,

21. YÜZYIL MASALCISI NURİ ABAÇ – ŞEFİK KAHRAMANKAPTAN

Nuri-Abac.jpg

Buram Buram Anadolu Kokan 21. Yüzyıl Masalcısı NURİ ABAÇ *
Şefik KAHRAMANKAPTAN (1)
Nuri Abaç’ı 1972 yılında topluca çıktığımız bir Almanya gezisinde tanıdım.
Biz gazeteciler, aramıza katılan bu karınca ezmez ama son derece esprili sanat insanını hiç yadırgamamıştık. O yıllarda DPT’nin mimarıydı.
Toplu iş gezilerinde böyle nice tanışıklıklar sağlanır, sonra unutulup gider. Doğrusu, Nuri Abaç’la çok iyi dost olacağım, ardından resmindeki gelişime büyük hayranlık duyup, tam 28 yıl sonra 2000 yılı Mayısında Cumhurbaşkanlığı Kültür Sanat Büyük Ödülü için aday göstereceğimi kim tahmin edebilirdi? Cumhurbaşkanlığı Kültür Sanat Büyük Ödülleri, Süleyman Demirel döneminde bir yönetmelikle ihdas edilmiş ve üç kez, üçer kişiye verilmişti. Ahmet Necdet Sezer’in Cumhurbaşkanlığına seçilmesinden sonra, ben de Hürriyet’teki köşemde ödülleri hatırlatarak, 2000 yılı için de üç isim önermiştim: İdil Biret, Nuri Abaç ve Sevda-Cenap And Müzik Vakfı.
Doğal olarak, bu üç adayım için, gerekçelerim de vardı. Abaç için şöyle yazmıştım:
“Anadolu uygarlıklarından süzülüp gelen, ama sonuç itibariyle mis gibi Türk kokan, kültür sentezcisi bir gerçeküstücü resim ustası: Nuri Abaç…
Mersin’de büyümüş, Akademi’nin resim bölümüne devam ettikten sonra mimarlık bölümünü bitirmiş olan Nuri Abaç’ı, günümüz resim sanatının öteki bazı ustalarından ayırt eden en önemli özellik, üzerinde yaşadığımız topraklardan gelmiş geçmiş tüm uygarlıkların kültürel kalıtından izleri kullanarak bir Anadolu sentezi yaratması…
Hitit, Grek, Roma, Bizans, Selçuklu, Osmanlı ve Cumhuriyet Türkiye’si… Bunların tümünden izleri algılıyorsunuz Abaç’ın resminde… Bu değerleri evrensel boyutlara kendi estetik anlayışı ve söylemiyle taşıyor. Sadece gizli perspektiflerin yer aldığı bir “çağdaş minyatür “havasındaki Abaç resminde, kuşaktan kuşağa geçmiş söylencelerden, günümüz kıyı kasabalarındaki eğlence teknelerine,
Osmanlı çarkıfeleğinden, Hacivat-Karagöz etkileşimine öyle bir kültürel değer zenginliği var ki…
Bu gözlere şenlik veren büyüklere çağdaş masallar, uluslararası kuruluşların da dikkatinden kaçmış değil. Yurt içi ve yurtdışında pek çok koleksiyonda resimleri bulunan Abaç’ın bir tablosu da Unicef kartlarında kullanıldı özenle…
Medyatik bir ansan değil Abaç, devlet sanatçısı da değil… Kendi reklamını yaptırtmak, değerinin üzerinde tanıttırmak için hiçbir çabası olmadı. Son derece mütevazi kişiliğe sahip bir ressam olarak çalışmalarını Tunalı Hilmi Caddesi’ndeki evinde, atölye olarak kullandığı iki odada sürdürüyor. Yıllardır gözlediğim kadarıyla, kimsenin de “akrabası”, “eşi-dostu❞ değil ama tüm tanıyanların sevip saydığı bir kişilik. Abaç’ın resmi tüm dünyaya göğsümüzü gere gere “bizim resmimiz” diyebileceğimiz nitelikte”
Cumhurbaşkanlığı ödülleri her yıl 29 Ekim haftasında açıklanıyor, ardından törenle sahiplerine veriliyordu. Daha sonra bir yazıyla tekrar önerilerimi hatırlattım ama Çankaya’dan ses seda çıkmadı. Sonra öğrendik ki, Sayın Sezer bu ödül mekanizmasını çalıştırmak istememiş. Dolayısiyle 2000 ve 2001 yıllarında bu ödüller verilmedi. Yönetmeliği yürürlükte ama sanırım bu yıl da uygulanmayacak.
Nuri Abaç’a kısmet, Cumhurbaşkanlığı Ödülü değil, Türkiye’nin plastik sanatlar alanında en anlamlı ödülü almaya aday ÇAĞSAV Onur Ödülü”ymüş.
Abaç”ın ilk resimleri klasikti. Sonra giderek sürrealizme yönelmişti. Bir arayış içindeyken, 1967″ de kendi deyimiyle işin “püf noktasını buldu ve Anadolu uygarlıklarına yöneldi katman katman… Adeta bir arkeolog titizliğiyle kazıyormuşcasına, kitaplıklarda, müzelerde araştırmalar yaptı. Araştırdıkça resminin konusal zenginliğini sağlayacak yeni öğeler yakalıyordu.
Günümüze yaklaştıkça, Karagöz ve Selçuklu-Osmanlı minyatürleri ufkunu daha da genişletti…
Karagöz’ün hem resimsel görünüşünden, deve derisinin boyanmasında seçilen pastel renklerden etkilendi, hem de anonim kişiliğiyle halkın sesi olan toplumsal anlamından…Karagöz-Hacivat takımının “Son derece duygusal ve maziyi hatırlatan pastel renklerden oluşan bir armonisi olduğu” kanısındaydı.
Resminde sıkça rastlanan “çarkıfelek”de Abaç’ın Karagöz’den esinlendiği bir öğeydi. Osmanlı döneminde daha çok bayramlarda kullanılan, üzerinde maytaplar bulunan, yoğun biçimde süslenmiş bir tür oyun aracıydı “çarkıfelek”.. Masalsı bir havası vardı. Döndüğü zaman ortaya tam bir renk cümbüşü çıkıyordu. Maytabın yerde dönen bir türüydü. Karagöz oyunlarında sıkça rastlanan “çarkıfelek”i kendine simge olarak seçti Nuri Abaç.
Minyatürler ise Abaç’ın bugünkü resmine ulaşmasında büyük bir etki kaynağı oldu. Abaç, minyatürü resim olarak kabul etmeyenlerin görüşlerini kesin olarak reddederken şu düşünceye dayanıyordu:” Minyatür, resimdir. Bir resim tarihi kitabını açtığınız zaman minyatürle başlıyor. Resim değilse niye koyuyorlar oraya? Türk resminin başlangıcı, bence temel taşlarından bir tanesi.
Abaç’ın gelişiminde Bedri Rahmi’nin felsefi etkisi de büyüktü. Örneğin büyük ustanın “Sanatın hangi dalını seçerseniz, müzik de olsa, edebiyat da olsa, dayanacak bir yeriniz olsun” sözleri kulağına küpe olmuştu. O da Anadolu’nun kültür birikimini kendine dayanak olarak seçti.
Abaç’ın resminde enstrüman çalanlara sıkça rastlanmasında da, bir Bedri Rahmi öğüdünün etkisi olduğu düşünülebilir. Abaç, büyük usta Bedri Rahmi’nin Ankara gezilerinde, ya da İstanbul’da izlediği konferanslarında sık sık “Resminizde ses olsun, müzik olsun, resim bir şeyler çalsın, konuşsun” mealindeki sözlerini gayet iyi anımsıyor.
Abaç, Türk resminde, pek çok genç ressamın yaşadığımız toprakların eski kültürlerine yönelmesine de, kendiliğinden önderlik etmiş oldu. Ama sadece “ilke” bazında… Türk resminde hocalarına, birbirlerine etkinin ötesinde öykünen çoktur. Hatta iş taklide kadar uzanabilir. Ama Abaç’tan ilke bazında etkilenenlerden hiçbiri O’nun konusal zenginliğine ve kurgusal yaklaşımına el atmaya kalkışmadı.
Yandan çarklı gemiler, hayvan-makine karışımı değişik taşıtlar, uçan atlar, kuğular, dev karıncalar, zeplinler, balonlar, çok değişik efsaneler ve halk kültüründen etkiler taşıyan resimleriyle buram buram Anadolu kokan, gerçek bir çağdaş masalcı O…
Gözlere şenlik, büyüklere masalların çizeri, boyarı… Ama günümüzün “dişe diş-göze göz” dünyasında, alçakgönüllü kişiliği, tertemiz yüreği, özgün resmiyle, benim gönlümde kendisi bir masal kahramanı…
* Ankart 200/2. Ankara Sanat Fuarı, Çağdaş Sanatlar Vakfı Yayınları, 27 Nisan-5 Mayıs 2002
1 Gazeteci – Yazar     (İSK 113. Bülteninden alınmıştır. )

Share this post

Biyografik Bilgi

scroll to top