FELSEFE GÜNLERİ – YaÅŸar ÖZTÜRK

Felsefe.jpg

İçel Sanat Kulübü ve Mersin Üniversitesi tarafından düzenlenen Felsefe Günleri coÅŸku ile geçti. İlki geçen yıl (1994) yapılan ve büyük beÄŸeni kazanan Felsefe Günleri II büyük bir ilgi gördü. İçel Sanat Kulübü toplantı salonunda toplanan felsefeciler ve dinleyiciler “Çok Kültürlülük ve Demokrasi” konusunu ele aldı. Ankara’dan toplantıya katılan Prof. Dr. İona Kuçuradi: Çok Kültürlülük konusunda konuÅŸtu. GeliÅŸmenin uzun süre ekonomik kalkınma olarak algılandığını belirten İona Kuçuradi, “Bu ÅŸu anda yaÅŸanan sorunları ortaya çıkardı, çözümlemedi.” dedi. Her kültüre her ne olursa olsun saygı gösterilmesinin gerekmediÄŸini açıklayan Kuçuradi “İnsan Hakları temelinde çok kültürlülük yaÅŸatılabilir. Tolerans farklı düşünceye, insanların temel haklarına saygı göstermedir. İnsan hakları, insan anlayışı, sınıfsal bakışı reddeder. İnsan haklarını devlet korur, sivil örgütler dikkat eder koruma çabaları içinde olur” dedi.
Toplantıya İzmir’den katılan Prof. Dr. DoÄŸan Özlem kültür, çok kültürlülük, evrensellik, tekil ve grup kültürleri kavramlarını tartışmalı biçimde açıklayarak “Batı iki yüz yıldır liberal kapitalist temelli bir kültür ortaya çıkardı ve yaşıyor. Batı kültürü kendi çıkarı içinde çok kültürlülüğe izin veriyor. Evrensellik (olumlu) bir ütopyadır. Batı hep bir ‘in peÅŸinde koÅŸtu. DoÄŸu ise bir ‘in peÅŸinde koÅŸmayarak iki karşıt öğenin çatıştığı bir yönde koÅŸtu. Felsefe kültürler arasındaki çatışmayı çözemez. Çözümün yanıtı siyasidir. Felsefe ortaya görüş bırakır, kendisi bir tedavi aracı deÄŸildir” dedi.
İstanbul’dan katılan Prof. Dr. Bedia Akarsu dil konusunu ele aldığı konuÅŸmasında “Evrensel kültür içinde yer almadıkça ulusal kültür de geliÅŸmez. Kültür dilsiz olmaz. Osmanlıca saray dilidir. Halk dili deÄŸildir. TDK ile 13. yüzyıla dönüp ilerleme baÅŸlatıldı. Herkes bir kimlik arıyor. İslam dünyasında aydınlanma olmadı. Fatih istedi, denedi, ama dini baskılardan ötürü olmadı.” dedi. Prof. Bedia Akarsu Batının sömürgen bir yüzünün olduÄŸunu, tek ülkenin jandarmalığında yeni dünya düzenini ortaya attığını söyleyerek “Atatürk 1920’lerde Yeni Dünya Düzenini evrensel kültürü açıklamıştı. Her ulusun kendi kültürünü yitirmeden oluÅŸturabileceÄŸini belirtmiÅŸti. Atatürk sömürgeciliÄŸe karşı savaÅŸan ilk kiÅŸidir. Türkiye’de evinde Kürtçe, Çerkes’çe, Arapça konuÅŸan var, ancak resmi dil Türkçedir. Atatürk’ün dediÄŸi gibi Türküm diyen Türk’tür T.C. içinde yaÅŸayan herkes Türk vatandaşıdır. Bir insan kalkıp T.C. sınırları içinde yaşıyorum ama Türk deÄŸilim diye Türkçe öğrenemeyeceÄŸim diyemez.” dedi. İnsanların kimlikleri konusunda zorlanması konusunda örnek veren Prof. Bedia Akarsu “Çingene diye aÅŸağılamaya çalıştıkları Kibariye, en güzel yanıtı televizyonda verdi. “Ben insanım” dedi.
Ankara’dan katılan Prof. Dr. Ahmet İnam “Ben ve Öteki” kavramlarını öne sürerek ve açarak toplantı salonunda felsefeciler arasında tartışmayı baÅŸlattı. Akıl ve aydınlığın insanı tutsak ettiÄŸini sevgi ve toleransın ÅŸiddet ve yok etmeye dönüştüğünü örnekleyerek anlattı. Herkesin aynı dili konuÅŸtuÄŸu bir dünyada yaÅŸayamayacağını ve intihar edeceÄŸini söyleyen İnam “Ben farklılıkların zenginleÅŸtiÄŸi bir dünyayı özlüyorum. ABD benim KaracaoÄŸlan’ımı öldürmesin. Kant benim beynimde kılıç gibi sallanmasın. Ben ve öteki arasındaki iliÅŸkide mantığımız iletiÅŸimimizi ve ahlak anlayışımızı deÄŸiÅŸtirmeliyiz.” Salonda felsefeciler arasında tartışmaya yol açan İnam’ın açıklamaları gelecek yılki felsefe günleri 3.ün konusunun Akıl, Kant olarak belirlenmesine neden oldu. Mersin Üniversitesinden Prof. UluÄŸ NutkuAkıl ilerledikçe kendi yolunu yapar. Kendi yolunu yaptıkça da ilerler” sözleri ile ilk günkü toplantıyı noktaladı.

İçel Sanat Kulübü ve Mersin Üniversitesi tarafından düzenlenen Mersin Felsefe Günleri, felsefenin doğduğu topraklarda, Uzuncaburç ören yerinde yapılan etkinliklerle devam etti.
Otuzu aÅŸkın otobüs, 50’den fazla özel araçlarla etkinlik yapılacak olan tarihi Uzuncaburç kasabasına gelenler, MÖ 300 yılından kalma Zeus tapınağındaki toplantı ardından Antik Tiyatro’da düzenlenen konseri dinlediler.
Uzuncaburç konusunda bilgi veren Doç. Dr. Serra Durugönül etkinliÄŸin gerçekleÅŸtiÄŸi Zeus Tapınağının MO 300 yılında yapıldığını açıklayarak “Bu tapınak Göksu deltasından Lemas’a kadar egemendi. Bu Zeus tapınağının en büyük özelliÄŸi sığınma hakkı tanımasıydı. Sığınmak isteyenlerin gelip baÅŸvuracağı bir yerdi.” dedi.
Mersin Felsefe Günleri 2.nin ana konusu olan “Çok Kültürlülük ve Demokratik Birliktelik” konusunu ele alan toplantı Zeus Tapınağında tartışılmaya baÅŸladı. Prof. Dr. Onur Bilgi Kula’nın yöneticiliÄŸinde Prof. Bedia Akarsu, Prof. Dr. DoÄŸan Özlem, Prof. Dr. UluÄŸ Nutku, Prof. Dr. Ahmet İnam konuyla ilgili kısa bir giriÅŸ yaptıktan sonra dinleyicilerin katılımı ile tartışma açıldı.
Felsefenin insanı güden bir yönü olduÄŸunu vurgulayan Prof. Dr. UluÄŸ NutkuFelsefe bilgi sevgisidir. Filozof eyleyendir. Her geri çekiliÅŸ ileriye atılımın hazırlığıdır. Kat kat yükselen felsefede bizden önceki alt kattaki kültürleri küçümsememeliyiz. Bizim bulunduÄŸumuz katı da son kat olarak görmemeliyiz. Biz gelecek kuÅŸaklar için kat hazırlıyoruz. Duvar örülür insan örgütlenir. Biz burada kendiliÄŸimizden örgütleniyoruz” dedi.
GeleceÄŸin belirsiz olduÄŸunu söyleyen Prof. Dr. DoÄŸan ÖzlemSomut olarak dayanmamız gereken ÅŸey geçmiÅŸ. Günümüzde kendini evrensel olarak ilan eden ve dayatan bir kültür var. Liberal ve kapitalist temelli kültür diÄŸer kültürlerle beraber olma, yaÅŸama hakkını kendi çerçevesi içinde izin veren bir kültürdür” dedi.
Evrensellik siyasi ve politik güç olarak kullanılıyor. Her kültür evrenselliÄŸi dayatıyor. Biz evrenseliz siz yerelsiniz dayatması var. Bütün kültürlerde ortak bir yan ekolojik ve genetik bir ortaklık var. Hiç tanımadığımız bir kültürle iletiÅŸim kurabiliyoruz. Bu iletiÅŸimi saÄŸlayan öğeler var” diye konuÅŸtu. İçel Sanat Kulübü Aylık Bülteni 1995 /41 sayısından alınmıştır. 

Share this post

Biyografik Bilgi

scroll to top