Ömer ÖZGEN
(İçel Sanat Kulübü Danışma Kurulu Başkanı Ömer Özgen’in Erdal Şenel’in Cenaze Törenindeki Konuşma Metni) Değerli Dostlarımız, Bugün gerçekten çok zor ve üzüntülü bir günümüzü yaşıyoruz. Değerli ağabeyimiz Erdal Şenel’i kaybettik, ona son görevimizi yapmak için burada toplanmış bulunuyoruz..
Sevgili Erdal Ağabeyimizle, ATAŞ’ta genç bir mühendis olarak işe başladığım 1974 yılında tanışmış, birlikte 1981 yılına kadar aynı işyerinde çalışmıştık. 1989 yılında İSK kuruluşundan bu yana yine aynı ortamda birlikte olma ve çalışma fırsatını tekrar yakalamıştım.
Erdal Ağabeyimiz binlerce on binlerce insanı tüm Türkiye’de gezdirmiş bizlere doğayı ve bu çevreyi sevdirmiş bir anlamda bize kaliteli bir yaşamın sırlarını vermişti. Kulübümüzün gezi kolunu kurmuş, kurumsallaştırmış ve yerini alacak insanları yetiştirmeyi başarmıştır. Şu anda İSK’da en iyi işleyen ve gelişen etkinliklerimizin başında gezilerimiz gelmektedir.
Şunu da duyurmaktan çok mutlu ve müsterihim; Erdal Ağabeyimiz sağken İSK olarak İFAD ile birlikte, Nisan 2004 ayı içerisinde onun onuruna doğa ve doğa sporları konusunda başarılı bir ulusal fotoğraf yarışması düzenledik. O Mersin için, Türkiye için hatta insanlık için önemli bir kayıptır. Anısını yaşatmak için gerekeni yapacağız bunlar onun bir büstünü dikmek, bir sokağa adını vermek olabilir.
Kendisine ulu Tanrıdan rahmet diliyor kederli ailesinin acısını paylaşıyoruz. Hepimizin başı sağ olsun.
Semihi VURAL
Erdal Şenel uğurlanmış. Ben göremedim. Oysa gitmeden önce bir şeyler söylemek isterdim Erdal Ağabeye. Ona teşekkür etmek isterdim. Herşeyin Babil’de başladığını ondan öğrenmiştik. İşte asıl her şey Mersin’de Onunla başladı. Çevre bilincimiz onunla başladı. Doğa sevgimiz onunla. Arkeoloji dersleri onunla. Ağaçları o tanıttı bizlere, suyu, toprağı, yürümeyi o öğretti hepimize.
Öğretemedikleri de vardı. Ağaçlara ters tırmanmayı bile gösterdi ama yapamadık. Kin gütmemeyi de öğretemedi bizlere. Otobüste mısır yememeyi de öğretemedi. Ama olsun hiç olmazsa otobüste yememeyi, içmemeyi öğretti.
Dağcı mıydı, avcı mıydı, dalgıç mıydı? Sanatçı desen hiç değil! Peki O ne anlardı mimarlıktan. Ölçü, metre, para bilmezdi ki… Peki nasıl yapmıştı o Harçgediği’ndeki örnek alamadığımız, sahip olmadığımız, muhteşem dağ evini. O kartal yuvasını, kayalıklardaki…Ziraatçı miydi Erdal; bahçedeki doğal hayatı nasıl korumuştu bir botanik bahçesi misali.. Hem de yaban domuzlarını avlayıp bizlere av etini ikram ederek!
1960’larda Mersin’e vali olan Hancıoğlu’na Soli/Pompeipolis ören yerindeki antik sütunları anlatmış onlara sahip olmamız gerektiğini, hele Yumuktepe’nin korunması için önlem alınmasını söyleyince tepe üzerine gazino yapılmış, ağaç dikilmişti. “Valim böyle olmaz” dediyse de dinletememiş. Bütün bunlardan sonra bir de ihbar edilmişti, antika bilgisinden ötürü. Antika kaçakçısı oluvermişti.
Oysa zaten Erdal bey eşi Eliza ile birlikte Anadolu kültür elemanlarını topluyordu. Küçücük evlerini herkese açık bir müze gibi donatmışlardı. Kitaplarının pek çoğunu dostlarına dağıtmıştı Eliza’nın son günlerinde. Ve Eliza’nın, kırmızı ağırlıklı elbiselerini Üniversitenin Tiyatro Bölümü öğrencilerine verilmek üzere ayırmıştı. Ama şapkalarını emanet edecek kişiyi doğru seçti…
Kütüphanesinden hep yararlandık. 1993 yılında Yumuktepe kazısı başladığında orijinali Türkiye’de sadece Eliza’da olan “Prehistorik Mersin” kitabının kopyalarını kazı ekibine ulaştırdı. 1998’de “75. Yılında İçel için yine onların kapısı çalınmıştı aynı kitap için.
Erdal Şenel için bir kitap yapmalı asıl. Geçen yıl Fazıl Tütüner, Erdal Şenel’in bir “heykelinin” yapılmasını önermişti. En eski Mersinli odur gerçekten. Mersinlilere Mersin’i tanıtan, bizlere Mersin’i öğreten Erdal Şenel’dir. İçel Sanat Kulübü kurulmadan çok önceleri “o” Dağ-Tenis Kulüplerinin kurucusu, ilk projelerini yaptıran, rehber, öğretmen ve gerçek bir aydın kişi idi…
Erdal Ağabey hani bize gelip de, “Merhaba Gençler” deyişin yok mu? İşte en çok da onu özleyeceğim. Işık içinde uyu. Kaybın doğayı üzmüş olmalı…
Mehmet Ali SULUTAS
İnsanın ana rahmine düştüğü anda başlayan yolculuğu, toprağa dönünceye kadar sürüyor. Ondan sonraki yolculuk ise kutsal bir sonsuzluk…
Erdal Şenel de geldi, hanın doğu kapısından girdi; ağladı, güldü, güldürdü, gezdi, gezdirdi, kısacası, yaşadı ve yaşattı. Aynı hanın batı kapısından çıkıp giderken de vadesi ölüm olan yaşam çekini harcayıp rahatladı… Kader arkadaşı Muzaffer Erol Gez’in deyimiyle, “Geldiği yere dönüp gitti”…
Mersin’de 1988’de, İçel Sanat Kulübü’nün ve Olcartur Seyahat Acentası’nın temelleri atılırken tanıdım onu. Benim Mersin’e yerleşmeme önayak olan Erdal Şenel ile bu iki oluşum sırasında işbirliği yaptık. Turistlerle ilgilenmeye ve turlara çıkmaya başladık birlikte. Gezi sevdasını ve zevkini birlikte aşıladık Kulüp üyelerine. Ayda bir başlatılan gezilerin her haftaya ve hatta aynı hafta sonu birkaç gezi düzenlenecek düzeye ulaşılmış olması mutluluk verirdi kendisine. Bizler de öyle, kıvanç duyuyoruz gezi kültürümüzün gelişmiş olmasından.
Onun öncülüğünde birkaç kez kayak sporu yaptık, doruklara tırmandık. Deniz sporuna katılamadığımız için üzülürdük. İnsanların kötü alışkanlıklardan soyutlanıp iyi ve yararlı ilke ve güzellikler kazanmaları için çabaladı durdu hep. Gezilerde, zamana uymanın ne kadar önemli, gereğinden fazla yiyecek taşımanın ne kadar anlamsız olduğunu vurgulardı. Gezilerin birinde, tencereyle dolma getirenler olmuştu da adeta çıldırmıştı…
Yediği kadar yakar, yakacağı kadar yerdi. En azla yetinir, yemekler arası abur cubur yemez ve bu alışkanlığı herkese kazandırmaya çalışırdı. Yemekten sonra en az yarım saatlik bir süre sıvı bir şey içmez, özümleme sırasında mide ve bağırsakların kafasını karıştırmak istemezdi. Sigaranın zararlarını anlatır, yararlı bilgiler aktarır, önerilerde bulunurdu, bıkıp usanmadan. Kısacası, gezi kültürünün gelişmesinde yadsınamaz katkıda bulundu.
“Günaydın hanım kız!”, “Ne haber delikan?” içerikli, gülücüklerle bezenmiş selam verişi hepimizin gözünde parıldıyor, kulaklarımızda çınlıyor. O bizlerin ağabeyi, çocukların amcası, rahmetli Kızılderili sevgili eşi de Elisa teyzesiydi. Cumhuriyet Gazetesi, İçel Sanat Kulübü, Time ve National Geographic dergilerini okumak vazgeçilmez tutkularıydı. Deniz kabuklarından oluşan koleksiyonları vardı. Çektikleri fotoğraflan ve saydamları özenle belgeler, fazla baskılar yaptırarak fotoğraf içinde olanlara armağan ederlerdi…
Değişik dinlerin buluştuğu Mersin Mezarlığı’nda, ana girişe yakın sol tarafta 70834 kapı numaralı ‘ebedi istirahat evi’ne doğru ilerlerken, Yahya Kemal Beyatlı seslendi bize: “Geçtik hepimiz dört nala cennet kapısından / Gördük ebedi cedleri bir anda yakından”…
Erdal Şenel’in hem bireysel yaşamı, hem de yeniden kavuştuğu sevgili eşi Elisa ile olan birliktelikleri ve ürettikleri irdelenmeye değer doğrusu. Sağlıklı yaşamın, paylaşımın, doğanın, insanlığın değerini anlamak adına… İçel Sanat Kulübü Aylık Bülteni 2004/130.Sayısından Alınmıştır. Erdal Şenel’in günübirlik gezilere ilişkin bir yazısı için bu satırı tıklayınız.






