YUMUKTEPE KAZILARI 2012 – PROF. DR. İSABELLA CANEVA

Yumuktepe-43.jpg

Prof. Dr. İsabella Caneva – La Sapıenza Universitesi, Roma-İtalya

İSABELLA CANEVA KAZILARI – 1

M. Ö. 7000 – 6200 Neolitik (Yeni Taş) çağı
Erken Neolitik Prof. Garstang’ın kazısının yanında, 8m. kalınlığında yeni bir sondaj açılarak, yeniden incelendi.
İnsan yerleşimine dair izler var, ama taş temel yapı yok.
Buluntulardan hayvan kemiklerinden höyük ekonomisi hakkına bilgileniliyor. Çoğu koyun ve keçi, sonra sığır ve domuz. Avcılık artık yapılmamaktadır.
Kültüre alınmış tahıllar, baklagiller yanında mercimek, bezelye ve burçak ile zeytin, incir, Antep fıstığı gibi meyvelerin de aralarında bulunduğu botanik kalıntılar tespit edilmiştir. Bu veriler karışık bir tarım ekonomisinin uygulandığına işaret eder.

M.Ö. 6150 – 6000 Orta Neolitik (Yeni Taş) çağı
Caneva yaptığı çalışmalarla bu tarihi yeniden düzenledi. Tabanda ortaya çıkarılan karbonlaşmış tohumlar, tüketilen besinlerin kültüre alındığını göstermektedir. Temel taşlarının çizdiği plan üzerindeki üst yapı ise olasılıkla dal örgüsü tekniği ile oluşturulmuştur.
İki konglomera (kumtaşı) blok yapının güneyindeki anıtsal kapıda kullanılmıştır.

M.Ö. 6000 – 5800 Geç Neolitik (Yeni Taş) çağı
Bir sonraki yapı katından, önce kalın bir kül tabakası temizlenmiştir. Dairesel planlı mezarlar var. Küçük, içi ölü adaklı mezarların bazılarında pek iyi korunmamış iskeletler yanında, taş ve deniz kabuklarından yapılmış boncukları olan kolyeler var.
Bu tabakada kuzey güney yönünde yapılanmış bir sokak ilgi çekicidir. Duvarları sıvalı, dikdörtgen biçimli ocağı olan bu konut bize yeni bir dönemin habercisi gibidir.
Bu safhayı asıl tanımlayan mimari özelliklerdir.
Mimarlıkta ilk defa taş kullanıldığına tanık oluyoruz.
Kerpiç blok tuğlalar ilk kez görülmektedir.
Garstang ve Caneva’nın saptadığı taş temeller genellikle dere taşlarından oluşturulmuş örgülerdir.

M. Ö. 5800 Neolitik (Yeni Taş) Çağı Sonu
Mimari yapı tekniği ile teknolojik değişimler, Sabi Abyad ile benzerliği aynı tarihsel döneme denk düşer.

ERKEN PREHİSTORİK YERLEŞMELER DÖNEMİ, M. Ö. 7000 – 5800 (Tarih öncesi dönemler)
1200 yıla yayılan bu dönem, erken – orta – geç ve son Neolitik olarak dört bölümde incelenir.
M. Ö. 6200 e tarihlenen bir yapı silo olabilir. Bu yapının yanında büyükçe bir duvar yer alıyor, Dere taşlarıyla işlenmiş platform ise olasılıkla ocak işlevi görmektedir.
Yanık sıva parçalarından (yapışarak iz bırakmış) dal, saz izleri, olasılıkla huğ tipi kulübelerin varlığını gösterir.
Aletler arasında büyük oranda, delgilerin en tipik örnekleri obsidiyen aletlerdir.
Bu dönem insanları Kapadokya çevre pazarından gelen yarı işlenmiş obsidiyen ve taş aletleri alıp, ince işçiliklerini kendileri yapmış ve kullanmışlardır. Ayrıca kemikten yapılmış delgiler ve spatulalar da ele geçer.
Bu tabakada ilk defa M Ö. 7000 – 6500 arası yıllara tarihlenen bir mühür bulunur. Bu mühür, üretimin varlığını gösterirken, özel mülkiyete geçiş olarak yorumlanabilir. Dünyadaki şu ana kadar ele geçen en eski mühür olma özelliğini de taşımaktadır.
“En eski mühür kullanan toplum” anlamında…
Bu safhadaki en yaygın çanak çömlekler, kavuniçi renkte, perdahsız küçük seramik kâseler ile perdahlı, parlak siyah renkli kaplardır. Mühürler var, fakat daha sade, yalın tiptedir.
Bu dönemde taş aletlerde bir değişiklik gözlenmez.
Çakmaktaşı ve obsidiyen kullanılmıştır.
Yıldırım motifleri ile süslü, küçük çömlekler ve kâseler mezar buluntuları arasındadır.
Bu tabakada dikdörtgen planlı taş temelli (kerpiç yok) huğ tarzı yapıların dizildiği yamaç evler var.
Garstang’ın XXVI. tabaka altına denk gelen yapının, koridorla birbirine bağlanmış dikdörtgen odalardan oluştuğu anlaşılıyor.
Büyük apsisli evler etrafında tabanı taş döşeli silo yer alır. Yerleşim bir mahalle gibi höyüğün eteklerine doğru genişlemiş ve teraslı evler ile büyük tahkimat duvarları inşa edilmiştir.
Köşeleri yuvarlatılmış dikdörtgen planlı evler dikkati çeker.
Daha önce rastlanmayan taş süs eşyası ve kemik aletler var.
Yerleşimde özenle inşa edilmiş tahıl ambarı ile pişirim ocağı ilgi çekicidir. Boyalı ve perdahsız çanak çömleklerin ortaya çıkışıyla, bilinen seramiklerden farklılıklar görülür.
Bu çanak çömleklerin tipleri sınırlı da olsa, oldukça kaba ve açık renklidir. Bu döneme ait taş duvarlı, yüksek bir yapının kenarları iyi işçilikle sıvanmıştır. Anıtsal yapının duvar kalınlığının 120 cm olması savunma amaçlı olasılığını akla getirmektedir.
Çömleklerdeki hamurun daha ince olması, çeşit fazlalığı ve dekoratif bezemeleri dikkat çekicidir.

Bu Dönem İçin Önemli Son Söz
Bu tabakada M.ö 7000 – 6500 arası bulunan mühür. Üretimin varlığını gösterirken, özel mülkiyete geçiş, bir nevi tapu belgesi.
Dünyadaki şu ana kadar ele geçen en eski mühür olma özelliği var. “En eski mühür kullanan toplum”
Yumuktepe’nin, M. Ö 7000 yıl öncesine kadar sadece botaniksel anlamda değil, mimari, seramik, obsidiyen ve taş aletleri anlamında önemli bir rol üstlendiği anlaşılıyor.

İSABELLA CANEVA KAZILARI – 2 

Erken (Proto) Kalkolitik Çağı’na Geçiş (M. Ö. 5000)
XVI. yapı katında, 15 metre derinlikte mimari yenilikler ortaya çıkarılır. Burada, taş temelli kerpiç bir duvar ile tahkim edilmiş, anıtsal bir girişi olan küçük bir yerleşim tespit edilir. Birbirine bitişik, sırayla inşa edilmiş yaşam alanları, askerlerin kullandığı barakalar şeklinde açıklanmaktadır. Bu yerleşim sitadelin (kale) iç çapını 60 metre ile sınırlar.
Yumuktepe Kalesi (sitadel/hisar)
Tepenin zirvesinde bulunan kalenin ve tepenin eteğindeki yerleşimin bir yol ile bağlanmış olması önemli görülmelidir. Her iki alan M.Ö.5000 yıllarına tarihlenir. Mimarlık tarzı ve mimaride kullanılan malzemeler önceki dönemlere göre belirgin farklılıklar arzeder. Kalenin sur duvarlarında ve teras yüzeyinde büyük döşeme taşları kullanılmıştır. Tepe eteğinden başlayan ve genişliği 2 m.lik kale yolu sokak zirveye doğru yükselir. Ancak sokağın her iki tarafında yer alan evlerin planları ve yönleri farklılıklar gösterir. Tepenin eğimine göre yolun üst tarafındaki evlerin tabanı 80 cm. üstünde, alt taraftakiler ise 80 cm. altında yapılanmıştır. Olasılıkla bu evlere merdivenle girilip çıkılmaktadır.

Geç (Top) Kalkolitik (M.Ö. 4300) Bakır Taş çağı
Takip eden tabakalarda tahkimat, en azından yamaçlar üzerindeki duvarları desteklemek için yapılan istihkâmlar ile devam etmiştir.
Bu tabakalar, Yumuktepe’deki son Yakın Doğu etkili mallar olarak açıklanabilir. Daha sonra yerlerini Troia ve Beycesultan gibi batı Anadolu merkezlerinin (belki de Yumuktepe’de gelişen yeni metalürji endüstrisi sayesinde) kültürel özelliklerine bırakırlar.

ERKEN PREHİSTORİK (Tarih Öncesi) YERLEŞMELER DÖNEMİ,
M. Ö. 5000 – 4300
Yerleşimin geri kalanı ise höyüğün eteklerindeki teraslara yayılmıştır.
İlginç olan sitadel (hisar) ile mahalle arasında kale yolu olarak tanımlanabilecek bir sokağın ortaya çıkarılmış olmasıdır.
Sitadelin küçük boyutları, iyi tahkim edilmiş olması, yoğun teraslama faaliyeti ve değişik alanlara uygulanan farklı mimari özellikleri sergiler. Nüfusunun küçük bir bölümüne hizmet veren bir yukarı şehir ile pek özenli olmayan ve daha az standart yapılar arasındaki ayrımı da belirtmek gerekir. Bu durum aynı zamanda daha önceden belirlenmiş sosyal bir ayrımın göstergesidir.
Kalıpla üretilen kerpiçle inşa edilmiş yapılar dikkat çekicidir. Arkeolojik anlamda Yumuktepe kalesi karakteri arzeden bu anıtsal girişli yapı, kazamatlı bir duvara sahiptir. Ancak yukarıda da belirtildiği gibi kale içi alanı (35 m x 40 m) daha küçük boyutlara sahiptir, Bu yerleşke benzeri yapının dışında, tepenin teraslarındaki yapılaşmada kullanılan yapı malzemeleri aynıdır.
Seramikte kalite biraz düşük olup, kalın hamurlu çanak çömlek testi gibi ürünler siyaha çalan renge sahiptir. Ancak bu ürünlerin üzerinde kırmızı siyah dekoratif bezemeler vardır. İri boyutlu küp ve kaplar ise yine kalınca siyah seramik hamurundan üretilmiş olup süsleme yoktur. Diğer tür kaplarda ise ince beyaz bir hamur dikkati çeker. Üzerleri koyu renk boyanmıştır. Bu evre, Mezopotamya kökenli Obeyd kültürü etkisinin zirvesini temsil etmektedir.
Tipik Obeyd üslubunda, kavisli kabartma süslerle bezenmiş çanak çömlekler Yumuktepe’de sıklıkla karşımıza çıkmaktadır.
Metal buluntu yoktur.
Buluntular içinde, iki yanı konik formlu (bikonik) ağırşaklar, üzerinde baskı tekniği uygulanmış çizgi ve noktalı bezemelere sahiptirler.
Taş aletlerdeki değişimi özetlersek: Yoğun obsidiyen sadece yonga ve “pezzi” tarzındadır. Çakmak taşı kullanımı yoğunlaşmıştır.
“Lama” olarak kullanılanlara ağaç ve kemik saplar, taş aletlere ise boynuz saplar takılmıştır.
Silah ve mızrak ucuna rastlanamadı.
Kale içindeki mekânda yığılı olarak bulunan çakıl formundaki kil malzemenin sapan taşı olduğu düşünülmüştü. Yeni görüş ise hesap için (Calculator) kullanılmış olmasıdır.
Özellikle seramikler dikkatlice incelendiğinde, hem boyalı (kavisli siyah çizgilere sahip), hem de çakmaktaşı ile işlenmiş çorba kâseleri tipik geç Obeyd çanak çömleği ile tanımlanmaktadır.

Bu Dönem İçin Önemli Son Söz
Mimarlık tarihinde ilk kez donamlı bir kale kentin varlığı saptanır. Bu tartışmasız yapı tekniğinde ilk kez görülüyor.

İSABELLA CANEVA KAZILARI – 3 

BRONZA DOĞRU – Bakır kullanıma giriyor.
Ele geçenler arasında mineral halinde bakır da yoktur. Bu da bize Yumuktepe Kalesi’nde bakırın (izabe yoluyla) üretildiğini düşündürür, Kale içindeki mekânlardan bazılarının alet edavat odası, bazılarını da usta kalfa için ayrıldığını anlayabiliriz. Çünkü iki adet iş ocağı-fırın olabilecek ateşhane de tespit edilmiştir. Belki de kale içi bu işler için yeniden yapılandırılmıştır.
Bu tabakada (M.ö. 4900) yangınlardan sonraki yüzyıllık süre içinde çeşitli yenilenmeler yapılmış olmalıdır. Eldeki bulgulara göre; Yumuktepe’de sosyal, siyasal ve ekonomik olarak radikal değişimler gerçekleşmiştir.
Bu anlamda sosyal olarak hiyerarşik bir düzeni vardır.
Bu ise artık bize Yumuktepe’de bir “devlet” kavramı yapılanmasını yansıtmaktadır.
Anadolu’da Tunç / Bronz Devri üç evreye ayrılır;
Erken Tunç çağı, M.Ö. 3000 – 2000
Orta Tunç çağı, M.Ö. 2000 – 1750
Geç Tunç çağı, M.Ö. 1750 – 1200

ERKEN PREHİSTORİK (Tarih öncesi) YERLEŞMELER DÖNEMİ,
M. Ö. 3000 -1200
XVI. tabakadan itibaren bakır aletler ele geçmeye başlamıştır. Buluntular içinde iğneler ve balta gibi sivil kullanımlı iş ve ev aletleri vardır. Ama süs eşyası ve silah yoktur.
Yine bu süre içinde içkalenin iç alanı küçülürken, eteklerdeki “kale yerleşimi” genişlemiş, adeta kaleye doğru yükselen bir mahalle haline gelmiştir.
Günümüze ulaşan üst kalenin duvarları anıtsaldır. 130 cm. yüksekliğinde duvarları daha kalın olup, üzeri beyaz bir sıva ile kaplanmıştır. Kale mekânlarının zeminleri de kerpiçle döşenmiştir.
Mekânlar içinde seri üretim (aynı ölçüde) olduğu anlaşılan toprak kâseler dikkati çeker. Seramik üretimi adeta endüstrileşmiştir.

D E P A S – Bronz çağını tarihleyen çift kulplu içki kabı
çanak çömlekler teknolojik, morfolojik ve dekoratif karakterleriyle Eski Bronz çağ Dönemi’nin, Batı Anadolu ve Kapadokya ile ilişkilerinin bir kanıtı gibidir. İşlevsel anlamda ise şarap gibi, yeni tüketim ihtiyaçlarını yansıtmaktadır.
Aynı zamanda Eski Batı Anadolu Bronz Çağı’nda ortaya çıkan yeni “kültürel ve ticaret gereksinimlerini” karşılaması ile bağlantılıdır. Troya malı çift kulplu “depas” seramiğinin III. Binyıl’da tüm Kilikya bölgesinde ele geçmesi bunun kanıtıdır.
III. Binyıl Yumuktepe’nin (Kilikya bölgesi kapsamında) Batı Anadolu ile aynı zamanda deniz yoluyla yapılan yeni bir “kültürel değiş tokuşun başlangıcı” olarak yorumlanabilir.
Kilikya, Yumuktepe bağlamında; deniz bağlantısıyla Ege’den Kıbrıs’a, Suriye ve aşağı ile yukarı Fırat vadisine bir köprü görevi üstlenmiş görünmektedir.
Bu dönemde Yumuktepe ve Kilikya bölgesi Hitit Krallığı’na bağlanır. Son dönem Yumuktepe kazılarında ortaya çıkarılan yapılar, Hititler’e ait başka yerleşmelerdeki yapılarla eşleşmektedir. Bu döneme ait bir sur duvarı ortaya çıkarılmıştır. Bu duvar taş temeller üzerinde, kerpiç bloklarla yükselir.
IV. Binyılda Yakın Doğu’da etnik devletler ve şehirlerin ortaya çıkması bu değişimin başlıca nedeni olarak değerlendirilmelidir. Mezopotamya’daki şehirleşme olgusu ve gelişen ticaret ağı, bölgeler arası ilişkiyi geliştirmiştir.
IV. Binyıl’da Anadolu dağlarındaki obsidiyen yanında, zengin maden yatakları ile ağaç ve mermer ticareti bunun önemli bir göstergesidir.
Sonuç olarak, III. Binyıl’ın ikinci yarısında Kilikya’nın Ege, Kıbrıs, Anadolu kıyıları arasında stratejik bir rol aldığı söylenebilir.
Mekânların düzenleniş biçimi ile yine ele geçen bir “ok ucu” yapının askeri bir garnizon olasılığı düşüncesini pekiştirir.

Bu dönem için önemli son söz
Metalürjinin başlangıç yeri olarak Yumuktepe şimdilik ilk sırada görülüyor. Yumuktepe, Gözlükule ile birlikte; izabe yoluyla bakır üretimi ilk kez saptanıyor.

İSABELLA CANEVA KAZILARI- 4

DEMİR ÇAĞI
III. tabaka M.Ö. 6. ve 7. yüzyıllara, IV. tabaka ise 8. yüzyıla tarihlenir.

DEMİR ÇAĞI TABAKALARI, M. Ö. 1150 – 500
Demir çağ tabakalarına ait küçük buluntular var. Ayrıca mimari buluntulara rastlanır.
Orta çağ yapılarının hemen altındadır.
Höyüğün III. tabakasında M.Ö. 550 – 530 yıllarına tarihlenen kyliks bantlı seramik örneği önemlidir.
Kıbrıs tipi seramik fırını bulundu.
Kıbrıs tipi çanak – çömlek buluntusu var.

Bu Dönem İçin Önemli Son Söz
Demir çağı, henüz daha tam aydınlatılamayan bir dönem!

İSABELLA CANEVA KAZILARI – 5

ORTA ÇAĞ
Höyüğünün zirvesinde Ortaçağa tarihlenen XI. ve XIII. yüzyıllara ait buluntular var. Başlıcaları apsisli bir kilise binasına ait yapı temel kalıntıları ile buna bitişik bir şapel yapısıdır.
Yine XI. yy. başlarına tarihlenen yapı atındaki mimarlık örneği, birbirine bitişik küçük mekânlardan oluşur. Temel seviyesinde, kaba ve özensiz işçilikli duvarlar, birleştikleri köşelerde sütunçelerle güçlendirilmiştir.
Aynı döneme ait 90 santimetre uzunluğunda demir kılıç bulundu.
Devşirme mimari elemanlar, moloz taşlar ve kapı açıklıklarına dikine yerleştirilmiş büyük kalker bloklar bu dönemin mimari karakteristiğini betimler.
XI. yy. başlarına tarihlenen yapı katı mekânlarının, aynı yüzyılın ortalarında işlik ve depolama mekânlarına dönüştürüldüğü anlaşılmaktadır.
Şapel, kuzeyden kiliseye bitişik olduğundan kilisenin in situ olarak günümüze ulaşabilen güney duvarı, şapelin kuzey duvarını oluşturmaktadır. Kilisenin şapele göre daha yüksek bir kotta, şapelin ise daha derinde olduğu görülmektedir.
Mezar şapelinin olduğu alana XI V. yy.’a değin kilise ve şapelin duvarlarının yıkılmasından sonra bile çok sayıda gömü yapılmıştır. Belli ki daha geç bir tarihte şapelin kuzey duvarı sökülmüştü. Şapelin içinde badem biçimli kabartma yüzeyli, arkada iki ince tel bölümü bulunan bronz ve demirden yapılmış toka ele geçmiştir.
Kilisenin içinde yer alan kuzeybatıdaki paye kaçak kazı yapanlar tarafından tahrip edilmiş, sökülen taşları çevreye dağıtılmıştı. Bunlar temizlendikten sonra, birkaç evre gösterdiği önceki yıllarda belirlenmiş olan payenin en alt seviyesinde, kilisenin ilk inşa edildiği döneme ait dikdörtgen prizması şeklindeki yassı taş kaidesi ortaya çıkarılmıştır.
Yine önemli bir buluntu olan, bir ocak içinde ele geçen altın ve elektron sikkeler keşfedilmiştir.
Bizans Dönemi’ne ait X. Konstantin (1059-1067), elektron sikke ile diğeri Mikhail Dukas (1071-1078) dönemine ait sikkeler olduğu anlaşılmaktadır. Bu grupta ele geçen altın sikkelerden birisi Fatimiler’e, diğeri Büyük Selçuklular’a ait iki altın sikkedir.
Aynı alanda XI. yy.’a tarihlendirilen yapı katında, büyük olasılıkla Roma Dönemi’ne ait iyi kalite pişmiş topraktan yapılmış Tanrıça Athena’nın iyi korunmuş bir büstü ele geçmiştir.
Höyüğün zirvesinde yer alan, XI. yy.’a tarihlendirilen ve 2005 yılında apsis bölümü belirlenen kilisenin mezar şapelinin iç kısmının genişliği 2.10 metredir. Bu şapelin güney duvarı da tıpkı kilisedeki gibi, duvar taşlarının büyük bir kısmı tamamen sökülüp alınmıştır.
Bu nedenle kilise planı, sadece duvarların temel izlerinden çizilebilir.
Kilisenin ve şapelin temelleri, Demir çağı tabakasının içine açılmış olduğundan kazılar sırasında bol miktarda Demir çağı seramiği de ele geçmiştir.
Duvarların temellerine blokaj olarak çakıl taşı serilmiştir. Duvarlarda kireç harcı kullanıldığından, oluşan renk farklılığından dolayı duvarların yaklaşık bir metre kalınlığındaki temel çukurları kolayca ayırt edilebilmektedir.
Kilisenin doğusundaki, kuzeye doğru hafifçe yükselen çakıl ve harç dolguyla düzleştirilmiş yolun yaklaşık -20 cm. altında, bu yoldan daha erken bir döneme ait bir yol kalıntısı daha ortaya çıkarılmıştır. Şapelin apsisi bu yolun üzerine daha sonraki bir tarihte inşa edilmiş olmalıdır.
Şapel ile kilise apsisini birlikte görmek için, kazı kuzey yönde genişletildiğinde, iki apsis arasında etrafı daire oluşturacak şekilde bir sıra taşla ve üzeri yassı delikli bir taş plakayla örtülmüş büyük boyutlu bir depo küpü bulunmuştur.
Höyük zirvesinin kuzeyinde, önceki yıllarda yapılan kazılardaki sikke ve diğer buluntular sayesinde XII. yy.’ın ikinci yarısına tarihlendirilmesini sağlayan, depo mekânları ortaya çıkarılmıştır.
Bu tabakalarda ele geçen buluntulardan en önemlileri ise ekmek damgalamak için kullanılan mühür buluntularıdır.
Bu alanda diplerine dere çakıl taşları serili ya da kum ve kireç harcıyla etrafları sıvanmış depo küplerine ait çukurlar sıralanmaktadır.

Bu dönem için önemli son söz
Yumuktepe, Roma imparatorluğunun ilk zamanlarında artık Zephyrium adlı bir limandı,
Ne var ki, deniz kıyı çizgisinin güneye kayması ve 10 km kadar güney batıdaki Soli/Pompeiopolis kentinin deniz ticaretini ele geçirmesi Yumuktepe’nin gerilemesi sonucunu doğurdu.
Yumuktepe daha sonraki dönemlerde liman olarak önemini kaybetti, Ancak kalenin Orta Çağ’a kadar kullanıldığı anlaşılıyor.

İçel Sanat Kulübü XVII. Arkeoloji Günleri Bildirileri’nden alınmıştır.

Biyografik Bilgi

scroll to top