KARBOĞAZI SAVAŞI – Abdullah TÜRKOĞLU

Karbogazi-Baskini.jpg

Her şey Osmanlı’nın çöküşü neticesinde müttefik devletlerle
(İngiltere, Fransa, Rusya) ve Osmanlı’nın 30 Ekim 1918 Midilli Adası’nda Mondros kasabasının limanında demirli İngiliz gemisi Agamemnon’da yaptığı antlaşma ile başlar. Antlaşmayı Osmanlı adına Bahriye Nazırı Rauf Bey imzalar.
Mersin ve Adana’yı Fransızlar işgale başlar. Mersin işgal komutanı General Dufieux’dur. Diğer tarafta ise Mustafa Kemal Paşa Başkomutan, Yüzbaşı Sinan Tekelioğlu, Üsteğmen Hasan Akıncı, Gülekli Kemal Bey ve diğerleri…
Mersin ve Adana’nın Mondros Antlaşması’nı takiben işgalinden sonra 27 Aralık 1918’de demiryolu ve karayolunun kesiştiği önemli bir kavşak yeri olan Pozantı işgal edilir. Çukurova ile Ankara’nın irtibatı bu yol ile sağlanmaktadır.
Pozantı işgal komutanı Fransa -Almanya sınırında, Werdün’de Almanlara karşı Fransa’yı başarılı bir şekilde savunan 412. Tabur Komutanı Binbaşı Pierre Mesnil’ dir. Binbaşı Mesnil’in eşi Madam Edigre Mesnil ise Belemedik’te hastanede hemşire olarak görevlidir, 8 Nisan 1920 Belemedik baskınında Teğmen Besim Bey tarafından esir alınır. Ancak Fransızlar Türk Kuvayı Milliye güçlerinin baskısı altındadır. Fransız uçakları yardım etmeye çalışmaktadır. Mesnil Batı Kilikya Komutanı Sinan Tekelioğlu tarafından birçok kere “Teslim ol!” çağrısına Werdun ve Fas Savaşları’ndaki başarıları nedeni ile kibirli davranıp olumsuz cevaplar vermektedir. Mersin’deki birliklerinden yardım ister. İki defa yardım gönderilir. Yardımın ikisi de başarısızlıkla sonuçlanır. Pek bahsedilmese de Kavaklıhan’da Karboğazı’ndaki gibi destansı çarpışmalar olur.
15-17 Nisan 1920 tarihinde 2000 kişilik Fransız ordusu Kavaklıhan mevkiinde Türk müfrezeleri tarafından geri püskürtülür.
17-20 Mayıs 1920 tarihinde bu defa 5000 kişilik bir ordu gönderilir, ancak 700-800 kişilik Kuvayı Milliye güçleri ile Kavaklıhan’da üç gün çetin bir savaş yapılır. Fransızlar geri çekilmek zorunda kalırlar. Çaresiz kalan işgal komutanlığı uçakla Mesnil’e bir mesaj atar ve bir de kroki gönderir. “Teslim olup olmamakta serbestsiniz. Ancak Mersin’e gelmek istersen Namrun, Gözne, Karacailyas üzerinden geliniz.”
Kendisini savaşlarda başarılı bir komutan olarak gören Mesnil, teslim olmayı gururuna yediremez. Pozantı – Tarsus yolu üzerinde Türk güçleri ile karşılaşmamak için Karboğazı – Karageçit – Namrun – Gözne üzerinden Mersin’e gitmeye karar verir. Hazırlıklarını yapar, Pozantı’da bırakacakları eşyaları kullanılmaz hale getirirler.
26 Mayıs 1920 Çarşamba günü Pozantı’dan çıkarlar. 17 ay sonra Pozantı’da işgal bitmiştir. Gece yarısı Tekir’de bir çatışma yaşanır. Elmalı Boğaz’a girilir. 27 Mayıs Perşembe günü 07.40’da Elmalı Boğaz’dadırlar. Karşılaştıkları Kumdere köyünden Kumcu Veli ve Hasan eşi Hatice’yi esir alırlar, rehberlik yaptırırlar. Kumcu Veli, Fransızları Karboğaz’a götürmektedir. Hatice Hanım da müfrezelere haber verebilmek için bir fırsatını bulur kaçar. Aynı anda Hüseyin Ağa, Hamit Hoca, Şahbaz Yusuf, Dubaracı Mehmet, Ahmet Çavuş, Gülekli Piyade Ali, Tırlık Molla Mehmet ve beraberlerindeki 23 kişi orman içinden gizlice Fransızları takip etmektedir.
Gülekli Kemal Bey Fransızların Pozantı’dan çıktığını öğrenir. Hemen Çamalanı’na takım komutanı Hafız Mehmet’e ve Karaisalı Jandarma komutanı Üsteğmen Hasan Akıncı’ya haber verir, kendileri Tekir’e gelir. O da Teğmen Hafız Mehmet Tevfik, Gülekli Fettah, Cevdet Çavuş’la beraber geriden Fransızları takip eder.
Fransızlar, Elmalı Boğaz’dan Karboğazı’na hareket ederler. Hava sisli, yağmurlu ve soğuktur. Yükseklerde kar vardır. Germeç Beli’ni aşarak Karboğazı’na varırlar. Kamp kurulur, Yörükler korkar kaçar. Güvence verilir, süt yoğurt istenir.
Gülekli Kemal Bey, gizlice takiptedir ve Elmalı Boğaz’daki Aydınlı aşiretinden yanına 10 kişi daha almıştır ve 44 kişi olmuşlardır (Bazı kaynaklar 44 kişinin 2 veya 4’ünün kadın olduğunu yazar – Tingil Fatma, Hatice Kadın). Germeçbeli’nde Fransızların Karboğazı’nda kamp yaptıklarını görürler. Atlarını Germeç Beli’nde bırakıp ormanlık alandan Sünüdere’ye, Delmelimezar mevkiine pusu kurmaya gelirler. Hasan Akıncı müfrezesini Yılanovası’na göndermiştir.
Fransızlar, 28 Mayıs 1920 Cuma günü güneye Yılan Ovası’na doğru hareket ederler. Çeteler haberli olduğu için tedbirleri almışlardır. Rehber güvenli olduğunu belirterek Fransızları dere yatağından götürmektedir. Oysa Kuvayı Milliye Çeteleri dereninin bir tarafında 17 kişi, karşı tarafta 17 kişi pusu kurmuş beklemektedirler. 10 kişi de arkalarından takip etmektedir. 120 kişilik öncü bölüğü Yılan Ovası’na geçmek isterken başlarında Mucurlu Ahmet olan müfreze tarafından esir edilir. Ele geçirilen katır ve ganimetler Gülek’e gönderilir. Dere dik ve derindir. Hava sisli ve yağmurludur. Tabur, Sünüdere mevkiine geldiğinde ateş başlar. Katırların üzerindeki cephanelerin patlaması müthiş etki yapar. Dere içinde savunma yapamazlar, saklanamazlar. Çetelerin siperleri iyidir. Fire vermezler. Derede sel suları vardır. Fransızlar panik içindedir. Bu dar ve derin dereden hızla geçip ilerdeki düzlüğe çıkmaya çalışırlar. Herkes canının derdine düşmüştür. Bir kısmı Teke Dağı Yaylası tarafına kaçmıştır. Teke Daği Yaylası üç tarafı sarp, kayalık bir tepedir. Mesnil, Kapular mevkiinde taburunu toplar. 380 kayıp 85 yaralı vardır. 4 subay 242 er kalmıştır. Asker kaçarken kumanyaların, ağırlıklarını atmış; ıslak, susuz ve bitkindir.
Öğle saatlerinde teslim bayrakları sallanır. Bir Ermeni Türk: “Komutanımız teslim olacak.” diye bağırmaktadır. Fettah isimli bir er *Teslim olmak istiyorlar” diye Hasan Akıncı’ya haber getirir. Savaş durdurulur.
Hasan Akıncı, Fransızca bilen Teğmen Besim Albayoğlu’nu görüşmesi için Mesnie gönderir. Orada gözleri bağlanır. Mesnilin huzuruna götürülür. Askerler perişan bir vaziyettedir. Bir yüzbaşı kalçasından yaralıdır, ağlamaklı konuşmaktadır. Olen arkadaşları için Cezayirli askerler Kur’an okumaktadır. Hazin bir durum vardır. Mesnil subayları ile görüşür, teslim olmaya karar verir. Ancak Mesnil Binbaşı olduğu için kendi rütbesinden küçük teğmene teslim olmak istemez. Teğmen de: “Karargâhta komutanımız yarbaydır.” der. Oysa Kara Afet Hasan Fehmi Akıncı, üsteğmen rütbesindedir.
Mesnil’i yanında subayı ve Ermeni rehber Martn’i alır karargâha getirir. 29 Mayıs 1920’de görüşmeler başlar. Görüşmeler esnasında Mesnil: “Savaşı Devletler Hukuku’na aykırı yaptınız, savaş ilan etmeden pusu kurdunuz, silahlarımız bizde kalacak, kılıcımı teslim etmem.” gibi şartlar öne sürer.
Hasan Akıncı ise sert ifadelerle: “Siz hangi Devletler Hukuku kurallarına uyarak buralara geldiniz? Bizim anayurdumuzda ne işiniz vardı? Yapılan ve Ermeniler’e yaptırılan zulümler gözlerinizin önünde oldu. Teslim olmak isteyen biri böyle şartlar öne süremez.” der.
Mesnil geri adım atar.
Hasan Akıncı, Mesnil’in ısrarı üzerine kılıcını teslim almaz. Düşmanın 15 kat fazla olması, şehit verme riski nedeni ile anlaşma yoluna gider.
Bu görüşmeler esnasında Akıncı, yanındakilere abartılı emirler verir. Sanıldığından çok gücü olduğu imajını verir. Bu emirleri Türkçe bilen Ermeni rehberinden öğrenen Mesnil inanır.
Antlaşma imzalanır.
29 Mayıs sabahı, yanında 50 süvari ve 40 piyadesi olan Hasan Akıncı ile birlikte Yılan Ovası’na gelir. Mesnil Teke Yaylası’dan buraya getirilen taburuna duygu dolu bir konuşma yapar. Hasan Bey de bir konuşma yapar.
Askerlerle birlikte beş koldan silahlar teslim alınır. 1 binbaşı, 4 yüzbaşı, 5 subay, 150’si yaralı 522 er, toplamda 682 asker ve 41 Ermeni aile. Ayrıca silahlar ve 90 katır…
Bir ara Mesnil, Akıncı’ya kuvvetimizin ne kadar olduğunu merak ederek sorar. Akıncı sinirlenerek: “Kendini işgal komutanı mi zannediyorsun. Kılıcına mı güveniyorsun, yenilmiş ve esir olmuş bir komutan galip komutana böyle soru soramaz. Ancak soracağım sorulara doğru cevap vereceksen affederim. Kuvvetimizi öğrenmekten amacınız nedir?” der.
Mesnil özür dileyerek: “Karargâhta makinalı tüfek komutanı, ihtiyat bölük komutanı gibi emirler verdiğiniz kişileri şimdi emir eri olarak görüyorum.” der.
Akıncı: “O halde kuvvetimizi ne kadar zannediyorsunuz?”
Mesnil: “5000’in üzerinde.”
Akıncı: “Kuvvetim şu gördüğün bir avuç kahraman. Teslim aldığım silahlara daha elimi bile sürmedim. İstersen silahları geri vereyim yeniden başlayalım.” der.
İyice şaşıran Mesnil başını yumruklayarak atından atlar. “Bunu raporunuza yazmayın, rezil olurum, beni idam ederler.” der. Kendilerini 44 kişinin esir aldığını söylendiğinde utancından ağlar.
Bir saatlik mesafedeki Gellez’e götürülürler. İstirahat verilir. Orada etli bulgur pilavı, ayran ikram edilir. Kadınlar gözleme yapmıştır. Savaş da olsa Türk misafirperverliği sergilenir.
Oysa daha sonra raporunda taburunun 44 kişi tarafından esir alındığını hazmedemeyen işgal komutanlarından De Veo’u; “Türkler esirleri çıplak olarak Karaisalı’ya götürdüler, yaralıları kestiler, bize 3000 kişi saldırdı.” gibi aslı olmayan sözlerle hezimetini saklamaya çalışmıştır.
Akıncı, durumu Tekelioğlu’na, 0 da Başkomutan’a bildirir. 44 kişinin kahramanlığının ilan edilmesini arz eder.
Çamalanı Jandarma Karakolu’nda alıkonulan esirler, pazartesi günü dört saatlik yürüyüşle Bucak’a getirilirler. Burada Belemedik’ten gelen trende Sinan Tekelioğlu ve Bayan Mesnil de vardır. Hazin kavuşmalar, yenilgi ve zafer duyguları yaşanır.
Esirler trenle Kayseri esir kampına götürülürler. Bazı kaynaklar, savaşta ölenler, hastalıktan ölenler ve yaralılardan sonra yaklaşık 900 kişilik taburdan Fransa’ya 60 kişinin dönebildiğini yazar.
1880 ‘de Paris’te doğan Mesnil, 1921 Eylül’ünde 16 aylık esaretten kurtulur. 1924’te Fransa’da ölür.
Mustafa Kemal Paşa’ya Çukurova’daki bu mücadeleler ilham verir. Kahramanlarımız nur içinde yatsınlar. Ruhları şad olsun…
Kaynak:
Karboğazı Zaferi (H. İbrahim Yıldırım), İçel Tarihi (M.Necati Çıplak), Pozantı Tarihi (Cezmi Yurtsever), Kayıp Sancak (Mehmet Uluğtürkan), Bolkar Çığlğı (Dursun Özden), Pozantı Kongresi (Cezmi Eraslan), Karboğazı Zaferi (Uğur Becerikli ).
İÇEL SANAT KULÜBÜ BÜLTENİ/NISAN/HAZİRAN 2022

Share this post

Biyografik Bilgi

scroll to top