güzelliÄŸini tamamlayacak. Yalnız bu mahzende yemek yemek zevki için Mersin’e gidilebilir.” [7]
Daha sonra da birkaç kez Mersin’e gelecek olan EleÅŸtirmen-Yazar Nurullah Ataç Kasım 1946’da yaptığı bir Mersin gezisi dönüşü Ulus gazetesinde “Mersin’in Akkahve’sini gördüm, o Akkahve’de bir karakahve içtim, sonra koca Halkevi’ni gördüm…” diye yazar. [8]
Bu yazılardan da anlaşılıyor ki, Vali Tevfik Sırrı Gür’ün gazino konusundaki giriÅŸimi amacına ulaÅŸmış ve Mersin, sosyal hayatında önemli bir yer tutacak olan iÅŸlevsel bir mekâna kavuÅŸmuÅŸtur.
Peki, Akkahve nasıl bir yerdi? Bilinen anlamda bir kahvehane miydi, yoksa İstanbul’un Markiz’i, Lebon’u gibi bir yer miydi? Gazino muydu, lokanta mıydı? Nasıl yönetiliyordu?
Akkahve’nin ilk müdavimlerinden olan Ressam-Mimar Nuri Abaç bu soruların yanıtlarını şöyle veriyor:
“… Sanırım ki, bunların hepsinden azıcık vardı. Akkahve galiba, Avrupa’dan örneklenen bir statüye sahipti. Akkahve’yi
Rusya’dan kaçmış bir Kazan Türkü olan Hasan Baba yönetiyordu. Rus asıllı karısı ve oÄŸlu da ona yardımcı oluyorlardı.
Yıllar boyunca Akkahve yöneticileri ile aramızda mesafeli, ama dostluk içeren bir birliktelik sürüp gitti.” [9]
Mersin’in yerel tarihine ait birçok bilgiyi günışığına çıkarmış olan AraÅŸtırmacı-Yazar Åžinasi Develi Akkahve’nin ilk yıllarını şöyle tanımlamaktadır.
“…Akkahve o zamanlar Mersin’in müzikli, nezih bir dinlenme yeri ve aynı zamanda Mersinli sanatçıların bir sanat lokali haline gelmiÅŸti.” [10]
Åžinasi Develi bir baÅŸka yazısında da Akkahve’yi İstanbul’da ÅŸair ve yazarların buluÅŸtukları Meserret Oteli’ne benzetiyor ve şöyle devam ediyor:
“Biz de zaman zaman gidip otururduk; yemek yer, piyanonun hafif melodisini dinler; caddeden geçenleri izlerken, bir köşede toplanıp heyecanlı konuÅŸmalar yapan gençler de dikkatimizden kaçmazdı.
Akkahve’yi iÅŸleten Hasan TaÅŸayır adlı kiÅŸiyi, Vali Tevfik Sırrı Gür’ün özellikle getirdiÄŸi söylenirdi. Kendisi ve eÅŸi Feride Hanım Beyaz Rus idiler. Hanımı piyano çalardı. Hasan TaÅŸayır 27.04.1954 tarihli Yeni Mersin’ gazetesine verdiÄŸi ilanda, iÅŸletmekte olduÄŸu Akkahve lokantasına Mersin’in öteden beri ihtiyacı olan bir aile cazını temin ettiÄŸini; öğlen ve akÅŸam yemeklerini cazlı olarak müşterilerine sunacağımı duyuruyordu. Böylelikle piyanonun yanına bir de orkestra eklenmiÅŸ oluyordu.” [11]
Akkahve’ye Atatürk Caddesi üzerindeki kapısından girilirdi. Kalın duvarları ve konumu nedeniyle her zaman loÅŸ ve serindi.
“Boza ve tost iÅŸi Mersin’de ilk kez Akkahve’de yapılmıştır. Akkahve iÅŸleticisi, yaz mevsiminde deniz tarafında 6-8 masalık servis açardı. Binanın önü beyaz sükkâri taÅŸlarla döşenmiÅŸti. Yaklaşık 6-7 metre kadar düzgün bir taÅŸlık zemine sahipti. Dar bir basit tente, gölgehk saÄŸlıyordu. Akkahve ile Aile Bahçesi arasında da çiçekli küçük bir yeÅŸil alan vardı.” [12]
“Akkahve’nin batı kanadın-da 1955-60 yılları arasında eski Mersinlilerden Münir Sümen’in iÅŸlettiÄŸi ‘Martı’ adlı nezih bir mekân vardı. Yaz aylarında binanın deniz tarafında, açık havada da lokanta hizmeti verilirdi.” [13]
Akkahve’nin batısında da Aile Bahçesi adlı bir mekân vardı. Sıcak Mersin ikindi ve akÅŸamlarında aileler çocuklarıyla birlikte önü deniz olan Aile Bahçesi’ne giderler, dönemin tek meÅŸrubatı olan gazoz içerek birazcık olsun serinlerlerdi. Mekânın cadde tarafındaki bölümünde lokanta hizmeti de verilirdi.
“Aile Bahçesi’nde zaman zaman İstanbul’dan gelen grupların varyete türü gösterileri de izlenirdi.”[14]
Akkahve’nin doÄŸusunda yer alan Tüccar Kulübü binası 1986 yılında yıkılarak yerine ÅŸimdiki Mersin Ticaret ve Sanayi Odası binası yapılmıştır. Tüccar Kulübü de beÅŸinci kata yerleÅŸmiÅŸtir.
1960’tan sonra Akkahve için gel-gitlerle dolu bir dönem baÅŸlar. Önce Belediye tarafından depo olarak kullanılır, ama Vali Ömer Lütfi HancıoÄŸlu’nun 1962 yılında Mersin’e atanmasıyla Akkahve’nin kaderi deÄŸiÅŸir. Vali kentte bir Güzel Sanatlar Galerisi açılmasını ister ve o dönem devletçe oluÅŸturulmaya çalışılan yedi galeriden birinin Mersin’e konuÅŸlanması için çalışma baÅŸlatır.
Ressam Ilhan Çevik bunun için görevlendirilerek Ankara’ya gönderilir.
Vali, galeri olarak Belediye Binası’nın alt katını, yani Akkahve’yi gün görmüştür. Açılması konusunda olumlu sonuç alınınca da mekânın galeriye ayrılan bölümü temizlenip ardiye halinden arındırılır. İlhan Çevik’in Ankara’dan getirdiÄŸi yaklaşık 35 eserlik bir sergiyle Devlet Güzel Sanatlar Galerisi 1963 yılında kapılarını açar ve ardından da yıllarca hem Türk Resim Sanatı’nın ustalarının eserlerinden oluÅŸan sergilere hem de kiÅŸisel sergilere ev sahipliÄŸi yapar.
1980 yılında Galeri, Atatürk Caddesi’ndeki Fuar Apartmanı’nın zemin katına taşınırsa da kısa süre sonra Akkahve’ye döner ve sergilere ev sahipliÄŸi yapmaya devam eder.
1985 yılında İstanbul’da kurulan Mersin Liselileri DerneÄŸi bir Mersin Haftası düzenlediÄŸinde etkinliklerden biri de 1950’li yıllarda Mersin Lisesi’nde öğrenci olan üç sanatçının, Ressam-Seramik Sanatçısı Güngör Arıbal, Hattat-Ressam Etem Çalışkan ve Seramik Sanatçısı Erdinç Bakla’nın yapıtlarından oluÅŸan büyük bir sergidir. Bu sergi 28 Ekim 1987 tarihinde Güzel Sanatlar Galerisi’nde açılır ve açılış Vali Sabahattin ÇakmakoÄŸlu tarafından yapılır.
1989 yılında Galeri tekrar Akkahve’den taşınmak zorunda kalır, 1992 yılında ise aynı yere geri gelir.
Mersin Lisesi’ndeki öğrencilik yıllarında Akkahve’nin müdavimi olan, ancak resim öğrenimi yapmaya imkân bulamayan DoÄŸan Akça da yıllar sonra resim yapmaya baÅŸladığında Mersin’deki ilk sergisini 20 Nisan 1992 tarihinde bu galeride açar. Aynı tarihte, galerinin diÄŸer bölümünde de Mersin Liselilerden Dr. Türkyılmaz Sakınç bir resim sergisi, Rafet Van bir yontu sergisi açarlar.
1993 yılında Akkahve’deki galeri Ressam Tuncay Özgenel’in yönetiminde hizmet verir. O yıl Galeri’de Nuri Abaç, Mehmet Mahir, Zahit BüyükiÅŸleyen, Etem Çalışkan, Güngör Arıbal, Cemal Turan, Ahmet YeÅŸil gibi Mersinli ressamların; Hüseyin Gezer gibi usta bir heykeltıraşın; Hüseyin Sevim, Ethem Aydın gibi öğretmen ressamların; karikatürist Sudi Abaç’ın eserlerinden oluÅŸan sergiler ve “Esbank 9. Resim Yarışması Sergisi” açılır.
1993 yılı sonunda ise Galeri bir daha geri dönmemek üzere Akkahve’ye veda eder. Onca yıl sosyal ve kültürel bir iÅŸlev görmüş olan o görkemli mekân Belediye tarafından büro olarak kullanılmaya baÅŸlanır; kullanılmaktadır.
Geçen yıllar içinde TaÅŸ Bina’nın dış görünümünde bir deÄŸiÅŸiklik yapılmamıştır. Ancak kıyı doldurulduÄŸu için deniz binadan çok uzaktadır artık.
Vali Tevfik Sırrı Gür (1892-1959) 1892 tarihinde İstanbul’da doÄŸdu. Babası Darülfünun müderrislerinden, Maarif Meclisi reislerinden Sırrı Efendi, annesi Nesime Hanım’dır. SoÄŸukçeÅŸme Askeri Rüştiyesi’nden sonra, İstanbul İdadisi’nde öğrenim gördü. AÄŸustos 1911 tarihinde Mülkiye’den iyi derece ile mezun oldu. Kayıtlarda okul numarasının 619 olduÄŸu yazılıdır.
12 Ocak 1912 tarihinde İstanbul Vilayeti Maiyet MemurluÄŸu’na ve ek görev olarak da KabataÅŸ Sultanisi Tarih muallimliÄŸine vekaleten tayin edilerek devlet hizmetine girdi.
14 Haziran 1912 ‘de Üsküdar Sancağı, 1 Kasım 1913 tarihinde Edirne Vilayeti Maiyet MemurluÄŸu’na, 23 Kasım 1913’ de Åžahin (Edirne), 8 Temmuz 1914 ‘te Pınarlı Nahiye Müdürlüklerine tayin edildi. Pınarlı Nahiye Müdürlüğü’nden kaymakamlığa terfi etti.
25 Eylül 1914 ‘de Babaeski Kazası Kaymakamlığı’na atandı. Bu görevinde iken askere alındı. Yedek Subay olarak I. Dünya Savaşı boyunca çeÅŸitli birliklerde görev yaptı. Mayıs 1920’de terhis edildi.
10 Temmuz 1920 tarihinde Hayrabolu Kaymakamlığı’na getirildi. Trakya’nın Yunanlılar tarafından iÅŸgali üzerine Anadolu’ya geçerek Milli Hükümet emrine girdi. 2 Åžubat 1921’de kaymakamlıktan mutasarrıflığa yükseltildi. Bu görevde iken bir süre Edirne Belediye ReisliÄŸi yaptı. 29 Mayıs 1928’de II. Sınıf Mülkiye MüfettiÅŸliÄŸi’nde bulundu.
1 Aralık 1931’de İçel, 28 Åžubat 1933’de Elazığ, 13 Temmuz 1937’de MuÅŸ, 2 Haziran 1943’de ikinci defa İçel valiliÄŸine atanan Tevfik Sırrı Gür, 1 Kasım 1947’de Kastamonu valiliÄŸine atanınca C.H.P. Mersin Halkevi BaÅŸkanlığı’nın 572 sayılı, 18 Kasım 1947 tarihli davetiyesi ile yapılan toplantıda Mersin’e veda eder ve 19 Kasım 1947 günü Mersin’den ayrılır. Kastamonu ValiliÄŸi’nden de 14 Haziran 1950 tarihinde emekliye ayrılır.
ValiliÄŸi süresince onun imar çalışmalarından memnun kalan Kastamonulular, vakitsiz yapılan bu emeklilik iÅŸini protesto etmek amacıyla, o zamanki belediye reisini istifa ettirerek belediye reisliÄŸine Tevfik Sırrı Gür’ü getirdiler. Gür Ekim 1952’de belediye reisliÄŸinden istifa ederek, Türkiye’de ilk defa beton briket atölyesi kurup iÅŸletmeye baÅŸladı. Ayrıca Ankara’da sun’i mermer atölyesi kurmuÅŸ, iÅŸletiyordu.
Gür 1954 yılında Mersin’den CHP adaylığını koymuÅŸ, ama ön seçimi bile kazanamamıştır.
28 Şubat 1959 günü geçirdiği bir kalp krizi sonunda Hakkın rahmetine kavuştu.
26 yaşında iken Mukaddes Hanım’la evlenmiÅŸti. İki kız evlat babasıydı. (Fazıla Gür ve Melike Gür Hanımlar). Fransızca ve Almanca biliyordu.
Tevfik Sırrı Gür Mersin’e vali olarak atandıktan kısa bir süre sonra o tarihlerde yayımlanan Yeni Mersin Gazetesi’nde Mersin’de ve vilayetin ilçe ve kasabalarında gerçekleÅŸtireceÄŸi 100’e yakın projelerini anlatmış, sanırız çoÄŸunu gerçekleÅŸtirmiÅŸti. Silifke ortaokulu inÅŸaatı da bunlardan birisidir.
Mersin Halkevi binasından evvel görev yaptığı yerlerde pek çok mimari projeyi hayata geçiren Vali Tevfik Sırrı Gür, Elazığ, Harput, Pertek, Hozat, MaÄŸden ve MuÅŸ Halkevleri’ni inÅŸa etmiÅŸti. Halkevleri ve iÅŸlevleri hakkında deneyimliydi. Ayrıca 300’e yakın çeÅŸitli inÅŸaat yaptırmıştı.
Not: Mersin’de Güzel Sanatlar Galerisi müdürü İlhan Çevik bir cemile olarak Vali Tevfik Sırrı Gür’ün bir büstünü yapar. “Çıkarma Birlikleri Komutanlığı” desteÄŸi ile bronz dökümü aÅŸamasına gelinir. Komutan’ın tayini çıkınca da iÅŸ kalır, tamamlanamaz.

Share this post

Biyografik Bilgi

scroll to top