DÜNYANIN YAŞAYAN EN ESKİ BELDESİ MERSİN’E BİR KENT MÜZESİ DÜŞLEMEK – Prof. Dr. Veli SEVİN

Copilot_20261002_094500.jpg

Mersin denince akla, geçmişi ancak 19. yüzyıla ulaşan güzel ve çağdaş bir kent gelmektedir. Güzelliğine denecek bir şey yok ama ya yeniliği. Mersin gerçekten yeni bir kent mi? Tam tersi çok eski. Öyle ki, dünyanın hala yaşayan en eski beldesi unvanını taşıyacak denli eski. Taa 8000 yıldır hiç terk edilmeden yaşanan tek örnek.
ilk kez, şimdi ki Müftü Deresi’nin taşıdığı alüvyonlarla tümüyle dolmuş olan derin bir körfezin kıyısında, Yumuktepe’de kurulmuş bulunan bu yerleşme, bunu izleyen 5500 yıl boyunca birbiri ardınca 60’dan fazla yıkılıp yeniden kuruldu. Sonunda da 25 m. yüksekliğindeki bugünkü tepe oluştu. M.Ö. 4. yüzyıldan sonra bugünkü yerine taşındı ve bir liman olarak önemini sürdürdü, belki Zephyrion, belki de Ankhiale adıyla. M.S. 12. yüzyılda bir kez daha Yumuktepe ‘ye dönerek surlarla korunan bir kale durumuna getirildi ve bu kale Osmanlı egemenliği dönemine değin kullanıldı. Bugün nüfusu milyona doğru sarkan ve hızla büyüyen modern bir kent.
Mersin bu denli uzun ömürlü oluşuyla yalnızca Anadolu’nun değil Ön Asya dünyasının da sönmeyen yıldızlarından biridir.
Mersinliler bu köklü geçmişle, dünyanın yaşayan en eski beldesinin sakini olmakla ne denli öğünseler, gururlansalar yeridir. Oysa bugün pek çoğu bunlardan habersiz, 52 katlı gökdelenle yetinip gidiyorlar ne yazık ki.
Mersin’in bu şahane özelliğini yalnızca Mersinli’ye, Türkiyeli ‘ye değil, tüm dünyaya tanıtmak gerek. Bunu başarabilmenin en iyi yollarından biri ise bir “Kent Müzesi’dir. Kentin geçmişten günümüze değin geçirdiği aşamaları adım adım tanıtan bir müze. Çağlara göre gelişim alanlarını ve yönlerini gösteren ve bunları irdeleyen bir müze. Huğ evlerinden gökdelenlere değin ulaşan serüveni gözler önüne seren bir müze. Gezip göreni Mersin’e karşı daha saygılı olmaya zorlayan bir müze, Kentsel geleneklerin imbikten süzülürcesine damla damla günümüze ulaştığını anlatan bir müze. Kısaca kent kültürünü sergileyen bir müze.
Mersin’in gökdelen çevresindeki eski mahallerinden birinde taştan yapılmış, iki katlı tarihi bir ev yükselir. Olasılıkla 20. yüzyılın başlarında yapılmış, günümüzde kaderine terkedilmiş, Issız, küskün bir ev. Oysa bundan yarım yüzyıl kadar önce, 1946/47 1948 yılları arasında, Mersin’in Yumuktepe ile başlayan eşsiz geçmişini dünyaya ilk kez tanıtan ünlü İngiliz bilim adamları yaşamışlardı burada; John Garstang, Seton Williams, Richard Barnett, Seton Lloyd, Oliver Gurney, William Brice ve de Gordon Childe gibi. Her biri modern arkeoloji biliminin kurucuları arasında sayılabilecek bilginler; hele hele Gordon Childe… Türk okurunun “Tarihte Neler Oldu ve Kendini Yaratan İnsan” gibi yapıtlarından tanıdığı büyük alim.
Evi, bunlardan şimdi İngiltere’de Cambridge kentinde yaşayan Hititoloji devi Prof. Dr. Oliver Gurney tanıttı bizlere 1995’te, yeni Yumuktepe ekibinden Uzman Aynur Özfırat’a verdiği fotoğraflarla. Sevgili Bülent Akbaş da bir detektif gibi saptadı yerini şippadak. 1995 Eylülünde bir akşam üstü Prof. Dr. Önder Bilgi, Aynur, Hülya ve Hakan’la gezdik gördük alacakaranlıkta bu güzel yapıyı, hüzünlendik ıssızlığından oldukça.
Hastane caddesinden doğuya sapan yollardan biri olan, 69. ve 40. sokakların birleştiği köşedeki bu ev bir Kent Müzesi haline getirilebilir. Mersin Büyükşehir Belediyesi’nin bir gurur kaynağı olabilir. Bir katında sergileri, video gösterileri; bir katında da çeşitli kültürel etkinlikleri barındırabilir bu ev. Küçük fakat ağaçlıklı, gölgeli bahçesi hem güzel bir dinlenme alanı, hem de kendi kendine yeten bir tesis yaratabilir; Mersin’e yeni bir lezzet, yeni bir zenginlik kazandırabilir bu ev. Yumuktepe’de çalışan ve bu eşsiz zenginliği tüm ayrıntılarıyla tanıyan kazı kurulu olarak bizler bu konuda her türlü bilimsel yardım ve işbirliğine hazırız. 8000 yıllık geçmişi olan Mersin için ne yapılsa azdır inancındayız – İçel Sanat Kulübü Bülteni 1996/47. sayısından alınmıştır.

Share this post

Biyografik Bilgi

scroll to top