,

HİTİTLER ÇUKUROVA VE MERSİN BÖLGESİNE NE ZAMAN GELDİLER – Ahmet ÜNAL

HİTİTLER ÇUKUROVA VE MERSİN BÖLGESİNE NE ZAMAN GELDİLER – Ahmet ÜNAL
Turizm Bakanlığına hazırlattırılan broşürlerde ve diÄŸer bir çok yayınlarda Anadolu tarihiyle ilgili ÅŸablonlar vardır. Dar bir bölgede yaÅŸamış kavimler, diyakronik olarak cömertçe ülkenin tüm bölgelerine serpiÅŸtirilir, kâh Urartular Ege bölgesine, kâh Lidyalılar DoÄŸu Anadolu’ya kadar giderler. Galatlar gibi Germenik bir kavim olmak dışında hiç bir tarihi önemi olmayan ve sayıları 25 bini geçmeyen kavimler, ülkenin her tarafına dağıtılır. Günümüzde bu yanlış kanı hala devam etmektedir. Benzer bir alışkanlıkla Kızılırmak kavsi çekirdek olmak üzere Orta Anadolu’da yaÅŸamış olan Hititler de tüm Anadolu’ya serpiÅŸtirilmekte, en erken dönemlerde yanlışlıkla Kilikya ve Troya baÅŸta olmak üzere çok cömert bir ÅŸekilde tüm Anadolu’ya dağıtılmaktadır. Bu yapılırken Anadolu’nun partikularist coÄŸrafi yapısı dolayısıyla bu topraklarda, Karadeniz, Marmara, Ege ve Akdeniz Bölgeleriyle Çukurova, yani Mersin bölgesi gibi Hititlerin girmedikleri, giremedikleri veya girmek gereÄŸini duymadıkları geniÅŸ alanların varlığı unutulur. Hititler Kilikya’ya, 450 sene süren uzun Anadolu hakimiyetlerinin sadece son 200 senesinde, yani M. Ö. 1400’lerden sonra hakim olabilmiÅŸlerdir. Bu tarihten önce Kilikya’da Hitit unsurları aramak, öküz altında buzağı aramamaya benzer. Keza 1400’lerden sonraki Hitit varlığı da o kadar abartılanın aksine çok zayıftır, keza askeri açıdan Hitit hakimiyetine girmiÅŸ olsa bile, zengin ve üstün yerli Kizzuwatna-Hurri kültürü Hititlerden almaktan çok onlara vermiÅŸtir. Hatta bir ara baÅŸkent HattuÅŸa’da yerli bir Hurri-Kizzuwatna hanedani bile hüküm sürmüştür. Bu bildirinin konusu, Hititlerin Kilikya-Kizzuwatna ve dolayısıyla Mersin bölgesine ne zaman geldiklerini ve ne gibi izler bıraktıklarını arkeolojik verilere ve çivi yazılı belgelerdeki kayıtlara dayanarak incelemektir. Yıllardan beri Mersin bölgesinde ve daha nice olmadık yerlerde “Hitit” arayan arkeolog ve araÅŸtırmacılar, eÄŸer yazılı kaynakların tarih yazıcılığındaki ünik deÄŸerine inanıyorlarsa, kendi objektif tercihlerini yapmak ve aÅŸağıdaki gerçek tarihi verileri göz önünde tutmak zorundadırlar.
Kilikya üç tarafı Toros DaÄŸları, güneyi de denizle çevrili kapalı bir bölgedir. Orta Anadolu’dan çok hep Suriye tarafına açık olagelmiÅŸtir. Onun için kültürel etkinlikler, askeri iÅŸgaller ve siyasi otoriteler hep o yönden gelmiÅŸtir. Sırasıyla sayalım: Mitanni, Hurri, Yeni Asur, Pers-Sasani, Arap, Türk, Kölemen, Mısır (İbrahim PaÅŸa); buna karşın Osmanlılar ve Türkler dışında Anadolu yönünden gelen güçlerin hakimiyeti sürekli olamamıştır. Bunların başında Hititler, kısmen Haçlı Seferleri ve Bizans gelir. Bizans hakimiyetinin 960 reconquista’ya kadar Araplara karşı sürekli kaybetmesinin sebebi iÅŸte budur. Esasen kuzeydeki Toroslar, Bizans-Pers doÄŸu sınırının batı kesimini oluÅŸturur ve burası aynı zamanda Anadolu ile Kilikya arasındaki sınırdır. Ermenileri saymak gereÄŸini bile duymuyorum, keza burada Haçlılar ve Bizans yardımıyla saÄŸlanan yapmacık bir nüfus sızması söz konusudur.
Anadolu’dan Mezopotamya’ya giden yollar bataklık, ormanlık, büyük akarsularla ve yırtıcı hayvanlarla dolu olan Kilikya’dan deÄŸil, Kayseri-Pınarbaşı MaraÅŸ Bahçe-İslahiye üzerinden geçiyordu ve çoÄŸu kez ırmak vadilerini izliyordu. Tabii Sertavul gibi baÅŸka tali geçitler de vardı. Mersin bölgesinde erken Hitit hakimiyetinin arkeolojik belgesi olarak ise hep, Garstang’in götürü bir ifadesine, yani Yümüktepe’de (Yumuktepe) kasa tekniÄŸiyle yapılmış kent surlarına “Hittite fortification” demesi gösterildi Kasa sisteminde örülen BoÄŸazköy surları 2004 yazında yalan yanlış tamir edilirken), bu kasa tekniÄŸinin ne derece Hitit kökenli olduÄŸu asla sorgulanmadı. Son araÅŸtırmalar da dahil, günümüze dek Yümüktepe’de Hitit varlığının arkeolojik izleri bir türlü bulunamamıştır ve yazılı belgeler maalesef zaten yoktur!
Bölgeye dönük ilk yazılı haber, Hitit baÅŸkenti BoÄŸazköy-HattuÅŸa’da Hurricesinden Hititçeye yapılmış çevirisi ele geçen ve bir batında 30 erkek çocuÄŸu doÄŸurup onları sepetler içinde bir ırmaÄŸa atan Kanes Kraliçesi efsanesidir.
Irmak çocukları Zalpa ülkesinin denizine götürmüştür. Kayseri yakınlarındaki Kanes’te geçen bu efsane deÄŸerlendirilirken, uzun yıllar hep Kızılırmak üzerinde duruldu ve çocukların denizden karaya çıktıkları Zalpa ülkesi ve kentinin yanlışlıkla Bafra ovasındaki İkiztepe olduÄŸu zannedildi. Bizim yıllardan beri reddettiÄŸimiz bu sav, kesin kes yanlıştır ve Zalpa’yı baÅŸka yerlerde, o zamanların uygar ülkeleri içinde aramak gerekecektir. KaneÅŸ-NeÅŸa-Kültepe’nin hemen güneyinde, Seyhan Irmağı’nın en yukarı ve en uzun (308 km.) kollarından olan Zamanti Suyu akar ve en az Anadolu’nun en uzun ırmağı Kızılırmak kadar güçlüdür. Efsaneye göre çocukların Tomarza ile Develi arasında bir yerlerde Taşçı Irmağı olarak da geçen bu ırmaÄŸa bırakılmış olmaları gerekir ve Seyhan ile Ceyhan arasındaki Deltada karaya çıkıp kurtulmuÅŸlardır. Irmaklara çocuk terketme edebi motifinin aslı da Hurri, yani Güney veya GüneydoÄŸu Anadolu kökenli olduÄŸu ve efsanenin Kuzey Anadolu ve Karadeniz sahilleriyle hiç bir iliÅŸkisi olmadığı tarafımdan sabit bir ÅŸekilde kanıtlanmıştır.
Bu efsanenin anlatıldığı dönemde, Çukurova’da bağımsız bir Kizzuwatna devleti vardır. 1650’lerde ise Hititler, merkezi Orta Anadolu’da olan güçlü bir askeri devlet kurmuÅŸlar ve kısa zamanda, ekonomik ve kültürel açıdan varlığının temelinin o zamanlar uygarlığın odak noktası olan Mezopotamya medeni dünyası içinde olduÄŸunu kavramışlardı; dolayısıyla asker iÅŸgal ve siyasi iliÅŸkilerini hep bu yöne kaydırmışlardır. Kizzuwatna Hititlerin ilgi alanının dışında kalmış, ekonomik, askeri ve kültürel önemi yüzünden hep Suriye ile ilgilenen ilk Hitit Kralı I. HattuÅŸili (1650- 1620) bile Toroslan geçerken, Kizzuwatna’ya asla uÄŸramamıştır (RESIM 2: Hitit Krali I.Hattusili’nin Anadolu ve Suriye seferlerini anlattığı yıllıklarının Akadca nüshası). Yıllıklarında geçen Purana Irmağı Ceyhan deÄŸil, Afrin Çayı’dır (Apre).
Kral Telipinu (M.Ö. 1510-1485) fermanında, Kral Ammuna zamanında bazı kentler yanında Adaniya kentinin de Hititlere karşı düşmanca tavır takındığını yazmaktadır.” Hititleri zorla Çukurova’ya getirmeye çalışan bir çok araÅŸtırıcı burada geçen kururiyah-“düşmanlık yapmak” fiilini yanlışlıkla “isyan etmek” olarak çevirmekte ve bu hatalı yorumdan hareketle Kizzuwatna ile aynı yer olduÄŸu düşünülen Adaniya-Adana bölgesinin daha eski Hitit çağında Hitit boyunduruÄŸuna girmiÅŸ olduÄŸunu ve “İsyan” edebildiÄŸini öne sürmektedir. EÄŸer gerçekten Adaniya ülkesi Hititlere tabi olsaydı, Hititçe metin mutlaka kururiyah- deÄŸil, “isyan etmek” anlamına gelen waggariya- , BAL, harnamniya-, ÅŸallai- gibi fiillerden birini kullanırdı. Buna ek olarak Adaniya ile Kizzuwatna’nın kasdedildiÄŸi de asla kesin deÄŸildir. İşte daha bu erken dönemde Hititleri Çukurova’ya getirme yanılgısının kaynağı bu yanlış çeviri ve yorumda yatmaktadır. Bu yanlış görüşe göre Adaniya ülkesi uzun süre Hitit iÅŸgali altında kaldıktan sonra bir ara bağımsızlığını kazanmış, Tarsus kazılarında ele geçen İşputahÅŸu mührü ve devlet antlaÅŸmalarının gösterdiÄŸi gibi, Kizzuwatna adıyla sonradan tekrar ortaya çıkmış imiÅŸ. Peki ne zaman sorusuna, hiç kimse cevap veremiyor! Buna ek olarak kargaÅŸalıklarla dolu bu dönemde güçsüz kalan Hitit devleti bu kadar geniÅŸ bölgeleri hakimiyeti altında tutabilecek durumda deÄŸildi. Ayrıca o zamanlar Çukurova’nın Hititleri cezbeden zenginlikleri henüz bilinmiyordu; daha da Ötesi, henüz zengin Hurri kültürünün içine girmemiÅŸlerdi.
İnatçı bir tutumla Tarsus’ta bulunan ve Tabarna mühürlü Akadca arazi bağış belgesi, Kizzuwatna’da erken devir Hitit hakimiyetinin kanıtı olarak deÄŸerlendirilmiÅŸse de, belge Tarsus’a sonradan getirilmiÅŸtir, keza bağışlanan tarlalar Tarsus yöresinde deÄŸil, Kuzey Anadolu’da, MaÅŸat (Tokat) civarındaki Saktunuwa /Sakiddunuwa Dağı yakınlarındadır. Kısacası ve altını çizerek bir kez daha vurgulayalım, 1400’lere gelinceye kadar Kilikya’da asla Hitit hakimiyeti söz konusu deÄŸildir. Bu sorulara en doÄŸru yanıtı verecek Kizzuwatna devletinin yerli yazılı kaynakları ise henüz bulunamamıştır. Halbu ki Kizzuwatnalıların çivi yazısını tanıdıkları, kendi ana dilleri Hurrice yanında Akadca ve belki Luvice de yazdıkları, baÅŸta HattuÅŸa olmak üzere baÅŸka arÅŸivlerde bulunan tabletlerden çok iyi bilinmektedir. Bunun yanında elimizde bağımsız Kizzuwatna devleti ile Hititler arasında yapılmış çok sayıda devlet antlaÅŸması vardır. Bunlar çoÄŸunlukla Akadca yazılmıştır ve birer nüshaları HattuÅŸa’da bulunmuÅŸtur. İlerdeki kazılarda Kizzuwatna’da bu tabletler birer birer bulunacaktır. O zamana dek Kizzuwatna tarihini sadece tek taraflı olarak Hitit kaynaklarından, yani Hitit-Kizzuwatna iliÅŸkileri açısından öğrenmek zorundayız. Bu kaynaklar, I. Åžuppiluliuma devrine kadar (1400 veya 1370) Kizzuwatna bağımsız devleti ile Hititler arasında yapılan ve eÅŸitlik esasına dayanan devlet antlaÅŸmalarıdır.
Kizzuwatna-Hitit devlet antlaşmaları Listesi:
İ. Hantili – Belki de İşputahÅŸu’nun babası Pariyawatri ile
(Ammuna veya Huzziya – (I.) ÅžunaÅŸÅŸura)
Telipinu – İşputahÅŸu
Tahurwaili – Eheya
II. Zidanta – Pilliya/Palliya
II. Hantili?? – PaddatiÅŸÅŸu
(I.Åžuppiluliuma – Rahip Telipinu
Şimdi sırasıyla ve özet olarak Kizzuwatna- Hatti antlaşmalarına bakalım:
Telipinu devrinin en önemli tarihi olaylarından birisi de, onun Kizzuwatna Kralı İşputahşu ile bir antlaşma imzalamış olmasıdır. Antlaşma tamamen eşitlik esasına göre yapılmıştır, yani Kizzuwatna Hititlerle eşit haklara sahip tamamen kendi başına buyruk bir devlettir. Mültecilerin karşılıklı iadesi, elçi gönderilmesi, taraflara karşı yapılabilecek suikastların ihbar edilmesi, sınır bölgelerinde yaşayan göçebelerin durumu, hırsızlık suçları, yaralanan veya öldürülen şahıslar için verilecek kefaretler ve bir tarafın isteği üzerine askeri yardım gönderilmesi korunmuş maddeler arasındadır.
isputahsu antlaşması neredeyse bundan sonra gelen Kizzuwatna antlaşmaları için bir örnek olmuştur.
Tahurwaili (yaklaşık M.Ö. 1480)-Eheya Antlaşması kırık dökük ve Akadca ele geçmiştir; metnin içeriği Paddatişşu Andlaşmasınınkine tıpa tıp benzemektedir. Antlaşma üzerindeki mühür baskısı ilk örnektir.
II. Zidanta (1440) da Kizzuwatna ile diplomatik ilişkileri devam ettirdi ve Kral Pilliya/Palliya ile bir antlaşma yaptı. Bu antlaşmadan, bir zamanlar Hatti ve Kizzuwatna arasında bir savaş yapıldığı ve bu sırada her iki tarafın sınır bölgesinde yer alan bazı kentlerin işgal ve tahrip edildiği anlaşılmaktadır.
Kral PaddatiÅŸÅŸu’nun eÅŸit ÅŸartlar altında yapılan ve Akadca bir nüshası korunmuÅŸ devlet antlaÅŸmasının Hititli taraftarının kim olduÄŸu maalesef bilinmiyor. İşlenen konuların en başında her iki ülke kralına karşı yapılabilecek komplolar ve mültecilerin karşılıklı olarak iadesi gelir. Ama burada söz konusu edilen mültecilerle, çoÄŸu kez diÄŸer antlaÅŸmalardan bildiÄŸimiz sıradan kiÅŸilerden ziyade, Kizzuwtna ile Hatti ülkeleri arasındaki tampon bölgede yaÅŸayan göçebe kavimler söz konusudur:
“[EÄŸer] büyük kralın kulları, kadınlar, malları, sığırları, koyunları ve keçileri ile birlikte göçerler ve Kizzuwatna’ya girerlerse, [PaddatiÅŸÅŸu] onları yakalayacak ve büyük krala geri verecektir. Ve eÄŸer PaddatiÅŸÅŸu’nun kulları, kadınları, malları, sığırları, koyunları ve keçileri ile göçerler ve Hatti ülkesine girerlerse, büyük kral onları yakalayacak ve PaddatiÅŸÅŸu’ya geri verecektir”.
Her geçen gün artan Hitit baskısı karşısında sıkışan ve iÅŸgal ve talan edilmekten endiÅŸelenen Kizzuwatna, bağımsızlığını devam ettirebilmek uÄŸruna ikili oynamak zorunda kaldı. 1480 yıllarında Firavun III. Tutmosis zamanında Qode’li denen Kizzuwatnalılar, Mitanni’nin Mısır’a karşı yaptıkları Megiddo savaşında, Hititlerin baÅŸ düşmanı Mitanni saflarında dövüştüler. Ne var ki, bundan on sene sonra 1470’te Tutmosis’in kazandığı zaferler ve Kuzey Suriye’yi iÅŸgalinden sonra bu iÅŸbirliÄŸinin cezasını çektiler, Mısır’a haraç vermeye baÅŸladılar. Ama Kizzuwatna’da hiç bir zaman direk bir Mısır hakimiyeti olmadı. Adana’da bulunup Amerika’ya kaçırılan Mısır’lı hemÅŸire heykeli ve Tarsus’ta bulunan Mısır mührü hep ticaretle veya baÅŸka yollarla gelmiÅŸ nesnelerdir.
Eskiden 1. Åžuppiluliuma saltanatina tarihlenen ÅžunaÅŸÅŸura antlaÅŸma, son yıllarda Orta Hitit kralı IIII. Tuthaliya (1440) devrine tarihlenmiÅŸ ve bu teklif kabul görmüştür. Tartışmalı olan konu, bu erken devirde sayıları en azından 2 veya üçe varan Tuthaliya’nın kim olduÄŸudur. Bu antlaÅŸma, Kizzuwatna ile eÅŸitlik esasına dayanarak yapılmış son antlaÅŸmadır ve bundan kısa bir süre sonra Kizzuwatna artık Hitit askeri hakimiyeti altına girecektir (ca. M.Ö. 1410).
I. Åžuppiluliuma zamanında Kizzuwatna artık tamamıyla bir Hitit eyaleti haline getirilmiÅŸ, burada kukla bir rahipler devleti kurulmuÅŸtur; tabi devletin başına hep Hitit prensleri getirilmiÅŸtir. Metinlerinde bu ilhakin nasıl ve ne zaman yapıldığı, bir savaÅŸla mi, yoksa savaÅŸsız mı olduÄŸu anlatılmaz. Bir Hitit prensinin “rahip” ünvanıyla atanmasının baÅŸka bir benzeri yoktur ve tamamen yerli Kizzuwatna geleneklerinden kaynaklanmıştır. Åžuppiluliuma ve eÅŸi Kraliçe Henti, oÄŸulları Telipinu’yu, mahalli Kizzuwatna tanrılar üçlüsü TeÅŸub, Hepat ve Åžarruma için rahip-kral olarak atamışlar ve ona HattuÅŸa’daki hanedana sadakat yemini ettirmiÅŸlerdi; ama Telipinu’nun rahiplik yanında idari görevler de üstlendiÄŸi kesindir. Tamamen babasına bağımlı olan bu rahip-valinin yargılama yetkisi oldukça fazlaydı. Telipinu daha sonra Halep kralı olarak babasına hizmete devam edecektir.
II. MurÅŸili (1339-1310), Arinna’nın GüneÅŸ Tanrısına hitaben yaptığı ve bir ÅŸikayetnameyi anımsatan duasında, kendisine düşman ülkeler arasında Hurriler ve Arzawa yanında Thisyus.
Kizzuwatna’yı da sayar. Demek ki geleneklerine sıkı sıkıya baÄŸlı kalan ve özgürlük özlemi çeken Kizzuwatna halkı, Hot boyunduruÄŸuna boyun eÄŸmemiÅŸ, isyan etmiÅŸti. MurÅŸili’nin bu düşmanla nasıl baÅŸ ettiÄŸini, isyanlan askeri seferler düzenleyerek cezalandırarak mı, yoksa sulh yoluyla mı çözdüğünü bilemiyoruz. BildiÄŸimiz bir ÅŸey varsa o da, artık onun saltanatından itibaren Kizzuwatna’nın her nedense Hititlerin bir arka bahçesi olduÄŸudur. Yümüktepe kazılarında ortaya çıkarılan Orta Hitit dönemine ait surlar – eÄŸer bunlar gerçekten Hitit surları ise!-, muhakkak ki bu dönemde de kullanılmaya devam ediyordu.
Kizzuwatna’nın istisnai dini önemi dolayısıyla MurÅŸili bayram ve ayin kutlamak ve bir keresinde de büyü ve tipla tedavi görmek üzere sayısız defalar Kizzuwatna’ya gitmiÅŸtir. Kula civarında volkan patlaması sonucu yakalandığı yüz felcinin tedavisi için bile Kizzuwatna’ya gelmiÅŸti. Bir defasında orada kardeÅŸi ve KargamiÅŸ kralı ve diÄŸer adı PiyaÅŸÅŸili olan ÅžarrikuÅŸuh ile buluÅŸmak istemiÅŸ, ama tanrılar ona kötü bir haber ulaÅŸtırmışlardı, keza PiyaÅŸÅŸili herhalde Çukurova’nın yakıcı sıcak ve boÄŸucu rutubetine dayanamayarak ölmüştü. Üzgün Kral, Kuzey Suriye ve DoÄŸu Anadolu’ya yapmayı planladığı askeri seferleri yarıda bırakarak kardeÅŸinin cesedini o sıcaklarda Hatti ülkesine taşıtmış ve onu Hitit usullerine göre orada defnettirmiÅŸti. Kralın eli ve kolunun baÄŸlı olduÄŸunu duyan düşmanlar elbette boÅŸ durmuyorlar, Hatti üzerine saldırıyorlardı.
II.Muwatalli zamanında (1310-1285) KizzuwatnaHitit iliÅŸkileri karanlıktır. Onun zamanında Hitit devleti adeta ikiye bolünmüş, kuzeyde kalan kısmında küçük kardeÅŸi III. Hattusili hüküm sürerken o güneye, TahundaÅŸÅŸa’ya taşınmıştır. Tarhundassa-Kizzuwatna sınırlarının tespiti de sorunlarla doludur. Muwatalli HattuÅŸa’daki tanrıların hepsini kendi bölgesine taşımış, bazılarını da Kummanni’ye getirmiÅŸ, orada yerleÅŸtirmiÅŸ ve yeni tapınaklar yaptırmıştır. Aslında metinlerden bir tanesine göre AÅŸağı Ülke yerine Kummanni’nin yer alması, Kizzuwatna’nın metropolu bu kentin neredeyse TarhundaÅŸÅŸa’ya tekabül etmesini gerektirmekte ise de, bu coÄŸrafi sorun göründüğünden daha karmaşıktır.
III. HattuÅŸili döneminde Kizzuwatna’da siyasi geliÅŸmelerle ilgili hiç bir kayıt yoktur, keza burası artık bir Hitit eyaleti gibidir ve her iki ülke de siyasi ve kültürel açıdan nerdeyse iç içedir. Develi ile Hanyeri arasında yer alan Fraktin, Taşçı, İmamkulu, Hanyeri (Gezbeli) ve Hemite kaya kabartmalarının hemen hepsi onun ve karısı Puduhepa’nın zamanında yaptırılmış,. eskiden de elbette bilinen bu daÄŸ yolu üzerinden Hatti ile Kizzuwatna arasında hızlı ulaşımı saÄŸlamak için kestirme bir köprü kurulmuÅŸtur. Bir çok Hitit kral, kraliçe ve diÄŸer hanedan mensupları ayinler kutlamak, büyü ve tipla tedavi görmek için hep Kizzuwatna’ya gelmiÅŸlerdir. Katipler bile Hurrice yazılmış metinleri bulup Hititçeye çevirebilmek için Kizzuwatna’ya gelirlerdi. İliÅŸkiler o kadar yoÄŸun idi ki, her keresinde gidiÅŸ geliÅŸ en az iki hafta süren uzun ve meÅŸakkatli yolculuklardan kaçınmak için Hattusa’da bir “Kizzuwatna mahallesi” kurulduÄŸu ve bazı ayinlerin sembolik olarak orada yapıldığı bile zannedilmektedir. . Ahmet Ünal-Münih Üniversitesi – İçel Sanat Kulübü Aylık Bülteni 2005/133. Sayısından Alınmıştır.

Share this post

Biyografik Bilgi

scroll to top