20 OCAK 1919 MERSİN’DE İLK KURÅžUN
Anıtı Dikilecek Gerçek Bir Kahramanlık Öyküsü
1919 yılının 20 Ocak Pazartesi günü. Issız ve çok soÄŸuk bir kış sabahı ve saat sekiz…
Mütevazı kılıklı ve tüfekli iki genç verilen çok mukaddes ve ağır bir görev uÄŸruna Bahçe Mahallesindeki Müftü Deresi doÄŸusundan kuzeye uzanan narenciye bahçelerinin aÄŸaçlarını kendilerine siper ederek büyük bir ihtimamla SoÄŸuksu (Yumuk) tepesine doÄŸru sessizce ilerliyordu. Bu ekip o sıralarda çok önemli iÅŸler baÅŸarmış Türk Jandarmasının görevlendirdiÄŸi müfrezelerinin Ali MeÅŸluÅŸ adlı yirmi yaşındaki bir vatanseverin kurduÄŸu en ufak timiydi. Kendisine o sabah gözetleyicisi ve koruyucusu olarak onun kadar cesur yirmi bir yaşındaki can arkadaşı aynı mahalleden Hamit Miyasi refakat ediyordu…
Mersin o tarihlerde Fransız işgalinde idi. Diğer ortakları gibi emperyalizm doğrultusunda halkımızı akıl almaz insanlık dışı davranışlarla sindirdiler. Bu inançla Fransızlar da Mersin halkının kıpırdayamaması için askeri baskıyla yönetimde, eğitimde, ibadette, ekonomide, ailede, sportif ve hatta sanatsal etkinliklerinde kendi özel plan ve telkinleriyle onları köleleştirmeye yönelmişti.
Osmanlı devletinin o tarihlerdeki zaaflarından da yararlanarak aslında hiçbir hak ve nedeni bulunmayan bu saldırgan sürüsü insafsız ve korkunç bir olup-bitti projesi uygulamada kararlı idi. Ne var ki istilacılar Türk ulusunun silahsız ve cephanesiz olsa da ne derece cesur ve cengaver olduÄŸunu göz ardı etmiÅŸlerdi. Bunların baskısı ve acımasızlığı er geç bir noktada tahammül duvarımıza çarpacaktı. Nitekim yurdun her noktasında artık kıvılcımlar çakmaÄŸa baÅŸlamış ve sivil ilk direniÅŸler baÅŸ göstermiÅŸti. VatandaÅŸlarımız edinebildikleri bıçak, kılıç, balta, süngü, tüfek ve hatta sapan gibi iptidai de olsa her türlü araçla donarak üç. beÅŸ kiÅŸilik timler halinde pusu baskınlarıyla düşmanı ÅŸaşırtmaya hatta korkutmaya baÅŸlamışlardı. Kısacası Kuvayi Milliye doÄŸmuÅŸtu. Yayılan bu olaylardan ürken Mersin’deki Fransız komutasında ÅŸehir içi ve dışını kendi güvenlikleri için en stratejik yerleri tespit ederek tehlikeli noktaları anında vurmak amacıyla buralara deÄŸiÅŸik güçte top birlikleri yerleÅŸtiriyordu. Denizden dahi harp gemileriyle güya kendilerini güvene alıyorlardı.
İşte bu ortamda yiğit Ali Meşluş ve arkadaşı hayatları pahasına ortaya atılarak on iki kişilik gözü pek, attığını vuran bir fedai müfrezesi kurmuş. Bunlardan tespit edebildiklerim:
Ali Meşluş (müfreze başı)
Hamit Miyasi (Ali’nin fedaisi)
Şahin efe (müfrezenin beyinlerinden olup Cumhuriyet döneminde Mersin Belediyesi Çarşı Ağası) Mehmet Kahraman (müfreze fedaisi)
Not: DiÄŸerlerini tanıyanlar, bilenler bu dergi kanalıyla bendenize ulaÅŸabilirlerse tasarlanan anıta adları yazılarak Mersin KurtuluÅŸ Tarihi’ne geçebileceklerdir.
Evet böylesi görevlendirilmiş söz konusu iki kahraman Soğuksu Tepesi eteklerine yaklaştıkları bir noktada durup tepeye yapraklar arasından baktıklarında orada yüksek rütbeli bir subayın tepenin güney ucundan dürbünüyle çevreyi kontrol ederek yanındaki subaylarına hedefleri gösterip, topların yerleştirileceği noktaları eliyle işaret ediyordu. Belki biraz sonra Mersin bombalanacaktı.
Gözleri bir anda alevlenen Ali arkadaşına dönüp yavaşça “Hamit’im”, yiÄŸidim arkana bakmadan geldiÄŸimiz yoldan ve kimseye görünmeden sessizce Müftü Cami’sine hemen git ve beni orada bekle. Benim görevim bitince dereye dalıp oradan sana ulaÅŸacağım, haydi can yoldaşım uÄŸurlar ola… Hamit aÄŸaçlar arasından kaybolurken Ali atış menziline girer ve ölüm makinesini titremeden omuzuna yerleÅŸtirir, iki defa derin-derin soluduktan sonra sol gözünü kapatıp alev-alev yanan saÄŸ gözünü hedefe dikip besmele ile buz gibi tetiÄŸe basar. Patlama sesiyle aÄŸaçlardan birden kuÅŸlar havalanır. Ali kumandanı göğsünden vurmuÅŸ ve devirmiÅŸtir. Tepeden baÄŸrışmalar, koÅŸuÅŸmalar, düdük sesleri ve büyük bir telaÅŸ baÅŸlamıştır.
Ali görevi başarmanın güven ve gururuyla derenin buz gibi sularına süzülür ve kendini akıntıya koy verir ki o sırada bir karga leşi suratına yapışınca onu kamuflajı için kullanır. Müftü köprüsüne ulaşmıştır. Kimseye görünmeden kıyıya çıkar ve buluştuğu vefakâr arkadaşıyla sokak aralarından kaybolurlar.
Saat 9.30. Şehirde Fransız komutanın Soğuksu tepesinde öldürüldüğü haberi süratle yayılmıştır. Düşman devriyeleriyle şehri didik-didik aramaktadırlar ama vuranın eşkalini kimse bilmediğinden büyük bir korkuyla olayı mecburen sineye çekmişlerdir.
Ve yıl 2003… İçel Sanat Kulübümüzün kültürel ve tarihi kitap hizmet serilerinden en güzeli olabilecek, emekli edebiyat öğretmeni çok deÄŸerli tarih araÅŸtırmacısı, gazeteci, yazar sayın Gündüz Artan ‘in kaleme aldığı MERSİN TARİHİ KRONOLOJİSİ adlı çok zarif kitabının 12. sayfasında beÅŸ satırla sunduÄŸu bu gerçek olaydan pek çok esinlenerek bu konuyu ısrarla araÅŸtırmaya karar verdim. Ve öğle sonraları devam ettiÄŸim Mersin Amatör Balıkçılar DerneÄŸinin Atatürk Parkındaki Lokalinde benim gibi müdavim dostlarıma beÅŸ satırlık ilk kurÅŸun öyküsünü anlatıp bununla ilgili anıt tasarımı açıkladığımda orada hazır bulunan ilk ve orta okuldan Sınıf arkadaşım Ömer Faruk Tugay 1944’lerde okul dışı saatlerini deÄŸerlendirmek üzere babasının ona Kiremithane mahallesinin Silifke caddesinde açtığı kahvesine o zaman 42-43 yaÅŸlarında Ali MeÅŸluÅŸ adında orta boylu, zayıf, esmer bir ÅŸahsın ara sıra uÄŸradığını ve bu olayı anlatarak Kuvayi Milliyenin bu ilk kurÅŸununu kendisinin attığını söylemiÅŸ. Ancak o soÄŸuk kış sabahı kaçarken girmek zorunda kaldığı buz gibi sudan üşüterek aylarca ölümcül hasta yattığını da eklemiÅŸ. Lokaldeki deÄŸerli dostlarımdan Mersin’in eski futbol yıldızlarından biri olan Fuat Işıkay’da bu aÅŸamaya tanık olunca Ali MeÅŸluÅŸ ‘un, tanıdığı yeÄŸenlerinin de bu derneÄŸe üye olduklarından onları çağırabileceÄŸini vaat etti ve iki gün sonra fotoÄŸrafları bu yazıda görülen yeÄŸenler lokale geldiler. Bu sıcak insanlarla tanıştım ve amcalarını ricam üzerine anlattılar. Amcaları balıkçılık ve biraz da marangozlukla geçim savaşı verirmiÅŸ. Ebe olan annesi ara sıra destek olurmuÅŸ. Evli, çocuksuz, mert, dürüst bir kimse imiÅŸ.1949 yılında 50 yaşında vefat etmiÅŸ.
Ve 1925 in yine 20 Ocağı… Mersin’e eÅŸi Latife hanımla on bir günlük bir ziyaret için gelen Atatürk evvelce öyküsünü duyduÄŸu Ali MeÅŸluÅŸ’u konuk olduÄŸu (ÅŸimdiki Atatürk Müzesi) konağına acele davet eder. MeÅŸluÅŸ gelir ve huzura kalır. Ata, elini büyük bir saygıyla öpen Ali’ye ÅŸefkatle sarılıp yanaklarından öper. Karşısına oturan Ali’den öyküsünü dinledikten sonra “canın pahasına arkadaşınla gösterdiÄŸin bu cesaret, düşmanın yurdumuzdan atılmasında ilk hamle olmuÅŸtur.” Ve bunun anısına Ali’ye beraberinde getirdiÄŸi, bir yüzünde Türk bayrağı, diÄŸer yüzünde de Atamızın imzası olan bir altın madalyayı Ne var ki gün gelmiÅŸ geçimini kıt kanaat saÄŸlamaya çalışan, ancak kimsenin sahip çıkmadığı Ali ulu önderin verdiÄŸi deÄŸerli madalyasını son çare olarak göz yaÅŸlarıyla bir kuyumcuya satmak mecburiyetinde kalmış…
Gün ışığına tesadüfen yeni çıkarabildiÄŸimiz bu kahramanlık olayına BüyükÅŸehir ve Akdeniz Belediyeleri el atıp Müftü Camii’si doÄŸusundaki parkın münasip bir yerine dikilecek İLK KURÅžUN anıtıyla ebedileÅŸtirilmesini, onurunun paylaşılmasını Mersinliler adına rica ediyorum. İçel Sanat Kulübü Aylık Bülteni 2003/123. Sayısından Alınmıştır.
İLK KURÅžUN MERSİN’DE ATILDI – SUDİ ABAÇ






